<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?> 
 <rss version="2.0">
 <channel>
	  <title>Fıkra Masası</title> 
	  <link>www.fikramasasi.com</link> 
	  <description></description> 
 	  <language>utf-8</language> 
	  <copyright>Copyright Fıkra Masası</copyright> 
	  <lastBuildDate>Sat, 05 Apr 2008 13:00:39 GMT</lastBuildDate> 
	  <docs>www.fikramasasi.com/rss.xml</docs> 
    <item>
  <title>Temeli Sağlam Fıkralar 8</title> 
  <pubDate>Sat, 05 Apr 2008 13:00:39 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.fikramasasi.com/yazi/temeli-saglam-fikralar-8 </link>
  <guid> http://www.fikramasasi.com/yazi/temeli-saglam-fikralar-8 </guid>
  <description>351. Merak
Çok kalabalık bir belediye otobüsünde yolculuk eden Temel&apos;in ayağına iri yarı bir adam basar... Nasırı acıyan Temel, adama sorar: “Ula uşak, sen nerelisun?” Adam, Temel&apos;e bakar, nereli olduğunu söyler ve sonra da sorar: “Niye sordun?” Temel, “Hiç...” der, “Bu cins ayular hangi memlekette yetişur diye merak ettum da!..” (Cansu ...)

352. Devekuşu
Temel Avustralya’ya devekuşu avlamaya gidiyor. Orada malzemelerini hazırlayıp maceraya atılıyor. Bir virajı dönünce bakıyor 10-15 tane devekuşu. Hemen arabayı durduruyor, silahını doğrultuyor. Devekuşları silahı görünce ürkerek kafalarını kuma gömüp akıllarınca saklanıyorlar. Temel etrafa bakıyor ve kendi kendine sinirli sinirli soruyor: “Ulan nereye gitti bu hayvanlar?..” (Cansu ...)

353. Temel.net
Temel iş için başvurmuş. “Önce bilgi testinden geçmen gerek.” demişler ve sormuşlar:
- Internet ne demektir?
- Işe ciremedum temektur. (Cansu ...)

354. Tıp
Temel oğlundan gururla söz ediyordu:
- Uşağım hala tıp fakültesinde!..
- Sahi mi? Hangi alanda uzmanlık yapıyor?
- Oğlum değil... Doktorlar oğlumun üzerinde uzmanlaşmaya çalışıyorlar. (Cansu ...)</description> 
  <category>Üst Çekmece</category>
  </item><item>
  <title>Evlilik Fıkraları 4</title> 
  <pubDate>Thu, 05 Apr 2007 19:53:56 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.fikramasasi.com/yazi/evlilik-fikralari-4 </link>
  <guid> http://www.fikramasasi.com/yazi/evlilik-fikralari-4 </guid>
  <description>151. O karışmaz
İki Fransız kadın konuşurlar:
- Peki, başkasından hamile kalmana kocan kızmadı mı?
- Kızmadı. O prensip sahibidir, başkasının işine karışmaz.

152. Randıman alamadım
Altı aylık gelinin ağrımadık yeri yoktu. Şikayetleri anlatmakla bitmeyince genç damat müdahale etti: “Yani doktor bey... Kısacası, ben bundan hiç randıman alamadım!..”

153. Hakaret
Kadın bebeğiyle otobüse binerken otobüs şöförü kendini tutamayıp şöyle demiş: “Aman tanrım!.. Ne kadar çirkin bir bebek!..” Kadın sinirle biletini kutuya atmış, en arka tarafa geçmiş, bir adamın yanındaki boş yere oturmuş. Adam dönmüş kadına;
- Özür dilerim. Acaba az önce şöförle aranızda ne geçti?
- Büyük bir terbiyesizlik etti. Hakaret... 
- Bir kamu görevlisi insanlara hakaret edemez. Suç teşkil eder. 
- Doğru. Gideyim de şunu bir azarlayayım. 
- Merak etmeyin, ben maymununuza göz kulak olurum... 

154. Menopoz
65 yaşlarındaki bir bayan doğum yaptı. Hastaneden eve döndüğü gün eş dost ziyaretine gelmişti. Gelenler biraz sohbetten, hal hatır sorduktan sonra bebeği görmek istediler. Anne “Şimdi olmaz, belki birazdan!” dedi. Sohbet sürdü ve yarım saat kadar sonra misafirler tekrar bebeği görmek istediler. Anne, yine “Şimdi olmaz, belki biraz sonra’” diye yanıt verdi. Sohbet 10 dakika kadar daha sürdükten sonra misafirlerden biri bu kez sabırsızlıkla “Bebeği şimdi görebilir miyiz?” diye sordu. Anne, “Şimdi olmaz, bebek ağlayınca!” diye cevap verince misafirler meraklı ve şaşkın, “Neden ağlayınca?” diye sordular. Yaşlı anne, en doğal haliyle “Çünki bebeği nereye koyduğumu unuttum!” diye mırıldandı...

155. Yöntem
Avukat, müvekkiline telgraf çekti: &quot;Başınız sağolsun. Karınızın gömülmesini mi, mumyalanmasını mı, yoksa yakılmasını mı istersiniz?&quot; Ertesi gün cevap geldi: &quot;Emin olmak isterim. Her üçü de yapılsın!..&quot;

156. Hava
Ölümden sonra yeniden dirilişe inanan iki sevgili birbirlerine söz vermişlerdi. Hangisi önce ölürse, öteki tarafından &quot;çağrıldığında&quot; hemen gelecek ve kendisine sorulan her soruyu doğru olarak yanıtlayacaktı. John öldükten birkaç ay sonra sevgilisi Martha, birbirlerine verdikleri bu sözü anımsadı ve John&apos;un ruhunu çağırdı, onunla konuşmaya başladı: &quot;Birbirimize verdiğimiz sözü anımsıyorsun değil mi, John?&quot; dedi. &quot;Bana oralar hakkında biraz bilgi vereceksin, değil mi?&quot; John tane tane anlatmaya başladı: &quot;Burada bulut denen şey yok, gök her gün masmavi, güneş her zaman pırıl pırıl, öğleden sonraları tatlı bir meltem esiyor, geceler ise sımsıcak...&quot; Martha, biraz daha ayrıntı öğrenmek istedi. John, herşeyi çekinmeden anlattı: &quot;Sabahları saat onbirde uyanıyoruz... Nefis bir kahvaltıdan sonra plaja gidiyoruz... Önüm, arkam, sağım, solum, dünyanın en güzel kadınlarıyla dolu... Tümü üstsüz olarak dolaşıyor ya da yatıp güneşleniyor. İçlerinden gözüne çarptıklarım, kendilerini tutamıyorlar, ya başımı ya da vücudumun başka bir yerini okşuyorlar ve bana çok çok güzel şeyler söylüyorlar... Kimileri daha ileri gidip, bana sarılıyorlar, beni kucaklıyorlar... Öğle yemeğinden sonra özel odalara çekilip, bir iki saat şekerleme yapıyoruz... Sonra da harika bir gece yaşamına başlıyoruz. Gece de, gündüz de aşk ve eğlence içinde burası...&quot; Martha bir yandan kendini frenleyip, kıskançlığını belli etmemeye çalışırken, bir yandan da hafif bir öfkeyle mırıldandı: &quot;Bizim cennet diye bildiğimiz, meğer böyle bir yermiş, ha?&quot; John birden sesini yükseltti: &quot;Sana cennetten söz eden kim?&quot; dedi. &quot;Ben şimdi şirin bir fino köpeğiyim ve şu anda sahibim bayanla Miami&apos;de tatildeyiz...” (Betül Gürler)

157. Bebek
Hastanede bir erkek bebek doğar. Bebeğin hiçbir fiziksel kusuru yoktur ama bir sorunu vardır; doğduğu andan beri sürekli kahkahalarla gülmektedir... Anne ve babası şaşkın şaşkın bakarlar. Hemşireler ve doktor da bir anlam veremezler. Bebek katıla katıla gülmektedir, gözlerinden yaşlar gelmektedir. Derken pediatriden biri gelir ve parmaklarının tam olup olmadığını görmek için bebeğin sımsıkı yumruk olmuş avucunu açar. Bebeğin neden bu kadar güldüğü ortaya çıkar... Bebeğin avucunda bir doğum kontrol hapı vardır.

158. Haber
- Sana bir iyi, bir de kötü haberim var Hamdi.
- Önce iyiyi söyle o zaman.
- Oğlum, hani 2 aydır abazandım ya... O olay bitti.
- He he he... Sevindim abi. Kötüsü ne peki?
- Karın seni aldatıyor!

159. Mafya babası
Mafya babası sevgilisinin evine gidecek... Kadın evli... Adamlarına diyor ki, “Gidin bir bez ayarlayın, pencerenin altında açın... Kadının kocası aniden gelirse pencereden atlayacağım.” Adamları “Başüstüne!” deyip gidiyorlar. Bir süre sonra kapı çalıyor, patron paldır küldür pencereden aşağı atlıyor. Kadın gidiyor kapıyı açıyor.. Kapıdaki patronun adamlarından biridir. Kadın “Hayrola?” diye sorunca, adam, “Patrona söyler misiniz, bez bulamadık da!..”

160. Baba 
Adamın biri askere gitmiş 2 çocuklu... Eve dönmüş bir bakmış ki masada 3 çocuk!.. Bağırıp çağırmaya baslamış: &quot;Abovv... Ula kaltak! Bu çocuk ner&apos;den çıkmıştır? Bizim iki çocuğimiz vardi, bu çocuk benim değildir!..&quot; Karısı gayet sakin: &quot;Eeee, sana baba mi diyir? Oturmuş yoğurdini yiyir!..&quot; (Yusuf Akçura)</description> 
  <category>Üst Çekmece</category>
  </item><item>
  <title>Din, Din Adamı Fıkraları 2</title> 
  <pubDate>Wed, 04 Apr 2007 22:21:27 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.fikramasasi.com/yazi/din-din-adami-fikralari-2 </link>
  <guid> http://www.fikramasasi.com/yazi/din-din-adami-fikralari-2 </guid>
  <description>051. Yıldönümü
Katolik mahallenin papazı, o kiliseye gelişinin 25. yıldönümü şerefine verilen bir yemeğe davetliydi. Onuruna bir konuşma yapması için kasabanın ileri gelenlerinden bir politikacı seçilmişti. Aynı zamanda bir kongre üyesi olan politikacı trafik nedeniyle yemeğe geç kalmıştı. Herkes sıkıntıyla beklerken papaz bir konuşma yaparak sessizligi dağıtmak istedi. ”Bildiginiz gibi, günah çıkarırken söylenenler asla açıklanmaz...” diye başladı papaz, “... ancak size burada duyduğum ilk itirafi anlatmak istiyorum. Tabi kim olduğu hakkında bir ipucu vermeyeceğim, ama bu kasaba hakkındaki ilk izlenimlerimi anlatmak için bahsetmek istiyorum. 25 yıl önce buraya ilk geldiğimde bana günah çıkarmak için gelen ilk kişi yüzünden buranın korkunç bir yer olduğunu düşünmüştüm. Bu kişi bana bir TV çaldığını, yolda onu durduran polisi öldürdüğünü, zimmetine para geçirdiğini ve patronunun karısıyla ilişkisi olduğunu itiraf etmişti. Şaşkına dönmüştüm! Fakat zaman geçtikçe onun buradaki en kötü insan olduğunu ve kasabanın geri kalanının son derece iyi, namuslu ve dürüst insanlardan oluştuğunu anladım ve burada kaldığım için çok mutluyum.” Papaz konuşmasını tam bitirmişti ki, politikacı kan ter içinde yemeğe yetişti. Herkesten özür diledi ve hemen konuşmasına başladı; ”Sevgili papazımızın buraya ilk geldiği günü hiç unutmam. Aslına bakarsanız, kendisine ilk kez günah çıkarmak şerefi de 25 yıl önce bana ait olmuştu!..”

052. Yorum yok
Papaz ölmek üzere olan adamın üzerine eğilerek; “Ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lanetle“ der. Ancak adamdan ses çıkmaz. Papaz gene; “Ölmeden önce şeytanı ve kötülüklerini lanetle!” Ama adamdan ses çıkmaz. Papaz iyice kızmış bir şekilde; “Neden şeytanı ve kötülüklerini lanetlemiyorsun be adam?” Adam fısıldamış, “Nereye gideceğimi bilmeden kimse hakkında yorum yapmak istemiyorum...”

053. Soru sorma teknikleri
İki arkadaş, sigara içerken İncil okunup okunmayacağı konusunda tartışmaya baslamışlar. Sonuç alamayınca Papa&apos;ya sorup izin almaya karar vermişler. Papa&apos;nın yanına gidip sırayla sormuşlar. “Papa Hazretleri, ben İncil okurken canım sigara içmek istiyor. İçebilir miyim?” Papa&apos;nın cevabı: “Oğlum İncil okunurken tanrıyla ilgilenmen lazım. Tanrıyla ilgilenirken de dikkatin dağılmaması lazım. O nedenle, İncil okurken sigara içilmez.” İzin alanın sorduğu soru ise; “Papa hazretleri, sigara içerken canım İncil okumak isterse okuyabilir miyim?” Papanın cevabı ise; “Oğlum, her nerede ve ne koşulda olursan ol, İncil okuma isteği duyarsan okuyabilirsin.” İşte, almak istediğiniz cevaba ve onaya göre soru sorma teknikleri!.. (Betül Gürler)

054. Şans
Bill kilisenin en geri zekalı görevlilerinden biriymiş. Papaz kovmadan önce son bir şans daha tanımak istemiş. &quot;Bana bak!..&quot; demiş, &quot;... konuşmamın sonunda &apos;Melekler mumları yakınca mabet ışıldamış&apos; dediğim anda arkamdaki bütün mumları yakacaksın ve koro başlayacak!.. Tamam mı?&quot; Bill başını sallamış ve hata yapmamak için bütün gece dua etmiş. Ertesi gün kilise tamamen doluyken papaz konuşmasının sonunda sesini kalınlaştırıp &quot;Melekler mumları yakınca, mabet ışıldamış!&quot; demiş ve göz ucuyla bakmış ki mumlar yanmıyor... Tekrar sesini daha da yükseltip &quot;Melekler mumları yakınca, mabet ışıldamış!&quot; demiş... Arka taraftan Bill&apos;in ince sesi duyulmuş, &quot;Ama zangoçun köpeği de kibritlere işemiş!..&quot;

055. Günah
Kadının biri hayatından bezmiş vaziyette imama gider ve sorar;
- Hocam kocamı bir doktorla aldatırsam ne kadar günaha girerim?
- Çok günaha girersin kızım... Sakın yapma!..
- Peki bir mühendisle aldatmak istesem ne kadar günaha girerim?
- Eh be kadın!.. Çok günaha girersin!..
- Peki bir imamla aldatsam n&apos;olur?
- Senin canın cennete gitmek istiyo&apos; galibaaa!.. (Berna Onbaşı)</description> 
  <category>Üst Çekmece</category>
  </item><item>
  <title>Berlusconi Fıkraları</title> 
  <pubDate>Tue, 03 Apr 2007 19:45:08 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.fikramasasi.com/yazi/berlusconi-fikralari </link>
  <guid> http://www.fikramasasi.com/yazi/berlusconi-fikralari </guid>
  <description>Birçok Avrupalı liderin yaka silktiği İtalya Başbakanı Berlusconi fıkralara malzeme oldu. İtalyan Espresso dergisi Başbakanı &quot;aptal&quot; gibi gösteren 100 fıkrayı yayınlayarak tarihe geçti. Berlusconi&apos;nin dergiye vereceği cevap merak konusu. Şu anda tüm Avrupa, İtalya Başbakanı Silvio Berlusconi&apos;yi konuşuyor. &quot;Mülteci gemilerini toplarla batıralım&quot; gibi radikal fikirleri olan Berlusconi, en çok Fransız ve İngiliz basınına malzeme oluyordu. Kendi basını da Berlusconi&apos;ye cephe almaya başlarken, haftalık Espresso dergisi yapılabilecek en radikal yayıncılığı yaptı ve Başbakanı &quot;aptal ve para düşkünü&quot; gibi gösteren 100 fıkrayı kapak konusu yaptı. Berlusconi&apos;nin kendini &quot;en zeki insan&quot; gibi hissetmesi, kendisini tanrı ile kıyaslaması fıkraların temel konuları. (Yasemin Taşkın)

* * *

001. Berlusconi otoyolda 
Otoyolda çok uzun bir kuyruk vardır. Bir otomobil sahibi sinirlenmeye başlar. Pencereyi açar ve &quot;Ne oluyor?&quot; diye bağırmaya başlar. Cevap &quot;Bir grup terörist Berlusconi&apos;yi rehin aldı. Serbest bırakmak için 10 milyon dolar istiyorlar. Aksi takdirde üzerine benzin döküp yakacaklarını söylediler. Bir araya geldik gerekeni yapıyoruz&quot; olur. Kızgın sürücü, &quot;İyi, ne kadar topladınız?&quot; diye sorar. Yanıt kısadır: “50 litre süper benzin, bir de çakmak!” 

002. Berlusconi, Türk Başbakanla 
Başbakan Berlusconi, Hint ve Türk başbakanlarıyla kaybolur. İleride bir çiftlik gören Berlusconi çiftlik sahibinden bir gece kendilerini misafir etmesini ister. Çiftçi &quot;2 yatak var. Bir kişi ahırda uyuyacak&quot; der. Hintli Başbakan &quot;Ahırda yatarım&quot; der. Bir süre sonra kapı çalınır. Gelen Hintli Başbakandır. &quot;Ahırda inek var. Dinimin kutsal saydığı bir hayvanla aynı yerde yatamam&quot; der. Bu kez Türk başbakan &quot;Ahıra ben gidiyorum&quot; der. Bir süre sonra kapı yeniden çalınır: &quot;Türk başbakanıyım, ahırda domuz var. Benim dinimin pis saydığı bu hayvanla aynı yerde uyuyamam&quot; der. Berlusconi &quot;Ahıra ben giderim&quot; diye kalkar. Misafirler yatar, bir süre sonra yine kapı kuvvetli bir sekilde çalınır. Çiftlik sahibi &quot;Kim o?&quot; diye sorar. Dışarıdan &quot;Biz inek ve domuzuz, ahırda bir .....&quot; diye ses gelir. 

003. Berlusconi bankada 
Başbakan Berlusconi çek bozdurmak için bankaya gider: “Günaydın Sinyorina, bu çeki bozabilir misiniz?” Banka memuresi &quot;Elbette...&quot; diyerek kimlik ister. Başbakan &quot;Yanımda kimlik yok ama ben başbakanım!&quot; der. Memure ısrarlıdır. &quot;Üzgünüm banka kuralı. Kimliğinizi görmek zorundayım!&quot; yanıtını verir. Tartışma devam ederken, bankacı sonunda &quot;Tamam. Siz de Berlusconi olduğunuzu kanıtlayın!&quot; der. Başbakan birkaç dakika düsünüp &quot;Aklıma aptalca şeyler geliyor...&quot; der. Bankacı kız, &quot;Tamam sayın Berlusconi. Paranızı 50&apos;lik mi yoksa 100&apos;lük banknotlarla mı istersiniz?&quot; diyerek güler. 

