Evlilik Fıkraları 3
101. Uzun evlilik
Hostes uçak yolcuları arasında yer alan bir çiftin 50’inci evlilik yıldönümlerini kutlamakta olduğunu öğreniyor. Onlara birer dilim pasta ikram ediyor. O arada adama dönüp soruyor:
- Nasıl geçti 50 yıl?
- 5 dakika gibi... Su altındaki 5 dakika gibi!.. (Aydın Sun)
102. Ceza
Süpermarkette alışveriş yapan kadın, alacaklarını tamamladıktan sonra hesabı ödemek üzere kasaya gider. Aldıklarını kasaya bırakır. Kasiyer sorar; “Nakit mi, kredi kartı mı?” Kadın çantasını açıp, bakar ve yanıtlar; “Nakit...” Ancak çanta açıkken içerisinden bir televizyon uzaktan kumandası yere düşer. Kadın kumandayı alıp, tekrar çantasına koyar. Kasiyer merakla; “Afedersiniz ancak siz hep televizyon kumandasını yanınızda mı taşırsınız?” Kadın “Hayır, ancak kocam benimle alışverişe çıkmayı kabul etmedi. Kumandayı evde bırakmamak verebileceğim en iyi cezaydı!..” (Fatma Demirdöven)
103. Katkı
Genç kadın iş bulmak için hiçbir çaba harcamayan kocasına çok kızıyordu. Ama kocasının umurunda bile değildi. Kadın bir gün nihayet “Daha fazla dayanamayacağım... Utanç içindeyim!..” diyerek patladı, “... kiramızı babam, mutfak masraflarımızı annem karşılıyor. Bizi kızkardeşim giydiriyor, arabamızın masraflarını da halam karşılıyor.” Adam yattığı yerden karısına “Bence de utanmakta haklısın hayatım” dedi, “İki erkek kardeşinden yıllardır hiçbir şey göremedik!..” (Ceyda Tüfekçioğlu)
104. Buna da şükür
Adamın karısı normalde telefonu eline aldı mı 2-3 saatten önce bırakmazmış. Bir akşam yine telefon çalmış, kadın gidip açmış ama bu kez sadece yarım saat konuşmuş. Adam şaşırmış: “Hayrola hanım? Sen 2 saatten az konuşmazdın, bugün anlatacakların yarım saatte nasıl bitti?” Karısı cevap vermiş: “Yanlış numaraydı!..” (Müge Serdar)
105. Hak doğuyor
Bir hanım, ünlü bir avukata başvuruyor. Amacı kendisinin, boşanma davası açma hakkı doğup-doğmadığını, öğrenmek... Anlatmaya başlıyor... Anlatıyor... Anlatıyor... Anlatıyor... Saatlerce anlattıktan sonra, soruyor: “Bu durumda, boşanma davası açma hakkım, doğuyor mu?” Avukat, durum saptıyor: “Evet... Doğuyor ama, size değil, kocanıza!..”
106. Kocanın tanımı
Kürsüde konferans veren zat: “Yanıldığını anlayınca ısrardan vazgecen adam akıllıdır. Ama haklı olduğuna inanmasına karşın görüşünü değiştiren kişi...” Cümle bitmeden, bir dinleyici oturduğu yerden bağırdı: “Kocadır!” (Fatma Demirdöven)
107. Eski eş
Akşamcılardan olan adam bardan içeri girmiş ve her zamanki yerine oturarak, siparişini vermiş. İçkisini yudumlarken bir süre sonra bir arkadaşı yanına gelerek oturmuş. Sohbet etmeye başlamışlar. Adam;
- Dün gece eve gittiğimde akıl hastanesini arayarak, bir hastanın kaçıp kaçmadığını sordum.
- Hayrola, bir haber mi aldın, tehlikeli bir durum mu var?
- Hayır. Sadece geçen gün birisi boşandığım karımla evlenmiş de, kim olduğunu merak ettim. (Müge Serdar)
108. İlk iş
İki arkadaş iş çıkışında evlerine gitmek üzere kalabalık otobüse binmişler. Ayakta zor tutunarak giderlerken;
- Eve girer gitmez ilk işim karımın çoraplarını ve külodunu çıkartmak!
- Şu anda birdenbire nereden esti böyle?
- Konçların ve bel kısmının lastiği felaket.. Bütün gün beni mahvetti!..
