Geçmiş Zaman Politikacısı
001. Yüz paralık kahve
Vali Nazmi Toker, hiddetiyle ünlü bir valiymiş. Bir gün Erkilet'e gitmiş, kendisine kahve ikram etmişler, kahveden sinek çıkmış... Vali, kahveciyi çağırtmış: "Pis herif, kahveden sinek çıktı!" Kahveci Hasan özür dileyeceğine diklenmiş: "Yüz paralık kahveden deve çıkacak değil ya!.."
002. Vali hali
Yine ayni vali, bahçecileri toplamış, şehir içindeki bahçelere gübre dökmemelerini, gübreden sinek ürediğini, şehri sinek bastığını söylemiş... Bahçeci Ahmet ağa itiraz edecek olunca, ağzının okkası, terazisi olmayan vali, "Senin bahçene de, gübrene de, alacağın mahsule de..." diye başlamış. Sabah olanlardan habersiz olan komşusu, akşam vakti Ahmet ağa'ya "Bu yıl bahçelere kaç yük gübre dökeceğini" soracak olmuş, sabahki zılgıtı yiyen Ahmet ağa başını sallamış: "Bu yıl bahçelere gübre atmayacağız, allah kendisinden razı olsun, vali paşa bahçeleri gübreledi!.."
003. Uğursuzluk
Avcı Sultan Mehmet bir gün adamlarıyla beraber bir keklik bile vuramaz. Bunun sebebini de, sabahleyin gördügü bir dervişin uğursuzluğuna bağlar. Askerlerine seslenir “Saraydan çıkarken, şu şu tipte, sivri külahlı, sırtı kambur birinin önünden geçtiğini ve hemen bu adamı bulmaları” emrini verir. Tarife göre bektaşi babalarından ayyaş Hamza babayı yaka paça huzura getirirler. Sultan: "Bre uğursuz, nabekar!.. Bu sabah karşıma çıktın. Bu yüzden akşama kadar bir ava rastlayamadım. Bu ne uğursuzluktur. Vurun kellesini!.." Bektaşi bakar ki kelle elden gidiyor. Son dileğini açıklamak için söz alır: "A devletlum, siz beni gördünüz, bir keklik vuramadınız. Ama insaf ediniz, benim de bugün ilk gördüğüm sizdiniz ve kellemi kaybediyorum. Söyleyin, uğursuzluk hangimizde!..”
004. Allah bilir
Sultan Abdülmecid bir gün Boğaziçi'nde büyük bir bağın tam ortasındaki köşkünde oturan bir bektaşi babasını ziyarete gitmiş. Bektaşi, o gün komşu bağdaki bir arkadaşını ziyarete gitmiş. O dönünceye kadar padişah bağın her tarafını dolaşmış. Bektaşi dönünce karşılıklı konuşmaya başlamışlar:
- Erenler bağın maşallah çok büyük. üzümünü ne yapıyorsun?
- Müritlerle ve canlarla birlikte yeriz sultanım.
- Buradaki üzüm yemekle biter mi?
- Yemediğimizi de sıkıp fıçılara basar, suyunu içeriz!
- Peki ama, sıkılmış üzüm şarap olmaz mı?
- Vallahi sultanım, biz üzümü sıkıp fıçılara basarız. Allah ne isterse o olur. Üst tarafa karışmak haddimize mi?
005. Devlet
Bektaşi'ye sormuşlar:
- Gelişmemiş yerlerde devlet yönetimi neye benziyor?
- Hintyağına...
- Neden?
- Kim tadına baksa ya hemen altına etmeye başlıyor, ya ülkenin içine...
