George W. Bush
001. Cennette
Einstein, Picasso ve George W. Bush ölmüşler, cennetin kapısına gelmişler. Başmelek onları görünce önce Einstein’a demiş ki: “Hmmm sen Einstein’a çok benziyorsun, ama buraya hergün bi sürü adam geliyor ve onlar da sana çok benziyorlar, Einstein olduklarını iddia ediyolar. Sen gerçekten Einstein’san bunu ispat etmek zorundasın” Einstein düşünmüş ve... “bana bir tebeşir verin, bir de tahta” demiş. Tebeşirle tahta gelmiş, Einstein harıl harıl birşeyler yazmış çizmiş veeee “Alın size benim izafiyet teorim”demiş. Başmelek “Harika, sen gerçekten Einstein’sın” diyerek onu cennete almış. Sıra gelmiş Picasso’ya... Başmelek ona da sormuş: “Sen Picasso olduğunu nasıl ispat edeceksin?” Picasso tahtada Einstein’in yazdıklarını silmiş, tebeşiri alıp en ünlü resimlerinden birini cizmiş. Başmelek de “İşte böyle bir resmi ancak Picasso yapabilir. sen de osun!”diyerek onu da cennete almış. Geride kalan George Bush’a dönmüş: “Eveeet Einstein ve Picasso kendilerini ispat ettiler. Ya senin George Bush olduğunu nasıl anlayacağız?” George Bush “Einstein kim? Picasso da kim?” demiş. Başmelek gülmüş: “İçeri gel George!..”
002. Ülkeye Fayda
George Bush, en sonunda mahkeme kararı falan derken Beyaz Saray’a yerleşme fırsatı bulunca garip birşey olmuş. İlk gece uyurken, George Washington’un hayaleti uyandırmış. Ülkeyi kuran adamı karşısında görünce fırsatı kaçırmamış Bush.. “Milletime yapabileceğim en iyi şey nedir” diye sormuş.. “Onurlu, namuslu bir örnek insan ol” demiş, Washington.. “Aynen benim gibi..” Bir süre sonra bu defa Thomas Jefferson’un hayaleti uyandırmış Bush’u.. Ona da ayni soruyu sormuş. “Vergileri düşür, hükumeti ve devleti küçült, özel teşebbüse destek ver” demiş, Jefferson.. Sabaha karşı Abraham Lincoln’un hayaleti dürtmüş Bush’u bu defa.. Ona da sormuş oğul Bush.. “Ülkeme faydalı olabilmek için yapabileceğim en iyi şey ne?..” “Tiyatroya git” demiş, Abe!. (Fıkra bitti ama, bilmeyenler için bir tarihi bilgiyi eklemek zorundayım. Lincoln, bir tiyatroda öldürüldü.
003. Başbakanın gafı
Bush, dönemin başbakanının kendisine gönderdiği mektubu hevesle açmış ve okumaya başlamış. Ancak daha ilk cümlede şok olmuş. Derhal telefona sarılarak; “Sayın Başbakan...” demiş, “Ne demek ‘Sayende ekonomik kriz unutuldu. Ortalık sütliman. Çok teşekkür ederim’ Söyler misin?” Ahize, başbakanın elinden düşmüş ve ağzından şu sözler dökülmüş: “Eyvah, mektuplar karıştı... Usame’ninki Bush’a, Bush’unki de Usame’ye gitmiş!”
004. Türkler beni nasıl bıraktı?
Bush Haçlı Seferi için ferman yayınlar; “Afganistan üzerine sefere çıkıyorum..Benimle geleceksiniz. Gelmeyenleri terörist ilân edeceğim”’ Ülkeler Bush’un peşine düşerler ama sınıra vardıklarında bakar ki arkasında kimsecikler kalmamış. “Nereye gittiler, bizimle yola çıkanlar?” Kurmayları; “Aklı başına gelenler ayrıldılar.” Bush; “Hepsini anlarım ama, Türkler beni nasıl bıraktı?” Kurmaylar “Efendim onlar acele ettiler. Şimdi Afganistan içlerinde savaşıyorlar.”