109. Uçak
Yaşlı bir çift her yıl festivale giderlermiş. Her sene yaşlı adam gezi başına 10 dolara biletle katılınan bir uçak gezintisine katılmak ister, her sene de karısı itiraz eder ve şöyle dermiş: “10 dolar 10 dolardır.” En sonunda yaşlı adam demiş ki; “Bak, artık 71 yaşındayım, bu uçağa bu sene binmezsem bir daha hiç şansım olmayabilir.” Fakat karısı tınmamış ve şöyle demiş; “10 dolar 10 dolardır.” Ama bu sırada uçağın pilotu bunları duymuş ve ikisine bir pazarlık önermiş. İkisi de uçağa binecekler, eğer uçuşun başından sonuna ses çıkarmadan dururlarsa bedava. Ama eğer çıt çıkarırlarsa, 10 dolar ödeyecekler. Yaşlı çift kabul etmiş ve uçağa binmişler. Pilot da bahis söz konusu olunca başlamış acayip manevralar yapmaya. Taklalar atmış, uçağı kendi ekseninde döndürmüş, ani duruşlar, dönüşler, dalışlar yapmış. Ama arkadan ses yok! En sonunda pes etmiş ve uçağı indirmiş. Yaşlı adama dönmüş; “Bildiğim her numarayı denedim. İyi dayandınız. İkiniz de çıt çıkarmadınız.” Yaşlı adam cevap vermiş: “Karım uçaktan düşünce aklımdan söylemek geldi, ama 10 dolar 10 dolardır.” (Okhan Uçar)
110. Oyuncak kiminmiş
5 çocuklu bir aile hep birlikte lunaparka gitmiş. Babaları oyunlardan birinde tüfekle bütün hedefleri vurmuş ve kocaman bir oyuncak ayı kazanmış. Sonra çocuklarına dönüp sormuş: “Eveet, bakalım bu oyuncak kimin olacak? Hanginiz annenizin her dediğini yapıyor, ona hiç karşılık vermiyor?” Çocuklar önce bir durmuşlar, birbirlerine bakmışlar ve hep bir ağızdan cevap vermişler: “Tamam babaa, oyuncak senin!..” (Nalan Akdemir)
111. Ne yapıyor?
Adam ezile büzüle nişanlısının karşısına geçmiş;
- Hayatım, bunu sana söylediğim çok üzgünüm ama bilmen gereken bir şey var... Senden ayrılmalıyım... Başka bir kadınla evleniyorum!..
- Peki neden? O benden daha mi güzel yemek yapıyor?
- Hayır, asla... Yaptığı bütün yemekler ya pişmemiş ya da yanmış.
- Peki sana benim aldığım hediyelerden daha güzellerini mi alıyor?
- Ne alakası var güzelim o bana bugüne kadar bir kibrit bile almadı.
- Anlıyorum, o halde yatakta benden daha iyi...
- Yanılıyorsun... Öyle ruhsuz ve soğuk ki...
- O zaman söylesene lanet herif, o benim yapmadığım neyi yapıyor?
- Bana babalık davası açıyor! (Müge Serdar)
112. İlahi adalet
Adamın biri hastalanıyor. O gün canı işe gitmek istemiyor. İçinden Allah’a şöyle bir dua edeceği tutuyor: “Allahım, her gün işe gidip 8 uzun saat boyunca evim ve eşimin rahatı için çalışıyorum. Eşim ise sadece oturuyor. Ne olur, bir gün benim yerime geçip, ne kadar zor bir hayat yaşadığımı görmesini sağla.” Hikaye bu ya, birdenbire adamın dileği yerine geliyor. Ertesi sabah, karısının bedeninde uyanıyor. Hemen yataktan fırlıyor. Eşinin kahvaltısını hazırlıyor. Çocuklarını uyandırıyor. Elbiselerini hazırlıyor. Onların da kahvaltılarını yaptırıyor. Beslenme çantalarını hazırlıyor. Çocukları okula götürüyor. Eve dönüyor. Evi toparlıyor. Yıkanacak bulaşıkları ve çamaşırları hallediyor. Temizliyiciye götürülecek olanları eline alıp telefon faturasını ödemek için bankaya gidip sıraya giriyor. Faturayı ödedikten ve temizlikçiye uğradıktan sonra, akşam yemeği için alışverişe gidiyor. Eli kolu dolu bir vaziyette eve dönüyor. Bu arada öğlen oluyor. Evi süpürmeye başlıyor. Eşyaların tozunu alıyor. Mutfağı siliyor. Çocuklarının okuldan gelince yiyeceği keki pişiriyor. Eee artık çocukları okuldan alma zamanı da geliyor. Yolda onlarla sohbet ediyor. Okulda olanlar konusunda akıl fikir veriyor. Eve geldiklerinde derslerini kontrol edip, çalışma masalarına oturmalarını sağlıyor. Süt ve kek getiriyor. Bu arada yıkadığı çamaşırları ütülemesi gerekiyor. Ütü bittiğinde, ancak akşam yemeğini hazırlayacak kadar vaktinin kaldığını fark ediyor. Hemen patatesleri soymaya başlıyor. Salataları yıkıyor. Pilav için pirinci ıslatıyor. Etleri çıkartıp, fırın için hazırlıyor. Kocası eve geldiğinde, onu sofraya tabakları yerleştirirken buluyor. Akşam yemeğinden sonra, önce eşinin kahvesini pişiriyor. Masayı topluyor ve bulaşıkları hallediyor. Eşinin ve çocuklarının ertesi gün giyeceği kıyafetleri kontrol ettikten sonra çocukları yatırıyor. Onlara hikaye okuyor. Televizyon seyretmeye ve biraz da gazete okumaya salona dönüyor ki, eşi onu yatak odasına çağırıyor. Ne de olsa, adamcağız bütün gün onlar için çalışıp, yoruldu, şimdi rahatlaması ve gevşemesi gerekiyor. Bu da zaten onun görevi. Ertesi sabah uyandığında hemen Allah’a yalvarmaya başlıyor: “Allahım özür dilerim. Ben ne dediğimi bilmiyormuşum. Karımın hayatını rahat zannetmekle ne halt ettiğimi şimdi anladım. Lütfen beni eski halime döndür.” Allah cevap veriyor: “Evet, dersini aldığını görüyorum. Herşeyi değiştireceğim ama, maalesef 9 ay beklemek zorundasın. Çünkü dün gece hamile kaldın!..”