006. Vali ve eşek
Bir gün Kamil Paşa yapılan bir şikayet üzerine Şair Eşref'i vilayet makamına davet etmişti. Davete icabet eden Eşref, vilayete geldiği zaman kendisine “Valinin encümende olduğu ve biraz beklemesi icap ettiği”ni söylediler. Valiyi bekleyen şair, bir ara konuşulanları dinlemeye çalıştı. O esnada valinin, münakaşa edilen bir mesele hakkında: "O kadar incelemeyin, millet eşektir, anlamaz" dediğini duydu. Bu sözlerden fena halde üzülen şair, hemen cebinden çıkardığı bir kağıda şu kıtayı yazdı ve odacıya valiye verilmek üzere bıraktı. Sonra da çıkıp gitti.
“Ehli mansaptan birisi millete eşşek dese,
Reddolunmaz sözü amma eşşoğlu can sıkar.
Millete eşşek diyen eşşek herif bilmez mi ki,
Sadrazamlar da valiler de milletten çıkar.”
007. Gerçekçilik
“Öküz” takma adlı politikacı bir resim sergisini gezmektedir. Derken bir tablonun önünde durur ve; “Ne kadar gerçekçi bir inek resmi...” der. Çevresindekiler; “Pardon ekselansları, o resim değil, ayna!..”
008. Dalkavuk
Padişah bir gün yemekte patlıcandan yakınır. Dalkavuk hemen atılır “Yerden göğe kadar haklısınız padişahım, patlıcan yenecek şey değildir; ben de hiç sevmem zaten!..” Padişah bir başka gün yine patlıcan yemeğinin olduğu bir sofrada dalkavuğu sınamak için “En leziz sebzedir patlıcan... Ben çok severim.” der. Bunun üzerine dalkavuk “Patlıcan yemeklerin padişahıdır...” diye övgüler düzmeye başlar. Padişah “Hani patlıcanı sevmezdin? Sen hem patlıcanı yeriyor, hem de övüyorsun. Benimle dalga mı geçiyorsun?” Dalkavuk hemen atılır “Ben padişah efendimizin dalkavuğuyum, patlıcanın değil!..”
009. Mektup
Adamın birini hiç ummadığı bir sırada sadrazam yapmışlar. Adam ne yapacağını hiç bilmiyormuş. “En iyisi eski sadrazama danışayım” demiş adam kendi kendine. Gitmiş eski sadrazama... O da “Bak sana 3 mektup bırakıyorum. Zora düştükçe, sırasıyla aç ve mektupta denilenleri yap...” Aradan aylar geçmiş, başı sıkışan sadrazam ilk mektubu açmış. “Senden öncekileri kötüle” yazıyormuş mektupta. Sadrazam kendisinden öncekileri kötülemiş, yeri dibine batırmış. Her şey daha da kötüye gitmiş. Dayanamamış, ikinci mektubu da açmış. “Yakın çevrendekileri kötüle” yazıyormuş mektupta. Sadrazam yememiş, içmemiş, yakın çevresindekileri kötülemiş. Ama durum yine düzelmemiş ve sonuncu mektubu açmış; “3 mektup da sen yaz!..”
010. idare
Kapitülasyonlar nedeniyle valililin her işine karışan konsolosları şikayet için devrin valisi, saraya bir mektup göndermiş. Birkaç gün sonra yanıt gelmiş saraydan. Bu yanıtta “idare-i maslahat edilmesi” öğüdü veriliyormuş. Vali çok kızmış; hemen saraya şifreli bir mektup göndermiş; “İdareyi konsoloslar aldı, bize sadece maslahat kaldı!..”
011. Yağ
Sadrazam kayıkla gezmeyi severmiş. O kürek çekerken, dalkavukları da arkadaki sandaldan onu izlerlermiş. Bir gün sadrazam kürek çekerken kayık karaya oturmuş. Yağdanlıklar telaş içinde “N’oldu efendim?” diye sorunca sadrazam gülmüş “N’olacak... Oturduk.” Yağdanlıklar hep bir ağızdan bağrışmışlar “Güle güle oturun efendim, güle güle oturun!..”