005. Ladin & Bush
Usame Bin Ladin Bush'a telefon etmiş, kendini tanıtıp, konuşmasına devam etmiş; "Sayın Bush size iki haberim var. Biri iyi, biri kötü... Hangisini önce söylememi istersiniz?" Bush: "Once iyisini söyleyin "demiş. Ladin: "Teslim olmaya karar verdim." Bush: "Peki kötü haber ne?" Ladin: "Uçakla geliyorum!"
006. Bush-Zemin
Çin devlet başkanı Bush’a telefon ederek Pentagon’a yapılan saldırıyla ilgili taziyelerini bildirir: “Çok üzgünüm başkan Bush, bu saldırıya çok üzüldüm, büyük bir trajedi. Geçmiş olsun. Bu arada Pentagon’da saldırı sonucu kaybolan belgeler varsa endişelenmeyin. Hepsinin birer kopyası bizde mevcut. Ne zaman isterseniz verebiliriz.”
007. Bush-Saddam
Saddam 11 Eylül günü Bush’u telefonla arar: “Sayın başkan, inanın çok üzgünüm. Bir sürü insan öldü, binalar yıkıldı. Gerçekten çok üzücü. Ama sizi temin ederim ki olaylarla hiçbir ilgimiz yok.Yani biz yapmadık.” Bush yanıtlar: “Ne binası, ne insanları? Bir şey anlamadım!” Saddam; “Eheee pardon... Amerika’da saat kaç?” Bush; “Sabah 8.” Saddam; “Şeyyy... Ben sizi 1 saat sonra yeniden ararım. Şimdilik hoşçakalın.”
008. Trajedi
İlkokulun birini ziyaret eden Başkan Bush, dördüncü sınıflardan birine girer. Sınıf, kelimeler ve anlamları üzerine bir tartışmanın tam ortasındadır. Öğretmen, Başkan'dan trajedi kelimesi için sınıfı yönetmesini rica eder. Küçük bir erkek çocuğu ayağa kalkarak "Eğer yan tarafta oturan en iyi arkadaşım sokakta oynarken bir araba onu çiğner geçerse bu bir trajedi olurdu" der. "Hayır" der Bush, "Bu bir kaza olurdu." Küçük bir kız elini kaldırır: "Eğer 50 çocuğu taşıyan bir okul otobüsü uçuruma yuvarlanıp, herkes ölürse bu bir trajedi olurdu." "Üzgünüm" diye açıklar Başkan, "Biz buna büyük bir kayıp derdik." Sınıfı bir sessizlik kaplar. Başka gönüllü çocuk kalmamıştır. Başkan Bush sınıfa bakar "Bana trajedi için örnek verecek başkası yok mu acaba?" En sonunda sınıfın arkalarında oturan küçük bir erkek çocuğu elini kaldırır. Yavaşça "Bay ve Bayan Bush'u taşıyan Amerikan Havayolları’na ait bir uçak, Usame bin Ladin tarafından füze ile uçurularak tuz buz edilirse, bu bir trajedi olurdu" der. "Harika" der Bush "Doğru. Peki bunun neden bir trajedi olacağını bana açıklayabilir misin?" "Çünkü" der çocuk "Bu bir kaza olmazdı ve kesinlikle büyük bir kayıp da olmazdı!..