113. Kutlama
Kadın, kocasından ayrılmaya karar verip annesini arar: “Anne lütfen gel beni al.” Kadın, kızının evine gider, kızı eşyalarını toplayıp evinden çıkar. Tam kapıdan uzaklaşırken, evin içinden bir patlama sesi duyulur. Kadın telaşlanıp annesine “Kocam intihar mı etti?” derken, annesi müdahale eder: “Hayır kızım, intihar etmemiş, olsa olsa şampanya patlatmıştır!..” (Fatma Demirdöven)
114. Beklemek
Genç kız ve sevgilisi uzun bir sevişmenin ardından yataklarında uzanıyorlarmış. Delikanlı kendi kendine mırıldanıyormuş:
- Tanrımm... En sonunda ben de yaptım işte. Artık bakir bir erkek değilim!..
- Hayatım? Yani beraber olduğun ilk kız ben miyim?
- Evet... Bugüne kadar hayallerimdeki gibi güzel, şefkatli, sürükleyici, beni kendine delicesine aşık edecek bir kadını beklemiştim...
- Ah sevgilim, sevgilim!.. Demek beni bu kadar çok seviyorsun?
- Hayır, beklemekten sıkıldım! (Müge Serdar)
115. Ameliyat
Yaşlı adam ameliyat olacakmış. Ameliyatı cerrah olan oğlunun yapması için ısrar etmiş. Çok daha uzman olan doktorlar olduğu halde, bu ısrarının nedenini soranlara ise “Onun bu ameliyatı çok iyi yapmasını sağlayacak formülü biliyorum.” diyormuş. Ameliyat günü gelmiş. Ameliyathaneye giderken oğlunu yanına çağırmış ve şöyle demis: “Oğlum, zor olduğunu biliyorum. Bana bir şey olursa sakın üzülme. Zaten gelmeden annenle de konuştuk. Eğer bana bir şey olursa, eşyalarını alıp sizin yanınıza yerleşmesine karar verdik. Seninle ve geliniyle daha mutlu olur. O nedenle rahat ol.” (Fatma Demirdöven)
116. Yine mi?
Kalabalık bir aile, bir kış günü arabalarına doluşup yola çıktılar. Yollar hem çok karlı, hem de çok kaygandı. Evlerinin birkaç yüz metre ilerisindeki tepeyi aşmak üzereyken, araba kaydı ve yarım daire çizerek geldikleri yöne geri döndü. Biraz sağır olan büyükanneden başka herkes korkudan tir tir titriyordu. Büyükanne ise oturduğu yerde sabırsızlıkla sızlandı: “Yine mi evde bir şey unuttunuz?” (Fatma Demirdöven)
117. Koku
Çok çok güzel, alımlı ve bakımlı bir kadın varmış. Olağanüstü bir şeymiş yani. Fakat kadının bir kusuru varmış; acaip soğan kokuyormuş kadının vücudu. Bir sürü flörtleri oluyor, büyük aşklar yaşıyor fakat iş tensel temasa ve yatağa gelince, beraber olduğu erkekler kalkıp gidiyor ve onu bir daha aramaz oluyorlarmış. Vücuttaki soğan kokusu dayanılmazmış. Kadının yaşı da gün geçtikçe ilerliyor, bir türlü aşk yaşadığı bir erkekle bir türlü evlenme noktasına gelemeden o ilişkisi bitiyormuş. Kadın artık bu girdiği bunalımdan artık sadece bir doktor vasıtasıyla kurtulacağını düşünüp doktora gitmeye karar vermiş. Çok ünlü bir profesör olan doktor hikayeyi dinlemiş ve kadına “Sizinle izdivaç yapacak, çok yakışıklı, zeki, çevik ve ahlaklı bir hastam vardı benim bir zamanlar” demiş, “Huyu huyunuza, suyu suyunuza, boyu boyunuza uygun, karizmatik mi karizmatiktir hastam. Geçen yıl beynindeki tümörü alırken, oradaki koku alma duyularını da almak zorunda kaldık ve hiç koku alamıyor artık...” demiş. Doktor iki hastasını tanıştırmış birbiriyle. Gerçekten de doktorun tahmin ettiği gibi, birbirlerine aşık olup, evlenmişler. Çok romantik bir balayı gecesi sonrasında başlamışlar birbirleriyle öpüşmeye, sevişmeye. Ama ne sevişme... Sevişmenin durulmaz noktasında, en ateşli, en heyecanlı yerindeyken adam birden kalkmış ve sırtını kadına dönüp yatmış. Kadın panik halinde “Ne oldu kocacığım sorun ne?” demiş. Adam da “Bilmiyorum sevgilim, önemli bir şey yok, ama gözlerim acayip yanıyor!..” demiş.