012. Öküz Ahmet Paşa
Osmanlı paşalarından, Öküz Ahmet Paşa bir gün diğer paşalarla bir çadırda toplantıda bulunurken, çayırda otlayan münasebetsiz bir öküz, çadırın içerisine başını sokar; “Mööö, möööö,” der. Çadırda bulunan bütün paşalar bıyık altından gülmeye başlar. Paşaların kendine malum lakaptan güldüğünü fark edince, paşalara dönerek; “Paşalar! Az önce içeri giren öküz ne dedi biliyor musunuz.? O öküz bana dedi ki; ‘Yahu, hadi sen bizdensin... Peki bu eşeklerin içinde ne işin var!’”
013. Hangisi büyük
Padişah ile vezir tartışmaya başlamış. Padişah vezire, “En büyük ve en güçlü benim. Sen benim emrimdesin” demiş. Vezir “Hayır ben büyügüm. Ordunun başında ben savaşıyorum, sen sadece mühür basıyorsun” diye itiraz etmiş. Tartışma uzayınca padişahla vezir, bir çobanın yanına gitmiş ve konuya direkt girmemek için çobana sormuşlar; “Senin koyunun mu büyük, ineğin mi?” Çoban “Inek” demiş. “Keçin mi büyük, öküzün mü?” Çoban “Öküzüm tabii ki” deyince, kilit soruyu yöneltmişler çobana; “Söyle bakalım padişah mı büyük, vezir mi?” Çoban hiç düşünmeden yanıtlamış; “Vallahi ben bu hayvanları tanımıyorum.”
014. Mezar soyguncusu
Köyün birinde bir mezar soyguncusu varmış. Cenaze gömüldükten bir gün sonra mezara bir gidilirmiş ki, mezar soyulmuş, bütün ziynet eşyaları çalınmış. Köylü bu mezar soyguncusunu bilirmiş bilmesine de, bir türlü yakalayamazmış. Gel zaman, git zaman bu böyle sürüp giderken mezar soyguncusu ölüm döşeğine düşmüş ve oğlunu çağırarak; “Bak oğlum. Ben bu güne kadar sizin rızkınızı mezar soyarak çıkardım. Şimdi ölüp gidiyorum. Arkamdan tüm köylü bayram yapacak. Bir kişi bile ‘Allah rahmet eylesin’ demeyecek. ‘Oh be, öldü de kurtulduk’ diyecekler.” diye itirafta bulunmuş. Bu olay oğlanın çok gücüne gitmiş. Babasına; “Baba sana söz veriyorum, herkes arkandan rahmet okuyacak.” demiş. Derken mezar soyucu ölmüş. Bütün köylü bayramda. Birkaç gün sonra köyde gene bir cenaze. Ama köylünün içi rahat. Cenaze tüm ziynetiyle beraber gömülmüş. Bir gün sonra mezarlığa gidildiğinde o da ne? Mezar gene soyulmus ve eskisinden farklı olarak cenazenin kıçına koca bir kazık çakılmış. Köylüler bunu görünce; “Yahu Allah rahmet eylesin Ahmet efendi de mezar soyardı ama hiç olmazsa kazık çakmazdı.” demişler. Şimdiki siyasetçilere duy’rulur.
