Güle güle kullanmanız dileğiyle... :)
Şubat 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
26272829
Aylık Arşiv
Ocak 2012
Şubat 2012
Yıllık Arşiv
2007 2008 2009 2010 2011 2012
Ana Sayfa > Üst Çekmece > Din, Din Adamı Fıkraları 1
Din, Din Adamı Fıkraları 1
001. 5 emir
Keiko, Amerikalı arkadaşına Budizm hakkında bilgi verirken, Budizm’in 5 kuralını da sıralar: “Adam öldürmeyeceksin, hırsızlık yapmayacaksın, yalan söylemeyeceksin, sözünü yerine getireceksin, içki içmeyeceksin.” Amerikalı genç kız lafa karışır ve “Ama bunlar İsa'nın 10 emrinden sadece 5 tanesi...” Keiko cevap verir: “10 kural çok fazla, 5 tanesi bize yetiyor!..”

002. İndirim
Vaktiyle Anadolu'da bir köyün ahalisi günde 5 vakit namaz kılmaktan sıkılmış... "Biri kasabaya insin müftüye sorsun hele..." demişler aralarında, "Bakalım şu 5 vakit namazı 3 vakte indirmek mümkün müdür, değil midir?.." Biri kasabaya inmiş, müftünün huzuruna çıkmış. Müftü teklifi duyunca: “Bre zındıklar!..” diye kükremiş, “Beş vakit namaz üç vakte iner mi hiç, ceza olarak bundan böyle 7 vakit namaz kılacaksınız köyünüzde... Haydi bakalım gerisin geriye marş marş!..” Adam yorgun argın köye dönerken sonucu merakla bekleyenler uzaktan bağırmışlar: “İndirdi mi, indirdi miiii?..” Adam da uzaktan bağırmış: “Bindirdii, bindirdiii!..”

003. Rahibe Teresa
Papa, Rahibe Teresa'yı, dinsel ortam hakkında bilgi toplaması için Amerika'ya göndermişti. Saygıdeğer rahibe her perşembe günü telefonla raporunu sunacaktı. İlk telefon hemen geldi. "Papa hazretleri..." diyordu Rahibe Teresa, "New York'dan arıyorum. Burası çok güzel. İnsanlar dindar. Her köşede bir vaiz var, kiliseler de dolu." Papa çok mutlu oldu. Bir hafta sonra Rahibe Tereza Philadelphia'dan aradı. "Papa hazretleri..." dedi rahibe, "Burası daha da güzel. İnsanlar o kadar dindar ki, kiliseler dolup taşıyor." Sevindi Papa, "Sen devam et kızım..." Bir sonraki perşembe günü telefon çalmadı. Ondan sonraki hafta da, bir sonrakinde de... Papa huzursuzlanmıştı. Derken telefon çaldı. "Rahibe Teresa, sen misin?" diye sordu Papa. "Jean Paul baby..." diyordu telefondaki ses, "Ben Terry! Burası da Las Vegas!.."

004. İp
İyice yaşlanmış olan cami hocası vaaz verirken bazen ne söyleyeceğini unutup, şaşırabiliyormuş. İşin dalgasında olan genç köylüler, hocaya: "Hocam senin bir tarafına bir ip bağlayalım, sen yanlış yaptığında çekeriz ipi, sen de düzeltirsin..." demişler. Hoca da kabul etmiş. Ertesi gün hoca başlamış vaazına: "Meuzu..." demiş, ipi çekmişler. Hoca hemen değiştirmiş, "Eeeuzu..." demiş, yine ipi çekmişler. Hoca yine değiştirmiş, "Neuzu..." demiş. Bunu duyan diğer köylüler "N'apıyorsun hocam?" diye sorunca, hoca "İp deyyusun elinde... Benim elimden bir şey gelmiyor!.."

005. Hata
Bir toplantıda hakim ve rahip ayaküstü sohbet ediyorlardı. Rahip sordu "Hakim bey dava süregiderken diliniz sürçerse ne yaparsanız?" Hakim; "Büyük bir hataysa düzeltmeyi deniyorum, düzeltemiyorsam olmamış gibi davranıyorum." Rahip şaşırdı "Nas’sı yani?.." Hakim: "Yanlışın azı da çoğu da aynı kapıya çıkıyor aslında.” Bunun üzerine hakim rahibe aynı soruyu sordu. Rahip uzatmadan; “Ben düzeltmeyi denemiyorum bile... Önceki gün, ‘şeytan yalancıların babasıdır’ diyeceğime, ‘şeytan hakimlerin babasıdır’ dedim ve düzeltmek için hiç uğraşmadım."

006. Tuvalet kağıdı
Amerikanın arka sokaklarında, karanlık bir gecede sarhoşun teki sağa sola kusarak ilerlemektedir. Birden yolunu şaşırır ve bir katedralin içine dalar. Rahip, onun günah çıkarmaya gelmiş bir günahkar olduğunu düşünür. Ve onu günah çıkartma odasına alır. Uzun bir sessizliğin ardından rahip sorar, "Sana nasıl yardım edebilirim, evladım?" Yan taraftan yanıt gelir, "Pardon, tuvalet kağıdınız var mı?.."

007. St. Paul
İsa’yı çarmıha gererler. Havariler İsa’ya ulaşabilmek için askerlerin oluşturduğu etten duvarı aşmak için çabalarlar, ama başaramazlar. İsa güç bela “Paul” diye fısıldar. St. Paul bir hamle yapar; nafile... İsa yeniden “Paul” dediğinde, Paul yeniden hamle eder, kılıç darbelerine aldırmadan barikatı aşar ve kulağını İsa’ya yaklaştırır. İsa fısıldar ”Bak Paul... Buradan sizin ev ne kadar da güzel görünüyor!..” (Halil R. Güven)

008. Elmalar
Katolik okulunda minikler yemek saati gelince yemekhanede sıraya girmişler. Derken bir de bakmışlar ki, rahibelerden biri meyva bölümündeki kıpkırmızı elmaların üzerine bir not yapıştırmış: “Sadece 1 tane alın, tanrı bakıyor!” Bunu gören afacanlardan biri bunun üzerine, tatlı bölümüne geldikleri zaman çikolatalı kurabiyelerin üzerine şöyle bir not yapıştırmış: “İstediğiniz kadar alın; tanrı elmalara bakıyor!..”

009. Ölmenin yolu
Yaşamdan iyice bunalan adam tanrıya bir an önce canını alması için yalvarır. Bir uçak yolculuğu sırasında pilot, yolcuların kendilerini korumalarını, çünkü uçağın düşeceğini anons eder. Tam o sırada Azrail belirir adamın yanında. Adam Azrail’e “Tamam, ölmeyi ben istedim de, bunca insanın ne günahı vardı?” diye sorunca Azrail bir tokat çakar adama... “Kapa çeneni, bunca adamı toparlayana kadar canımız çıktı zaten!..”