004. Berlusconi uçakta 
ABD Başkanı George Bush, Berlusconi, Papa ve bir çocuğun olduğu uçak düşmeye başlar. Ancak yanlarında yalnızca 3 paraşüt vardır. Bush, &quot;Ben dünyanın en güçlü ülkesinin başkanıyım&quot; der ve paraşütlerden birini alır. Berlusconi de &quot;Ben dünyanın en zeki adamıyım&quot; der, diğer paraşütü alır. Son paraşüte bakan Papa çocuğa döner ve &quot;Evlat, senin önünde uzun bir hayat var. Paraşütü sen al&quot; der. Gülen çocuk, &quot;Merak etmeyin, sayın Papa. Dünyanın en zeki adamı benim sırt çantamı alıp atladı&quot; der. 

005. Berlusconi&apos;nin yalan saati 
Berlusconi’nin en yakın adamı Emilio Fede, 2048&apos;de ölür. Öbür dünyada cennetin kapısında San Pietro ile karşılaşır. Büyük bir duvarın üstünde saatler vardır. Fede saatlerin ne işe yaradığını sorar. San Pietro &quot;Bunlar normal saat değil, yalan ölçerler. Herkes doğduğunda kendisine öğlen 12&apos;yi gösteren bir saat veririz. Her yalanda bir saat ilerler&quot; der. Fede sorar: Hep 12.00&apos;yi gösteren şu saat kimin?... Cevap, Rahibe Teresa&apos;dır. Çünkü o, hiç yalan söylememiştir. Fede meraktan kudurur: Peki Berlusconi’nin saati nerede?.. San Pietro &quot;O saati kendi büroma koydum. Vantilatör olarak kullanıyorum!&quot; der. 

006. Berlusconi İngiltere&apos;de 
Berlusconi, İngiltere&apos;ye gider. Kraliçe ile birlikte Kraliyet atlı arabasıyla gezmeye başlar. Atlardan biri gaz çıkartır. Çok utanan Kraliçe, Berlusconi’ye döner ve &quot;Özür dilerim...&quot; der. Berlusconi, hafifçe gülerek &quot;Rica ederim. Ben de at yaptı sanmıştım!&quot; der. 

007. Berlusconi hastanede 
Bir gün Berlusconi doktora gider. Muayene sonrası doktor, başbakanlığa 5 bin Euroluk vizite faturası gönderir. Çeki bir mektuba koyan Berlusconi, şu notu düser: “Parayı gönderiyorum ancak bunun çalınmış bir para olduğunu söylememe izin verin...” Doktorun cevabı gecikmez: “Paranın kaynağı konusunda endişelenmenize gerek yok. Çalınmış olduğunu zaten biliyorum!” 

008. Berlusconi bilmeceleri
- Başbakan Berlusconi ve yardımcısı Fini aynı uçaktadır. Uçak düşer. Peki kim kurtulur?
- İtalya!.. 

- Niye Afganlar Ladin&apos;i, İtalya Berlusconi’yi seçti? 
- Afganlar hızlı davrandı, İtalya&apos;ya Berlusconi kaldı...

- Berlusconi çocukken &quot;Ya başbakan ya da hiçbir şey olurum!&quot; demis. Peki şimdi ne olmuş?
- İkisi de... </description> 
  <category>Dünya</category>
  </item><item>
  <title>Nasrettin Hoca Fıkraları</title> 
  <pubDate>Sun, 01 Apr 2007 09:25:26 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.fikramasasi.com/yazi/nasrettin-hoca-fikralari </link>
  <guid> http://www.fikramasasi.com/yazi/nasrettin-hoca-fikralari </guid>
  <description>001. Maya
Hoca eşeği suyun kenarındaki gölgeye çekmiş, kendisi de kenara oturmuş, esrarlı sigarasını sarmış kafayı buluyor. Etrafta kimsecikler yok... Derken bir gürültü... Bir bakmış ki, çoban koyunları göle sulamaya getiriyor... &quot;Bre aman.. Çoban sigarayı görürse felaket... Doğru zaptiyeye gider, bu herif!..&quot; Etrafa bakmış, eşeğin yanına asılı bir bakraç yoğurt... Atmış sigarayı suya... Almış eline bakracı... Kaşık kaşık atmaya başlamış yoğurdu göle... Çoban yanaşmış hocaya;
- Hayrola hocam, göl kenarında tek başına ne yapıyorsun bu saatte böyle bakalım?
- Görmüyor musun? Göle maya çalıyorum!..
- Atma hocam!.. Göle maya tutar mı?..
- Ya tutarsa!..
- Haaa!.. 
demiş çoban.. Almış sürüsünü gitmiş.. Hocayı da almış bir düşünce;
-Bu geveze şimdi bunu önüne gelene anlatır!..
 
002. Niçin
Cimri ve de boşboğazın biri hocaya: “Ya Nasrettin Hoca... Demek parayı çok seviyorsun. Acaba neden?” Hoca cevabını yapıştırmış; “Senin gibilere muhtaç olmamak için!..” 

003. Kaftan
Nasrettin Hoca bir dükkana girer, kendisine uygun kaftan bakmaktadır. Pahalılardan birini gözüne kestirir... Giyer, fiyatını sorar. Satıcı &quot;10 akçe hocam&quot; der. Nasrettin Hoca &quot;Pahalıymış... Daha ucuzu yok mu bunların?&quot; der ve giydiği kaftanı çıkarır. Satıcı Nasrettin Hoca’ya 5 akçelik bir kaftan çıkarır, Nasrettin Hoca kaftanı giyer ve dükkandan çıkar. Satıcı arkasından bağırır: &quot;Hocam aldığın kaftanın parasını vermeyi unuttun?&quot; Nasrettin Hoca: &quot;Pahalısını bıraktım, onun yerine ucuzunu aldım ya!&quot; der. Satıcı: &quot;Hocam pahalı olanın parasını vermemiştin ki!&quot; deyince Hoca; &quot;Be hey adam!.. Almadığım şeyin parasını niye vereyim?&quot; der ve uzaklaşır. (“theconqueror”/Ek$iSözlük)

004. Paylaşım
Bir gün dört çocuk ellerinde iki kestane ile Nasrettin Hoca’ya gelirler, ondan adil bir paylaştırma yapmasını isterler, Hoca sorar: &quot;Tanrının paylaşımını mı tercih edersiniz, kulunkini mi?&quot; Çocuklar; “Tabii ki tanrınınki!..” diye cevap verirler. Bunun üzerine Nasrettin Hoca bir çocuğa iki tokat, diğerine bir tokat atar, kestaneleri birine verir, öbürüne de hiçbir şey vermez... Şaşıran çocuklar &quot;Bu ne biçim bir dağıtım?&quot; diye sorarlar. Hoca da der ki:&quot;Bu tanrının paylaşımı. Bazen bazılarına çok, bazılarına hiç, bazılarına da az verir... Eğer kulunkini isteseydiniz bunu hepinize eşit bölerdim!..&quot; (“portakal”/Ek$iSözlük)

005. Saz
Hoca Nasrettin bir gün eline bir saz almış, tıngırdatıp duruyormuş. Hanımı sormuş;
- Ne yapıyorsun hoca?
- Saz çalıyorum ya!
- Ya’u o çalanlar elini aşağı yukarı götürüp getiriyorlar da! Sen orayı tutmuş, hiç bırakmıyorsun!
- Onlar benim tuttuğum yeri arıyorlar. (Aşık Veysel)

006. Dam
Hoca bir gün dama çıkmış işiyormuş. Tam o sırada aşağıda biri görünmüş, Hoca işemeyi kesmiş. Adam seslenmiş: “Hocam n’oldu? Niye yarıda kestin?” Hoca; “Yok yaa!..” demiş, &quot;... devam edeyimde de tutuna tutuna dama çık öyle mi?&quot; (“musesis”/Ek$iSözlük)

007. İnecekmiş
Nasrettin Hoca bir gün eşeğine binmiş. Alımlı, çalımlı dolaşıyormuş. Tam bir köylüsünün yanından geçiyormuş ki, dengesini kaybedip düşmüş. Bunu gören adam başlamış gülmeye. Çalımı bozulan Hoca fena öfkelenmiş. “Ne gülersin be adam!..” diye bağırmış, “... düşmesem de inecektim zaten!..”

008. Neresinden
Bir gün Nasrettin Hoca kahvede vaaz veriyormuş. Dinleyenlerden biri;
- Hocam tabut omuzdayken tabutun önünden mi, arkasından mı, sağından mı, solundan mı gidilir? 
- Tabutun içinde gitme de, neresinden gidersen git!.. 

009. Kör döğüşü
Nasreddin Hoca, gençliğinde dilenen bazı insanlar görür. Epey bir zaman adamları inceler. Dilenciler kör oldukları için çevredeki insanlar onlara pek çok yardım verirler. Fakat dilenciler bir türlü doymak bilmezler. Hoca, dilencilerin yanlarına yaklaşır. Cebinden para kesesini çıkartıp şakırdatır. Sonra dilencilere: “Alın bu paraları da aranızda bölüşün” diyerek yanlarından uzaklaşır. Adamları tekrar gözlemeye başlar. Kör dilenciler, para kesesinin içlerinden birine verildiğini sanarak parayı kapmak için birbirlerine girerler: “Kese sende!”, “Bende yok sende! Çabuk benim payımı verin, yoksa ben size yapacağımı bilirim!” gibi sözlerle açgözlü dilenciler, birbirlerine vurmaya, küfretmeye başlarlar ama keseyi de bir türlü ele geçiremezler. Hoca bunları gözlerken: “Hey gidi açgözlü iki dünya körleri hey!” diye söylenirken biri: “Ne oluyor Hoca?” diye soru sorar. Hoca: “Ne olacak, kör döğüşü nedir bilmiyorsan öğren” der.

010. Yemesi kolay olsun
Timur&apos;un defterdarı hesapta bir yanlışlık yapar. Bunun üzerine Timur o defterdara kağıtları yedirir ve işten kovar. Yerine Nasrettin Hoca&apos;yı alır. Hoca hesapları yufka üzerinde yapmaya başlar. Timur bunu görür ve sebebini sorar. Hoca aynen şu cevabı verir: “Yemesi kolay olsun diye.”

011. Tazı
Ava meraklı çok cimri bir subaşı Nasreddin Hoca&apos;ya: “Hoca Efendi, bana tavşan kulaklı, geyik bacaklı karınca belli, şöyle sicim gibi zayıf bir tazı buluver!” der. Bir süre sonra Hoca, bir sokak köpeğinin boynuna ip takıp subaşıya götürür. Subaşı: “Aman Hoca Efendi, ben senden incecik bir tazı istemiştim. Sen ise bana koca bir sokak köpeği getirmişsin!” deyince, Hoca lafı gediğine koyar: “Merak etmeyin efendim. Sizin yanınızda bu köpek bir aya varmaz, tazıya döner!..” 

012. Anahtar
Hoca bir gün anahtarını kaybetmiş. Bahçede döne döne anahtarını arıyormuş. Hanımı sormuş:
- Hocam, anahtarı nerede düşürdün?
- Be kadın... Nerede düşürdüğümü bilsem, hiç arar mıyım? 

013. Ecel korkusu
Hoca, Timur’un askerlerinin yanından geçerken askerlerin nişancı komutanı tarafından çağrılır. “Hocam şu ağaca yaslanın da askerlerimin hünerlerini size göstereyim...” der ve askerlere emir verir:
- Rahat!
- Hazır ol!
- Ateş!
Emirle birlikte hocanın kavuğuna tam 10 ok gelmiş, kavuk delik deşik olmuştur. Komutan:
- Hocam askerlere söyleyeyim de size yeni bir kavuk getirsinler.
- Komutanın izin verin bir adet de şalvar alsınlar.
- Hocam biz sizin şalvarınıza bir şey yapmadık ki!.. Ne oldu, hayırdır?
- Yok canım!.. Ben biliyorum, onun da kavuk gibi giyilecek hali kalmadı...

014. Kaset
Nasrettin Hoca ile kazanın uygunsuz yatak odası görüntüleri ele geçirilmiş, Hoca basın açıklaması yapmış: “Doğurduğuna inanıyordunuz ama!..” (Osman Kuzucu)

015. Balık kafası
Hoca yolculuk sırasında mola verip bir hana girer. Bu sırada hana bir başka yolcu daha girer ve ikisi birden hancıdan yiyecek bir şeyler isterler. Fakat hancı yiyecek olarak sadece bir balık olduğunu söyler ve bunu paylaşmalarını önerir. Bunun üzerine hoca “Ben balığın sadece başını yiyeceğim” der. Hancı bunun nedenini sorar. Hoca “Balık kafası zekayı artırır, balık kafası yiyen insan akıllı olur!” der. Bunun üzerine diğer yolcu hemen atılır ve hocaya “Balık kafasını niye sen yiyeceksin? Ben yemek istiyorum!” der. Hoca da itiraz etmez ve balığın koca gövdesini hoca yer ve bir güzel karnını doyurur. Diğer yolcu ise sadece balığın başını yer; sonra da hocaya seslenir; “Sen koca gövdeyi yedin, karnını doyurdun. Ben sadece kafayı yedim, aç kaldım!..” Hoca da bunun üzerine lafı yapıştırır; “Bak nasıl akıllandın!..” 

016. Kıyamet
Nasrettin hocaya sormuşlar:
- Hocam kıyamet ne zaman kopacak?
- Hangisi? Büyük kıyamet mi, küçük kıyamet mi?
- Hocam kıyametin küçüğü büyüğü olur mu?
- Olur!.. Karım ölürse küçük kıyamet, ben ölürsem büyük kıyamet kopar!.. (Gamze Öner)

017. Namaz
Nasrettin hoca bir gün camiye gitmiş, ancak bakmış ki cami dolu... Hoca caminin bahçesindeki ağaca çıkmış ve namazını kılmış. Ardından, &quot;Allahım, namazımı kabul et!&quot; demiş. Ağacın altında olan biteni seyreden bir adam &quot;Etmem!&quot; demiş. Hoca duasını tekrarlamış, &quot;Allahım, namazımı kabul et!&quot; Adam yeniden &quot;Etmem!&quot; deyinca, hoca, &quot;Etmezsen etme!.. Ben de apdest almamıştım ki!.. (Hasan Özpolat)

018. Cennet-Cehennem
Nasrettin Hoca&apos;yı kral çağırmış ve &quot;Ben ölünce cehenneme mi yoksa cennete mi gideceğim?&quot; diye sormuş. Nasrettin Hoca hiç korkmadan &quot;Cehenneme gideceksin kralım!&quot; demiş. Kralın sinirden sakalları titremiş ve &quot;Neden cehenneme gideceğim?&quot; diye sorunca Nasrettin Hoca: &quot;Cellatlarının öldürdüğü masum insanlar cenneti doldurmuş da, o yüzden kralım!..&quot; demiş. (Yusuf Ekşi)

019. Düdük
Nasrettin Hoca bir gün çarşıya giderken çocukları görmüş. Çocuklara: &quot;Ben çarşıya gidiyorum; bir şey ister misiniz?&quot; diye sormuş. Kimi şeker, kimi leblebi istemiş. Çocuklardan biri Nasrettin Hoca&apos;ya para verip düdük istemiş. Çarşı dönüşünde Hoca, kendisine para veren çocuğa düdüğünü uzatmış. Diğer çocuklar siparişlerinin ne olduğunu sorunca, Hoca; &quot;Eeee çocuklar... Parayı veren düdüğü çalar!..&quot; demiş. (Merve Soylu)

020. Yenisi
Bir gün Nasrettin Hoca ile karısı yatmışlar. Tam o sırada  kapıyı açık bulan hırsız içeri girmiş ve  koltuğu kucaklayıp götürmüş. Hoca&apos;nın karısı hırsızı farkedip &quot;Beyyyy...&quot; diye bağırmış; &quot;Koltuğumuzu çalıyorlar!..&quot; Hoca; &quot;Boş ver yenisi alırız!..&quot; Hırsız yeniden girip bu kez kadını kucaklamış... Kadın bağırmış: Beyyyyyyyyyy... Bu sefer beni kaçırıyorlar!..&quot; Hoca; &quot;Boş ver yenisi alırız!..&quot; (Yasemin Ceren Üste)

021. Üzümün Tadı
Hoca bir gün bağdan iki sepet üzüm toplayıp eşeğine yüklemiş, evine dönüyormuş. Mahallesine gelince çocuklar: &quot;Hoca Efendi, bize üzüm ver!&quot; diye bağrışmışlar. Bir salkım üzüm almış eline, birer parça koparıp dağıtmış. Çocuklar: &quot;Ne kadar az verdin Hoca Efendi&quot; diye söylenmeye başlamışlar. &quot;Ha birkaç tane, ha bir sepet...&quot; demiş Hoca, &quot;Hepsinin tadı bir.&quot; (Tuğba Çimen)

022. Don
Konya Valisi, ülkenin en iyi ok atan adamıymış. Bir gün Akşehir&apos;e gelmiş. Onuruna ok atışları düzenlenmiş. Vali ortaya çıkmış ve &quot;Ben canlı hedef istiyorum&quot; demiş. Çevresini araştırırken Nasreddin Hoca&apos;ya gözü ilişmiş. &quot;Sen gel!&quot; diye parmağıyla işaret etmiş. Hoca ister istemez hedef yerine gidip dikilmiş. Valinin attığı ok, Hoca&apos;nın kavuğunu delip geçmiş. İkinci ok rüzgardan havalanan cübbesinin eteğini delmiş. Gönlünü eğlendiren vali, Hoca&apos;nın delinen cübbe ve kavuğunun yerine, yenisinin verilmesini emretmiş. Nasreddin, bir de don isteyince vali: &quot;Donuna bir zarar vermedik&quot; demiş. Hoca şu karşılığı vermiş: &quot;Ona da ben zarar verdim!..&quot; (Rocky-68)

023. Namaz
Temel uçaktan düşmüş ve bir ağacın dallarına takılmış. Nasreddin Hoca da ağacın altında namaz kılıyomuş. Hoca demiş duaya başlamış:
- Allahım lütfen bana bir ev ver!..
Muzip Temel sesini değiştirerek aşağıya seslenmiş:
- Vermem!..
- Aman vermessen verme!.. Ben de zaten namazı abdes almadan kılıyordum!.. (Doğukan Duran)

024. Elma
Nasrettin Hoca pazarda &quot;alma... alma...&quot; diyerek elma satıyormuş. Bir adam gelmiş ve &quot;Bana 1 kilo elma ver Hoca!&quot; demiş. Nasrettin Hoca da vermiş. Adam eve gittiğinde elmaların hepsinin çürük olduğunu görmüş ve hemen hocanın yanında soluğu almış. &quot;Hoca!.. Bu elmaların hepsi çürük yahu!..&quot; Nasrettin Hoca: &quot;Ben sana &apos;alma... alma...&quot; diye bağırmıyor muydum?&quot; demiş. (Zeynep Asan)

025. Ayın değeri
Nasrettin Hoca bir gün pazarda dolaşırken adamın biri yanına yaklaşıp:
- Hoca efendi bugün ay kaça geldi?
- Vallahi bilmiyorum. Bugünlerde hiç ay alıp satmadım! (Sümeyye Damla Nöm)

026. Deva
Nasreddin Hoca pazara giderken mahalleden şakacı biri yanına gelip:
- Efendim akşam uyurken fare ağzıma kaçtı. Bunun çaresi nedir?
- Çaresi kolay... Aç bir kedi yutun! (Cansu ...)