009. Iraklılar
Bush ve Powell III. Dünya Savaşı’nı planlıyorlar. Bush ile Powell bir barda otururlarken adamın biri barmene eğilip, “Şurada oturanlar Bush ile Powell değil mi?” diye sorar. Barmen, “Evet, ta kendileri” diye yanıtlar. Bunun üzerine adam onlara yaklaşıp, “Merhaba. Kafa kafaya vermiş neler yapıyorsunuz öyle?” diye sorar: Bush: “III. Dünya Savaşı’nı planlıyoruz.” Adam: Öyle mi? Peki, neler olacak?” Bush: “On milyon Iraklı, bir de bisiklet tamircisini öldüreceğiz.” Adam şaşkınlığa kapılarak sorar: “İyi de, bisiklet tamircisini neden öldüreceksiniz ki?” Bush Powell’e döner, “Gördün mü, sana 10 milyon Iraklı’nın hiç kimsenin umurunda olmadığını söylemiştim!” der.
010. Propaganda gezisi
Propaganda gezisi sırasında Bush, izlediği politikayı tartışmak üzere bir okulu ziyaret eder. Öğrencilerden kendisine soru sormalarını ister. Bob ayağa kalkarak, “Sayın Başkan, benim size üç sorum olacak,” der.
1- Oylama sonuçları lehinize olmadığı halde, seçimi nasıl oldu da yine siz kazandınız?
2- Elinizde somut bir neden olmadığı halde, neden Irak’a saldırmak istiyorsunuz?
3- Hiroşima’nın bombalanması sizce de tüm zamanların en büyük terörist saldırısı değil mi?
Başkan soruları yanıtlamaya fırsat bulamadan teneffüs zili çalar ve çocuklar dışarıya çıkarlar. Dersliğe döndüklerinde Bush yine soruları almaya koyulur. Bu kez Joey ayağa kalkarak, “Sayın Başkan, benim beş sorum var,” der.
1- Oylama sonuçları lehinize olmadığı halde, seçimi nasıl oldu da yine siz kazandınız?
2- Elinizde somut bir neden olmadığı halde, neden Irak’a saldırmak istiyorsunuz?
3- Hiroşima’nın bombalanması sizce de tüm zamanların en büyük terörist saldırısı değil mi?
4- Teneffüs zili neden 20 dakika erken çaldı?
5- Bobby nerede?
011. Kim
Saddam Hüseyin: “Bir İngiliz uçağı düşürdük.”
George W. Bush: “Yine yalan söylüyor, biz düşürdük.”
012. Irak petrolleri
Savas sonrası için plan hazır. Irak üç bölgeye ayrılacak: Normal, süper ve kurşunsuz...
013. Dost Ateşi
Ünlü Alman şovmen Haraldt Schmidt, programında sorduğu, “Futbolda bir oyuncunun kendi kalesine gol atmasına ne denir?” sorusunu yine kendisi yanıtlıyor “Dost ateşi...” (Bu ifade, Irak’a karşı savaşan Amerikan ve İngiliz güçlerinin kendi askerlerini öldürmesi ya da yaralamasını belirtmek için kullanılıyor.)
014. Savaşın uzama nedeni
Schmidt, Amerikan güçlerinin Bağdat’a varmasının gecikmesinin nedenini ise kendine göre şöyle açıklıyor; “ABD birlikleri Bağdat’a çok daha hızlı varabilirdi. Ancak CNN bazı sahneleri tekrar çekmek zorunda kaldı!..”
015. Amerikan bilmecesi
- Irak’ta yapılacak en iyi iş nedir?
- Bir başka ülkede Irak Büyükelçisi olmak!
016. Yunan bilmecesi
Yunanistan’da da şu bilmece halkın dilinde:
- Bush ve Blair’i taşıyan uçak düşmüş, kim kurtulmuş?
- Tüm dünya.
017. Umh Casr
Koalisyon güçleri arasındaki iletişimi alaya alan gazetede şu anekdot da yer alıyor: ‘’İngiliz-Amerikan koalisyonu Ümmü Kasr’ı ele geçirdiğini açıkladı. Böylece bu, savaşın başından beri ele geçirilen 4. Ümmü Kasr oldu.’’