010. Haham, papaz, imam
Haham, papaz ve imam yardım toplamaktadırlar. Zengin bir adam ortaya 1 altın atar, ancak kim için attığı belli değildir. Haham “Yere bir daire çizelim. Parayı havaya atalım; dairenin içine düşerse ben alayım, dışına düşerse siz ikiniz paylaşın...” Papaz tam tersini söyler. İmam “Öyle daire filan çizmeyelim. Parayı havaya atalım, allahın ihtiyacı varsa, o alır. Yere düşerse ben!..” (Murat Ertuğ)

011. Reklam anlaşması
Kentucky Fried Chicken’ın genel müdürü Papa ile önemli bir telefon görüşmesi yapmış “Muhterem Papa hazretleri, Vatikan’a bir miktar bağışta bulunmak istiyorduk. Yaklaşık 50 milyon $ kadar...” Papa teşekkür etmiş. Genel müdür devam etmiş “Bu arada sizden küçük bir ricamız olacak. Acaba duanızda küçük bir değişiklik yapabilir misiniz?..” Papa “Ne gibi?” Müdür “Acaba dualarınızı ‘bize bugün de ekmeğimizi ver tanrım’ yerine ‘bize bugün de pilicimizi ver tanrım’ biçiminde bitirmeniz mümkün mü?” Papa, yanındaki kardinale dönmüş ve “Sözleşme dosyasına bir bakar mısın? Şu ekmekçiler birliğiyle reklam anlaşmamız ne zaman bitiyor?..” (Melih Aşık/Milliyet)

012. İnsan ömrü
Tanrı eşeği çağırmış ve “Ömrünü 40 yıl olarak belirledim. 40 yıl boyunca yük taşıyacaksın.” Eşek “Ne yapayım o kadar ömrü? 10 yıl yaşasam yeter.” Tanrı kabul etmiş. Köpeğe dönmüş tanrı “Ömrün 20 yıl. 20 yıl boyunca it gibi dolaşacaksın.” Köpek itiraz etmiş “Ne yapayım 20 yılı. Bana 10 yıl yeter.” Tanrı insana dönmüş “Sana dünyayı biçimleme görevini veriyorum. Ömrün de 20 yıl...” İnsan itiraz etmiş “Bu kadar sürede bu işi gerçekleştiremem. Hele sen şurdan eşeğin 30 yılıyla, köpeğin 10 yılını da ver bakalım.” Tanrı kabul etmiş. O günden sonra insan, ilk 20 yıl insan gibi yaşamış, sonraki 30 yıl eşekler gibi çalışmış, sonraki 10 yılda it gibi dolanmış. (Ziya Yazıcı)

013. Fidye
Küçük Johnny annesinden bir bisiklet ister. Annesi yılbaşını beklemesini, Noel Baba’nın ona bir bisiklet getireceğini söyler. Ama Johnny’nin sabrı yoktur, hemen ister. Annesi “O zaman İsa’ya mektup yaz, ondan iste...” der. Johnny mektuba başlar “Sevgili İsa, ben iyi bir çocuğum ve bir bisiklet istiyorum” yazdıklarını beğenmez, yeniden başlar “Ben iyi bir çocuk olma yolundayım ve bir bisiklet istiyorum.” Bunu da beğenmez... “Ben iyi bir çocuk olmaya karar verdim ve bir bisiklet istiyorum.” Bunu da beğenmez, bahçeye çıkar. Havuzdaki küçük meryem heykelini odasına götürür ve İsa’ya yeniden yazar “Ananı bir daha görmek istiyorsan çabuk bana bir bisiklet gönder!..”

014. Son sözler
Üç iyi arkadaş geçirdikleri bir trafik kazasında ölürler. Oryantasyon için cennete gönderilirler. Yukarıdan bir ses gelir "Cenaze töreninizde sizin için ne söylemelerini isterdiniz?" Arkadaşlar sırayla cevap verirler; "Yaşarken ne kadar iyi bir doktor ve ne kadar iyi bir aile babası olduğumdan bahsetmelerini isterdim." Diğeri "Yaşarken ne kadar iyi bir baba ve mükemmel bir öğretmen olduğumdan, öğrencilerimin hayatında çok önemli roller oynadığımdan bahsetmelerini isterdim." Üçüncü "Benim için, ‘tanrı aşkına bakın yaşıyor, hareket ediyor’ demelerini isterdim!.."

015. Sanı
İsa, cennetin kapısına dayanmış, Aziz Pierre ile gevezelik ederek yeryüzünü seyrediyormuş. "Bugün hava güzel olacak, hadi gidip golf oynayalım..." demiş. Aziz Pierre, patronunun gözüne hoş görünmek için kabul etmiş. Böylece bizim iki kutsal ruh, insanın yaratabileceği en güzel golf sahalarından birine inmişler. Patronunu üzmemek için Aziz Pierre en kötü oyununu oynuyor, puanları İsa alıyormuş. Bir süre sonra yeşilliği küçük bir göletin ayırdığı yere gelmişler. İsa, Aziz Pierre'e, burada hangi sopayı kullanması gerektiğini sormuş. Pierre yanıtlamış: "Topa vuruş tekniğinize en uygun sopa, şu anda 8 numaralı sopadır efendim". İsa bu kez, Tiger Woods'un burada hangi sopayı kullandığını öğrenmek istemiş. Pierre, "9 numaralı sopa efendim" diye yanıtlamış onu. "Öyleyse ben de 9'u kullanacağım" demiş İsa ve topa vurmuş, top suya düşmüş. Arkalarından gelen iki oyuncunun uzakta olduklarını düşünerek İsa topu almaya su üzerinde yürüyerek gitmiş. Bu sırada arkadaki iki oyuncu onu görmüşler ve Aziz Pierre'e sormuşlar : "Hey! Bu adam kendini kim zannediyor, suların üzerinde yürüyen İsa mı?" Aziz Pierre üzüntüyle başını sallamış "Hayır, kendini Tiger Woods zannediyor!.."