118. Şekerci
Adam karısıyla alışveriş merkezinde gezerken, yanlarından sürekli fıstık gibi kızlar geçiyormuş. Adam karısına çaktırmadan baktığını sansa da, kadın en sonunda adamın sürekli kızları kesmesine dayanamamış, başlamış söylenmeye; “Aşkolsun sana. Hiç yanımda karım da var demiyorsun, bıraksam kızların içine düşüvereceksin!.. Aynı şekerci dükkanına girmiş bir çocuk gibisin!..” Adam gülmüş: “Olur mu hayatım? Ben evli bir adamım, yani şekerci dükkanına girmiş bir şeker hastası!..”
119. Gazete
Kadın kahvaltı sofrasında gazete okuyan kocasına bakıp söylenmiş: “Keşke bir gazete olsaymışım. Boylece bütün gün sıkı sıkı tuttuğun ve ilgilendigin tek şey ben olurdum.” Adam kafasını bile kaldırmadan cevap vermiş: “Evet keşke sen bir gazete olsaydın. Böylece yarın senin yerine yeni bir tane alabilirdim.”
120. İşaret
Personel müdürü, iş isteyen adama sordu:
- Adın ne?
- Necati...
- Yaşın?
- Otuzüç...
- Evli misin?
- Hayır! Alnımdaki yara otomobil kazasında oldu!..
121. Dul
Kadın bir işe müracaat etmiş, medeni halini sormuşlar;
- Beş yıldır dulum, iki çocuğum var, biri on diğeri iki yaşında...
- Küçük çocuğunuz iki yaşında ve kocanız öleli beş yıl oldu öyle mi?
- Evet, ama ben yaşıyorum!..
122. İşkence
Bosanma davasında yargıç, davacı kadına sordu:
- Neden boşanmak istiyorsunuz?
- Manevi işkence yapıyor, sayın yargıç.
- Birkaç örnek verir misiniz?
- Kocam ‘doğum günü pastandaki mumları söndürmene yardım edeyim’ dedi. ‘Et’ dedim. Gitti, öteki odadan vantilatörü getirdi!..
123. Cennet düşleri
Adamın biri ömrü boyunca, çok iyi bir katolik yaşamı sürüyor. Ömrü boyunca sürekli olarak, cennet düşleriyle yaşamını süslemiş. Günün birinde, çok ağır bir trafik kazası gecirerek, iki hafta komada kalıyor. Doktorların sabırlı çabası sonucunda bir gün, gözlerini açıyor ve umutla soruyor: “Cennette miyim?” Başucunda bekleyen karısı, açıklıyor: “Hayır... Ben yanındayım!..” (Aynalar)
124. Neden sadece evli erkekler?
İşe elaman almak için ilan veren bir fabrika sadece evli erkekleri kabul ediyomuş. Buna dikkat eden biri fabrikayı arayıp sormuş: “Niçin sadece evli erkekleri alıyorsunuz? Bu durum ayrımcılığa girmiyor mu? Nedir bu davranışınızın nedeni?” Personel müdürü cevap vermiş: “Bizim yaptığımızın ayrımcılıkla alakası yok, biz sadece çalışanlarımızın herşeye itaat etmeyi, etrafta fazla dolaşmamayı, ağızlarını kapalı tutmayı ve de azarlandıklarında itaat etmeyi öğrenmiş kişiler olmalarını istiyoruz da ondan böyle bi ilan verdik!..”
125. Sayıklama
Eşi uykusunda, sürekli sayıklıyordu. Hanımefendi ise bu sayıklamalardan, fena halde kuşkulanıyordu. Öyle ya! Sayıklamak, şüpheli işlerin kalıntısı olmalıydı. Durumu anlattığı aile doktoru:
- İsterseniz, sayıklamasını önleyecek bir ilaç vereyim.
- Hayır, hayır!.. Öyle bir ilaç verin ki, sayıkladığı zaman ne söylediğini anlayayım!..
126. Düş kırıklığı
Güzel bir genç kız, ünlü bir tıp profesörüyle evlilik yapıyor. Ama garip bir olay gerçekleşiyor. Gelin hanım birinci gecenin sabahında, baba evine kaçıyor ve olanları annesine, gözyaşları içinde anlatıyor: “Düğün töreni bitince odamıza çekildik. Soyundum. O da bana tansiyon aletiyle yaklaştı. Ayrıntılı muayene ettikten sonra, 'Giyininiz ve bir hafta sonra yine geliniz' dedi!..”
127. Koca arıyor
Kadının biri internette faaliyet gösteren çöpçatanlık şirketlerinden birine başvurmuş. Mesajında, kocası olacak kişide bulunmasını istediği vasıfları şöyle sıralamış: “Yakışıklı, terbiyeli, komik, sportmen, seksi, bilgili, iyi şarkı söyleyen, güzel dans eden, istediğim zaman bana güzel hikayeler anlatan, oyunlar oynayan, evde olduğumda da hep benimle kalan biri olsun.” Ertesi gün şirketten yanıt gelmiş; “Hanımefendi, talebiniz ve şartlarınız incelenmiştir. Koşullarınıza uygun koca adayı bulmanın mümkün olmadığına, ancak sizin de zaten bir kocaya değil, Digitürk’e ihtiyacınız olduğu kanaatine tarafımızca varılmıştır. Bizce hemen abone olun... Saygılarımızla!..”