027. Eşek-Kadı
Nasreddin Hoca eşeğini kaybetmiş ve aramaya başlamış. Bir tanıdığı ona şaka yapıp:
- Hocam duyduğuma göre eşeğiniz falan şehire kadı olmuş...
- Ben de öyle olmuştur diye düşünüyordum. Ne zaman kadılardan söz etsem, dikkatle dinlerdi. (Cansu ...)

028. Sen de çektir
Nasreddin Hoca&apos;ya bir kişi sormuş:
- Hocam gözüm hastalandı, ne ilaç kullansam olur?
- Benim dişim hastalandığında çektirip kurtulmuştum. Sen de çektir, kurtulursun... (Cansu ...)

029. Turna ayağı
Hoca güzel bir turnayı kızartıp tepsiye koyar ve Timur&apos;a götürmek üzere yola koyulur. Ancak tepsiden gelen mis gibi kokular Hoca&apos;nın ağzını sulandırır. Bir ağacın altına oturup turnanın bir budunu koparır yer. Timur, Hoca&apos;nın getirdiği turnanın tek ayaklı olduğunu anlayınca: “Bu turnanın bir budu nerede Hoca?..” diye sorar. Hoca hemen yanıtlar: “Bizim köyün turnaları tek bacaklı olur da...” Timur inanmaz, gözüyle görmek ister. Kalkıp Hoca ile birlikte göl kenarına giderler. Gölde turnalar tek ayakları üzerinde durduklarından Hoca keyifli keyifli söylenir: “İşte devletlüm gözünüzle görünüz...” Timur, Hoca&apos;ya döner: “Al şu oku at, birini vur...” emrini verir. Hoca çaresizlik içinde ok atar. Turnalar birden öteki ayaklarını da çıkarıp kaçmaya başlarlar. Timur: “Gördün mü Hoca, hepsi de iki ayaklıymış...” Hoca lafın altında kalır mı: “Aman Sultanım, siz de sıkıyı görseniz iki ayağınızla kaçmaz mısınız?..” (Cansu ...)

030. Ya aşka gelirse
Nasreddin Hoca ile arkadaşları Konya&apos;da bir eve akşam yemeğine davet edilmişler. Ev eski ve ahşap, bastıkça tahtalar gıcırdıyor, hoca laf atmış: “Evin tahtaları ses veriyor!” Adam ukala ya: “Bizim ev pek sofudur, ara sıra zikreder!” Hoca laf altında kalır mı: “Ya aşka gelip secdeye varırsa!..” (Cansu ...)

031. Yelpaze
Nasreddin Hoca, geçim sıkıntısından tavuk tüyünden yelpaze yapıp satmaya başlamış. Müşteriler yelpazeyi kullanıp denemiş, tüyler hemen dağılmaya başlamış. “Bu nasıl yelpaze, sallar sallamaz tüyleri dökülmeye başladı!..” demiş müşteriler. Hoca: “Kullanmasını bilmek lazım, yelpazeyi sıkı tutarak, başınızı iki tarafa sallarsanız olur!..” (Cansu ...)

032. Davetiye
Nasreddin Hoca&apos;nın komşusu evlenirken Hoca&apos;dan davetiye dağıtmasını istemiş. Hoca şehirde kendini beğenmiş olarak ün kazanan bir zenginin davetiyesini vermeye gitmiş. Hoca&apos;yı gören zengin sinirinden: “Davetiyeleri dağıtmaya iyi bir insan bulamamışlar mı?” demiş. Nasreddin Hoca: “İyi insanlar da vardı, ama onlar iyi insanların davetiyelerini vermeye gitti!..” (Cansu ...)

033. Cennet dolup taşmış
Bir gün padişah Nasreddin Hoca&apos;dan sormuş: “Hocam ben ölünce cennete mi gideceğim, yoksa cehenneme mi, söyle bakayım?” demiş. Hoca padişahtan korkmadan: “Cehenneme gidersiniz padişahım!..” demiş. Padişahın sinirden sakalı titremiş. Bu durumu gören Hoca: “Kızmayın padişahım ben aslında size cennete gidersiniz diyecektim fakat sizin cellatlarınızın kılıçlarıyla ölen suçsuz kişilerden cennet dolup taşmış. Bu yüzden cennete sığmazsınız diye cehenneme gidersiniz dedim!..” (Cansu ...)

034. Bu nasıl namaz
Nasreddin Hoca abdest alırken, bir ayağına su yetmemiş. Namaz kılarken de bir ayağını yukarı kaldırarak namaz kılmış. Bunu gören cemaat: “Hocam bu nasıl namaz?” diye sormuş. Nasreddin Hoca: “Bir ayağı abdestsiz namaz!..” diye cevap vermiş. (Cansu ...)

035. Ateş düştüğü zaman
Nasreddin Hoca&apos;nın evine tüccar arkadaşı misafir olmuş. Hoca ona mantı pişirip getirmiş. Arkadaşı acele edip mantıyı hemen ağzına atınca boğazı yanmış. Boğazının yandığını belli etmemek için başını tavana doğru dikmiş ve yanmanın etkisi gidince de başını tavandan indirmeyip sormuş: “Hocam bu tavanı ne zaman yaptınız?” Hoca hemen: “Boğazıma ateş düştüğü zaman!..” demiş. (Cansu ...)

036. Ben uyuyorum
Bir gün Nasreddin Hoca şehire gelip, bir arkadaşıyla birlikte handa kalmış. Gece yarısı arkadaşı sormuş:
- Hocam, uyudunuz mu?
- Buyurun birşey mi var?
- Biraz borç para isteyeyim demiştim.
Nasreddin Hoca derhal horlamaya başlayıp:
- Ben uyuyorum! demiş. (Cansu ...)

037. Allah biliyor
Nasreddin Hoca bir cimri tanıdığının evine gittiğinde tanıdığı ona bayat ekmek ile bir tabak bal ikram etmiş. Nasreddin Hoca bayat ekmeği dişi kesmeyince sinirinden balı kaşıkla yemeye başlamış. Ev sahibinin gözü yerinden oynamış: “Aman efendim, bal ekmekle yenmez ise, insanın içini sıyırır!” demiş. Nasreddin Hoca hiç ses çıkarmadan balı bitirmiş ve: “Kimin içinin sıyrıldığını Allah biliyor!..” demiş. (Cansu ...)

038. Aklın varsa göle koş
Hoca, bir gün kırlardan topladığı çalı çırpıyı eşeğine yükleyip evine götürürken: “Acaba, yaş çırpı da kurusu gibi yanar mı?” diye düşünür ve şeytana uyarak çakmağını çakar ve alevi çalı çırpıya dokundurur. Aralarında kuruları da bulunan çalı çırpı hemen alev alır. Eşekte bir korku, bir telaş, huzursuzluktur başlar. Anıra anıra, çifte ata ata dört nala koşmaya başlar. Hoca da arkasından olanca gücüyle bağırır: “Aklın varsa göle koş!..” (Cansu ...)

039. Heybe
Nasreddin Hoca bir gün gençlerle otururken, gençlereden bir tanesi muziplik yapar ve Hoca’nın heybesini saklar. Durumu sonradan fark eden Hoca Nasreddin gazaba gelir ve kükrer: “Kim benim heybemi saklamışsa çabuk çıkarsın yoksa ben yapacağımı bilirim!..” Bu kükremeden korkan genç Hoca’nın heybesini çıkarır ve iade eder. Daha sonra sorarlar ürkek bir sesle: “Ya Hoca heybeyi sana vermeseydik ne napardın?” Hoca mahzun bir seda ile “Ne mi yapacaktım? Kilimi bozup heybe yapacaktım...” (Cansu ...)</description> 
  <category>Üst Çekmece</category>
  </item><item>
  <title>Okurların Eklediği Fıkralar (Nisan)</title> 
  <pubDate>Sun, 01 Apr 2007 08:44:48 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.fikramasasi.com/yazi/okurlarin-ekledigi-fikralar-nisan </link>
  <guid> http://www.fikramasasi.com/yazi/okurlarin-ekledigi-fikralar-nisan </guid>
  <description>&lt;b&gt;Nisan 2008&lt;/b&gt;

Sitemize eklenen fıkralar ilgili kategorilerdeki yerlerini aldı. Son aylarda eklenen fıkraları bu bölümde bulabilirsiniz.

Sevgilerimizle...

001. Doğum yeri
Temel babasına sormuş:
- Baba ben nerde doğdum?
- Giresun.
- Peki sen baba?
- Trabzon.
- Peki annem?
- Ordu.
- Hayret ya!.. Hepimiz Konya&apos;da nasıl buluştuk peki? (Gökhan ...)

002. Kulaklık
Bir gün Temel berbere gitmiş. Kulağında da kulaklık varmış. Berber  kısık sesle “Kulaklığı çıkarır mısınız?” demiş. Temel  “Hayır!..” demiş. Berber “Aslında biraz zor olacak, ama ne yapalım!..” diyerek traşa başlamış. Biraz sonra yeniden sormuş: “Kulaklığınızı çıkarır mısınız?” Temel de yüksek sesle “Hayır!..” demiş. Derken berber birden kulaklığı çekmiş ve Temel orada yığılıp ölmüş. Berber kulaklığı kulağına takmış ve şu sesleri duymuş: “Nefes al, nefes ver...  Nefes al, nefes ver!..” (Beste Yılmaz)

003. El arabası
Delinin birinin elinde ters çevrilmiş el arabası varmış. Bunu gören doktor merak edip deliye sormuş: &quot;Neden bu el arabasını ters çevirdin? Bu ters sürülmez!&quot; Deli hemen atılmış: &quot;Dediğin gibi sürüyordum ama, bana bunun içinde çimento taşıttırdılar. Ben delimiyim?..&quot; (Kevser Görmez)</description> 
  <category>Üst Çekmece</category>
  </item><item>
  <title>Ortaya Karışık Fıkralar 4</title> 
  <pubDate>Sun, 01 Apr 2007 07:18:18 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.fikramasasi.com/yazi/ortaya-karisik-fikralar-4 </link>
  <guid> http://www.fikramasasi.com/yazi/ortaya-karisik-fikralar-4 </guid>
  <description>151. Mektup
Nebraska’da yaşlı bir adam yaşardı. Patates ekmek için bahçeyi bellemesi gerekiyordu, ama bu o yaşta bir adam için çok zor bir işti. Tek oğlu olan David ona yardım edemiyordu; çünkü hapisteydi. Yaşlı adam oğluna bir mektup yazdı ve durumu anlattı; “Sevgili David, patates bahçemi belleyemeyeceğimden dolayı kendimi çok kötü hissediyorum. Bahçeyi kazmak için oldukça yaşlanmış sayılırım. Burada olsan bütün derdim bitecekti. Biliyorum ki sen bahçeyi benim için hallederdin. Sevgiler... Baban...” Birkaç gün sonra oğlundan bir mektup aldı; “Babacığım, sakın ola ki bahçeyi kazma!.. Ben oraya cesetleri gömmüştüm! Sevgiler... David...” Ertesi gün sabaha karşı saat 4&apos;te FBI ve yerel polis çıkageldi ve tüm sahayı kazd. Ancak hiçbir cesede rastlamadılar. Yaşlı adamdan özür dileyerek gittiler. Aynı gün yaşlı adam oğlundan bir mektup daha aldı. “Babacığım, şimdi patatesleri ekebilirsin. Bu şartlarda yapabileceğimin en iyisini yaptım. Sevgiler... David...” (“kelle paca iskembe beyin”/EkşiSözlük)

152. Mağaza
Gariban bir köylü şehre inmişti. Büyük bir mağazada iki kişinin karşılıklı oturup konuştuklarını gördü. İçerde bir masa ve üç dört koltuktan başka bir şey görünmüyordu. Merak etti ve içeri girdi: “Selamünaleyküm ağalar.” Adamlardan biri; “Aleykümselam dayı... Ne istiyorsun?” Köylü; “Merak ettim acaba burada ne satıyorsunuz?” Köylü ile dalga geçmek isteyen emlak komisyoncusu sırıtarak cevap verdi: “Eşek satıyoruz...” Köylü de taşı gediğine yerleştirdi; “Sadece ikiniz misiniz? Yoksa daha var mı?..” (“azeroth”/EkşiSözlük)

153. Işık
Köy ebesi doğum yaptırıyordu. Doğum yapan kadının kocası, elindeki lambayla ebeye yardımcı olmaktaydı. Bir bebek doğdu... İkinci bebek... Derken üçüncü... Koca:”Ebe hanım, lambayı söndürsek olur mu? Işığı gören geliyor da!..” (“azeroth”/EkşiSözlük)

154. Cezaevi
Üç mahkum cezaevi yolundadır. Her birine, hapiste geçirecekleri günler için bir eşya getirilmesine izin verilmiştir. Otobüste, biri diğerine döner ve sorar: Eeee sen ne getirdin?” Diğer mahkum bir boya kutusu çıkarır ve onunla her şeyi boyayabileceğini söyler. İkinci mahkum bir deste iskambil kağıdı çıkarır ve “Bunlarla poker oynayabilir, fal bakabilir veya herhangi bir kağıt oyunu oynayabilirim.”  Üçüncü mahkuma merakla sorarlar: “Sen ne getirdin?” Üçüncü mahkum bir kutu çıkarır ve gülerek: “Bu orkidleri getirdim...” der. Diğer iki mahkumun kafası karışmıştır. Merakla sorarlar: “Bunlarla ne yapabilirsin ki?&quot; Adam sırıtır ve elindeki kutuyu göstererek,  “Kutuda yazdığına göre, bunlarla ata binebilir, yüzmeye gidebilir, hatta paten kayabilirmişim!..” (“kakay”/EkşiSözlük)

155. Rüstem Ağa
Köyün birinde Rüstem ağa diye biri varmış. Çok gezmiş, çok görmüş biriymiş. Bir gün kahvede otururlarken açık olan televizyonda, haberlerde spiker George W. Bush&apos;un İstanbul&apos;a geleceğini söylemiş. Rüstem ağa köpürmüş, “Ulan Corç, ulan Corç... Madem gelecen, ne haber vermiyon Rüstem ağana!..” demiş. Köylü birbirine bakmış, sırıtmış; “Ne yani Rüstem ağa?.. Sen tanıyon mu yani Corç Buş&apos;u?..” diye sormuşlar. “He ya!..” demiş Rüstem ağa, “... az mı içtik, s.çtık bununla!.. Sonra denyus içkiyi miçkiyi bıraktı, daha da görüşmedik bununla!” Gaza gelen köylüler iddiaya tutuşmuş Rüstemağa&apos;yla, yüz davarına. Otobüs tutup İstanbul&apos;a gitmişler. Çırağan&apos;ın önünde otobüsten inmişler. Rüstem ağa bağırmış “Lan Corç! Ner’desin? Gel ulan!..” George W. Bush odasının penceresini açmış “Aaa... Rüstem ağa... Hoşgeldin ağam!” demiş. Köylüler yüz davardan olmuşlar... Kahvede yine haberler açıkken spiker ‘Vladimir Putin Antalya&apos;ya geliyor’ diye bir haberi sunmuş. Rüstem ağa dellenmiş yine, ”Ulan Vladimir, ibine Vladimir...” demiş, ”... az mı içip s.çıp adam dövdük seninle! Unuttun tabii ağanı!” demiş. Köylüler “Yok artık daha neler...” deyip bir kez daha iddiaya tutuşmuş yüz davarına... Otobüse atlayıp Antalya&apos;nın yolunu tutmuşlar... Otobüsten inince Rüstem ağa bağırmış “Laaan Vladimir, çık dışarı ner’deysen!..” diye. Vladimir Putin koşa koşa gelmiş, “Rüstem ağam, ver elini öpem...” demiş. Öpüşüp kucaklaşmışlar... Köylüler yüz davar daha kaybetmiş... Yine bir gün haberlerde Papa İkinci Jean Paul&apos;ün Ankara&apos;ya geleceği, büyük bir hristiyan kafilesinin ve turistin ona eşlik edeceği söylenmiş... Rüstem ağa kendinden geçmiş, “Lan Can Pol... Lan Can Pol... Az mı ettik seninle muhabbetini bu alemin be... Papa oldun ya şimdi, takmazsın ağanı!..” demiş. Köylüler, “Yuh artık, bu kadarı da imkansız..” demişler ve bin davarına iddiaya girmişler bu kez. Otobüse doluşup Ankara&apos;ya gitmişler... Lakin kalabalık... Papa Atakule&apos;ye çıkmış halkı selamlıyor... Rüstem ağa bağırmışsa da ses gitmiyor yukarıya... Rüstem ağa yarmış kalabalığı, geçmiş güvenliği, çıkmış tepeye... Papa&apos;nın yanında o da başlamış el sallamaya ahaliye... Köylüler kıllanmış... Ucunda bin davar var... Çekmişler turistin birini köşeye, sormuşlar; “Bu yukarıdakileri tanıyor musun?” diye. Turist yanıtlamış: “Valla şu Rüstem ağa... Ama yanındaki beyazlıyı bir türlü çıkaramadım!..” (“foko melik”/EkşiSözlük)

156. Taze
Galata’da bir balıkçı bağırıyor:
- Canlı balık... Canlı balık...
Ermeni bir teyze yaklaşıyor ve soruyor:
- Evladim, balıklar tazedir?
Balıkçı istifini bozmuyor...
- Canlı balık... Canlı balık...
- Evladim balıklar tazedir?
- Teyze, ‘canlı’ diyoruz ya işte!..
- A evladim... Ben de canlıyim, fakat tazeyimdir? (“cadman”/EkşiSözlük)

157. Çirkin
Küçük yaramaz Billy’nin teyzesi hafta sonunda onlarda kalıyormuş... Akşam hep birlikte otururlarken Billy teyzesinin yanına gitmiş, “Edna Teyze...” demiş, “... sen niye bu kadar çirkinsin?” Edna Teyze bunu duyunca kıpkırmızı olmuş. Bu arada annesi hemen koşup Billy’yi mutfağa çekmiş ve azarlamış: “Sen teyzenle ne biçim konuşuyorsun? Hiç öyle şey söylenir mi? Çabuk şimdi git, ne kadar üzüldüğünü söyle, teyzenin gönlünü al!” Bunun üzerine Billy koşa koşa teyzesinin yanına gitmiş, “Edna Teyze...” demiş, “... bu kadar çirkin olmana çok üzüldüm!..” 