016. Rüzgar
İki rahip hafif rüzgarlı bir havada golf oynamaya gitmişler. Birincisi topa vurmuş, top o sırada çıkan rüzgarın etkisiyle ormana doğru savrulup gözden kaybolmuş. Sinirlenen rahip bağırmış "Adi rüzgar!" Yanındaki rahip yüzü kızararak onu uyarmış: "Aman söylediklerine dikkat et, cemaatten birileri duyabilir". Rahibimiz topa ikinci kez vurmuş, bu kez de rüzgar onu suya sürüklemiş. Rahip yine öfkelenmiş: "Aşağılık rüzgar!" Diğer rahip korkudan titreyerek: "Aman kardeşim..." demiş, "Tanrı seni cezalandıracak, dikkat et..." Ağzı bozuk rahip üçüncü kez vurmuş, bu kez de top bir ağacın tepesine sürüklenip takılıp kalmış. Rahip yine bağırmış: "İbne rüzgar!.." Diğer rahip onu uyarmak için tam ağzını açacakken gökler gürlemiş ve bir yıldırım doğruca üzerine düşmüş, rahip anında can vermiş. Bizim küfürbaz rahip ağzı açık kalakalmış, gözlerini gökyüzüne çevirmiş ve sormuş: "Tanrım, cezalandırılması gereken bendim, neden onu öldürdün?.." Gökyüzünden sağır edici bir ses gelmiş: "İbne rüzgar!.."

017. Abartı
İsa ile Musa golf oynamaya karar vermişler. Yeryüzüne indiklerinde golf sahasının kenarında oturan yaşlı bir adam da onlara katılmak istemiş. Üçü birden golf oynamaya başlamış. Bir süre sonra, bir göletin ortasındaki küçük bir adadaki deliğe gelmiş sıra. Topa ilk Musa vurmuş ve top gölete düşmüş. Bunun üzerine Musa, suları ikiye ayırmış ve topa yeniden vurarak onu deliğin iki metre gerisine düşürmeyi başarmış. Ardından İsa vurmuş topa. O da gölete düşürünce suların üzerinde yürüyerek topa yeniden vurmuş ve deliğin bir metre ötesine fırlatmış topu. Sıra yaşlı adama gelmiş. Yaşlı adam topa vurmuş, top tam gölete düşecekken bir balık sıçrayarak topu ağzına almış, tam o anda bir martı balığı yakalamış ve adaya doğru uçmaya başlamış. Martının kaptığı balığın ağzındaki top düşerken bir rüzgar çıkmış ve topun tam deliğe girmesini sağlamış. Bunun üzerine İsa yaşlı adama dönmüş: "Baba, biraz abartmadın mı?.."

018. Neden
Erkek tanrıya sormuş:
- Tanrım neden kadınları bu kadar güzel yarattın?
- Onlara aşık olasınız diye...
- Peki neden bu kadar aptallar?
- Size aşık olsunlar diye!... (Gülseren Adaklı)

019. Şikayet
Konuşmayı çok sevmeyen bir adam manastıra kapanmış, manastırdaki papazlar da adama 7 yılda bir konuşma hakkı vermişler. Aradan 7 yıl geçmiş, baş papaz adamı çağırmış ve “Söyleyeceğin bir şey var mı?” diye sormuş. Adam sadece ''Yerler çok soğuk!'' demekle yetinmiş. ''Tamam odana çekilebilirsin.'' demiş başpapaz. 14 yıl sonra adamı bir daha çağırmışlar, adam bu sefer ''Yemekler çok kötü!'' demiş. Papazlar yine “Odana çekilebilirsin.'' demişler adama. 21 yıl dolduğunda adamı tekrar papaz heyetinin önüne çıkarmışlar ve “Söyleyeceğin bir şey var mı?” diye sormuşlar. Adam ''Evet var... Ben istifa ediyorum!'' deyince, baş papaz hiddetle “Zaten biz de bunu bekliyorduk. Çünkü geldin geleli, hep şikayet, hep şikayet!..” demiş. (Alper Şahin)

020. Sabancı
Sakıp Sabancı'ya bir gün demişler ki.. "Ağa bu dünyada her şey güllük gülistanlık. Nereye baksak her tarafta senin şirketleri, fabrikaları görüyoruz... MarSA, YünSA, LasSA, ToyotaSA... Burada işin iş. Ya diğer tarafta ne olacak, orada ne yapacaksın, nasıl kurtulacaksın cehennemden?” Sakıp ağa gülmüş, "Öte yanda da işimizi sağlama aldık. Bir tarafımızda İSA, diğer tarafımızda MuSA!.." (Alper Şahin)

021. Vaaz
Yeni peder ilk ayin öncesinde öyle heyecanlanmıştı ki, sonunda gidip başrahipten yardım istedi. Başrahip ona bu tür ayinlerde kürsüye bir bardak votka koymasını ve heyecanlandığında votkadan bir yudum almasını, kendisinini de aynı yola başvurduğunu söyledi. Genç rahip ayine çıktı ve ayin sonrasında başrahibin kendini nasıl bulduğunu öğrenmek üzere odasına girdi. Başrahibin masasında ayini değerlendiren bir not vardı:
1. Sana votkadan bir yudum al demiştim, bardağı fondiple değil.
2. 10 emir vardır, 12 değil.
3. 12 havari vardır, 10 değil.
4. İsa kendini tanrıya vakfetmişti, kabzetmemişti.
5. Yakup bahis olarak ortaya eşeğini koymuştu, kendi kıçını değil.
6. Bizler aziz İsa’yı “A.İ.” diye kısaltmayız.
7. Bizler “baba, oğul, kutsal ruh”tan “baba, sıpa ve hayalet” olarak söz etmeyiz.
8. David Goliath’ı öldürmüştür, bokunu dışarı çıkarmamıştır.
9. David’in bir kaya parçası atılarak atından düşürülüşünü “David kıçına bir taş yedi” biçiminde anlatamazsın.
10. Bizler haç işaretinden “büyük t” diye söz etmeyiz.
11. İsa son yemekte ekmeği bölüp “Bunu yiyin, bu benim vücudumdur” demişti, “Ye beni” değil.
12. Bizler bakire Meryem’den “abaza Mary” diye bahsetmeyiz.