128. 5 kilo
Genç anne, yeni doğmuş bebeğini kocasına emanet ederek alışverişe gitmiş. Bebek bir süre sonra ağlamaya başlayınca genç baba, aklına gelen tüm çarelerı denemiş; başaramayınca çocuğunu doktora götürmüş. Doktor muayeneye başlar başlamaz durumu anlamış: “Bebeğin altı dolmuş. Altını değiştirmeliydiniz.” Genç baba hemen savunmaya geçmiş: “Altı dolmuş mu? Ama çocuk bezi paketinin üzerinde ‘5 kiloya kadar’ yazıyordu!..
129. Ütü tahtası
Adam karısına “Bugün değişik bir pozisyon deneyelim mi?” diye sormuş. Karısı cevap vermiş; “Tabii bugün sen ütü tahtasının başında dur ve gömlekleri ütüle. Ben de televizyonun karşısında oturup, bira içerek göbeğimi kaşıyayım.”
130. Hakemin karısı
Hakemin karısı, kocasının yöneteceği maçı izlemek için stada girerken, turnikelerde oğluna rastlar. Oğlu, annesini uyarır;
- Anne maçı seyretmesen iyi olur. Gene bütün seyirciler babama küfredecek.
- Biliyorum. Onun için geldim. Bu fırsatı kaçırır mıyım oğlum? Ben de içimi dökeceğim...
131. Sihir
Las Vegas’ta harika otellerden birinin gece kulübünde sihirbaz nefis bir gösteri yapmış. Arka sırada oturan bir bey bağırarak sihirbaza o numarayı nasıl yaptığını sormuş. “Söyleyemem!” demiş sihirbaz, ”Öğrenirseniz sizi öldürmek zorunda kalırım!..” Kısa bir duraklamadan sonra “Tamam” demiş adam, “O zaman karıma söyleyin!..”
132. Doğru-yalan
Çocuk babasına “doğru ile yalan”ın ne oluduğunu sorar. Adam çocuğun annesine gidip, kapıda Kevin Costner’ın olduğunu söylemesini ister. Çocuk annesine gider ve babanın istediğini yapar. Kadın; “Sus oğlum, sesini çıkarma ve hemen benim odama al” der. Çocuk babasını durumu anlatır. Baba aynı şeyi ablasına yapmasını ister. Abla; “Sus ve hemen benim odama çıkar. Al sana para!” der. Baba “Bak oğlum, kapıda Kevin Costner’ın olduğu yalan. Bu evde iki tane orospu olduğu ise doğru!..”
133. Mark Twain
Yetişmiş bir kızı olan bir dulla evlendim. Babam da üvey kızımla. Bu biçimde babam damadım oldu, üvey kızım da üvey annem. Karım bir oğlan doğurdu. Bu çocuk doğal olarak babamın kayınbiraderi ve üvey annemin kardeşi olması nedeniyle benim de dayım oldu. Babamın karısı da bir oğlan doğurdu. Doğan çocuk benim kardeşim oldu ama aynı zamanda, üvey kızımın çocuğu olması nedeniyle torunum. Böylece karım da üvey annemin annesi olması nedeniyle benim büyükannem oldu. Diğer yandan ben, karımın kocası ve aynı zamanda onun torunu olduğum için, bir kimsenin büyükannesinin kocası da büyükbabası olacağından, kendimin büyükbabası oldum.” (Erendiz Kasnak/3000 Fıkra)
134. Hesap
İki arkadaş barda oturmuş içkilerini içiyorlardı. “Şu kadınlar...” dedi birisi, ”... bu kadar parayı ne yaparlar hiç anlamıyorum doğrusu. Sigara dersen, içmezler. İçki dersen çoğu içmiyor. Kadın dersen, zaten kendileri kadın...” (Erendiz Kasnak/3000 Fıkra)
135. Arabın aşkı
Arap emiri 80 cariyesini topladı ve “Sizi terketmek zorundayım. Çünkü, Şeyh Abdülrezak’ın haremine aşık oldum!..” (Erendiz Kasnak/3000 Fıkra)
136. Biftek
Adamla karısı akşam yemeği yiyorlarmış. Kadın birden;
- Sen artık beni eskisi kadar sevmiyorsun!
- Hoppalaa!.. Ner’den çıkardın şimdi?
- Sevmiyorsun, sevmiyorsun... Evliliğimizin ilk yıllarında hep bifteğin küçük kısmını sen alırdın, kalan büyük kısmını bana verirdin. Artık bifteğin büyük kısmını sen alıyorsun, küçük kısmını bana veriyorsun!