018. Bush, IMF, Türkiye
ABD’de Baba Bush ve oğul Bush’tan sonra torun Bush da Baskan seçilmiş. Diğerleri gibi o da ilk iş olarak Irak’ı yıkmak, Saddam’ı devirmek istemiş. Nasıl yapacağını düşünürken Türkiye’den kendisine bir öneri gitmiş; “Sayın Başkan, Saddam’ı askerle, silahla falan deviremezsin. En iyisi Saddam’la dost olun. IMF’yi de Irak’a gönderin, iki yılda tuzla buz olsun!..”
019. Delil
Birleşmiş Milletler Bush’a sorar: “Irak’ın kitle imha silahları olduğuna dair deliliniz nedir?” Bush cevaplar: “Faturalarını sakladık!..”
020. Millete düşen
Otoban tıkanmış kimse kıpırdayamıyor. Herkes arabasının içinde bayılmak üzere... Bu arada adamın biri öndeki arabaların birinin camına vuruyor. Şoför camı indirip soruyor; “Ne var?” Adam “Teröristler Bush'u kaçırdı. 1,5 trilyon istiyorlar, yoksa onu benzin döküp yakacaklarmış. Biz de şimdi araba araba dolaşıp topluyoruz.” demiş adam. “Peki insanlar ortalama ne veriyor?” demiş şoför. “Aşağı yukarı 5 litre!.."
021. Beyin
Bir Ingiliz doktor “Tıp bilimi bizde öyle ilerledi ki, biz bir adamın beynini alırız ve başkasına koyarız ve onu altı haftada iş arayacak hale getiririz.” Alman doktor: “Bu hiçbir şey değil; biz bir adamın beynini çıkarırız ve başkasına koyarız ve onu dört haftada şavaşa hazır hale getiririz.” Amerikalı doktor da diyor ki; “Beyler siz çok geridesiniz. Biz Teksas’tan bir beyinsizi aldık ve Beyaz Saray’a koyduk. Şimdi ülkenin yarısı iş arıyor, yarısı da savaşa hazırlanıyor.”
022. Ne söylüyor ve asıl ne söylüyor
Önce tamamını, sonra da ilk satırdan başlayıp, birer satır atlayarak okuyun:
George W. Bush
Türkiye bizim her zaman dostumuz
olan bir ülkedir. Hep onurlu ve bizimle eşit
olmak istemiştir, bunu biliyoruz. Çıkarlarımız
her şey demek değil. Dünya barışının sürekliliği
için Türkiye'yi de diğer yoksul ülkeleri de
dostça selamlıyoruz. Bu yolda tüm birikimimizi
kullanmak zorundayız. Türkiye bizim kö-
tü ve iyi günde müttefiğimizdi,bir nevi ai-
lemizdir.
023. Ceza
Bush ölmüş, cehenneme gitmiş. Zebanibaşı "Tamam..." demiş, "... Amerika’dan gelenler için özel bölmemiz var. Ama üç kişilik. Hepsi de dolu. Senin günahın hepsinden fazla olduğu için seçme şansı senin olacak. Birini affet, yerine sen geç!" Bush ilk hücreye girmiş, bakmış Nixon elinde balyozla taş kırıyor; başında da bir Vietnamlı onu kamşılıyor. "Yok..." demiş, "... benim zaten biraz omzum ağrıyor, taş kıramam!" İkinci hücrede, babası Bush'u bulmuş. Irak savaşı ardından petrole bulanmış körfez suyundan bir havuza dalıyor, tam çıkınca bir daha dalmak zorunda kalıyor. "Aman..." demiş Bush, gözü korkmuş, "... benim yüzmeyle aram öteden beri iyi değildir." Üçüncü hücrede Clinton varmış. Sırtüstü bir yatağa İsa vaziyetinde çıplak olarak bağlanmış, Monica'da yatakta ve Clintona'a en iyi bildiği işi yapıyor. Bush'un ağzı kulaklarına varmış, "Tamam..." demiş, "... bu cezayı kabul ediyorum!" Zebanibaşı bir tuhaf bakmış, "Emin misin?" diye sormuş."Eminim!" demiş Bush."Sen bilirsin..." diye kafasını sallamış zebani, sonra hücrenin kapısını açıp bağırmış: "Tamam Monica, serbestsin!.." (“ssg”/Ek$iSözlük)