022. Dakika
Bir adam tanrının doğasını anlamak istiyormuş ve ona sormuş;
- Tanrım, 1 milyon yıl senin için ne kadar bir süredir?
- 1 milyon yıl benim için 1 dakika kadardır.
- Peki, tanrım 1 milyon dolar senin için ne kadardır?
- 1 milyon dolar benim için 1 penny’dir.
- Tanrım bana bir penny verir misin?
- 1 dakika!.. (Alper Şahin)

023. İnsan yaratmak
Dünya çapında bir grup bilim adamı, uzun uğraşlar, çabalar sonunda, randevuyla tanrı katına çıkma izni almışlar. Çıkar çıkmaz da geliş sebeplerini anlatmışlar. “Biz dünyalıların artık size ihtiyacı yok. Biz her hastalığı tedavi ediyor, insanları kopyalıyor, organları yeniliyor, yaşam yaratabiliyoruz... Siz kendinize bir başka dünya bulun, bizi bırakın!..” “Gayet güzel” demiş, tanrı...”... ama bana gerçekten ihtiyacınız kalmadığını kanıtlamak için bir insan yaratın da görelim bakalım... Benim asırlar önce Adem’i yarattığım gibi...” “Tamam” demiş, bilim adamlarının lideri. Eğilmiş yerden bir avuç toprak almış... “Yooo.. Olmaz..” diye itiraz etmiş tanrı.. “Kendi toprağından.. Kendi toprağından alacaksın!..” (Olcayto Yakar)

024. Mesafe
Papaz, iki metre ilerisinde duran zangoça hiddetle sorar:
- Gizli gizli sen mi içiyorsun kutsal şarabı?
Zangoçta derin bir sessizlik... Papaz iyice köpürür;
- Sana soruyorum be adam! Duymuyor musun beni?
- Hayır bur’dan hiçbir şey duyulmuyor efendim!
- Olacak şey mi! İki adım öteden beni duymuyorsun!..
Zangoç bıyık altından güler;
- İsterseniz yer değiştirelim, anlarsınız...
Yer değiştirirler. Bu kez zangoç seslenir;
- Kilise için toplanan bağışları kim zimmetine geçiriyor?
- Hakikaten yahu! Buradan hiçbir şey duyulmuyor!.. (“bentorn”/EkşiSözlük)

025. Ceza
Rahibin biri golf hastası. Fakat çok önemli bir olay üzerine vaaz vermesi gerekmekte. Hava ise o gün mükemmel. Güneş yok, rüzgar yok, sıcaklık ise ideal. Rahip karar veriyor ve yardımcısını çağırıp “Ben hastayım, bugünkü vaazı sen ver ve herkese hasta olduğumu söyle...” diyor. Bu sırada cennette bir melek bunu izlemekte. Melek tanrıya gidiyor ve “Yüce tanrım bu günahkarı cezalandıracaksınız değil mi?” diye soruyor. Tanrı “Tabii ki...” diye cevap veriyor. Bizim rahip golf sahasına geliyor ve ilk atışını yapıyor. Top mükemmel bir falso alıp süzülüyor ve daha ilk atışta deliğe giriyor. Bunu izleyen melek tanrıya dönüp: “Yüce tanrım hani onu cezalandıracaktınız? En zor delikte mükemmel bir atış yaptı oysa.” Tanrı meleğe dönüp: “Bir düşünsene bunu kime anlatabilecek?..” (Fatma Tanrıkut)

026. Mezarlık
İki arkadaş bir gece, bir parti dönüşünde yürüyerek eve dönerlerken bir tanesi, biraz macera olur eğleniriz düşüncesiyle ilerideki mezarlığa girip kestirmeden gitmeyi önerir. Diğeri de hemen kabul eder. Mezarlığın içine girerler ve yürümeye başlarlar. Çok derinlerden garip seslerin geldiğini farkederler. İki arkadaş bir taraftan tırsarak bir taraftan da tırstıklarını birbirlerine belli etmeyerek yürümeye devam ederler ama bu korkunç ses onlar yürüdükce artmaktadır. Epey ilerledikten sonra ilerideki sis bulutunun arkasında bir kıpırtı görürler. İyice tırsmışlardır artık ama yürümeye devam ederler. Sis biraz dağıldığında, farkederler ki, bir mezar başında bir yaşlı bir adam, elinde çekiçle mezar taşına birşeyler yazmaktadır. Bunu gören iki arkadaş, müthiş bir şekilde rahatlayarak sorarlar çıkışarak: “Öf yahu amca, bu saatte çalışılır mı? Biz de seni hayalet sanıp korkmuştuk!” Yaşlı adam da şöyle bir kafasını kaldırıp gençleri süzdükten sonra sinirle homurdanır: “Adımı yanlış yazmış geri zekalılar!..” (Senem Keskinarslan)

027. İnanç
Bir ateist Van Gölü’nde kayıkla gezintiye çıkmış. Tam o sırada büyük bir gürültü kopmuş ve Van Gölü canavarı görünüvermiş. Adam ne olduğunu anlayamadan canavar kayığa bir darbe vurmuş ve kayık devrilivermiş. Adam deli gibi kulaç atmaya baslamış bir yandan da “Allahım... Allahım, yardım et bana!”diye dua ediyormuş. O anda bulutların üzerinden bir ses duyulmuş: “Benim varlığıma inanmadığını sanıyordum!” adam bütün gücüyle yüzmeye devam ederken, sesin geldiği yere başını kaldırıp seslenmiş: “Hadi, yapma... İki dakika önce Van Gölü canavarının varlığına da inanmıyordum!..” (Müge Serdar)

028. Kimin
Vatikan’da yeni çalışmaya başlayan bir rahibe Papa’nın huzuruna çıkıp “Aziz peder, benim vazifem sizin odanızı temizlemek. Bu sabah baktım halılarınız çok eskimiş. Onları değiştirmek lazım efendim.” Papa “Sen işini seven bir rahibesin. Çok teşekkür ederim. Halıların değiştirilmesi için hemen talimat vereceğim.yalnız sana bir şey hatırlatmak istiyorum. Vatikan hepimizindir. Buradaki her şey herkesindir. Onun için bir daha sizin odanız, sizin halılarınız deme, ‘bizim odamızdaki halılarımız eskimiş’ de” diye tembih etmiş. Bir kaç gün sonra rahibe papa’ya gelmiş ve “Aziz peder odanızın ısıtma tertibatı bozulmuş.” derken papa “Kardeş, ben sana ne tembih ettim? O oda hepimizin” demiş. Rahibe de özür dileyerek “Aziz peder odamızın ısıtma tertibatı bozulmuş. Lütfen yapılması için talimat veriniz“ demiş. Aradan birkaç gün geçmiş Papa bütün Vatikan ahalisini toplayıp “Arkadaşlar ABD Başkanı Clinton’un bana hediye ettiği saati bulamıyorum. Kendisi beni yarın ziyarete geliyor. Kolumda o saati görmez ise çok ayıp olur. Lütfen el birliği ile o saati arayıp bulalım.” demiş. Herkes saati aramaya başlamış ama saat bir türlü bulunamamış. Clinton Vatikan’a gelmiş, Papa ile bir odaya kapanıp konuşmaya başlamışlar. Birden odanın kapısı tıklanmış. Papa “Girin” demiş, içeri bizim rahibe girmiş ve “Aziz peder kusura bakmayın sizi rahatsız ediyorum ama sevineceğinizi zannettiğim bir haberim var!“ demiş. Papa “Söyle bakalım neymiş bu haber?” diye sormuş. Rahibe “Aziz peder saatimizi buldum...“ demiş, ”... yatağımızın altındaymış!..” (Burcu Onan)