158. El arabası
İnşaat sahasındaki güçlü genç bir adam, herkesi yenebileceğini söyleyip böbürleniyordu. Yaşlı işçilerden biriyle durmadan dalga geçiyordu. İhtiyarın canına tak etti ve “Pekala seninle haftalık maaşıma iddiaya giriyorum. Şu karşıdaki ek binaya el arabasıyla öyle bir şey götüreceğim ki sen onu el arabasıyla geri getiremeyeceksin. Var mısın?’ dedi. “Tamam ihtiyar...” dedi yükseklerde gezen genç, “... bakalım n’apacaksın?” Yaşlı adam biraz sonra el arabasını getirdi ve eliyle işaret ederek “Tamam, ha’di bin arabaya!..” 

159. Haber
Gardiyan kürek mahkumlarına bağırır; “Size bir iyi bir de kötü haberim var... Önce iyi haber; 15 dakika dinlenin, kürek çekmeyin. Şimdi de kötü haber; 15 dakika sonra kaptan su kayağı yapmak istiyor!.. 

160. Eşek
Genç adam gördüğü yaşlı ama sevimli eşeği köy yerinde sahibinden 500 milyon liraya satın almak istedi. Köylü amca eşeği sattı ve parayı alırken “Yarın eşeği kasabaya getirip sana teslim ederim” dedi. Ertesi gün genç adam, amcayı kasaba meydanında buldu ve eşeği sordu. Amca “Çok üzgünüm, ama eşek sizlere ömür.” dedi. Genç adam “Peki, o zaman paramı iade edin.” dedi. Amca parayı alır almaz harcadığını ve iade edemeyeceğini söyledi. Genç adam biraz düşündü ve “O zaman bana eşeğin ölüsünü ver” dedi. Amca ölü eşeği ne yapacağını sorunca, “Görürsün...” dedi. Amca, genç adamı bir ay sonra şehirde gördü ve “Nasıl eşeğin ölüsü işine yaradı mı, bari?” diye sordu... Genç gülerek “Evet, büyük ödülün eşek olduğu piyangoda ikişer milyon liradan 500 bilet sattım. Toplam 498 milyon lira kar ettim” dedi. Amca “Peki ölü eşeğe kimse itiraz etmedi mi” diye sorunca genç adam gene güldü... “Bir tek piyangoyu kazanan itiraz etti; ona da iki milyonunu iade ettim.” Genç adam büyüdü ve bankanın genel müdürü oldu..

161. Kıl
Kurum yemekhanesinde bir memur tabldotun köşesine bir adet kılla ahçıya geldi ve “Bak yemeğimden kıl çıktı!” dedi. Ahçı on parmağını memura göstererek, “Bak bu parmaklarım yüzük doluydu. Hepsi kayboldu. Hiç getiren olmadı! Bir kıl buldunuz hemen getiriyorsunuz!..”

162. Bir Tecavüzün Anatomisi...
Belgrad Ormanları’ında bir akşam üstü.... 
- Nihahahah... Boşuna kıpraşma yavrum. Elimden kurtulamazsın. Bağırmak da fayda etmez. Bu ormanda seni kimseler duyamaz. Sen iyisi mi meşhur sözü hatırla ve rahatla. Tecavüz kaçınılmazsa uzan keyfine bak...Heheheheh!..
- Sen şimdi bana tecavüz mü edeceksin? 
- Yok nasihat edicem. Tabii ki tecavüz edicem. 
- Eminsin yani. 
- Tabii eminim, artık tecavüz etmek suç bile değil güzelim. Tecavüzü ediyorsun, sonra tecavüze uğrayan kız çaresiz seninle evlenmek zorunda kalıyor, sen yırtıyorsun. 
- Demek yırtıyorsun? O zaman gel yırt bakalım. Hatta sen zahmet etme, ben yırtıyım üstümü başımı. Nasıl olsa yenisini sen alacaksın. 
- Ne diyon sen bacım? 
- Bu ayakkabıları da parçalayabilir miyim? Bıktım kaç senedir giymekten. 
- Ohoooo. Amma konuştun ya!..
- Evet ben biraz fazla konuşurum. Şimdiden alışan iyi olur. Malum bir ömür aynı evi paylaşıcaz. Haa bi’ de unutmadan söyliyim, ben uyurken dişlerimi gıcırdatırım, sonra söylemedin deme. 
- Anlaşıldı, sen beni lafa tutup kaçmayı planlıyon ama yemezler. 
- Kim kaçacak? Ben mi? Bence birazdan sen kaçıcan, müstakbel kocacığım. Önce şunu söyliyim, bizde nişanı da, düğünü de erkek tarafı yapar bilesin. Nişanda 3 burma bilezik, bir altın saat, 5 metrede altın kordon...
- Ohaaaaa!.. 
- Bence oha joker hakkını hemen kullanma. Çünkü daha düğünde isteyeceklerimi sıralamadım. 
- Ne düğünü ya? 
- Aaaa... Düğünsüz hayatta evlenmem. Özel gelinlik isterim, ayrıca ablamların o gece giyeceği tuvaletler de bizzat ellerinden öper... 
-Ablanlar mı? 
- Evet bizde adetler böyle. Sen sormadan söyliyim, benim 4 ablam var. Sonra düğün salonda olacak. Havayi fişek gösterisi isterim. 5 bilezik isterim, tek taş pırlanta yüzük isterim, yurt dışında balayı isterim, kirada oturmam ev isterim, İtalyan mobilya isterim. 
- Yeteeeeerrrrrrr!.. Bacım ne yaptın ya? Ben mi sana tecavüz ediyom, sen mi bana tecavüz ediyon karıştırdım ha!.. Ne bu be?..
- Valla canın isterse kocacığım. 
- Ne kocası be? 
- Tecavüz edicen ya o bakımdan..
- Tövbe!.. Vazgeçtim. Ben aklımı peynir ekmekle yemedim. Tecavüzün cezası kalkmamış aksine artmış. Bundan ala ceza mı olur? Şu dakikadan itibaren dünya ahiret bacımsın. Kalk yürü eve bırakayım seni. Ulan bi tecavüz etme zevkimiz vardı, onun da içine ettiler, iyi mi?..

163. Şurup
Eczacı, yandaki bakkalın çırağını çağırıp &quot;5 dakika dükkana göz kulak ol, hemen döneceğim...&quot; der ve çıkar. 5 dakika sonra döndüğünde, &quot;Gelen giden oldu mu?&quot; diye sorar. Çırak, &quot;Bir adam geldi ve öksürük ilacı istedi, ben de şu kırmızı kutulardan verdim.&quot; deyince eczacı telaş eder &quot;Büyük kırmızı kutular müshil, küçük kırmızı kutular öksürük şurubu... Hangisinden verdin?&quot; der. Çocuk hatırlamayınca, eczacı adamın ne tarafa gittiğini sorar ve dükkandan fırlar. Az ileride bir ağaca sarılmış, tarife uygun bir adam görünce yaklaşıp sorar. 
- Beyefendi, az önce eczaneden öksürük ilacı aldınız mı?
- Evet...
- Peki öksürüğünüz devam ediyor mu?
- Cesaretimi toplayabilsem öksüreceğim ama... (Faik Dönmez)</description> 
  <category>Üst Çekmece</category>
  </item><item>
  <title>Temeli Sağlam Fıkralar 7</title> 
  <pubDate>Sun, 01 Apr 2007 07:14:07 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.fikramasasi.com/yazi/temeli-saglam-fikralar-7 </link>
  <guid> http://www.fikramasasi.com/yazi/temeli-saglam-fikralar-7 </guid>
  <description>301. Mantık
Temel radyoda bir yarışmaya katılır ve kazanır. Kendisine bir kitap hediye edilir. Kitabın adı da &quot;Düz Mantık&quot; tır. Temel hediyeyi alırken sorar;
- Bu kitapta ne yazıyur?
- Okuyunca öğrenirsin...
- Ben onunla uğraşamam... Anlat pagayum sen bana.
- Peki... Bak şimdi; senin evinde akvaryum var mı mesela?
- Evet var...
- O zaman içinde su da vardır...
- Evet var...
- İçinde su varsa balık da vardır....
- Evet var...
- Balık varsa hayvanları seviyorsundur sen...
- Evet....
- Hayvanları seviyorsan, insanları da seversin her’alde? 
- Evet...
- O zaman senin sevgilin de vardır?
- Evet var.
- Yaşlı görünüyorsun... O zaman sen evlisindir...
- Evet.
- Eee... Karın olduğuna göre de, homoseksüel değilsindir...
- Evet.
- Bak gördün mü?...
Temel çok etkilenir. Kitabı alır koltuğunun altına, eve doğru giderken Dursun&apos;u görür...
Dursun sorar; 
- Temel o ne?
- Duz mantik kitabu!
- Nasul bir şey bu? Anlat pagayum...
- Bak şimdi; sizin evde akvaryum var midur?
- Yook!
- O zaman sen ibnesun!.. (“yagaminet”/EkşiSözlük)

302. Oda servisi
Temel İngiltere&apos;de lüks bir otele yerleşmiş... Oda servisini arayıp: &quot;Tu ti tu tu tu...&quot; demiş. Oteldekiler telaşa kapılmış. Bu mesajı çözmek için oraya buraya haber salmışlar. Sonunda konsolosluktan bir çevirmen bulmuşlar ve Temel&apos;in ne dediği anlaşılmış: &quot;2 çay, 222&apos;ye!..&quot; (“holy diver”/EkşiSözlük)

303. Doping
Temel atletizim yarışlarına katılmış. Gireceği 100 metre yarışından önce doping yapmış. Farkedilmesin diye sonuncu olmuş!.. (“sarcastic”/EkşiSözlük)

304. Ders
Temel idam edilmek üzere darağacına getirilir. Cellat sorar; &quot;Son bir dileğin var mı?&quot; Temel de cevap verir; &quot;Var... Ha bu da baa bi’ ders olsun!..&quot; (“motorbreath”/EkşiSözlük)

305. Temel farkı
Temel, mezun olduğu liseye beş yıl aradan sonra gitmiş. Spor salonunu gezerken duvarlarda eskiden oyuncusu olduğu basketbol takımının fotoğraflarını görmüş. Fotoğrafları dikkatle inceledikten sonra, “Tüh be... Yazuk olmuş...” demiş, “... Bütün maçlari ‘bir sayi’ farkla kaybetmişuz... Pak ha buraya: 96-97, 97-98, 98-99!..”

306. Lisan
Temel ve Dursun kahvenin onunde oturuyorlarmış. Bir turist gelmiş ve Temel’e İngilizce olarak yolu sormuş. Temel’de ses yok. Turist bu defa Almanca sormuş. Temel’de yine ses yok. Turist bu defa Fransızca konuşmuş. Yine ses yok. İspanyolca... Yine ses yok. Turist kızmış, çekip gitmiş. Bunun üzerine Dursun Temel’e, “Bir lisan öğrenmemizin zamanu geldi galiba...” demiş. Temel ise Dursun’a dönerek, “Boşver uşağum! Ne gerek var? Adam dünya kadar lisan biliyor ama, bir derdini anlatabildi mu?..”

307. Saat
Temel’in yıllardır kullandığı kol saati durmuş. Birkaç gün saatsiz idare eden Temel, sonunda dayanamamış ve saatin içini açmış. Saatin içinden ölü bir karınca çıkmış. Temel şöyle bir bakmış ve konuşmuş: ”Pen zaten tahmin etmuştum makinistin öldiğuni...” 

308. Temel
Temel fotoğraf çektirmek istemiş. Ama vesikalık fotoğraflarda gerçek güzelliğinin fark edilmediğini bildiğinden, fotoğrafçıya gitmiş ve konuşmuş:
 - Fotoğrafimu çekeceksun daa, yalnız vesikaluk olmayacak!
 - Tabi efen’im, 24 çarpı 32’ye ne dersiniz peki?
 - 768 derim de, punin konimuzla ne alakasi var midur?

309. Temel düşüyor
Pilot Temel telsize var gücüyle bağırıyordu: “Ula uşağum, sağ motor bozuldu. Düşeyrum... Düşeyrum... Meydey, düşeyrum. Kule düşeyrum.” Kule hemen cevapladı: “Mesaj anlaşıldı. Yerinizi bildirin... Yerinizi bildirin...” Temel gayet ciddi: ”Pilot kabini, öndeki sol koltuk... Pilot kabini, öndeki sol koltuk!..” (Bekir Çil)

310. Temel Bush’a kızarsa
Temel, Amerika’nın durduk yerde Irak’a saldırmasından rahatsız olmuştur. Bir yolunu bulup başkan Bush’a telefon eder: “Alooo! Ben, Temel olarak size savaş açayrum haberunuz olsun!” Bush, gülerek yanıtlar: “Hehehe...Kaç kişilik bir ordun var ki?” Temel düşünür: “ Hmmm... Kayınpirader İdrus, halaogli Tursun, kaavedeki arkadaşlar... 9 kişidur daa!” Bush içinden kıs kıs güler ve ciddi olmaya çalışarak: “Temel bey, sizin 9 kişilik ordunuza karşılık Amerikan ordusu tam 2 milyon askerden oluşmaktadır!” der. “Hmmm...” der Temel, “... sizu pir süre sonra arayacağum!” Aradan birkaç gün geçer ve Temel, Bush’u yeniden arar: “Başkan, savaş ilanumuz geçerlidur. Bir miktar ekipman hazirladuk size karşı!” Bush, ilgiyle sorar: “Neymiş bunlar?” Temel, “Haçan, bizim Tursun’un tiraktörü, benim çakaralmaz tüfek, bi’ de kavedeki arkadaşlardan birinin biçerdöveri...” Bush güler: “İyi ama benim tam 150 bin tankım, 30 bin uçağım ve 10 bin askeri gemim var! Haaa, ayrıca bu arada askerlerimizin sayısı da 3 milyon oldu!” Temel yeni gelişme karşısında biraz sıkılmıştır: “Tamam, bir müddet sonra sizu yeniden arayacağum!” Birkaç hafta sonra Temel, Bush’u yeniden arar: “Başkan, savaş ilanumuzu ceri alayrum!..” Bush merakla sorar: “Neden?” Temel, moralsiz biçimde yanıtlar: “Cenevre Anlaşmasi’nu incelemişizdur. 3 milyon savaş esirini barinduracak yerimiz yoktur!..”

311. Asker
Manevra varmış.Temel elde tüfek yerde yatıyormuş. Komutan gelip sormuş: “Düşman önden gelirse ne yaparsın Temel?” Temel cevaplamış. “Şu yandan, bu yandan, arkadan gelirse?..” diye tekrar sormuş komutan. Temel bunları da cevaplamış. Komutan en sonunda: “Ya düşman tepeden gelirse?” deyince Temel dayanamamış ve: “Ha bu memleketin tek askeru ben miyum komitanum daa!..”

312. Cenaze
Lazın birinin kız kardeşi orospuluk yapıyormuş. Abisi de her seferinde ‘yapma’ diyormuş ama vazgeçirememiş. Derken kız ölmüş. Cenaze namazında imam sormuş; “Merhumeyi nasıl bilirsiniz?” Abisi hemen atlamış öne, çekmiş belinden silahı ve: “Var mu ulan iyi bilen?.. Çıksın ortaya!..”

313. Japon
Temel yanındakine sormuş; “Ula hemşerim sen Japon musun?” Adam; “Yok!” demiş. 5 dakika sonra gene sormuş; “Hemşerim sen Japon musun?” Adam gene “Yok kardeşim!.. Ne japonu?” demiş. Temel dayanamamış biraz sonra gene sormuş; “Hemşerim sen Japon musun?” Adam bu kez Temel’den kurtulmak için, “He lan!.. Japon’um... Ne olacak?” deyince Temel, “Vallahi hiç benzemeyisun...”

314. Okul
Temel ilkokula başlayacakmış, ancak okula gitmek istemiyormuş. Zorla göndermişler. İlk derste öğretmenleri; “Cennete gitmek isteyenler?” demiş. Herkes parmak kaldırmış, yalnızca Temel kaldırmamış. Öğretmen Temel’e sormuş; “Neden cennete gitmek istemiyorsun?” Temel; “Anam dedi ki, ‘okuldan sonra eve gel’!..”

315. Diyalog
Trende iki adam karşılıklı oturuyordu. Belli bir süre yol aldıktan sonra birisi çantasından bir kağıt çıkarıp şunları yazdı; “Ben sağırım... Benimle konuşmaya çalışmayın!” Notu karşısındaki adama uzattı. Notu okuyan adam altına bir şeyler yazıp kağıdı verdi... Kağıtta şunlar yazıyordu; “Pen seninle konuşmayrum, sakız çiğneyrum!..”

316. Açık çay
Temel kahvede işe başlar. 3 müşteri gelir; &quot;Bize 3 çay, biri açık olsun...&quot; Temel sorar: &quot;Hangisi?..&quot;

317. Su baskını
Temel&apos;in oğlu küçük Temel, okula gittiğinde öğretmeni sorar: “Temel, baban nasıl? İyi mi?” Küçük Temel: “Öğretmenum, babam dün akşam banyo küvetine girdi, uyudi kaldi oriya...” Öğretmen şaşkın: “Uyudu mu? Desene sular evi bastı, ev mahvoldu...” Küçük Temel sakin: “Yooo öğretmenum... Öyle olmadi, çünki babam ağzı açuk uyur...”

318. Evli
Mahkemede hakim, Temel&apos;e sormuş:
- Kiminle evlisin?
- Bizum kariylan!
Hakim sinirlenmiş:
- Eee, herhalde, sen hiç erkekle evlenen duydun mu?
- Duydum tabi, nasil duymadum!.. 
- Kimmiş?
- Bizum kari. 

319. Yılan
Yılan Temel, arkadaşı yılan Dursun’a sormuş:
- Haçan, biz zehirli yilan miyuk?
- Heee, n&apos;oldu ki?
- Dilimi ısırdum da... 

320. Yemek
Temel, Almanya&apos;dan gelen arakadaşı Dursun&apos;u lokantaya götürür. Garsona: “Baa bi’ kuru fasulye, pilav, üstüne de et!” der. Dursun: “Baa da aynısından... Ama üstüne etme!..” 

321. Ölçüm
Bir asker herkesin boyunun ölçüsünü ölçmeden bilirmiş, hem de eksiksiz olarak. Bir gün komutana söylemişler. Komutan inanmamış ve askeri yanına çağırmış. “Boyum kaç?” diye sormuş. Asker hemen komutanı süzerek cevap vermiş; “1,78!” Komutan şaşırmış; “Nasıl oldu da bilebildin?” demiş. Asker; “Sivilken keresteciluk yapayidum komutanum!” demiş. 

322. Kola
Bir gün Temel ile Dursun kahveye giderler. Temel; “Siyah kola mı içelim, sarı kola mı içelim?” diye sorar. Dursun; “Haçan sokaktan en önce bir erkek geçerse siyah kola içelum. Eğer kadın geçerse sarı kola içelum.” Temel kabul eder. İki kafadar bekleşirken, sokaktan Bülent Ersoy geçer. Temel’le Dursun siyah ve sarı kolayı karıştırıp içerler.