024. İstek
Bush efendi sabah koşusunda köprünün kenarından takılıp aşağıdaki dereye düşmüş. Gizli servis ajanları kurtarmaya gelene kadar dere kenarında balık tutan 3 küçük çocuk Bush'u sudan çıkarmışlar. Bush çocuklara o kadar minnet duymuş ki, ne isterlerse gerçekleştireceğini söylemiş. Birinci çocuk, "Ben Disneyland'a gitmek istiyorum!" demiş. Bush "Sorun değil... Seni Airforce One ile ben götüreceğim!” demiş. İkinci cocuk, "Ben yeni çıkan Nike Air Jordan’lardan bir çift istiyorum!" demiş. Bush "Michael'in senin için özel imzaladığı bir çifti sana ben getireceğim!" demiş. Üçüncü çocuk ise "Ben televizyon ve teyp entegre edilmiş motorlu bir tekerlekli sandalye istiyorum" demiş. Bush buna biraz şaşırmış ve, "Sen fiziksel özürlüye benzemiyorsun!" demiş. Çocuk Bush'a bakmış, "Seni boğulmaktan kurtardığımı ailem öğrenince olacağım!.." demiş. (“vpr”/Ek$iSözlük)
025. Karşı kıyı
Nehrin karşı kıyısından biri Bush’a bağırır:
- Bayım karşıya nasıl geçebilirim?
- Neden? Zaten karşıdasın! (“sedrik”/Ek$iSözlük)
026. Paraşüt
5 yolcusu ile seyahat eden uçak düşmek üzere ve fıkra icabı maalesef 4 paraşüt var. 1. yolcu: "Ben Shaquille O'neill, NBA'in en kıymetli oyuncusuyum. Bana bir şey olursa LA Lakers zor duruma düşer. Benim yaşamam lazım!.." diyor ve alıp ilk paraşütü atlıyor. 2. yolcu; "Ben Hillary Clinton, New York senatörü ve belki de geleceğin ilk kadın Amerikan başkan adayıyım! Benim de yaşamam lazım!.." diyor ve ikinci paraşütü alıp atlıyor. 3. yolcu; "Ben George W. Bush... Amerika Başkanıyım. Dünya üzerinde politik sorumluluklarım, bombalayacağım yerler var daha. Aynı zamanda Amerika tarihinin gelmiş geçmiş en zeki başkanının ölmesine izin vermezsiniz!.." deyip paraşütü alıp atlıyor. 4. yolcu Papa, son yolcu olan 10 yaşındaki çocuğun gözlerinin içine bakıp, "Evlat ben yaşlı bir adamım, yaşayacağımı yaşadım... Bu son paraşütü alıp atlamak senin hakkındır..." deyince, çocuk Papa'ya bakıp, "Gerek yok amca!.. Geriye 2 paraşüt kaldı. Şu Amerika’nın en zeki başkanı benim okul çantamı alıp atladı!.." (“vpr”/Ek$iSözlük)
027. Neden
Suudi Arabistan büyükelçisi uluslararası bir toplantıda fırsatını bulup başkan Bush'a yanaşmış:
- Sayın başkan... Oğlum sizin Uzay Yolu dizinizi çok sever, hiç kaçırmaz... Ama dikkatini çekmiş... O dizide Ruslar, zenciler, Asyalılar, neredeyse her ırktan, her kıtadan insan var ama bir tek Araplar yok... Neden?