- Alakası yok hayatım, ben seni eskisinden daha az sevmiyorum. Ama sen artık eskisinden daha iyi yemek yapıyorsun!.. (Müge Serdar)
137. Gülüm benim
Ahmet Bey 97’sinde. Hüseyin Bey ise 92’sine erişmiş. Yıllardır dostlukları devam etmekte. Bir gün Ahmet Bey Hüseyin Bey’in evine, yemeğe davet edilmiş. Dikkatini çekmiş, Hüseyin Bey karısına hitap ederken “Gülüm, hayatım, balım, tatlım, şekerim, sevgilim, ruhum” gibi laflar kullanıyor. Bir ara karısı mutfaktayken yine, “Birtanem, nerelerdesin, yemeğin soğuyacak” demiş. Ahmet Bey dayanamamış. “Yahu dikkat ediyorum, karına ne iltifatlı laflar ediyorsun. Ballar, şekerler... Bunca seneden sonra olacak sey değil, bravo sana” demiş. Hüseyin Bey söyle bir arkasını dönüp karısının hala mutfakta olduğunu tespit ettikten sonra, “Sorma birader...” demiş; “Ne balı, şekeri? 10 yıl oluyor, bizim hatunun adını unuttum. Bir türlü çıkaramıyorum!..”
138. Kim?
Adam annesinin mezarının üstüne çiçek bırakmış, arabasına doğru gidiyordur ki bir başka adamın derin bir üzüntü içinde "Neden öldün? Neden öldün?" diye salya sümük ağladığını görür. Merak eder ve adama yaklaşıp sorar: "Özür dilerim bayım, ama şimdiye dek bir yakını için bu kadar üzülenini hiç görmemiştim. Çocuğunuz muydu, eşiniz miydi?" Diğeri bir an kendini toparlar ve "Karımın ilk eşi!.." der.
139. Doğum
85 yaşında bir adam doğumhanenin kapısında beklemektedir. Doğumhaneden çıkan doktor söyle bir bakındıktan sonra yaşlı adama sorar:
- İçeride doğum yapan bayan yakınınız mı?
- Evet, eşim.
- Ama bayan 25 yaşlarında...
- Tamam işte, eşim o. Niye şaşırdınız, baba olamaz mıyım yani?
- Yoo, aklıma benim dedem geldi de...
- Nesi varmış dedenizin?
- Kendisi av meraklısı idi; sürekli ava çıkardı. Ancak yaşlanınca zorlanmaya başladı. Bir gün ava çıkacakken kendisini uyardık, “Aman yapma dedecim, sen yaşlandın, ava gidemezsin!” diye... Kendisi ısrar etti ve hazırlandı. Eee, tabi yaşlılık, çıkarken tüfek yerine baston aldı eline. Ben de kendisiyle gittim. Ormanda bayağı yol yürüdükten sonra bir geyik gördük. Dedim ya, dedem yaşlı. Bastonu omzuna koydu, doğrulttu ve geyiğe bastonla ateş etti. Geyik o anda vurulup yere düştü...
- Olur mu?.. Başkası vurmuştur onu!..
- Ben de onu demeye çalışıyorum işte!.. (Halil R. Güven)
140. Evlenme teklifi
Bir partide, genç adam, güzel bir kızla tanıştırılır. Derhal kur yapmaya ve sürekli kızı pohpohlamaya başlar. Kız da, genç adamı beğenir ancak bu hızlı gelişmeler karşısında biraz geri çekilir. 30 dakika sonra ise, adam ciddi ciddi evlilik teklif edince çok şaşırır ve şöyle der: "Bakın, daha yarım saat önce tanıştık, birbirimiz hakkında hiçbir şey bilmiyoruz, nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?" Adam cevaplar: "Yanılıyorsunuz! Son 5 yıldır, babanızın hesabının bulunduğu bankada çalışıyorum!" (Kanat Gezgen)
141. En kötü yiyecek
Diyetisyenin biri kötü yiyecekler hakkında konferans veriyormuş. ”Midemize gönderdiğimiz yiyecek dediğimiz seyler burada beni dinlemeye gelenlerin tamamını çoktan öldürmüş olmalıydı!..” demiş ve eklemiş, ”... bildiğimiz gibi kırmızı et, sebzelerin bazıları insan için tehlikelidir. İçtiğimiz sudaki mikropları hiç farketmiyoruz. Fakat bir yiyecek vardır ki bunların en tehlikelisidir ve bunu hemen hepimiz yeriz ve hayatımızı mahvederiz. Siz beyefendi, birinci sıranın başında oturan. Bu yiyecek ne olabilir tahmin edebilir misiniz?” Adam ayağa kalkmış, başını öne eğerek cevap vermiş: “Düğün pastası!..”
142. Geçim derdi
Delikanlı sevdiği kıza evlenmek istediğini söylemiş. Kız, önce babasının rızasını almaları gerektiğini belirterek, oğlanla babasının buluşmasını sağlamış. Baba sormuş;
- Kızımı mutlu edebilecek misin? Aileyi geçindirecek kadar para kazanabiliyor musun?
- Evet, efendim. Mutlu ederim. Yeterli para kazanıyorum.
- Dikkatli düşün ve yanıtla, genç adam. Biz amca ve büyükbabayla beraber 12 kişiyiz.
143. Hemen hemen
Hayatı Kapalıçarşı’daki bir dükkanda geçmiş ve hiç evlenmemiş olan 70 yaşında bir adam ömrü boyunca sevip evlenebileceği bir kadına rastlamamıştır. Bir gün, dükkana 17 yaşında çok güzel bir Ukraynalı kız gelir. “İlk bakışta aşk” gerçekleşir. Evlenir, balayı için birlikte 15 günlüğüne Bodrum’a giderler. Balayından döndüklerinde arkadaşları bizim ihtiyarı törenle karşılar ve hemen soru yağmuruna tutarlar:
- Nasıldı?