015. Güvercin hikayesi
Padişahımız efendimiz, ölen Rumeli beylerbeyinin yerine yeni bir bey seçmek için tüm beylere ferman salar ve Topkapı Sarayı’nda toplanmalarını emreder. Bolu Beyi’nin de çok sevdiği seyisi İstanbul’u hiç görmediğini söyleterek beyine kendisini de İstanbul’a götürmesi için yalvarır. Bey de kabul eder. Seçim sabahı tüm beyler Topkapı Sarayı’nın bahçesinde toplanır. Padişah balkona beyaz bir güvercinle çıkar. Geleneğe göre padişah güvercini uçuracak kuş hangi beyin başına konarsa o beyler beyi yapılacaktır. Kuş ya bu, uçurulunca gider bizim Bolu Beyi’nin saraya getirdiği seyisin başına konar. Padişah bu başın hangi beye ait olduğunu sorar ve seyis olduğunu öğrenince saray bahçesi dışına çıkarılmasını ister. Kuşu tekrar uçurur, aptal kuş gene gidip bahçe dışında bekleyen seyisin başına konar. Bu kez Padişah seyisin Galata’ya götürülmesini ister. Kuş uçurulur gene gider, Galata’da beyini bekleyen seyisin başına uçar doğru seyisin başına konar. Padişah da “Allahın hakkı üç. Bunda da bir hayır vardır. Bir de bunu deneyelim” diyerek seyisi Rumeli Beylerbeyi yapar. Beylerbeyi olan seyis yetkilerin verdiği gücü denemek için hemen bir ferman yayınlar ve evlerine kapıdan giren Rumeli halkının kapılarını örüp pencereden evlerine girmesini yoksa kellerinin vurulacağını duyurur. Zavallı halk kapıları örüp camlardan içeri girip çıkmaya başlar. Beylerbeyinin canı bir ay sonra halka verdiği bu eziyetten sıkılır ve bu kez de bir başka ferman yayınlıyarak evlerine camdan giren Rumeli halkının camlarını örüp bacadan girmelerini emreder. Halk seyis beyi giderek azıtmaya başladığına karar verip belki aklını başına getirir diye eski efendisi Bolu Beyi’ni çağırırlar. Seyis eski beyine izzet ikram ettikten sonra sohbet sırasında Bey seyisin halka ettiği eziyeti ve kapı baca olaylarından vazgeçmesini öğütler. Seyisin yanıtı bugün habire deneye deneye kendisini yönetecek olan halkımız için çok geçerlidir. Seyis, beye; “Ben kaderini bir güvercine bağlayan halkın daha çok anasını bellerim der.”
016. Muhteşem Düğün
Kanuni Sultan Süleyman, büyük ve muhteşem bir sünnet düğünü yapmıştı. Bu düğün uzun müddet dillere destan oldu. Bundan evvel de veziri İbrahim Paşa, evlenmesi münasebetle büyük bir düğün yapmış ve Kanuni’yi davet etmişti... Bir gün Sultan Süleyman, Paşa’ya "Paşa! Senin düğünün mü, benim düğünüm mü daha muhteşem oldu?" diye sordu. Paşa "Benim düğünüm" diye cevap verdi. Sultan Süleyman üzülerek ve hiddetlenerek sordu: “Neden?” Paşa; “Zira efendim, benim düğünüme dünyanın en büyük padişahı geldi. Sizin düğününüze ise böyle bir kimse gelmedi...”
017. Kullanılmayan kalp
Katı yürekliliğiyle tanınan ünlü sadrazam paşa hastalanmış, o sırada yanlarında bulunan ünlü bir doktor kendisini tedavi etmisti. Biri doktora sordu: “Şimdi nasıl?” Doktor; “İyileşiyor. Maşallah, kalbi yirmi yaşında bir gencin kalbi gibi.” Konuşmaları dinleyen Tevfik Fikret kıs kıs güldü: “Elbette öyle olacak. O kadar az kullanıldı ki!..”
018. Liste
Ünlü yazarlar sohbet ediyorlardı.biri diğerine sordu: "Kuduz olsaydınız ne yapardınız? Yazar cevap verdi: "Isırılacakların listesini yapardım." Diğeri yine sordu: "Peki kimleri ısırırdınız?" Yazar: "Tabii ki politikacıları!.."
019. Nobel ödülü
- Zamanın birinde 3 tarafı denizle çevrili bir Akdeniz ülkesindeki ekonomiden sorumlu devlet bakanına niye nobel kimya ödülü vermişler?
- Parayı boka çevirdiği için!..
Gelen Fıkralar
Bu dökümana henüz fıkra eklenmemiş, aşağıdaki formdan fıkranızı ekleyebilirsiniz.