029. Soru
İki keşiş yolda giderlerken, bir su birikintisinden karşıya geçmek için bekleyen genç bir kadın görmüşler. Keşişlerden biri kadını taşıyıp suyun diğer yanına geçirmiş. Yaklaşık bir mil sonra, arkadaşının davranışına çok şaşırmış olan keşiş yorum yapmış: “Biz bakiriz, bırak bir kadını taşıyıp karşıya geçirmek, kadınlara bakmamız bile yasak. Nasıl böyle bir şey yapabildin?” Diğer keşiş cevap vermiş: “Ben kadını bir mil geride bıraktım. Sen neden hala taşıyorsun?” (Aylin Soner)

030. Yahudi, hristiyan, müslüman
Yahudi, hristiyan ve müslüman kimin daha dindar olduguna dair tartışıyorlarmış. “Çölde devemin üzerinde gidiyordum...” demiş müslüman,”... aniden, çok büyük bir kum fırtınası koptu. Devemin yanına uzandım, deveyle birlikte kumlara gömüldükçe, gerçekten sonumun geldiğini düşündüm. Ama, allaha inancımı yitirmedim. Dua ettim ve aniden etrafımdaki on millik alanda fırtına durdu ve ben köyüme dönebildim.” Hristiyan, “Bir gün okyanusta küçük bir kayıkta balık tutarken, dev bir fırtına koptu. Gerçekten sonumun geldiğini sandım. Tanrıya dua ettim, dua ettim ve sonra etrafimdaki on millik alanda fırtına dindi, ben karaya çıkabildim.” Yahudi anlatmaya baslamış. “New York’ta yerde siyah bir çanta gördüm. Çantanın içine bakınca parayla dolu olduğunu gördüm. Cumartesi günü olduğundan ve bizim bu kutsal günümüzde paraya el sürmemiz yasak olduğu için, gerçekten sonumun geldiğini düsündüm. Ama, inancımı yitirmedim. Dua ettim, dua ettim ve aniden, etrafımdaki on millik alanda gün çarşamba oldu!..” (Serter Odabaş)

031. Papa ve yahudiler
Bundan asırlar önce bir gün Papa bütün yahudilerin Roma ve çevresini üç gün içinde boşaltmaları gerektiğini bildiren bir ferman yayınlamış. Yahudiler bunun çok adaletsiz bir şey olduğundan dem vurarak sızlanmaya başlamışlar. Bunun üzerine papa “Ben adil bir adamım. Yahudi cemaatine bir imkan tanıyacağım. İçlerinden seçtikleri bir alim ile tartışacağım. Tartışmayı kim kazanırsa onun dediği olacak” demiş. Yahudiler Moiz adlı bir adamı seçmişler. Moiz Papa’ya sessiz bir tartışma teklif etmiş ve papa da bu teklifi kabul etmiş. Tartışma başlamış ve Papa üç parmağını göstermiş. Moiz buna karşılık olarak bir parmak sallamış. Papa biraz şaşırmış ve bu defa eli havaya büyük bir daire çizmiş. Moiz ise parmağı ile olduğu yeri işaret etmiş. Papa biraz daha şaşırmış ve mukaddes şarap ile mukaddes ekmeği getirtip önüne koymuş. Moiz de cebinden çıkarttığı elmayı yere koymuş. Bunun üzerine papa “Bravo...” demiş “... tartışmayı Moiz efendi kazandı. Yahudiler Roma ve civarında kalabilirler.” Yahudi cemaati sevinç içinde Moiz’i sırtlarına alıp “Roma seninle gurur duyuyor!” diye bağırarak çekip gitmiş. Onlar gidince kardinaller ve diğer yüksek papazlar Papa’nın etrafına toplanıp “Kutsal efendimiz...” demişler, “... bu ne iş? Tartışmayı nasıl ve neden kaybettiniz? Biz hiç bir şey anlamadık!” Papa “Bre gafiller...” deyip anlatmaya başlamış, “... ben ilk önce üç parmağımı göstererek baba, oğul, mukaddes ruh’u hatırlattım. Moiz de tek parmağını uzatıp ‘tamam ama her dinde allah tektir’ dedi. Sonra elimle havaya daire çizip ‘allah her yerdedir’ dedim o da olduğu yeri göstererek allah’ın orada bile olduğunu söyledi. Ben Hz. İsa’nın kanı olan mukaddes şarabı ve yine Hz. İsa’nın vücudu olan kutsal ekmeği gösterdim ve Hz. İsa’nın bizim günahlarımızdan dolayı öldüğünü hatırlattım. O da Havva annamızın, Adem babamıza cennet bahçesinden kopartıp verdiği ve ilk günah olan elmayı gösterdi. Artık tartışacak bir şey kalmamıştı ben de yahudilerin kalmasına razı oldum.” Diğer tarafta yahudi mahallesinde bütün hahamlar da Moiz’in etrafına toplanıp sessiz tartışmayı nasıl kazandığını anlatmasını istemişler. Moiz “İlk önce papa üç gün içinde gidin diye üç parmak salladı. Ben de cevaben tek parmak sallayarak ‘bir tekimiz bile şuradan şuraya kıpırdamayız’ dedim. Sonra papa daire çizip ‘Roma’nın etrafını boşaltın’ dedi. Ben de olduğum yeri işaret edip burada kalacağımızı bildirdim. Sonra her halde acıktı ve öğle yemeğini getirip önüne koydular ben de cebimden öğle yemeğimi çıkarttım!..” (Haşim Arıkan)

032. Bill Gates ve tanrı
Bill Gates’in aklına bir gün bir soru takılıyor. Microsoft’taki tüm bilgisayarları birbirine bağlayıp bilgisayarın karşısına geçiyor ve soru giriyor “Tanrı var mı?” Bilgisayardan cevap “Hafıza yetersiz.” Merakını yenemeyen Gates şehirdeki bütün bilgisayarları birbirine bağlatıyor ve aynı soruyu soruyor “Tanrı var mı?” Bilgisayardan aynı cevap “Hafıza yetersiz.” Merakı iyice kabaran Gates, Amerika’daki bütün bilgisayarları birbirine bağlatıyor ve bilgisayarın karşısına geçip soruyor “Tanrı var mı?” Bilgisayardan cevap “Hafıza yetersiz.” Buna iyice sinirlenen Bill Gates dünyadaki tüm bilgisayarları birbirine bağlatıyor ve bilgisayarın karşısına geçip soruyor “Tanrı var mı?” Bilgisayar cevap veriyor “Artık var!..” (Akın Aydın)