323. Nasıl
Temel Dursun’a; “Ula Tursun, İstanbul’da çok güzel karular varmuş... Biz de gidelim mi bi’ İstanbul’a?” diye sormuş. Dursun; “Ula Temel, gitmesine gidelum da, neyle gidelum ki akşama geri gelelum? Yoksa bizim karular tuyarsa kötü olur!” demiş. Temel; “En hizlu giden uçak var ama bugün Tirabzon’dan uçak yok!” Dursun; “Ula Temel, gidelum postaneden hızlı göndersin postacı bizu...”  demiş. Beraber postaneye gitmişler. Postacıya; “Ula usağum, bizi İstanbul’a hızlı gönderir misun?” demişler. Postacı bakmış ki bunlar saf, bir oyun oynamaya karar vermiş. “Gönderirim ama...” demiş, “... biraz rahatsız olabilirsiniz giderken. Hiç gözünüzü açmayacaksınız! Açarsanız, yoldan geri donersiniz!” Bunlar da “Tamam” demişler. Postacı bunları kabloyla düşük bir cereyana bağlamış ve yavaş yavaş voltajı artırmış. Dursun; “Ula Temel, bana bir şeyler oluyor! İçim karıncalanıyor!” demiş. Temel; “Ula benim de öyle oluyor” deyince, dayanamamışlar, gözlerini açmışlar. Bakmışlar ki hala postanedeler... Postacı; “Bak gözünüzü açtınız, yarı yoldan geri döndünüz!” diye kızmış. İki kafadar parayı verip çıkmıslar. Yolda Dursun Temel’e, “Ula Temel... Benim kafam almayi... Bu tellerle gitmesune gittuk de ya bu fincanlardan nasul geçtuk?..”

324. Mahkum
Başkan Temel, bir hapishaneyi ziyaret etmis. Bir tanesi dışında tüm mahkumlar suçsuz olduklarını, haksızlığa uğrayıp hapse düştüklerini anlatıyorlarmış. O tek mahkum şeytana uyup bir suç islediğini, cezasını hak ettiğini söyleyince Temel hapishane yöneticilerine dönerek; “Ha pu atamu serbest birakun, öteçi masum insanlarin ahlakini bozmasun!..

325. Karne 
Temel bir gün okula gitmiş, çocuğu hakkında konuşacakmış. Öğretmene sormuş: 
- Öğretmen hanım, çocuğum derslerdaki durumu nasildur?.. Bir sorun var midur? 
- Tek sorun var... O da çocuğunuz karnesinin Japonca yazılmasını ister!.. (Ebru Vatan)

326. Titiz
Sağa, sola durmadan püfleyerek dolaşan Temel, soranlara şöyle cevap veriyormuş; &quot;Ben titiz bir uşağım, kendime toz kondurmayrum daa!..&quot;

327. Temel bir gün doktora gitmiş. Doktor; &quot;Bir hafta kapıdan dışarı çıkma!..&quot; demiş. Temel eve gelmiş ve pencereye sıkışmış. Ordan geçen komşusu; &quot;N&apos;apıyorsun orada daa?..&quot; diye sormuş. Temel; &quot;Doktor kapıdan dışarı çıkma dedi daa... Ben de camdan çıkmaya çalişayrum!..&quot; (Eray Özkara)

328. Reçete
Lazın biri eczanede çalışmaya başlamış. Ertesi gün iki hırsız gelmiş ve “kasadaki her şeyi ver” demiş. Laz “Üzgünüm... Reçetesiz hiçbir şey veremiyoruz!..” demiş.

329. Konvoy
Temel İstanbul&apos;a gittiğinde yüzlerce otomobillik bir konvoyun kendisini karşıladığını söylemiş. Arkadaşları &quot;Hadi canım, sen de!&quot; demişler. Temel: &quot;İsterseniz, cumhurbaşkanı ve başbakana da sorabilirsinuz. Onlar da aynı uçaktaydu!..&quot; demiş. (Nurhan Korkmaz)

330. Mesai
Temel&apos;e sormuşlar:
- Kaç yıllık memursun?
- 50...
- 45
- Nasıl oluyor?
- Fazla mesai!.. (Nurhan Korkmaz)

331. Zeka
Bir gün küçük Temel ve arkadaşları kimin zeki olup olmadığı hakkında sınıfta aralarında konuşuyorlarmış. Temel söze girmiş; &quot;Ben çok zekiyumdur, taaaa 3 aylıkken yürümeye başlamişum...&quot; Dursun hemen ordan söze girmiş; &quot;Sen ha puna zeka mı diyisun da? Ben 3 yaşına kadar kendimi kucakta taşitmuşum!..&quot; (Yeşim Dursun)

332. Müslüman
Erzurum&apos;da Ermeniler’in olduğu dönemde, kurban bayramı. Erzurumlular kurban kesiyorlar, bunu gören Ermeninin biri arkadaşına; “Ben de kurban kesmek istiyorum” der. “Olur mu, saçmalama!.. Sen müslüman değilsin, kurbanı niye keseceksin ki?” diye karşı çıkar arkadaşı. Tabii Ermeni kararlı, gidip bir inek satın alır ve eline bıçağı alıp ineğin başına gelir. Elindeki bıçakla ineği ve kendini kan revan içinde bırakır ama bir türlü ineğin canı çıkmaz. Bunun üzerine Ermeni’nin arkadaşı yanına gelip; “Ya bu kadar işkence çekeceğine git şu karşıdaki müslüman kahvesine, bir tanesinden rica et gelip kessin” der. Ermeni elinde bıçak üstü başı kan içinde kahveye girer. “Bir müslüman arıyorum” der. Kahve halkından biri korkudan &quot;Ca.. ca.. camiye gittiler, burada müslüman yok&quot; der. Adam camiye gelir ve içeri girip &quot;Müslümanlar buradaymış, öyle mi?&quot; der. Cemaatte çıt yok. Sonunda dayanamayıp arkası dönük olan hocayı gösterirler. Ermeni hocanın karşısına dikilir; &quot;Burada tek müslüman sensin heralde&quot; Hoca kanlı bıçağa bakar ve &quot;Çim? Ben?... Bene müslüman diyenin celmişini ceşmişini...&quot; (Figen ...) 

333. Sayı
İdris, Nuh diyor peygamber demiyordu: “Okuyup da ne olacak penum oğlan? Ha bu dükkanda duracağına göre, okuma yazmanın heç cerekliluğu yoktir. Bir, içi, uç diye saysa yeter.” Komşuları ısrar edip duruyorlardı: “Olur mu canum, diyelim ki onu dükkanda bırakup kahveye cittun. Dükkana da dört adam celdu. Uçten fazla sayamazsa celup sana ne diyecek?” İdris; “Uyy, bu da mesele mi yani. Celur, ‘Baba, uç kişi celdu, yanlarında bir herif daha var’ der.” (Figen ...)

334. Okul
Temel akşam evde oğluna sorar:
- Bugün okulda ne yaptınız?
- Dinamit yaptık.
- Yarın ne yapacaksınız?
- Okulu yeniden yapacağız. (Figen ...)

335. Robot
Bir gün Temel’in babası eve bir robot getirmiş... Robotun özelliği, bir yalan söylendiği zaman hemen fark etmesi ve söyleyenin suratına anında bir tokat yapıştırması... O gün Temel okuldan evine geç dönmüş, &quot;Nerede kaldın oğlum?...&quot; diye merakla sormuş babası... &quot;Bugün öğretmen 2 saat fazla ders yaptı baba...&quot; demiş Temel ve robot anında fırlayıp Temel’in suratına patlatmış bir tokat... 
- Bana bak... Bu robot yalan söyleyeni anında tokatlar... Bana hemen doğruyu söyle bakayım!
- Baba, arkadaşlarla sinemaya gittik!
- Hangisine?...
- İkinci Dünya Savaşı ile ilgili...
Bir tokat daha inmiş Temel’in yüzüne robottan...
- Pardon baba... Pardon... “Seks Meleği” adlı filme gittik!
- Utanmalısın oğlum...&quot; Ben senin yaşındayken böyle filmlere asla gitmezdim...!
Bir tokat da babaya inmiş. Adam halının üzerinde sırtüstü yatarken sesleri duyan anne koşmuş içeri... &quot;Hemen bu robotu aldığın yere götürüyorsun!&quot; demiş kocasına, &quot;Oğluna ne kadar kötü örnek olduğunu görmüyor musun?...&quot; Anında &quot;Şrraakkk&quot; diye bir Osmanlı tokadı da kadının suratında patlamış!. (Figen ....)

336. İlk gece
Temel, karısının cenazesinde ağlıyor, kendini yerlere atıyor ve &quot;Ne yapacağım?. Ne yapacağım&quot; diye saçlarını yoluyormuş... İmam efendi Temel’in yanına &quot;Zavallı...&quot; diyerek ve acıyarak yaklaşmış, &quot;Oğlum...&quot; demiş, &quot;Senin için zor olduğunu biliyorum... Ama Tanrı ıstıraplarımıza dayanma gücü verir... Mutlaka iyi ve güzel bir eş bulacaksın, onunla evlenecek ve bu günleri unutacaksın...&quot; Temel, &quot;Evet, evet efendim tüm bunları ben de biliyorum...&quot; demiş, &quot;Biliyorum da, çok hazırlıksız yakalandım... Sadece bu gece kim yemek pişirecek?.. Kiminle yatacağım?.. Onu çözeyim rahatlarım!..&quot; (Figen ....)

337. Aşk 
Temel’e sormuşlar;
- Aşkı neye benzetirsin?
- Mektuba...
- Mektup mu? Niye?..
- Niye olacak?... Önce yazarsın, sonra yalarsın, işi bitince de postalarsın!.. (Figen ....) 

338. Kulaksız bebek
Küçük Temel’in komşularının bir bebeği dünyaya gelmiş... Ama ne talihsizlik ki minik bebeğin kulakları yokmuş... Bebeği ailece ziyarete giderlerken bu üzücü durumu patavatsız oğlu küçük Temel’e anlatan babası &quot;Sakın ama sakın bebeğin bu kusurundan bahsetmeyeceksin!..&quot; diye tembih etmiş, &quot;Bırak bahsetmeyi, ağzından ‘Kulak’ kelimesi çıkarsa seni mahvederim!..&quot; Bebeğin yanına çıkmışlar, Temel bebeğe yaklaşmış, &quot;Ne güzel bir bebek...&quot; demiş. &quot;Ciddi misin?..&quot; demiş bebeğin annesi, &quot;Teşekkür ederim.” Temel, &quot;Minik ayakları, minicik elleri, ne de güzel gözleri var... Görebiliyorlar mı bari?..&quot; Bebeğin annesi, &quot;Evet...&quot; demiş, &quot;Doktor gözlerinin sağlam olduğunu söyledi...&quot; Temel, &quot;Bu harika...!&quot; demiş, &quot;Eğer gözlük takmak zorunda olsaydı ayvayı yemişti!..&quot; (Figen ....) 

339. Şanssız Dursun
-Yahu şu Dursun ne kadar şanssız bir adam!
-Neden?...
-Adam 8’inci kere kısırlaşma ameliyatı olup tüplerini bağlattı, karısı hâlâ hamile kalmaya devam ediyor!.. (Figen ....)

340. Ördek
Temel, dere kenarında otururken tam yanına jeep’iyle bir adam gelip &quot;Kardeşim...&quot; diye sormuş, &quot;Dere derin midir? Jeep’imle karşıya geçebilirmiyim?...&quot; Temel, &quot;Derin değildir...&quot; diye cevap vermiş, &quot;Geçebilirsin...&quot; Adam, Temel’e güvenip dereye arabasıyla girince bir anda suların icerisinde kaybolmuş. Kan, ter içinde debelenerek sudan çıkıp Temel’in yakasına yapışmış, &quot;Hani derin değildi ulan?..&quot; diye tartaklamaya başlayınca &quot;Abi benim gerçekten suçum yok!..&quot; demiş Temel, &quot;Demin bir ördek geçti, vallahi su hayvanın beline geliyordu!..&quot; (Figen ....)

341. Çatı
Temel yemek odasının üzerindeki çatının aktığını fark edince hemen bir çatı ustası çağırmış... Usta gelip şöyle bir bakmış, &quot;Çatınızın aktığını ne zaman fark ettiniz?..&quot; diye sormuş... &quot;Dün gece...&quot; demiş Temel, &quot;Çorbamı içmem iki saat sürünce şüphelendim!..&quot; (Figen ....)

342. Türk’ün neyi meşhur?
Fransız, İngiliz, Alman, Rus, İranlı, Hollandalı, bir de bizim Temel barda sohbet ederlerken sıra gelmiş memleketlerini övmeye... İngiliz, &quot;Arkadaşlar...&quot; demiş &quot;Bizim biramız çok meşhurdur... Harika biralar üretiriz içmeğe doyamazsınız...&quot; Fransız hemen girmiş konuya &quot;Bizim kızlarımız meşhurdur...&quot; demiş, &quot;Öpmeye kıyamazsınız...&quot; Alman içini çekip &quot;Hey gidi memleketim...&quot; demiş, &quot;Biz öyle arabalar üretiriz ki binmeye doyamazsınız...&quot; Hollandalı hemen atılmış, &quot;Evlerimiz...&quot; demiş, &quot;Bizim dünya şirini evlerimiz meşhurdur...&quot; Bizim en meşhur şeyimiz KGB’dir...&quot; demiş Rus, &quot;Dünyanın bir ucunda sinek havalansa haberdardır!...&quot; Söz ona gelince İranlı &quot;Halılarımız...&quot; demiş, &quot;Yumuşacıktır ve çok meşhurdur...&quot; Sonra hepsi birden suskun oturan Temel’e dönmüşler... Temel sakin sakin bakmış onlara ve gülerek başlamış söze... &quot;Arkadaşlar bizim delikanlılarımız meşhurdur!...&quot; demiş... &quot;Öyle ki, alır Fransız’ın kızını, içer İngiliz’in birasını, atar Alman’ın arabasına, götürür Hollandalı’nın evine, yatırır İran halısının üzerine, çatır çatır becerir, değil kocasının, KGB’nin bile ruhu duymaz!..&quot; (Figen ....)

343. Centilmen
Temel dolmuşa binmiş. Dolmuşta 3 erkek bir de hamile bayan varmış. Dolmuş yoluna devam ederken hamile bayandan &quot;tırrrrt&quot; die bi ses gelmiş. Bayanın bozulmasını istemeyen adamlardan birisi &quot;Afedersiniz çok yemişim, mazur görün...&quot; diyerek centilmenlik yapmış. Temel olayı görmüş ve centilmenlik fikrini tutmuş. Bir süre sonra bir tırrrrt sesi daha gelmiş. Tam Temel daha evvel planladığı gibi centilmenlik yapmaya hazırlanırken, bu sefer diğer adam atlamış ve o da &quot;Afedersiniz çok yemişim, mazur görün...&quot; demiş. Temel centilmenlik sırasını kaptırınca bir hayli üzülmüş ve centilmenlik yapmak için kadının tırtlamasını beklemeye başlamış... derken br tırrrrt sesi daha gelmiş fakat Temel tam söyleyeceği sırada dolmuştaki 3. adam yapacağını yapmış ve &quot;Kusura bakmayın... Çok yemişim, mazur görün...&quot; diyerek Temel’in sırasını kapmış... Centilmenlik yapamayınca içinde kalan Temel durağı geldiği için dolmuştan indiğinde mutlaka centilmenlik yapmalıyım diye düşünmüş ve dolmuşun kapısından içeri dönüp &quot;Ha pu kadun pi taha yellenursa pilun ki pen yaptum...&quot; demiş. (Figen ....)

344. Uyku
Temel uyuyormuş. Birden yataktan düşmüş, kalkmış yeniden yatmış. Biraz sonra bir daha düşünce mırıldanmış: “İyi ki kalkmışım, yoksa üstüme düşecektim!..” (Figen ....)

345. Aslan
Temel bir gün ava gitmeye karar vermis, sihirli kemanını, tüfeği almış ve ava gitmiş. Av esnasında bir aslanla göz göze gelmişler. Temel tetiğe basmış, tüfek patlamamış. Temel kemanı çalmış ve aslani uyutmuş. Eve gelmiş ve tekrar ava gitmiş. Aslanla yine göz göze gelmiş. Tetiğe basmış, tüfek yine patlamamış. Hemen kemanı çıkarmış, çalmış, ama aslan onu parçalayıp yemiş. Ağaçta iki maymun konusuyormuş, biri demiş: &quot;Ben sana demedim mi, bu bizim sağır aslana denk gelirse işi biter diye...&quot; (Figen ....)

346. Aynı yerde
Temel uzun zamandır görmediği arkadaşı Cemal&apos;le İstanbul&apos;da karşılaşınca:
- Usak nasilsun pakayum?
- İyiyum...
- Çocuklarin nasildur?
- Onlar da iyidur.
- Peki karin nasildur?
Temel böyle sorunca Cemal&apos;in birden yüzü değişir...Temel arkadaşının karısının geçen yıl öldüğünü hatırlayıp hemen şöyle der:
- Yani hala ayni mezarda mi yatiyii? (Cansu ...)

347. Bulaşıkçı
Temel bir lokantanın önünden geçerken &quot;Bulaşıkçı aranıyor&quot; ilanını görmüş. Hemen içeri girip patrona: “Pen ha purada pulasikçiluk yapapilirum.” demiş. Patron sormuş: “Kaç dil biliyorsun?” Temel hiç duraksamadan cevap vermiş: “On tört!..” Önce biraz şaşıran patron sonra sinirlenmiş ve: “Sen benimle alay mı ediyorsun?” Temel: “Valla önce sen paşlattun...” (Cansu ...)

348. Silah
Cemal silahçı dükkanına girer, “Ha pi tapanca almak isteyrum.” Satıcı sorar: “Nasıl bir tabanca?” Cemal: “Peş kişiluk!..” (Cansu ...)

349. Motor
Temel reis, İdris reisle birlikte uçakla İstanbul&apos;a gidiyormuş. Bir sarsıntı olmuş. Herkeste bir telaş... Pilot konuşmuş: “Bir motorda arıza var. Ama meraklanmayın, üç motorla da gidebiliriz...” 15 dakika sonra bir anons daha: “Bir motor daha durdu, ama telaşlanmayın, iki motorla gideriz...” 10 dakika sonra pilot üçüncü motorun da bozulduğunu ama tek motorla da gidebileceklerini söylemiş. Temel reis dayanamayıp: “Ula İdrus reis, ister misun simti törtünçü motor da pozulsun da, hepten havata kalalum!..” (Cansu ...)