Bush gülümsemiş:
- Çünkü dizi gelecekte geçiyor!... (“vpr”/Ek$iSözlük)
028. Klozet
Bush, henüz görevine başlamadan Beyaz Saray’a bir "ısınma turu" yapmak üzere davet edilir. Birkaç bardak buzlu çay içtikten sonra başkan Clinton’a özel tuvaletini kullanıp kullanamayacağını sorar. Başkanın som altından klozetini görünce gözleri yuvalarından fırlar. Evine döndüğünde konuyu karısı Laura'ya açar ve "Düşünsene, başkan olunca benim de som altından bir klozetim olacak!.." der. Daha sonra Laura Bush Beyaz Saray ziyareti sırasında Hillary ile öğle yemeği yerken George'un, başkanın tuvaletinde gördüğü altın klozetten nasıl etkilendiğini anlatır. Aynı gece Bill ve Hillary yatmaya hazırlanırken, Hillary Bill'e dönerek "Sonunda saksafonunun içine kimin işediğini buldum!.." der. (“roxane”/Ek$iSözlük)
029. Saat
Donald Rumsfeld ölmüş ve cennete gitmiş. Aziz Peter'in karşısında cennetin kapısında dururken arkasında saatlerle dolu çok büyük bir kapı görmüş ve sormuş: "Bu saatler ne böyle?" Aziz peter cevap vermiş: "Bunlar yalan saatleri. Dünyadaki herkesin bir yalan saati vardır. Her yalan söyleyişinde saatteki ibre hareket eder.” Rumsfeld: “Ooo, peki bu kimin saati?" Peter: "Bu Azize Teresa'nın saati. İbre hiç bir zaman oynamadı. Yani hiç yalan söylememiş...” Rumsfeld; "İnanılmaz..." demiş, "... peki bu kimin saati?" Aziz Peter cevap vermiş: "Bu Abraham Lincoln'ün saati. İbre iki kez hareket etti. Yani Abraham tüm yaşamında sadece iki kez yalan söyledi." En sonunda Rumsfeld dayanamamış ve sormuş: "Peki Bush'un saati nerede?" Aziz Peter; "Bush'un saati İsa'nin ofisinde... İsa onu vantilatör olarak kullanıyor!.." (“crowley”/Ek$iSözlük)
030. IQ
Amerika'da adamın biri bara girer ve kendisine bir içki söyler. Barmen bir robottur. Adama mükemmel hazırlanmış bir kokteyli çabucak servis yaparken sorar: "IQ'un kaç?" Adam "150..." diye cevaplar. Robot adamın IQ seviyesine göre sohbete başlar, uzun uzun quantum fiziği, küresel ısınma, biyoteknoloji, ekonomi, insanlığın seksüel gelişimi üzerine konuşur. Adam robotun bilgisinden etkilenerek kendi kendine "Bu gerçekten inanılmaz" diye düşünür ve robotu denemeye karar verir. Bardan kalkar, tekrar kapıdan girer bara gelir ve yeni bir içki söyler. Robot yine mükemmel hazırladığı içkiyi çabucak servis yapar ve sorar:"IQ'un kaç?" Adam "100 civarı..." diye cevaplar. Robot bu kez futbol, arabalar, bira ve göğüsler hakkında sohbet açar. Çok etkilenen adam robotu bir kez daha test etmeye karar verir ve tekrar kalkar. Yeni bir müşteri gibi bara yaklaşır 1 içki daha söyler. Robot çabucak servis yaparken sorar: "IQ'un kaç?" Adam, "Mmm, sanırım 50 civarı..." der. Bunun üzerine robot, adama son derece yavaş bir biçimde şu cevabı verir: “Ya...ni... Yi...ne... Bush'a... Oy... Ve... re... cek... sin... De... se... ne!.. (“kibritsuyu”/Ek$iSözlük)
031. Sayın başkan