033. Estetik
40 yaşlarındaki kadın kalp krizi nedeniyle hastaneye yatırılmıştı. Kendinden geçmiş durumdaydı. Doktorlar kurtarmak için çılgınlar gibi uğraşıyordu. Tam bu sırada tanrı kadına göründü. “Yanına geliyorum tanrım...” diye inledi kadın. ”Hayır,” diye cevap geldi yücelerden, “... daha önünde 35 yıl, 2 ay, 8 gün var...” Kadın nihayet kendine gelmişti. Doktorlar mutluydu. Kadın daha da mutluydu. Biraz iyileşince kesenin ağzını açtı. Yüzünü gerdirdi. Liposuction yaptırdı. Memeleri silikonla dikleştirildi. Kadının ısrarlarına dayanamayan hastane yönetimi bir kuaförün gelip saçlarını platine boyamasına izin vermisti. Artık bomba gibiydi kadın. Kendini çok iyi hissediyordu. Hayatının kalan bölümünü mutlu bir biçimde geçirmeye hazırdı. Nihayet taburcu oldu. Dışarıya çıkıp temiz havayı içine çekti. Taksiye binmek üzere caddenin karşısına geçerken bir ambulans çarptı kadına. Vahimdi durumu. Derin karanlığa doğru kayarken sordu: “Ulu tanrım, sen her şeyi daha iyi bilirsin, ama hani önümde daha 35 yıl vardı?” Tanrının cevabı şöyle oldu: “Kusura bakma... Tanıyamadım!..” (Nurcan Akgün)

034. Çare
Tanrı önce yerküreyi yaratır. Bakar ve “güzel” der. Sonra atmosferi yaratır. Bakar ve yine: “güzel” der. Daha sonra toprakları, dağları ve denizleri yaratır. Bakar ve: “güzel” der. Erkeği yaratır, baştan sona seyreder: “güzel” der. Sonra kadını yaratır ve bir hayli baktıktan sonra: “Önemli değil, boyanır...“ (Gökhan Ünsel)

035. Dua
Çok iyi giyimli bir iş adamı Vatikan’a gelir, Papa’yla görüşmek istediğini söyler. Kendisini bir kardinale götürürler. Adam ısrar eder. “Sizinle değil, doğrudan Papa ile yalnız görüşmek istiyorum.” Sonunda adamı Papa’nın huzuruna çıkarırlar. Ama adamın ne istediğini merak eden kardinaller kapının dışında kulak kesilmiş içeriyi dinlemektedirler. İçeride sesler yükselmiştir. Adam: “1 milyar dolar.” Papa: “Olmaz!” Adam: “2 milyar dolar.” Papa: “Hayır!” Adam: “5 milyar dolar.” Papa: “Hayır.!..” Adam kapıyı çarpar, hışımla uzaklaşırken kardinaller içeri koşuşur. “Sayın papa hazretleri, 5 milyar dolar muazzam bir para. Düşünün bu para ile kaç katedral, kaç kilise yapılır, dünya üzerine kaç misyoner gönderilirdi. Parayı niçin kabul etmediniz?” Papa: “Ne yani? Her duadan sonra amin yerine ‘Coca Cola’ mı deseydik?..” (Özlem Yayla)

036. Papaz
Kasabanın papazı bütün dişlerini çektirmiş, komple yeni diş yaptırıyormuş. Bu arada her pazar kilisede vaaz vermeye devam etmesi gerektiğinden, ilk hafta sadece 10 dakika konuşabilmiş. İkinci hafta sadece 20 dakika konuşabilmiş ama üçüncü hafta konuşması tam 2 saat 40 dakika sürmüş. Bunun üzerine konuşması bittikten sonra kilisedekiler papaza bunun nedenini sormuşlar. Papaz da şöyle cevap vermiş: “İlk hafta diş etlerim öyle ağrıyordu ki konuşurken çok zorlandım. İkinci hafta ağzım takma dişlere alışamadığı için yine çok zorlandım. Bu hafta ise kendi takma dişlerim diye karıminkileri takmışım, o yüzden susmam mümkün olmadı!..” (Müge Serdar)

037. Cevap
Cep telefonlarının yeni çıktığı zamanlar, iki eleman cuma namazında... Birisi telefonu o gün almış, namazın ortasında acemi abinin telefonu başlıyor zitdirii zitdiriii... Bütün millet küfür ederken abinin çabalarını gören arkadaşı aynen söyle diyor: “Kuleuzu bi rabbinnas -yes’e bas- melikin nas -yes’e bas- ilahin nas - yese bas...

038. İnada bindi
Ömründe hiç teravih namazı kılmamış olan bir yörük, bir gün, caminin önünden geçerken, adamın birisi: “Namaz vakti nereye gidiyorsun?” demiş. “Sen müslüman değil misin?” Yörük ne desin? ”Bari şu namazı kılıvereyim de öyle gideyim...” diyerek camiye girmiş. Gelgelelim, aklı dışarıda, hayvanlarında. Üç beş rekat namaz kılmış, bakmış, biteceği yok. Dışarı çıkıp oğluna seslenmiş: “Oğlum, hayvanlara mukayyet ol. İmamla iş inada bindi!..”

039. Ayı
Ateist bir adam bir gün ormanda geziyor ve etrafındaki güzelliklere bakıyormuş. “Evrim ne güzellikler yaratıyor!” diye düşünüp mest oluyormuş. Birden arkasında kocaman bir ayı belirmiş ve onu kovalamaya başlamış. Adam bütün gücüyle kaçıyormuş ama her arkasına bakışta ayının daha yaklaşmış olduğunu fark ediyormuş. Dakikalarca süren bir kaçışın sonunda adamın ayağı yerdeki dala takılmış ve düşmüş; ayı adamın üzerine atlamış, pençesini kaldırmış. Tam vurmaya hazırlanırken adam “Tanrım!” diye bağırmış. Bir anda zaman durmuş, ayı donmuş, ormandaki nehir bile akmaz olmuş. Bir anda orman kararmış ve gökyüzünden bir ışık huzmesi adamın üzerine parlamış. Çok derinden gelen ilahi bir ses adama: “Yıllarca bana inanmadın, yaradılışı kozmik bir kazaya bağladın, sana bu durumda yardım etmemi mi istiyorsun? Seni sevgili bir kulum mu saymalıyım?” demiş. Adam utanç içinde: “Biliyorum bunca yıldan sonra dindar biri olmayı istemem haksızlık, ama belki ayıyı dindar yapabilirsiniz.” demiş. Ses: “Peki.” diye karşılık vermiş ve ışık kaybolmuş. Nehir tekrar akmaya başlamış. Her şey eski haline dönmüş. Ayı pençesini indirmiş, iki pençesini de göğe doğru çevirmiş, ve konuşmaya başlamış: “Tanrım, senin rızkınla orucumu açıyorum, hamdolsun verdiğin nimetlere!..”