350. Çaresizlik
Hakim Temel&apos;e sorar: “Niye adamın başına sandalyeyle vurdun?” Boynu bükük Temel: “Ne yapayum, çaresizluk efendum. Masayi kaltiramatum ki!..” (Cansu ...)</description> 
  <category>Üst Çekmece</category>
  </item><item>
  <title>Avukat Fıkraları</title> 
  <pubDate>Sun, 25 Mar 2007 09:48:52 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.fikramasasi.com/yazi/avukat-fikralari </link>
  <guid> http://www.fikramasasi.com/yazi/avukat-fikralari </guid>
  <description>001. Kefenin cebinde
Zenginin biri ölümüne yakın, biri doktor, biri papaz, diğeri avukat üç yakın arkadaşını çağırmış yanına... Bir ricada bulunmuş: “300 bin dolarlık tasarrufum var... Bunu öteki dünyaya götürmek istiyorum. Ama kimseye güvenemiyorum. Size şimdi 100&apos;er bin dolar vereceğim. Bu paraları ne olur ben gömülürken kefenimin iç cebine koyuverin.” Demiş. Adam ölmüş. Üç arkadaş verdikleri sözü yerine getirmişler. Bir süre sonra doktor vicdan azabına yakalanmış. Diğer iki arkadaşını çağırarak: “Hastanenin acil ihtiyacı vardı... Onun için 100 bin doların 20 bin dolarını hastaneye sarfettim, kefene 80 bin koydum.” demiş. Papaz: “Ben de aynı günahı işledim... Paranın yarısını kilisenin inşaatına ayırdım. Kefenin cebine 50 bin dolar koydum...” Avukat: “Ben sözümü aynen yerine getirdim... Kefenin cebine 100 bin dolarlık çek koydum!..”

002. Avukat
Adam meyhanede kafayı çekmiş, ortalığı birbirine katmış. Karakola götürüldüğünde de camı çerçeveyi indirmiş. Tutup hakimin karşısına çıkarmışlar. Adam hakimden özür dilemiş ve “Avukatım gelmedi” demiş. Hakim duruşmayı sonlara bırakmış. Son duruşma saati geldiğinde avukat hala ortalıkta yok. Hakim dosyayı incelemiş ve “Sen hem karakolda, hem savcılıkta, hem de mahkemede suçunu itiraf etmişsin... Tanıklar da var... Avukatın gelip ne söyleyecek?” adam boynunu bükmüş “Valla benim 100 milyonumu aldı... Ben de onun gelip ne söyleyeceğini merak ediyorum!..” (Hasan Pulur)

003. Lüks oto
Çok havalı ve zengin bir avukat, yeni aldığı lüks spor arabasını ofisinin önüne park eder. Ofisteki arkadaşlarına nasıl gösteriş yapacağını düşünerek arabasından inerken, yoldan hızla geçen bir kamyon sürücü tarafındaki kapıyı kopartır atar. Avukat derhal cep telefonunu açar ve polisi arar. Kısa süre içinde polis olay yerine gelir. Fakat daha tek bir soru sormasına fırsat bırakmadan avukat isterik bir şekilde haykırmaya başlar; “Daha geçen gün aldığı arabası mahvolmuştur ve kaportacı ne kadar ince iş görse gene de eskisi gibi olmayacaktır. O kamyonun sürücüsü derhal bulunmalı ve yaptığı hasar ona mutlaka ödettirilmelidir!” Avukat öfkeli şikayetini nihayet bitirdiğinde, polis bıkkın ve inanamaz bir şekilde başını sallar;
- Siz avukatların bu kadar malcanlı olmalarını bir türlü anlayamıyorum... Sahip olduğunuz şeylere öyle bağlanıyorsunuz ki, başka bir şeyi gözünüz görmüyor...
- Nasıl söylersin böyle bir şeyi?
- Sol kolun dirseğinin altından kopmuş.. Görmüyor musun? Kamyon sana çarptığı sırada olmuş olmalı ve sen bana kaportacıdan bahsediyorsun...
- Aman tanrım!.. Rolex’im de gitmiş!.. (Saffet Çilingir)

004. Yaratıcı avukat
Avukat hırsızlıkla suçlanan müvekkilini yaratıcı bir savunma ile hapisten kurtarmak istemektedir. Avukat yargıca hitaben “Müvekkilim, arabanın camından içeri sadece kolunu sokup çantayı almıştır. Müvekkilimin kolu, müvekkilimin bizzat kendisi değildir. Sadece bir kol tarafından işlenen bir suç için niye bütün bir kişiyi cezalandırıyorsunuz?” der. Yargıç, gülümseyerek “Peki o zaman aynı mantıkla gidiyorum ve müvekkilinizin kolunu 1 yıl hapse mahkum ediyorum. Müvekkiliniz isterse ona eşlik edebilir.” der. Müvekkil gülümser. Avukatın yardımıyla takma kolunu çıkartırlar ve dönüp giderler.

005. Hayırsever avukat 
Hayırsever vakıflardan birindeki çalışanlar şehrin en başarılı avukatından henüz herhangi bir bağış almamış olduklarını fark ettiler. Bağış toplama görevindeki kişi avukatı bağışta bulunması için ikna etmeye çalışıyordu: “Araştırmalarımıza göre yıllık geliriniz en az 500.000 $. Ancak bugüne kadar hiç bir hayır işine bir kuruş bağışta bulunmamışsınız. O paranın bir kısmını bir şekilde topluma iade etmek istemez miydiniz?” Avukat açtı ağzını; “Önce, araştırmalarınız annemin uzun bir hastalıktan sonra ölmek üzere olduğunu ve hastane masraflarının onun yıllık gelirinin bir kaç kat üstünde olduğunu da gösterdi mi? Sonra, kardeşimin malul bir gazi, kör ve tekerlekli iskemleye mahkum olduğunu? Ya da kızkardeşimin kocasının bir trafik kazasında öldüğünü ve onu üç çocuğuyla beş parasız bıraktığını?” Görevli yerin dibine geçmişti. Sadece ”Hayır, hiç bir bilgim yoktu...” diye mırıldanabildi. Avukat onun sözünü keserek devam etti: ”Pekala, ben onlara zerre kadar para vermezken size niçin vereyim?” (Tugay Günnur)

006. Tarife
Ünlü avukatın yazıhanesine bir müşteri geldi ve;
- Size bazı hususlarda akıl danışmak istiyorum.
- Soracağınız iki soru için 10 milyon TL alırım.
- İki soru için 10 milyon TL çok değil mi?
- Olabilir dostum. Şimdi ikinci sorunuzu bekliyorum. (İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi 1975 Yıllığı)

007. Danışma
Vatandaş, bir avukatın yazıhanesine gelir. Duvarda büyük harflerle şu uyarı yer almaktadır; &quot;Danışmadan ücret alınmaz.&quot; Vatandaş, buna güvenerek sorununu avukata açar, avukat da gerekli bilgiyi vatandaşa verir. Ona çay ısmarlar, tüm bu teşrifattan çok memnun olan vatandaş, avukata teşekkür ederek kapıya yönelir. Tam çıkmak üzereyken avukatın uyarısıyla yerinde durakalır; &quot;Danışma ücretini vermediniz!&quot; Vatandaş şaşırmıştır; &quot;Aman avukat bey, şuradaki yazıda danışmadan ücret alınmadığı yazmıyor mu?&quot; Avukat, &quot;Eeee, tamam yazıyor, danışmadan ücret almıyoruz. Ama, danışınca ücret alıyoruz. Sen de danıştın, ücreti öde bakalım. danışmasaydın böyle bir şey talep etmeyecektim!..&quot; (“cekoslovakyalilastiramadiklarindanim”/Ek$iSözlük)

008. Cep
Bir Amerikan avukat esprisi: Bir yıl kış o kadar soğuk geçmiş ki, avukatlar ellerini kendi ceplerine sokmak zorunda kalmışlar. (“babayaro”/Ek$iSözlük)

009. Sandviç
İki avukat birlikte bir lokantaya gitmişler. Çantalarından birer sandviç çıkarıp yemeye başlamışlar. Masalarına yaklaşan garson; &quot;Burada kendi yiyeceklerinizi yiyemezsiniz!&quot; demiş. Avukatlar &quot;Afedersiniz, bilmiyorduk...&quot; demişler ve sandviçlerini değiş tokuş etmişler. (“kaktus”/Ek$iSözlük)

010. Ada
Bir rahip, bir doktor ve bir avukat deniz kazası sonucu okyanusta anakarayı gören fakat ıssız bir adada mahsur kalmışlar. Adadan kurtulabilmek için tek yol yüzmekmiş ancak deniz aç köpekbalıklarıyla doluymuş. Başka çare olmadığını anlayan üçlüden önce doktor karaya yüzmeye karar vermiş. Rahip ve avukata dönerek, &quot;Ben hayatımı insanları kurtarmaya adadım, bu yüzden de tanrı yardım eder.&quot; demiş ve okyanusa atlamış. daha bir kulaç atamadan köpekbalıkları doktoru yemişler. Rahip avukata, &quot;Ben tüm ömrümü tanrıya adadım, o bana yardım edecektir, burada ölemem!&quot; demiş ve atlamış. Tabii köpekbalıkları rahibi de oracıkta yemişler. Avukat olanları görünce bir değerlendirme yapmış, bu iki adam hayatlarını insanlığa ve tanrıya adadıkları halde öldüler, bense hep kendim için çalıştım bu köpek balıkları beni de kesin yer, ama burada aç susuz yavaş yavaş ölmektense atlayıp hemen ölürüm diye düşünmüş ve kendini okyanusa atıvermiş. Denizde olağandışı bir hareketlenme olmuş, bütün köpek balıkları &quot;Buyur üstat...&quot; demişler ve avukatın geçeceği yolda bir kordon oluşturmuşlar. (“cekoslovakyalilastiramadiklarindanim”/Ek$iSözlük)

011. Cinayet davası
Mahkemede bir cinayet davası görülüyordu. Adamın katil olduğu hemen hemen kesindi. Bunu farkeden davalı avukatının aklına bir şeytanlık geldi; &quot;Bayanlar baylar... Hepinize bir sürprizim var!&quot; diyerek saatine baktı... &quot;Tam bir dakika sonra, müvekkilim tarafından öldürüldüğü iddia edilen kişi bu mahkeme salonundan içeri girecek...&quot; Bunun üzerine hakim, seyirciler, bütün kafalar mahkeme salonunun kapısına döndü... 1 dakika geçti... Hiçbir şey olmadı... Bunun ardından avukat: &quot;Bakın...&quot; dedi, &quot;… ortaya bu iddiayı attım ve hepiniz heyecan içinde kapıya bakıp 1 dakika boyunca beklediniz. Bu gösteriyor ki, gerçekten ortada bir ölü olduğuna ve dolayısıyla müvekkilimin katil olduğuna sizler tamamiyle inanmış değilsiniz...&quot; Bu sözün ardından hakim kararını açıkladı ve adamı suçlu buldu... Avukat şok içinde: &quot;Ama nasıl olur? Az önceki gösteriden hepiniz etkilendiniz... Hepinizin kapıya baktığını gördüm!..&quot; Hakim: &quot;Evet doğru... Hepimiz baktık…&quot; dedi, &quot;… ama müvekkiliniz bakmadı!..&quot; 

012. Avukat
Cennetle cehennem arasında bir sorun çıkmış. Başmelek &quot;Sizi mahkemeye vereceğim!..&quot; biçiminde bir tehdit savurunca başzebani gülmeye başlamış, &quot;Sizin orada avukatı nereden bulacaksın?..&quot; (Halil R. Güven)</description> 
  <category>Üst Çekmece</category>
  </item><item>
  <title>Ortaya Karışık Fıkralar 3</title> 
  <pubDate>Sat, 24 Mar 2007 12:34:15 GMT </pubDate> 
  <link> http://www.fikramasasi.com/yazi/ortaya-karisik-fikralar-3 </link>
  <guid> http://www.fikramasasi.com/yazi/ortaya-karisik-fikralar-3 </guid>
  <description>101. Hesap
Gayet şık giyinmiş adam çok pahalı bir restorana gelerek, kendisine mükellef bir ziyafet çekmiş. Hesabın çok kabaracağı çok belirginmiş. Yemeğin sonuna doğru şef garsonu çağırmış; “Çok güzel bir yemekti. Geçen sene de buna benzer bir yemek yemiştim. Ancak param olmadığı için beni döverek bir un çuvalı gibi dışarı atmıştınız.” Şef garson üzgün; “Özür dileriz bayım!..” Adam; “Ah, önemli değil. Sizi bu sene de aynı zahmete sokacağım için ben özür dilerim!..”

102. Ebediyen
Yargıç, sanığı sorguya çekiyordu:
- Demek yüzüğü çalmadın, yolda buldun.
- Evet efendim, yolda buldum. İnanmazsanız, yüzüğü düşüren sahibine sorun.
- Peki, sahibinin kim olduğunu biliyorsun da, yüzüğü götürüp niçin ona vermedin?
- Verecektim ama... İçindeki yazıyı görünce vazgeçtim.
- Ne yazıyordu yüzüğün içinde?
- Efendim “ebediyen seninim” yazıyordu!..

103. Tabi kalabilirsin
Adam işyerinde arkadaşı ile sohbet ediyormuş.
- Dün gece ne olduğuna kesinlikle inanmayacaksın.
- Ne oldu, anlat bilelim.
- Dün gece kapı çaldı. Kapıyı açtım, şakır şakır yağmur yağıyor. Baktım ki benim eski kayınvalide kapının eşiğinde duruyor.
- Sonra?
- Bana; “Bir iki gün burada kalabilir miyim?” diye sordu.
- Sen ne dedin?
- “Tabii ki” dedikten sonra kapıyı kapattım.

104. Savaş
İsviçre Çin’e savaş ilan etmiş. Bir şekilde Çin’e kadar gelmişler. Haber Çin başbakanına geç ulaşmış.
- Başbakanım İsviçreliler saldırdı, Pekin’e girdiler!
- İsviçre de ne?
- AIvrupa’da bir ülke!
- Kaç kişi bunlar?
- 5 milyon!
- Hangi otelde kalıyorlar? (Fulya Arıcı)

105. Mucize
Günün birinde üç adam ormanda yürürlerken karşılarına büyük ve vahşi bir nehir çıktı. Ama nehrin karşı kıyısına mutlaka geçmeleri gerekiyordu. Peki bunu nasıl başaracaklardı? Birinci adam, dizlerinin üstüne çöktü ve tanrıya dua etti: “Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ver!” Tanrı ona uzun kollar ve güçlü bacaklar verdi. Böylece nehrin karşı kıyısına geçebildi. Ancak bunun için 2 saat boyunca dalgalarla boğuştu ve 3-4 kez boğulma tehlikesi geçirdi. Ama, başarmıştı! Bunu gören ikinci adam da tanrıya dua etti: “Tanrım lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ve gerekli aracı ver!” Tanrı ona bir tekne verdi ve o da nehrin karşı kıyısına geçmeyi başardı. Ancak birkaç kez teknenin alabora olma tehlikesiyle karşılaştı. Tüm bu olan bitenleri izleyen üçüncü adam, dizlerinin üstüne çöktü ve tanrıya yalvardı: “Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç, araç ve zekayı ver!” Tanrı adamı bir kadına dönüştürdü... Kadın haritaya baktı.... Nehrin biraz yukarısına doğru yürüdü ve köprüden karşıya geçti. (Şeyda Günaydın)

106. Yaramazın treni
Evin annesi ütü yaparken, evin küçük yaramazı da salonda oyuncak treniyle oynuyormuş. Bir ara çocuk bağırmaya başlamış: “Evet! Son durağa geldik! Duymadınız mı allahın cezaları? Hala ne oturuyorsunuz? Çabuk defolun, inin aşağı!” Bunları duyan anne neye uğradığını şaşırmış, doğru salona koşmuş: “Sen ner’den öğrendin bakayım böyle konuşmayı? Ne kadar ayıp... Şimdi doğru odana gidiyorsun, tam 2 saat cezalısın. Bir daha da ağzından öyle kötü sözler duymayayım!” 2 saat sonra küçük afacan tekrar salona dönmüş, treninin başına oturmuş. Annesi mutfakta yemek yapıyormuş. Derken yine oğlanın konuşmalarını duymuş: “Sayın yolcularımız, işte son durağa geldik. Umarız çok güzel bir yolculuk geçirmişsinizdir. Lütfen eşyalarınızı trende unutmamaya dikkat ediniz. Trene yeni binen yolcularımız, sizin de çok güzel bir yolculuk geçirmenizi diliyoruz. Küçük bagajlarınızı koltuklarınızın altına koyabilirsiniz. Bu arada unutmayın, yolculuk sırasında sigara içmek yasaktır.” Bunları duyan annesi cezanın işe yaradığından memnun gülümserken oğlan konuşmasına devam etmiş: “Ayrıca iki saatlik rötar yüzünden mutfaktaki cadaloz adına hepinizden özür dileriz!..” (Müge Serdar)

107. Dürüstlük
Bir köylü dere kenarında elinde baltası ağaç budamaya gidiyormuş. Baltasını dereye düsürmüş. “Ah, eyvah şimdi ben ne yapacağım” derken, tanrı görünmüş aniden. “Ne oldu, ne var, neden sızlanıyorsun?” diye sormuş adama. Adam da: “Aman tanrım, ben şimdi ne yapacağım, baltamı dereye düşürdüm, yeni bir balta alacak param da yok, ağaçları nasıl budayacağım?” Tanrı: “Dur bakalım.” diyerek dereye gitmiş. Elinde bir altın balta ile dönmüş. “Söyle bakalım senin baltan bu mu?” Adam: “Hayır tanrım“ demiş. Tanrı yine dereye. Elinde gümüş bir balta ile dönmüş. Sormuş: “Senin baltan bu mu?” Adam: “Hayır tanrım “ demiş. Tanrı yine dereye gitmiş. Elinde eski bir demir balta ile dönmüş. Sormuş: “Senin baltan bu mu?” Adam sevinçle: “Evet tanrım” demiş. Tanrı: “Oğlum sen çok dürüst bir insansın, bu baltaların her üçünü de sana veriyorum, güle güle kullan.“ demiş. Adam mutlu, tanrı mutlu ayrılmışlar. Aradan bir süre geçmiş. Bizim adam dere kıyısında karısı ile birlikte yürüyorlarmış. Birden nasıl olduysa olmuş, kadın dereye düşmüş, gözden kaybolmuş. Adam yazık feryat, figan. O sırada tanrı gelmiş. Sormuş ne olduğunu adama. Adam: “Ah tanrım, kırk yıllık karım, can yoldaşım derede kayboldu. Ben onsuz ne yapacağım şimdi?” demiş. Tanrı dereye gitmiş. Yanında Deniz Akkaya ile dönmüş. “Senin karın bu mu?” demiş. Adam atılmış. “Evet, evet!” Tanrının kaşları çatılmış. “Sen bana yalan söyledin. Bu senin karın değil!” Adam boynunu bükmüş: “Haklısın tanrım. Ancak, ben fakir bir adamım. Değil desem, sen bu sefer Demet Şener’i getireceksin. Ve sonunda üçünü de bana hediye edeceksin. Ben bu fakir halimle üçüne birden nasıl bakarım!” (Zehra Demircan)

108. Teklif
Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirir ama sonra ders yılı başlar. Okulların açıldığı gün, dersten çıkan öğrenciler yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak gürültü yaparlar. Bu gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir. Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapısının önüne çıkar, onları durdurur ve ”Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün 1 dolar vereceğim.” der. Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve onlara şöyle der, ”Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı. Bundan böyle size sadece 50 sent verebilirim.” Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları. ”Bakın..” der, ”... henüz maaşımı alamadım, bu yüzden size günde ancak 25 sent verebilirim, tamam mı?” İçlerinden biri ”Olanaksız bayım...” der, ”... günde 25 sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz.”
 