- Muhteşemdi... Deniz, güneş. Hemen hemen her gün seviştik.
- Helal olsun, senin yaşında bir adam için. Vallahi bravo, her gece ha?
Adam, gururla başlar anlatmaya:
- Pazartesi hemen hemen seviştik sayılır. Salı hemen hemen seviştik sayılır. Çarşamba....
144. Rica
Erkeklerin kadınlardan ricasıdır:
• 8 hafta süren baş ağrıları baş ağrısı olamaz, bir doktora gidin.
• Alışveriş yapmak zevkli değildir ve asla da olmayacaktır.
• “Beni seviyor musun?" diye sormayın. Emin olun ki sevmesek yanınızda bir saniye bile durmayız...
• Bir probleminiz olduğunda bizden sorunu çözmek için yardım isteyin.
• Bizden sizinle aynı üzüntüyü çekmemizi beklemeyin, o sizin kız arkadaşlarınızın işidir.
• Bir yere gittiğimizde, hangi kıyafeti giyerseniz giyin, size çok yakışıyor, yemin ederiz. O yüzden bir daha sormayın.
• Biz erkekler basitizdir. Mesela sizden ekmeği getirmenizi istiyorsak, aslında ekmeği getirmenizi istiyoruzdur. Bundan "ekmek masada değil" diye bir iğneleme yaptığımız sonucunu çıkarmayın...
• Eğer 2 değişik şekilde anlayabileceğiniz bir şey söylemişsek ve bunlardan biri kötü ve sizi üzecekse, kesinlikle öbür anlamında söylemişizdir, boşuna bizi sıkıntıya sokmayın...
• Eğer bir şey istiyorsanız sormanız yeterli. Bir şeyi açıklığa kavuşturalım. Biz erkekler öyle farklı anlamlar taşıyan dolaylı soruları anlamayız. Ne istiyorsanız doğrudan söyleyin...
• Eğer şişmanladığınızı düşünüyorsanız büyük ihtimalle şişmanlamışsınızdır zaten. Bize sormayın, cevap vermeyi reddediyoruzdur.
• En karmaşık durumda bile bizim için temel kural şudur: "En kolayını seç!" Bizden komplike şeyler beklemeyin.
• Erkekler en fazla 16 renk görürler. Şampanya bir renk değil, bir içkidir.
• Erkeklerin çoğunun en fazla 3 çift ayakkabısı vardır. Biz basitizdir. O yüzden 30 çift ayakkabınızdan hangisinin kıyafetinize uyacağını sormayın, bilmiyoruzdur.
·Evi temizleyip yorulduktan sonra, yüzünüze bakılmayacak haldeysiniz, yaptığınız temizliğin bizim için bir anlamı yoktur, takdir beklemeyin.
• Temiz bir evden önce güzel, en azından bakımlı görünen bir kadınla bir evi paylaşmak daha anlamlıdır... Bir erkeğe temiz evden önce temiz bir eş ve hatta sadece bir eş lazımdır...
·Size "neyiniz var?" diye sorduğumuzda, "hiçbir şeyim yok!" derseniz size inanırız, bizim için olay bitmiştir. O yüzden bir şeyiniz varsa doğrudan söyleyin; sonra bizi anlayışsız durumuna düşürmeyin...
• Yeteri kadar ayakkabınız ve elbiseniz varken bizi iflas ettirmek bir sevgi gösterisi değildir.
Bunu tanıdığınız tüm kadınlara yollayın; bir kere de olsa erkekleri anlasınlar. Mümkün olduğu kadar çok erkeğe de yollayın ki, onlar da yalnız olmadıklarını bilsinler... (Işıl Soğukpınar)
145. Armağan
Allah Adem ile Havva’yı yanına çağırır ve der ki: “Elimde iki tane şey var. Bunları size vermek istiyorum, ama aranızda bir seçim yapmak zorundasınız. Birincisi öyle bir şey ki, bununla ayakta işeyebiliyorsun." Adem hemen atılır: "Benim olsun... Benim olsun!.." Havva çaresiz ikincisini kabul etmek zorunda kalır. Adem şeyiyle gayet mutlu, ayakta çiş yapabilmenin keyfini sürer. Sahilde koşar ve sahil boyunca çişiyle kumlara şekiller çizer. Sallaya sallaya gezer, kurda kuşa gösterir, gününü gün eder. Oyuncağını elinden düşürmez, Havva’ya hava atar, uyurken bile elinden bırakmaz. Hatta kaybolmasın ya da çalınmasın diye boynuna bağlar. Hatta bir rivayete göre sarmaşıklarla yapraklarla süslediği bile görülmüştür. Adeta aşık olmuş ve dünyayı unutmuştur. Havva gelir ve kendine kalan şeyi sorar: "Allahım ikincisi neydi?" Allah cevap verir: "Beyin kızım, beyin!.." (“lydx”/EkşiSözlük)
146. Yemek
Yamyam bir kabileden bir baba ve oğlu ava çıkarlar. Yiyecek ararlarken oğul yamyam nehirde yıkanmakta olan afet bir hatun görür ve babasına; “Baba, baba... İşte bir av... Ha’di onu yiyelim!” der. Baba yamyam güzel kızı gördükten sonra: “Oğlum bence biz bunu eve götürelim, anneni yiyelim!..” (“arch”/EkşiSözlük)
147. Talih
Adam elindeki son 500 dolarla kumar oynamaya karar verir ve Las Vegas'ın yolunu tutar. İnanılmaz bir talih, tam 3 milyon dolar kazanır. Hemen otel yönetiminin kendisine tahsis ettiği kral dairesine çıkar ve karısına telefon açar:
- Hayatım, evde misin?