Bütün bebekler aynı sayıda hücreden oluşurlar. Embriyodaki hücreler 9 ay boyunca gelişerek çeşitli organları oluştururlar. Sorun erkek bebeklerin oluşmasında çıkar. Hücre sayısı aynı olduğuna göre, o önde sallanan alet nasıl oluşacak. Bilim adamları araştırma yapmışlar ve erkek üreme organını oluşturan hücrelerin nereden geldiğini bulmuşlar; beyinden… Yani erkeğin beyin hücrelerinden bir bölümü aşağılara göç edip, erkek cinsel organını oluşturuyorlar. Böylece kız çocuklar erkek çocuklardan daha akıllı uslu oluyorlar. Çocuklar ergenlik çağına gelince sorun daha da büyüyor. Çocuk büyüdükçe sadece beyinleri arasındaki fark büyümüyor, düşünme merkezleri de değisiyor. Kadın başı ile düşünürken, erkek düşünceleri bir ölçüde, aşağılara göç etmiş eski beyin hücrelerinde oluşuyor. Tabii sorunun büyüklüğü erkekten erkeğe değişiyor. Bazı erkeklerde aşağı göç eden beyin hücresi sayısı az. Bunlar hemen tüm mental kapasiteye sahip ama, cinsellik açısından çok sıkıcı adamlar oluyorlar. Bunlara tıp dilinde "Cumhuriyetçi" deniyor.. Bazılarında daha çok beyin hücresi aşağı iniyor.. Tıp dilindeki isimleri, "Demokratlar!.." Çok ender olarak hemen tüm beyin hücreleri aşağı göç etmiş erkekler var. Bunlara da "Sayın Başkan" diyoruz!..
032. David’in babası
Öğretmen öğrencilere sırasıyla babalarının ne iş yaptığını sormuş. Avukat, doktor, hakim, memur derken sıra sessiz ve sıkılgan bir çocuk olan küçük David'e gelmiş. Öğretmen ona da babasının ne iş yaptığını sormuş. David anlatmaya başlamış: “Babam bir gay barda striptizci olarak çalışıyor. Herkesin önünde çırılçıplak soyunuyor. Eğer çok iyi bahşiş veren birileri olursa onlarla birlikte geceleri evlerine gidiyor..." Öğretmenin rengi atmış. Diğer çocuklara oyalanmaları için bir ödev verip David'i bir kenara çekmiş: “David, baban gerçekten bu işi mi yapıyor?” David içini çekmiş: “Hayır öğretmenim!.. Babam aslında Bush için çalışıyor, ama sınıfın önünde söylemeye utandım!..”
033. Kaza
George W. Bush şoförüyle kır gezisine çıkar. Arabayla giderken bir tavuğu ezerler. Meseleyi tavuğun sahibi olan çiftçiye kim anlatacak diye düsünürken Bush âlicenap bir tavırla şoförüne şöyle der: "Bana bırak... Ben dünyanın en güçlü adamıyım. Çiftçi bana muhakkak anlayış gösterecektir." Bush çiftçinin evine girer ve bir dakika sonra da nefes nefese koşarak geri gelir. Göz morarmış, surat dağılmış haldedir. Şoförüne "Çabuk toz olalım bur’dan!" der. Aksilik bu ya, arabayla daha 20 metre gitmeden bu defa da orada gezen bir domuzu ezerler. Bush korkulu gözlerle soförüne bakar ve "Şimdi adama gidip söyleme sırası sende!" der. Şoför çiftliğe gider. Bush da arabada bekler. 10 dakika, 20 dakika, 30 dakika derken... Şoför bir saat sonra şarkı söyleyerek, gülerek, cepleri para dolu ve kolunda irice bir meyve sepeti ile geri gelir. Bush şaşkın bir halde sorar: "Çiftçiye ne dedin ki bu kadar ikrama boğdu seni?" Şoför, "Valla ben de anlamadım..." der, "... ben ona sadece söyle dedim: ‘İyi günler. Ben George Bush'un şoförüyüm. Domuz öldü!’...” (Ek$iSözlük)
Gelen Fıkralar
Bu dökümana henüz fıkra eklenmemiş, aşağıdaki formdan fıkranızı ekleyebilirsiniz.