109. Beyaz fıkra
Afrikalı zenci aile, duydukları söylentiye inanıp içinden geçenlerin beyazlaştığı nehrin kıyısına gelirler. Baba karşıya geçer beyazlaşır. Anne karşıya geçer beyazlaşır. Büyük çocuk karşıya geçer beyazlaşır. Karşıda kalan küçük çocuk, bir ayının saldırısına uğrar ve ölür. Anneyi hüngür hüngür ağlarken gören baba şöyle der: “Boşver hanım. Zencinin biriydi zaten!..” (Müge Serdar)

110. Afrikalı yerli
İngiliz lordu gezmek için Afrika’ya gitmiş. Niyeti en otantik, en bakir yerleri gezip dolaşmak, kara kıtayı bir turist gibi değil, bir serüven adamı gibi keşfetmek. Lordu tutup, ilkel kabilelerin yaşadığı medeniyetten uzak bir yere götürmüşler. Adam rehberi ve bir kaç muhafız ile yerli köylerini dolaşmaya başlamış. Saz kulübelerden oluşan bir köye rastlamış. Köyü dolaşmış, insanlara bakmış. Köyün öbür ucunda, açık araziye bakan bir yerde çıplak bir zenciyi kütükten bir tamtamın başında görmüş. Bakmış ki adam elindeki ağaçtan tokmağı biteviye kütüğe vuruyor. Dikilmiş başına, “Neden tamtam çalıyorsun?” diye sormuş. Yerli kütüğe vurmayı kesmeden cevap vermiş, “Köyümüz susuz kaldı. Onun için çalıyorum.” İngiliz elindeki pipoyu ağzına götürüp bir nefes çekerken, bilgiç bilgiç gülümsemiş, “Yani mevsim kurak geçti, nehirler kurudu. Su kalmadı. Sen de tamtam çalıp ruhları yardıma çağırıyorsun. Aklın sıra dua ile yağmur yağdıracaksın öyle mi?” Yerli tamtamını çalmayı sürdürürken, bilgiçlik taslayan İngiliz’e şöyle bir yan bakış fırlatmış, “Hiç alakası yok!” demiş. “Ben yandaki köyden tesisatçıyı çağırıyorum!..”

111. Önemli olan
Bir bilgeye kadında önemli olanın ne olduğu sorulur. Bilgenin yanıtı şöyledir: “Kadında önemli olan ruh güzelliğidir. İyi bir ruhun sahip olması gereken vücut ölçüleri ise 90-60-90 olmalıdır!..” (Mehdi Koca)

112. Tek
Şehre yeni gelmiş bir turist arka sokaklarda gezinirken, ayaklarında bir tek ayakkabı bulunan gariban bir çocuk görmüş. Hemen yanına giderek konuşmaya başlamış; “Ne oldu, ayakkabının tekini kaybetmişsin galiba, gidip beraber arayalım istersen.” Çocuk; “Hayır, ayakkabımın tekini kaybetmedim. Sadece tek bir ayakkabı buldum.”

113. Vasiyet
Ölen zengin birinin vasiyetnamesine varisleri itiraz eder. Çünkü kendilerine az pay bırakmıştır. İddia ederler ki, rahmetli vasiyetnameyi düzenlerken, ruhsal yeteneklerine sahip değildi. Merhumun avukatı karşı koyar: “Tamamıyla sahipti. Çünkü mirasçılarına, ‘Ey leş kargaları‘ diye hitap ediyordu!..”

114. Çöpçatan servisi
Kadının biri bir çöpçatanlık bürosuna başvurmuş. Görevliye “Ben bir eş arıyorum” demiş. Görevli sormuş: “Aradığınız özellikler nedir?” Kadın; “İyi görünümlü, eğlenceli, sportif, bilgili, müzik ve dansa ilgi duyan, beni gün boyu eğlendirebilecek, ihtiyacım olduğunda bana değişik hikayeler anlatabilecek ve biraz sessizlik huzur istediğimde sessiz olabilecek biri.” Görevli “Anlaşıldı, kayıtlarımızda size uygun biri var. Bu akşam saat tam 20’de kapınızda olacak.” Kadın hayatından memnun evine dönmüş. Randevusu için süslenmiş, püslenmiş ve saat tam 20’de kapı çalmış. Kadın yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kapıyı açmış... Ve karşısında... Tam aradığı özelliklere uygun... Bir televizyon!..

115. Kredi
Çok şık giyimli adamın biri New York’un en iyi bankalarından birine girer. Sırasını bekledikten sonra, müşteri temsilcisinin önündeki koltuğa oturur ve utangaç bir eda ile “Çok acele 5,000 dolara 3 haftalığına ihtiyacım var, bunu sizden hemen temin edebilir miyim?” diye sorar. Müşteri temsilcisi adamın giyiminden ve konuşmasından çok etkilenmesine rağmen, kendi bankaları ile daha önce hiç çalışıp çalışmadığı veya herhangi bir referansı olup olmadığı gibi beylik sorularını, ezberletildiği şekilde sorar. Adam, bunun üzerine kibarca ve ezilerek bunların aslında hepsini kendisine temin edebileceğini, fakat çok acelesinin olduğunu ve müşteri temsilcisinin temkinli yaklaşımını da gayet anlayışla karşıladığını anlatır ve sorar: “Benim aklıma bir çözüm yolu geliyor; kapınızın önünde 200.000 dolar değerinde Rolls Royce arabam var, bunu size teminat olarak bırakayım, 3 hafta sonra 5.000 doları ve faizini ödedikten sonra arabamı geri alırım, böyle bir çözüm sizce uygun mu?” Müşteri temsilcisi bunu hemen sevinçle kabul eder, adamın Rolls Royce’u bankanın garajına park edilir ve adam arzu ettiği 5.000 doları alıp gider. Adam 3 hafta sonra yine aynı müşteri temsilcisinin önüne gelir, borç aldığı 5.000 doları ve 3 haftalık süre için tahakkuk eden 15 dolar 42 cent faizi öder. Müşteri tam Rolls Royce’u ile bankanın önünden ayrılırken, müşteri temsilcisi biraz utanarak: “Kusura bakmayın ama, sizin gibi bir beyefendi nasıl olur da, kredi kartı ile çekebileceği 5.000 dolar için 200.000 dolar değerindeki Rolls Royce arabasını rehin bırakıp 5.000 dolar kredi alır?” diye sorar. Bunun üzerine müşteri: “Peki siz New York’da Rolls Royce’umun başına bir şey gelmeyeceğinden bu kadar emin olduğunuz ve 3 haftalık park ücretinin 15 dolar 42 cent tuttuğu başka bir park yeri biliyor musunuz?” (Eda Deneç)

116. Yöntem yanlış
Adam; “Bu sabah kalktığımda kendimi o kadar kötü hissediyordum ki, 100 tane aspirin yutup, intihar etmeye karar verdim.” Arkadaşı; “Ne diyorsun? Sonra ne yaptın? Anlaşıldığı kadarı ile vazgeçmişsin!” Adam; “Hayır, vazgeçmedim ama ikinci aspirinden sonra kendimi daha iyi hissettim!..”

117. Korku
Büyükannenin çiftliğine tatile giden minik yavruya büyükanne kuyudan bir kovaya su doldurma görevi vermiş. Küçük çocuk kovayı alıp, kuyunun başına gitmiş. Tam kovayı kuyuya indirmiş ki, kuyudan yukarı doğru bakan iki iri göz görmüş. Bir anda kovayı yere atarak, eve kaçmış. Büyükanne çocuğu kovasız görünce sormuş;
- Ne oldu, kova nerede?
- O kuyudan ben su dolduramam, büyükanne. Kuyuda büyük, yaşlı bir timsah var!
- Aman yavrum, niye korkuyorsun. O timsah uzun senelerdir orada yaşar, çok uysaldır, kimseye zararı dokunmadı. Sen öyle korkunca, o senden daha fazla korkmuştur muhakkak. Hadi, git de su doldur gel.
- Eğer o da benim kadar korktuysa, o kuyudaki suyu bir daha hiç kullanamayacağız demektir!..

118. Sorumlu Eleman
İşe adam almak üzere görüşme yapan patron müracaat eden adaya dönerek; “Biz bu iş için sorumluluk sahibi birisini arıyoruz.” Aday hemen yanıtladı; “Aradığınız kişi benim o halde. Eski iş yerinde ters giden bütün işlerde sorumlu kişinin ben olduğumu söylerlerdi.”

119. Sadık Uşak
Lord, uşağını çağırarak sordu:
- İçki içtiğini söylüyorlar, doğru mu? 
- Evet, sör!..
- Dün gece meyhanedeymişsin?
- Doğru, sör!
- Bir sürü de rezalet çıkarmışsın, öyle mi? 
- Evet, sör!
- El arabasıyla bir şeyler taşımışsın? 
- Evet, Lord hazretleri! 
- Peki, neydi taşıdığın gecenin o saatinde? 
- Sizi meyhaneden eve götürüyordum, sör!..

120. Domates
Tiyatroda bir seyirci yanındakine sorar: “Deminden beri sahneye devamlı domates atıyordunuz. Şimdi de perde kapanınca alkışlamaya başladınız. Perdenin tekrar mı açılmasını istiyorsunuz?” Adam “Evet, atamadığım iki domatesim daha kaldı da!..”

121. Kaynana
Bilge Kral Solomon sarayında sessiz sakin bir gün geçirirken birden bir gürültü kopmuş. Kral ne olduğunu anlayamadan nöbetçiler kendisinin huzuruna saçsaça başbaşa vaziyette 2 kadın getirmişler. Yanlarında da üstü başı paramparça genç bir adam. Kral sormuş: “Nedir sizin derdiniz? Bu adam size ne yaptı?” Kadınlardan biri hemen atlamış: “Yüce Kralım, bu adam benim kızımla evleniecek. Söz verdi!” Öteki kadın da atlamış: “Hayır Yüce Efendimiz, esas benim kızımla evlenecek. Çünkü bize söz verdi!” Böylece 2 kadın yine birbirlerine girmişler. Sarayda bir uğultu, bir gürültü derken kral herkesi susturmuş ve “Bunu halletmek çok kolay” diyerek yardımcılarına emretmiş: “Derhal bu adamı kılıçla tam ortadan ikiye ayırın. Yarısını şu kadına, yarısını da öbür kadına verin.” Birinci kadın bunun üzerine “Tamam işte bu gayet adil!” demiş. İkinci kadın “Aman efendimiz yapmayın” demiş, “Elbet bir şekilde anlaşacağız. N’olur yok yere genç bir insanın kanı dökülmesin!” Bunun üzerine kral hiç tereddütsüz kararını açıklamış: “Bu adam birinci kadının kızıyla evlenmelidir.” İkinci kadın şaşırmış: “Ama neden? O kadın gencecik adamın testereyle parçalanmasına gayet memnun bir şekilde razı oldu!” Kral cevap vermiş: “Evet, bu da onun gerçek kaynana olduğunu gösterdi!..”

122. Kavga
İki araba birbirlerine yaklaşıyolardı. Birinin içinde bir adam, diğerinde bir kadın. Tam yanyana geldiklerinde adam camı açıp kadına: “Domuz!” diye bağırdı. Ve konusmaşına devam edecekken kadın çok sinirlendi ve o da camı açıp adama: “Hayvan!” diye cevap verdi. Ve arabalar yollarına devam ettiler. Kadın tam virajı dönmüştü ki yolun ortasında duran kocaman bir domuza çarptı. Bu hikayeden çıkarılacak sonuç: “Kadınlar dinlemeyi, erkekler de konuşmayı bir öğrenebilseler!..”

123. David Jones
Adamın biri üzerinde çok hoş bir gömlekle bardan içeri girmiş. Barmen “Oooo... Gömleğiniz çok güzel, ner’den aldınız?” Adam cevap vermiş: “David Jones’tan...” Derken bir adam daha bara gelmiş, onun da pantalonu çok şık görünüyormuş. Barmen sormuş: “Pantalonunuz çok şık, ner’den aldınız?” Adam; “David Jones’tan...” Derken üçüncü bir adam bara gelmiş, üzerinde de çok havalı bir ceket. Barmen ona da sormuş: “Ceketiniz ne kadar güzel... Ner’den aldınız?” Adam; “David Jones’tan aldım.” Biraz sonra bara bir adam girmiş, hem de çırılçıplak vaziyette. Barmen adamı durdurmuş: “Hey, bir dakika ahbap, bu kılıkta nereye gidiyorsun sen? Sen kim olduğunu sanıyorsun!” Adam fısıldamış; “David Jones!..”

124. Dua
Küçük Johnny, anne ve babasıyla birlikte akşam yemeği için büyükannesinin evine gitmiş. Herkes sofraya oturmuş, yemekler tabaklara konar konmaz bizim afacan hemen yemeye başlamış. Bunu gören annesi “Johnny, beklesene...” demiş, “...daha duamızı etmedik!” Ama küçük yaramaz hiç oralı olmamış: “Duaya gerek yok ki!..” Annesi iyice sinirlenmiş: “Ne demek gerek yok? Kendi evimizde her akşam yemeğe başlamadan önce dua etmiyor muyuz?” Bunun üzerine Johnny cevap vermiş: “Ama burası büyükannemin evi ve o yemek yapmasını biliyor!..”

125. İşitme cihazı
İki yaşlı arkadaş konuşuyorlar:
- Yeni bi işitme cihazı aldım... 4.000 $ para verdim ama inan ki değdi.. Kesinlikle işimi görüyor.
- Ciddi misin? Markası ne?
- 4’ü çeyrek geçiyor!

126. Seni uyanık seni
Adamın biri uzun ve yorucu bir iş gününün ardından bi kadeh içip rahatlamak istemiş. Yakınlardaki barın kapısına geldiğinde bir bakmış, kapının önünde bir rahibe oturuyor, elinde de bir teneke kutu. Adam kutuya birkaç bozuk para atmış, tam bara girecekken, rahibe ona içkinin zararlarından bahsetmeye başlamış; ‘içkinin dünyadaki bütün kötülüklerin tek sorumlusu olduğunu, şeytanın ta kendisi olduğunu’ söylemiş. Adam bunun üzerine sinirlenmiş: “İyi ama ben bütün gün stres altında deli gibi çalışıyorum. Mesai bittikten sonra bir kadeh birşey içmek beni kötü biri yapmaz ki? Evliyim, karıma ve çocuklarıma tapıyorum, çevremdeki herkesle iyi geçiniyorum, bazı yardım kuruluşlarında gönüllü çalışıyorum, her pazar kiliseye mutlaka gidiyorum. Şimdi ben 1 kadeh Scotch içeceğim diye şeytan mı oldum?” Rahibe ısrarla “Seni anlıyorum oğlum, bunları seni kızdırmak icin söylemedim...” demiş, “... ama içki öyle sinsi bir şeytandır ki onu içen herkes büyülenir, lanetlenir.” Adam; “İyi de, sen nasıl bu kadar emin konuşuyorsun? Hayatında bir yudum alkol aldın mı?” Rahibe; “Hayır, asla! Alkol denen şeytan benim dudaklarıma asla dokunmadı.” Adam; “Peki sence bir yudum içki senin gibi inançlı bir rahibeyi lanetli bir şeytana çevirebilir mi?” Rahibe; “Eee, bilmiyorum.” Adam “Bak ne diyeceğim. Şimdi birlikte bara girelim. Sana bir içki ısmarlıyacağım. Sadece 1 kadeh ve ondan sonra göreceksin ki, şeytan bardağın değil, insanın içindedir.” demiş. Bunu duyan rahibe “Ben bu şeytan yuvasına asla girmem!..” demiş, “... ama şeytanın bardakta değil, içimizde olduğunu söylemen ilgimi çekti. İtiraf etmeliyim ki meraklandım!” Adam; “Tamam o halde, gel benimle içeri.” Rahibe; “Hayır oğlum ben oraya giremem. Ama bak aklıma bir fikir geldi, sen benim şu teneke kutumu al, içeri gir ve o Scotch dediğin şeyi buna doldur, sonra da bana getir.” Adam “Tamam...” demiş, içeri girmiş. Barmene yaklaşmış: “Selam, 2 scotch istiyorum. Yalnız birini şu teneke kutuya doldurur musun?” Barmen adama ters ters bakmış: “O Allahın cezası şimdi de bizim kapıda mı duruyor?..” (Müge Serdar)

127. Madonna
Bir gün Madonna bir yarışma düzenlemiş. Kim ona yetişirse, ona sahip olacak. Büyük kalabalığın arasından Madonna Ferrari’siyle otobana çıkmış. Gazladığı an kalabalık peşinden gelmeye başlamış. Giderek kalabalık azalıyormuş. Ferrari’nin hızı 250km/saatte yaklaşınca peşinden tek bir kişi geliyormuş; o da tek ayaklıymış. Madonna hayret etmiş ve arabasını durdurmuş. Arabasından çıkmış ve; 
- Artık bana sahip olabilirsin...
- Yooo... Önce beni bu arabaya bağlayana sahip olacağım!..

128. En büyük
Çocuklar bir köpeği çekiştiriyor ve bağırışıyorlardı. Yoldan geçen yaşlı bir adam yanlarına yaklaştı:
- Ne diye çekiştiriyorsunuz hayvanı?
- Köpek, içimizde en büyük yalanı söyleyenin olacak.
- Utanmıyor musunuz siz? Ben sizin kadarken yalan söylemeyi aklımdan bile geçirmezdim!
Çocuklar, bir ağızdan bağrıştılar:
- Bravooo!.. Köpeği siz kazandınız!..