- Evet kocacığım.
- İyi. hemen hazırlan o zaman. Çabuk bavulunu hazırla. Kumarda tam 3 milyon dolar kazandım.
- Ayyyyyy... Harikasın! Hemen hazırlanıyorum. Peki ama nereye? Paris? Karayipler? Güney amerika?
- Um’rumda değil. Sadece eve döndüğümde çoktan gitmiş ol!.. (“hayvan riza”/EkşiSözlük)
148. Üç damat
Bir kadının üç damadı varmış. Kadın damatları test etmeye karar vermiş. Bir gün birinci damatla sahilde yürürken kendine denize atmış; damat hemen suya atlayıp onu kurtarmış. Ertesi gün kapının önünde üstünde “Teşekkür ederim! Kayınvaliden” notu iliştirilmiş bir araba varmış damat için. Ertesi gün ikinci damatla sahilde yürüyormuş ve yine kendini denize atmış. Bu damat da onu kurtarmış. Kayınvalide yine bir araba almış. Ondan sonraki gün son damatla yuruyormuş; kendini yine atmış denize. Ama bu damat onu kurtarmamış ve kadın ölmüş. Ertesi gün yine bir araba varmış evin önünde… Üstünde de şöyle yazıyormuş: “Teşekkkür ederim… Kayınpederin!”
149. İntikam
Minik yaramaz, boynuna ip geçirdigi ölü bir kurbağayı çekiştire çekiştire yolda gidiyormuş. Derken bir randevuevinin kapısına gelmiş. Kapıyı çalmış, şişko çirkin bir kadın açmış kapıyı. Çocuk avazı çıktığı kadar bağırmış: “Bur’daki kızlardan birini istiyorum! Param var ve istediğimi yapana kadar bur’dan gitmeyeceğim!.." Kadın şaşırmış ama, ‘para paradır’ demiş; minik yaramazı içeri almış. Çocuk kadınlara bakmış ve: "Burada bir Amber varmış… Onu istiyorum!.." Kadın bunun üzerine "Ama olmaz ki..." demiş, "… bak çocuk, bence sen..." Çocuk onu dinlemeden avaz avaz bağırmaya baslamış; “Amber'i istiyorum!.. Amber’i istiyorum!.. Parası neyse vereceğim!.." Kadın hala şaşkın halde, "İyi tamam yukarı çık, sağdaki ilk odaya git, bekle..." demiş. Sonra kadın Amber'i odaya göndermiş. 10 dakika sonra çocuk merdivenlerden yine kurbağasını sürükleye sürükleye inmiş. Kadına parasını vermiş. Tam çıkacakken kadın dayanamamış seslenmiş; "Lafımı dinlemedin çocuk!.. Niye ille de onu istedin ki? O kızda hastalık vardı!.." Çocuk cevap vermis: "Onda hastalık olduğunu biliyorum, o yüzden onu istedim... Çünkü bu akşam annemle babam dışarıya yemeğe gidecekler. Ben de evde dadımla kalacağım... Onlar gittikten sonra dadım benimle seks yapmak isteyecek, çünkü küçük çocuklardan hoşlanıyor... Böylece bur’da kaptığım hastalığı ona geçirmiş olucağım... Annemle babam eve döndükleri zaman, babam dadımı evine götürecek... Or’da da tabi ki her gece yaptığı gibi onunla sevişecek, hastalık ona da geçecek... Eve döndüğü zaman annemle sevişecek, böylece o anneme hastalığı geçirecek... Sonra sabah babam ise gidecek. Sütçü süt bırakmaya gelecek. Annem de onu eve alacak ve onunla sevişecek, hastalık ona da geçecek ve çok da iyi olacak... Çünkü o herif benim kurbağamın üstüne bastı ve öldürdü!..
150. Tesadüf
Cafer komadadır... Yanında ise karısı... Cafer’in gözleri nemli, kısık sesiyle karısına doğru bakar ve konuşmaya başlar: “İlk işten kovulduğum zaman yanımdaydın... İflas ettiğim gün oradaydın... Vurulduğum zaman ilk gözümü açtığımda seni gördüm... Trafik kazası geçirdiğimde hastanede hep baş ucumdaydın...” Karısı takdir edilmenin mutluluğunda tabii. “Şimdi komadayım, yine baş ucumdasın... Sonunda anladım ama, çok geç oldu; yahu sen ne uğursuz karısın!..”
Gelen Fıkralar
Toplam -1 fıkra,