040. İsa'yı buldun mu evladım?
Sarhoşun biri pazar sabahı, nehir kıyısında cemaatinden bazı kimseleri vaftiz eden papazın yanına gitmiş ve öyle durmuş. Papaz sarhoştan etrafa yayılan alkol kokusunu alınca kaşlarını çatmış ve sarhoşa sormuş “İsa'yı bulmaya hazır mısın evladım?” Sarhoş bu sorudan bir şey anlamamış ama yine “Hee...” diye sırıtmış. Bunun üzerine papaz sarhoşu ensesinden yakalamış ve kafasını suya sokup bir müddet orada tutmuş. Sonra da sormuş “İsa'yı buldun mu evladım?” Sarhoş “Yok be babacığım!” diye cevap vermiş. Papaz yine sarhoşun kafasını suya sokmuş, onu yarım dakika kadar suyun altında tutmuş ve sonra yine sormuş “İsa'yı buldun mu evladım?” Sarhoş yine “Yok be babacığım!” diye cevap vermiş. Bu iş böylece devam edip gitmiş. Papaz'ın her sorduğunda sarhoş İsa'yı bulamadığını söyleyince, papaz onu bu defa bir dakika suyun altında tutmuş ve çıkartınca da sormuş “Bu defa İsa'yı bulabildin mi evladım?” Sarhoş nefes nefese cevap vermiş “Yahu yine bulamadım be babacığım. İsa'nın buralarda bir yere düştüğünden emin misin?” (Ahmet Çavuşoğlu)

041. Erzurumlu
Erzurumlu ekinini kurutuyormuş. “Allah’ım, ne olursun ekinim kurumadan yağmurunu yağdırma!..” demiş. Ekini kurudu kuruyacak, akşam üzeri, son yarım saatte yağmur yağmış, çürümüş tüm ekin. Sabah olmuş, ahıra gitmiş. Bir de bakmış ki eşeği de ölmüş. Zaman geçmiş, ramazan ayı gelmiş. İlk gün niyetlenmiş Erzurumlu. İftara yarım saat kala bir sigara çıkartıp yakmış. İlk nefesini şöyle bir güzelce çekmiş ve gökyüzüne bakarak üflemiş. “Nasıl, illet oluyorsun şimdi değil mi?” demiş ve eklemiş; “Eşeği de kurbana saymazsam şerefsizim!..”

042. Namaz
Fakir çobanın sürüsüne hastalık girmiş, koyunlar, kuzular telef oluyor, koşmuş, nefesi kuvvetli bir hocaya... Hocaefendi, "Her koyun öldükten sonra iki rekat namaz kıl!" demiş... Çoban namaza başlamış ama, nafile, koyunlar, kuzular sapır sapır gidiyor. Elde son bir kuzu kalınca, çoban namazı kesmiş, kara kara düşünüyor, kuzu da oynaşırken yoğurt bakracını devirmesin mi? "Bana bak!" demiş: "... şimdi iki rekat da sana kılar, gönderirim ha! Otur oturduğun yerde!.."

043. Şeytan
Bir gün şeytan büyük bahçeli, koskoca bir malikaneye girmiş. Merdivenleri çıkmış. Bir kuzu görmüş. Kuzunun boynunda bir ip varmış. Şeytan ipi çıkarmadan sadece biraz gevsetmiş. Kuzu ipin gevşemesiyle hareket etmeye başlamış ve malikanenin önünde bulunan aynayı görmüş. Şaşırınca bir hamle yapıp aynayı kırmış. Çıkan gürültüye evin hizmetçisi gelmiş. “Sen ne yaptın? Ben şimdi burayı nasıl temizliyeceğim. Evin beyi bunu duyunca kesin beni kovar” demiş ve kuzuya bir tekme atmış. Kuzu merdivenlerden düşünce ip yetmemiş ve kuzunun boynunu kırıp onu öldürmüş. Bu sırada evin uşağı gelmiş. Neler olduğunu sormuş. Kadın anlatınca “Bunu nasıl yaparsın? Bey şimdi ikimizi de kovacak. O kuzu onun için çok değerliydi.” demiş ve hafifçe kadını itmiş. Kadın dengesini kaybetmiş ve merdivenlerden düşüp boynunu kırmış. Sesi duyunca evin hanımı gelmiş. Olanları öğrenince sinirlenmiş. Tam uşağı dövmek için uşağa yaklaşırken uşak “Lütfen beni bağışlayın ve beni kovmayın!” diyerek diz çökmüş. Uşağın üstüne hızla gelen kadın ise ona çarpıp merdivenlerden yuvarlanmış ve ölmüş. Evin beyi gelip de olanları dinleyince belinden silahı çekip uşağı vurmuş. Sonra kendi kendine “Eyvah ben ne yaptım? Bir kuzu, aynanın kırılması ve sevmediğim karım için elimi kana bulamaya, katil olmaya değer miydi?” demiş ve silahı çekip bir kurşun da kendine sıkmış. Bütün bu olanları bir kenardan izleyen şeytansa sırıtarak “Ben hiç birşey yapmadım ki. Sadece acıyarak kuzunun boynundaki ipi gevşettim, o kadar...” demiş... (Betül Öner)

044. Şükür
Yaşlı kadın dini bütün bir insanmış. Her sabah kapısının önüne çıkar ve bağıra bağıra dua edermiş: “Tanrım bize verdiklerin için sana şükürler olsun!” Ardından her seferinde de yan komşusunun sesi duyulurmuş: “Tanrı yok kadııın, Tanrı yok!” Yaşlı teyze ne kadar sinirlense de yine her sabah dua edermiş, öteki komşu da inadından her seferinde ona öyle bağırırmış. Neyse, bir akşam, komşusu yaşlı teyzeye bir oyun etmeye kalkmış. Markete gidip bir sürü meyve, sebze, ekmek vs. alıp torbalara doldurmuş, yaşlı teyzenin kapısının önüne bırakmış. Ertesi sabah teyze kapıyı açıp da yiyecekleri görünce çok şaşırmış ve sevinçle bağırmış: “Sana şükürler olsun Tanrım, bu gönderdiğin yiyecekler için sana şükürler olsun!” Ağacın arkasından onu seyreden komşusu seslenmiş: ”Tanrı yok kadııın, Tanrı yok! O yiyecekleri ben aldııım!” Yaşlı teyze hiç istifini bozmamış: ”Yüce Tanrım sana ne kadar şükretsem azdır! Hem bu yiyecekleri göndermişsin, hem de parasını şeytana ödetmişsin!”