129. Kekeme
Birisi kekeme olan iki dağcı bir dağa çıkıp zirvede kamp kurmaya karar vermişler. Daha yolun yarısında kekeme olan diğerini dürtmü; “Bi... bi... bi... bi...” Diğeri; “Ya dur, yorgunum zaten, sonra söylersin!” demiş. Kekeme ısrarla; “Bi... bi... bi... bi... bi... bişe... ssss... ssss... söyliycem...” demiş. Diğeri yine susturmuş.. Biraz sonra kekeme yine dürtmüş adamı “Çç... ççç... çççaaaa...” Diğeri “Ya, bi sus, geldik zaten, az kaldı...” demiş. Neyse dağın tepesine çıkmışlar “Ne söyliycen? Söyle şimdi.” demiş adam. Kekeme “Çç... ççç... çççaaaa... çadırı unuttum!..” demiş. Adam çok sinirlenmiş; “Nasıl unutursun ya?!” filan diye bağırmış. Ama çaresiz geri dönmek zorunda kalmışlar. Başlamışlar tekrar inmeye. İnerken yolda dürtmüş kekeme yine adamı; “Bi... bi... bi... bi...” Diğeri “Ya, dur, sinirliyim zaten. İnince söylersin.” demiş. Kekeme ısrarla “Bi... bi... bi... bi.. bi.. bişey ssss.... ssss.... söyliycem...” demiş. Diğeri yine susturmuş. Kekeme yine dürtmüş; “Şşş... şşş... şşşş...” diye zorlamış. Adam sinirli sinirli; “Ya, bi sus ya, aşağıda söylersin, bi sus ya!..” demiş, susturmuş. Böyle aşağı inmişler. İner inmez adamın siniri geçmiş, sormuş; “Ne söyleyeceksin?” Kekeme “Şşş... şşş... şşşşaaa... şaka yaptım!..”

130. Çığlık
Modern bir hapishaneyi gezen gazeteci çığlıkların geldiği bir odanın önünde durdu:
- Bu çığlık da ne?
- Burası elektirikli sandalye odası. Bir zenciyi idam ediyoruz.
- Peki niye çığlık atıyor?
- Elektrikler kesildi de, mumla idare ediyoruz!..

131. Bebek
Huzurevinin bahçesinde iki tonton yaşlı adam bir banka oturmuş laflıyorlar:
- Aaah ah... Yaş oldu 73... Elim ayağım tutmuyor, her tarafım ağrıyor. Benle aynı yaşta değil misin ya sen? Kendini nasıl hissediyorsun?
- Yeni doğmuş bir bebek gibi...
- Aaa? nasıl yani?
- Kafada saç yok, ağızda diş yok, galiba az önce de altıma yaptım!..

132. Sen karışma
Mehmet bey köpeğinin tasmasından tutmuş yolda giderken, hoşlanmadığı bir komşusuyla karşılaştı. Komşu sordu:
- Bu eşekle nereye gidiyorsun?
- Yahu bu köpek be!.. Köpekle eşeği birbirinden ayıramıyor musun?
- Ben köpekle konuşuyorum. Sen ne diye söze karışıyorsun?

133. Yaşlı-Genç
Yaşlı bir adam, genç bir kıza iltifat ediyormuş;
- Ah dünya güzeli, ah rüyalarımın kadını, ah uğruna herşeyimi feda edebileceğim yaratık, hayatım boyunca neredeydiniz?
- İlk yarısında zaten yoktum efendim...

134. Neler oluyor hayatta
İngiltere’de bir pub’ın işletmecileri, bozuk para atınca prezervatif veren makinelerden alıp bir köşeye koymuşlar. Makinenin kapağında da şöyle yazıyormuş; “Tamamen İngiliz standartlarına uygun olarak üretilmiştir.” Makine daha oraya konalı bir gün olmuş, ertesi sabah bir bakmışlar o yazının altında birinin el yazısı: “Titanik de öyleydi!..”

135. Saf uşak
Vaktiyle efendinin biri, bir hayli saf olan uşağı ile eğlenmek için, &quot;Git bana &apos;hiç&apos; al...&quot; demiş, &quot;... Sakın unutma, &apos;hiç&apos; alacaksın.&quot; Uşak unutmamak için &quot;Hiç, hiç...&quot; diye tekrarlayarak çıkmış yola. Deniz kıyısında bir balıkçıya rastlamış. Mırıldana mırıldana dikilmiş başına. &quot;Hiç, hiç...&quot; demiş. Balıkçı bir tokat patlatmış uşağın suratına. &quot;Ulan ne diye tepemde ‘hiç, hiç, hiç’ diye söylenip duruyorsun, uğursuz kerata.&quot; Uşak sormuş, &quot;Peki ne diyeyim?&quot; &quot;Kısmetin bol olsun, tuttuğun büyük olsun de&quot; demiş. Uşak bu kez &quot;Kısmetin bol olsun, tuttuğun büyük olsun...&quot; diye diye yola koyulmuş. Bu kez bir gelin alayına rastlamış ve takılmış gelinin peşine. &quot;Kısmetin bol olsun, tuttuğun büyük olsun...&quot; deyince kızın babası da bir tokat patlatmış uşağa. &quot;Ulan sersem, ne biçim laf o öyle, tuttuğun büyük olsun!&quot; Uşak sormuş &quot;Ya ne diyeyim?&quot; Baba, &quot;Ah ne güzel, oh ne güzel diyeceksin!&quot; Uşak tekrar düşmüş yola &quot;Ah ne güzel, oh ne güzel...&quot; diye diye. Bu kez de bir cenaze törenine rastlamış. &quot;Ah ne güzel, oh ne güzel...&quot; demiş ve bir şamar inmiş ensesine. &quot;Salak herif, ah ne güzel, oh ne güzel denir mi hiç!&quot; &quot;Ya ne diyeyim öyleyse?&quot; &quot;Allah rahmet eylesin de, budala.&quot; Uşak yolda bir köpek cesedine rastlamış. Dikilmiş başına ve &quot;Allah rahmet eylesin...&quot; diye tekrarlamaya baslamış. Bir şamar daha inmiş suratına. &quot;Köpek leşine Allah&apos;tan rahmet dilenir mi?&quot; &quot;Ya ne diyeyim?&quot; &quot;Of ne fena kokuyor, pöf ne fena kokuyor, de bari...&quot; Bu kez de aynı sözleri taze ekmek çıkaran bir fırının önünde söyleyince bir odun inmiş kafasına. &quot;Ulan taze ekmeklere bakarak öyle söylenir mi hiç?&quot; Uşak yine sormuş &quot;Ya ne diyeyim?&quot; Fırıncı &quot;Hiç&quot; demiş. Uşak hemen hatırlamış aslında &quot;hiç&quot; almak için yola çıktığını. &quot;Hiç, hiç&quot; diye dolandıktan sonra eve dönmüş yeniden.

136. Kulak
Adam büyük bir heyecanla yeni doğmuş bebeğini görmek ister. Hemşire, az sonra karşılaşacağı manzara karşısında adamın sakin olması gerektiğini belirterek bebeği gösterir; bebek kulak biçimindedir. Adam, dudaklarını ısırır ve fısıltıyla; “Ahhh... Yavrum!..” Hemşire, “Biraz bağırın, ağır işitiyor!..” (İsmet Filizfidanoğlu)

137. Domuza omuz vermek
Zamanın birinde ufacık tarlası olan bir köylü varmış. Ne yazık ki bu köylünün, tarlasından başka hiçbir şeyi yokmuş. Mısır ekermiş. Gübreyi, ilacı hep borçla aldığı için başı dertten, sıkıntıdan hiç kurtulmazmış. Tek umudu, ürün mevsimiymiş. Mısırını toplayacak, satacak ve borçlarını ödeyecekmiş. Derken o günler gelip çatmış. Köylüde bir sevinç bir sevinç. Borçlarından kurtulacak ya, sevinçten uykuları bile kaçıyormuş. Ama gelin görün ki, mısırına bir domuz dadanmış. Domuz bu, halden anlamıyor ki. Köylü telaşlanmış ve köyün ihtiyarlarına danışmış. “Ne yapıp etmeli de bu domuzdan kurtulmalı?” diye fikir sormuş. Köyün ileri gelenleri çeşitli akıllar vermişler köylüye. O da kesesine en uygun olanı yapmaya karar vermiş. Tarlasının ortasına kocaman bir çukur açmış, üstünü de mısır saplarıyla kapatmış. Güya domuz gecenin bir vakti gelecek ve bu çukura düşecek! Köylü de domuz belasından kurtulmuş olacak. Zavallı köylü yorgun argın evine gitmiş çukuru kazdıktan sonra. Ve o yorgunlukla uyuyakalmış. Rüyasına girmiş çukur. Gecenin bir yarısı yatağından fırlamış. &quot;Gidip şu çukura bakayım. Acaba domuz içine düştü mü?&quot; diyerek evinden çıkmış. Etraf zifiri karanlık. Dalgınlık bu ya. Çukuru ararken kendini, çukurun içinde bulmuş. Çok geçmeden aynı hatayı domuz da işlemiş ve o da çukura düşmüş. Köylü ve domuz karşı karşıya geldiklerinde sinirle birbirlerine bakmışlar. Lakin domuzun geri geri gelip hızla saldırması gerekiyormuş. Çukurda o kadar yer olmadığı için kaçmayı, çukurdan çıkmayı denemeye başlamış. Bir zıplamış çukurdan çıkamamış, iki sıçramış çıkamamış. Köylü de öyle korkmuş ki düşünmeye başlamış. Şimdi demiş kendi kendine. Bu domuz çukurdan çıkamazsa bana saldırır, canıma okur. İyisi mi domuza yardım edeyim, çıkıp gitsin ve eğilip, domuza omuz vermiş. Domuz da köylünün sırtına binip iki hamlede çukurdan fırlayıp gitmiş. Köylü çukurda kalınca söylenmeye başlamış. &quot;Ah ulan ahhhhhh. Ben de bilirim domuza omuz verilmeyeceğini. Kadere bak ki aynı çukura düştük!..&quot;

138. Bunu ilk defa duyuyoruz
Bir grup arkadaş oturmuşlar birbirlerine bildikleri güzel fıkraları anlatıyorlarmış. Bu böylece uzun bir süre devam etmiş. Ama sonunda bakmışlarki bu çok uzun süre sürüyor ve hep bildikleri fıkraları birbirlerine anlatıyorlar. İçlerinden birisi, “Bundan sonra bildiğimiz fıkralara numara verelim. Anlatmak isteyince bu numarayı söyler, hep beraber güleriz. Böylece anlatma zahmetinden kurtulmuş oluruz.” demiş. Hep beraber bunu uygulamaya başlamışlar. Gerçekten de çok eğlenceli geçiyormuş. Günün birinde ortama dışarıdan bir arkadaşları gelmiş. Hemen atlamışlar, “Bir numara söyle de hepimiz gülelim.” diye. Durumdan haberdar olmayan arkadaşları isteklerini kırmayıp “138” demiş. Bir anda ortalık kopmuş, bütün arkadaşları delicesine kahkahalar atarak yerlerde yuvarlanmaya başlamışlar. Uzun süren bir bir gülme krizinden sonra kendine gelen birisi, hayretle ne olduğunu anlamaya çalışan arkadaşına dönerek. “Allah senin iyiliğini versin! Bu fıkrayı ilk kez duyuyoruz. Ner’den bulursun böyle fıkraları?..”

139. Alman fıkrası
İki komşu bahçelerinde konuşuyorlarmış.
- Jürgen yeni aldığın elektrikli araba hakkaten süper ama 250.000 euro biraz fazla değil mi?
- Değil Andreas... Aslında arabanın değeri 15.000 euro, gerisi kablo parası!..

140. Dağıstanlılar
Dağıstanlılar kavga etmeyi çok severlermiş. Bir gün Rus’un biri Dağıstanlı’nın arabasına çarpar. İçinden 3 Dağıstanlı çıkar ve adama:
- Kavga edeceğiz!
- Abi affet özür diliyorum!
- Yok biz kavga edeceğiz!
- Abi polis çağıralım... Hata kiminse ödesin!
- Yok biz illaki de kavga edeceğiz!
- Tamam abi ben sizin hasarı ödeyeyim, kavga etmeyelim!
- Yok baba, kaçarı yok, biz kavga edeceğiz!
- Abi ben sizin hasarı ödeyeyim, alın araba da sizin olsun!
- Mümkünatsız... Biz kavga edeceğiz!!!
- Abi tamam ama böyle kavga olur mu? 3’e 1 olmaz valla!
Dağıstanlı lideri yanındaki arkadaşına döner ve: 
-Geç lan sen karşıya, kavga edeceğiz..

141. Kürdan
Diyarbakır’da et lokantasında yemek yiyen vatandaş masada kürdan göremeyince hesap öderken patrona sitem eder; 
- Kardeşim burası et lokantası neden masalarda kürdan bırakmıyorsunuz?
- Vallahi bırakıyoruz ama dişini temizleyen atıyor, kimse yerine bırakmıyor ki!

142. Kaset
Adamın birinin parası yokmuş. Bir gün yeni açılan bir lokantanın önünden geçerken şu yazıyı okumuş. “Hangi yemeği yerseniz yiyin, çorba bedava...” İçeri girmiş sadece çorba istemiş. Bizimki yanında ekmek bile yemeden çorbayı içip kalkmış. Garson para isteyince de tabelayı göstermiş. Garson da ‘nasıl olsa bir keresine gelmiştir, bir daha gelmez’ diyerek para almamış. Ama adam alışmış artık. Bir gün iki gün derken artık garson dayanamamış ve durumu patrona bildirmiş. Patron ”Bir daha o adam geldiği zaman bana haber ver!” demiş. Ertesi gün adam yine gelmiş. Garson hemen patrona haber vermiş. Adam ise oturmuş ve çorba istemiş. Her zamanki gibi ekmeksiz sadece çorbayı içmiş. Biraz sonra midesi bulanmış. Patron çorbaya müshil atmış çünkü. Hemen tuvalete doğru koşmuş ama nafile, tuvalet kapalı. Patron kilitlemiş çünkü. Dışarı çıkmış ama dayanacak hali yok. “Nereye yapayım?” diye etrafına bakmış ama hiç tuvalet yok. Yolun karşısında bir eczane görmüş. Hemen içeri dalmış. Artık hiç tutacak hali kalmamış. Eczacıya “Sizde Zeki Müren’in kaseti var mı?” demiş. Eczacı da haliyle “Yok!” deyince adam “Ben Zeki Müren kaseti olmayan dükkanın içine s.çarım!..” deyip işini görmüş. 

143. Soygun
Büyük bir bankayı boşaltan üç soyguncu geceyarısından bir hayli sonra, öteki kentteki saklanacakları eve vardılar. Hepsi yorgun ve bitkindi. İçlerinden biri teklif etti... &quot;Haydi paraları sayalım... Kaç milyar götürdüğümüzü merak ediyorum.&quot; İkincisi gözleri kapanırken itiraz ettti... &quot;Yorgunluktan öldük yahu! Şimdi o kadar parayı saymakla ne diye uğraşalım. Parayı kasaya koyup yatalım. Yarın gazetelerde okur, kaç milyar kazandığımızı öğreniriz.&quot; Üçüncüsü öfkeyle yerinden fırladı... &quot;Deli misin be! Yarın her gazete ayrı rakam verir, biz de birbirimize gireriz!..&quot; (Murat Yap)

144. Büyülü göl
Bir adam ormanda yürüyormuş. Birden uzaktan gelen garip sesler işitmiş: “Çan Lin Wang, Wung Çon Li...” Sesin geldiği yöne doğru yürümeye başlamış. Birkaç saniye sonra sesler yine duyulmuş: “Po Mang Fu, Wong Ton Çi...” Bu arada adam açık bir alana gelmiş, bir de bakmış ki mistik görünümlü bir göl var. Az ötede de bir Çinli duruyor. Hemen yanına gitmiş ve bu tuhaf seslerin ne olduğunu sormuş. “Haaa...” demiş çinli, “... bu göl büyülü. Eğer bir taş sektirirsen sana atalarının isimlerini söylüyor. Bak şimdi...” Bir taş sektirmiş. Büyülü ses yine duyulmuş: “Wu Lang Çing, Hung Wong Lu...” Çinli adama, “Haydi sen de dene...” demiş. Adam bir taş almış, sektirmiş, ses duyulmuş: “Şem Pan Ze!..”

145. Diplomasi
Adamın birisi Afrika’da safariye çıkarken yanına minik köpeğini de almış. Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmiş. Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor. “Şimdi başım dertte” diye düşünmüş minik köpek. Etrafına bakmış yerde bir grup kemik görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yere dönerek kemikleri kemirmeye başlamış, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken minik köpek kendi kendine konusmuş; ”Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?” Bunu duyan leopar bir anda durmuş ve en yakındaki ağaca tırmanmış. “Tam zamanında kurtardım yoksa bu köpeğe yem olacaktım!” diye düşünmüş. Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak bundan sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış. Leopar çok sinirlenmiş ve maymuna “Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım!” demiş. Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş. “Şimdi ne yapacağım?” diye düşünürken, kaçmaya teşebbüs etmemiş. Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine konusmuş; ”Bu aptal maymun nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok!..” Diplomasi böyle bir şey işte!.. (Can Aksoy)

146. Koyun
Adamın kuzularına kurt dadanmış, gidip köyün akıllı adamına sormuş. Akıllı adam, ağılın bulunduğu bahçeyi, tel örgü ile çevirmesini söylemiş. Öyle yapmış ama, kurtlar tel örgüyü aşıp, koyunları yemişler... Köylü yine koşmuş, ne yapayım, diye: &quot;Bahçeyi duvarla çevir!&quot; Köylü, akıllı adamın dediğini yapmış, ama kurtlar duvarı filan dinlemeden yine girip koyunları parçalamışlar... Garip köylü akıllı adama koşmuş: &quot;Tel örgü dedin çevirdik, duvar dedin yaptık, bunun başka çaresi yok mu?&quot; Akıllı adam başını kaşımış: &quot;Var, var ama, sende koyun kalmadı!&quot; 

147. Filli ödev
Ödev vermişler her milletten öğrencilere.. &quot;filler üzerine yazın&quot; diye.. Bakın kimler neler yazmış?..
Fransızlar: Fillerde cinsel yaşam.
Çinliler: Fil pişirmenin bin yolu.
Etyopyalılar: Bir fille bin kişi nasıl doyar?
İngilizler: Safaride fil avlama teknikleri.
Almanlar: Filler ve fillerin Alman dil ve kültürüne etkileri.
İranlılar: Filler çarşafa nasıl sokulur?
Amerikalılar: Daha büyük ve daha görkemli fil nasıl yetiştirilir?
Japonlar: Daha küçük ve daha ucuz fil nasıl yetiştirilir?
Yahudiler: Filler en pahalı, en karlı nasıl satılır?
Brezilyalılar: Fillerle karnavalda samba yapma metodları.
Türkler: Ne olacak bu fillerin hali?

148. Kamuflaj
Kamuflaj tatbikatında çuvala giren adamdan hiç ses çıkmaz. Çuvalı tekmelerler, duvara çarparlar. En sonunda çuvaldan bir fısıltı gelir; “Patatesss... Patatesssss!..” (Mehmet Düztaş)

149. Tarihteki ilk tezahürat
2. Ramses’in piramidinin yapımında çalışan işçiler ayaklanır, saraya doğru yürüyüşe geçerler; ”Piramitttt... Firavunaaaa... Mezar olacakkkkk!..”

150. Test
Adamın birinin elindeki koltuk yayı, keman yayı, amortisor yayı gibi yayları sırayla ısırıyormuş. Bunu gören arkadaşı meraklanıp ne yaptığını sormuş. Adam: “Yayla lezzet testi!..” diye yanıtlamış. </description> 
  <category>Üst Çekmece</category>
  </item></channel>
  </rss>