045. Dağcı
Dağcı uçuruma düşerken bir dala tutunur ve bağırmaya başlar; “Yardım edecek kimse yok mu?..” Birden bulutlar aralanır, ilahi yüz görünür; ”Bırak kendini... Sana cennetimde yer ayırdım...” Dağcı bir an düşünür ve ”Başka kimse yok mu?”

046. Yüzük
Roma’da bir tören sırasında hristiyanlar Papa’nın elini öpmektedirler. Derken Papa’nın elini tutan eşcinsel, Papa’nın yüzüğünü farkeder ve “Aman tanrım... Ne kadar da güzel bir yüzük!.. Ayrıca size de çok yakışmış!..” der. Papa eşcinselin kulağına doğru yaklaşır ve fısıldar; “Bunun küpeleri de var ama, laf-söz olur diye takamıyorum!..” (Halil R. Güven)

047. Peygamber
Tanrı yeryüzüne bir peygamber atamanın zamanının geldiğini düşünür ve ilk peygamberini çağırır. “Seni peygamber olarak seçtim ve sana şu bölgeyi yurt olarak verdim. İn, cemaatini topla ve yurduna yerleş!..” Peygamber iner, halk beklemektedir. “Tüm güzeller ve yakışıklılar benimle gelsin!” der. Cemaatin bir bölümü ayrılır ve peygamberin önderliğinde yurtlarına giderler. Bir süre sonra diğer peygamberi çağırır Tanrı; “Seni peygamber olarak seçtim ve sana şu bölgeyi yurt olarak verdim. İn, cemaatini topla ve yurduna yerleş!..” Peygamber iner ve “Tüm akıllılar benimle gelsin!..” Alır cematini, yurduna doğru yola çıkar. Bir süre sonra tanrı üçüncü peygamberi çağırır; “Seni peygamber olarak seçtim ve sana şu bölgeyi yurt olarak verdim. İn, cemaatini topla ve yurduna yerleş!..” Peygamber iner ve bir bakar ki ne güzeller var ne akıllılar...”Örtünün ve benimle gelin!..” der. (Tülay Böke)

048. Bir hoca öyküsü
Hoca vaaz vermek üzere salona girmiş. Salon, ön sırada oturan seyis dışında boşmuş. Konuşup konuşmama konusunda düşünen hoca sonunda seyise sormuş: “Buradaki tek kişi sensin. Sana göre konuşmalı mı, yoksa konuşmamalı mıyım?” Seyis cevap vermiş: “Hoca ben basit bir insanım, bu konulardan anlamam. Fakat ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim.” Bu sözlere hak veren hoca duaya başlamış. İki saatin üzerinde konuşmuş durmuş, duadan sonra kendini mutlu hissetmiş, dinleyicisinin de vaazın çok iyi olduğunu onaylanmasını isteyerek sormuş: “Vaazımı nasıl buldun?” Seyis cevap vermiş: “Sana daha önce basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Gene de eğer ahıra gelip biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim, ama elimdeki yemin hepsini ona vermezdim.”

049. Hortum
Fred, hastaneye kaldırılmış. Ailesi, papazı da kendilerine eşlik etmesi ve gereği halinde görevini yapması için çağırmış. Papaz ve aile efradı yatağın etrafında beklerken, Fred’in durumu aniden kötüleşmiş. Yatağından yarı doğrularak, el işaretleri ile yazacak bir şeyler istemiş. Papaz, Fred’e bir kağıt ve bir kalem uzatmış. Fred titreyen ellerle hızlı hızlı bir şeyler yazıp kağıdı papaza uzatmış ve aniden ölmüş. Papaz, böyle acılı bir anda kağıttakileri okumanın doğru olmayacağını düşünerek kağıdı cebine sokmuş. Birkaç gün sonra, Fred’in cenazesi sırasında, kağıdın cebinde olduğunu hatırlamış. Cenazenin gömülmesinden hemen önce, papaz ileri çıkarak: “Sevgili Fred, ölmeden hemen önce benden kağıt isteyerek bir şeyler yazdı. Zamanı uygun olmadığı için o anda bakmadım fakat şimdi, hepinizin önünde bu notu okumak istiyorum...” demiş ve cebinden kağıdı çıkararak okumuş: ”Lütfen bir adım çekil. Oksijen hortumuma basıyorsun!” (Kahraman Gülay)

050. Dört kadın ve oğulları
Dört kadın sohbet ediyorlardı. Birinci kadın, oğlundan söz açtı; “Benim oğlum rahiptir...” dedi, ”... bir topluluğa girdiğinde onu gören herkes kendisine ‘peder’ der.” İkinci kadın da kendi oğlundan söz etti, “Benim oğlum ise papazdır...” dedi, ”... bir topluluğa girdiğinde onu gören herkes kendisine ‘aziz peder’ der.” Üçüncü kadın da oğluyla övündü: “Benim oğlum ise kardinaldir...” dedi, ”... bir topluluğa girdiğinde onu gören herkes kendisine ‘yüce aziz’ der.” Üç kadın oğullarıyla övünmelerini bitirdikten sonra, dördüncü kadını dinlemeye hazır olduklarını belirtmek için gözlerini ona diktiler. Fakat dördüncü kadın konuşmuyor, büyük bir keyifle kahvesini yudumluyordu.... İlk üç kadın bir ağızdan sordular: “Ya senin oğlun?” dediler, ”... sen de söz etsene oğlundan.” Dördüncü kadın, kahvesinden son yudumunu da aldıktan sonra ağır ağır konuşarak oğlunu anlatmaya başladı: “Benim oğlum 1.95 boyunda, dalgalı siyah saçlı, yeşil gözlü, geniş omuzlu, atletik yapılı, son derece şık giyinen ve 27 yaşında olmasına karşın çok zengin bir kişidir...” dedi, “... bir topluluğa girdiğinde onu gören tüm kadınlar birbirlerinin kulaklarına eğilirler ve ‘aman tanrım’ derler!..”
Gelen Fıkralar
Bu dökümana henüz fıkra eklenmemiş, aşağıdaki formdan fıkranızı ekleyebilirsiniz.
Fıkra Ekleyin
Fıkra
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir fıkra eklendiğinde haber verin.

Ara
Fıkra Masası Fıkra Masası, ticari amaç taşımayan bir paylaşım sitesidir. Elde edilebilecek reklam ve/veya yayın gelirleri Ankara İletişimliler Vakfı (Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunları Vakfı) Burs Fonu'na bırakılmıştır.