Hayvan Fıkraları
001. Bahane
Aslan kralın canı fena halde sıkılıyormuş. Veziri tilkiyi çağırmış yanına, "Bir şey düşün de neşemizi bulalım..." demiş. "Ormandaki patikada duralım. Karşımıza ilk çıkanı dövelim..." demiş tilki. Aslan, "Dövelim de, durup dururken adam dövülür mü?" deyince, tilki, "O kolay... ‘Senin niye şapkan yok’ deriz ve döveriz..." demiş. Az sonra seke seke tavşan çıkmış ortaya. "Gel bakayım buraya..." diye kükremiş aslan, "Senin niye şapkan yok?.." Tavşan "Aman aslan kralım, ne şapkası..." demeye kalmamış, pata küte girişmiş aslanla tilki... Bayağı da eğlenmişler. Ertesi gün gene aynı patikanın yanında beklemişler. Gene tavşan, ama bu defa zıplayamıyor, topallıyor. "Vay niye şapkan yok?.." Pata küte girişmişler yine... Üçüncü gün aslan kralın adalet damarları kabarmış... "Yahu her gün şapkan yok diye adam dövemeyiz ki... Bir başka sebep bul, vezir tilki..." demiş. "Buldum..." demiş tilki, "İlk karşımıza çıkanı sigara almaya gönderelim. Ya filtreli alacaktır, ya filtresiz... Biz de ‘niye ötekini almadın’ diye gene döveriz!.." Gitmişler patikaya başlamışlar beklemeye... Kısmet yine tavşana... Yüzü gözü bağlı, koltuk değneği ile bu kez... "Git bize sigara al..." demiş aslan kral.. Tavşan aksaya aksaya giderken, tilki ile aslan birbirlerinin gözlerinin içine bakıp keyifle gülmüşler.. Tam bu sırada tavşan dönüp bağırmış öteden.. "Afedersiniz, filtreli mi olsun, filtresiz mi?.." "Gel ulan buraya" diye öfke ile kükremiş aslan... "Senin niye şapkan yok bakayım!.."
002. Aslan
Dostluk, hoşgörü üzerinde deneyler yapan bir bilim adamı, aslan ile bir kuzuyu kafese kapatmış, bir süre sonra gelip bakmış, ikisi de duruyor, vukuat yok! Bakıcıya sormuş: “Ne var, ne yok!.." Bakıcı başını sallamış: "Maşallah aslanın keyfi yerinde, ama, kuzu yetiştiremiyoruz!.."
003. Hayvanat bahçesi
Hayvanat bahçesinde bir kafeste biri yaşlı biri genç iki aslan varmış. Her gün yaşlı aslana yemek olarak koca bir parça et, genç aslana 3 tane muz veriliyormuş. Artık bir gün yaşlı olanı dayanamamış ve sormuş: “Neden bana hep koca bir parça et veriyorsunuz?..” Bakıcı; “Eee, tabii, sen aslansın, ormanların kralısın...” diye cevaplamış. Bu sefer genç aslan sormuş: “Niye bana her gün 3 tane muz veriyorsunuz?..” Bakıcı cevap vermiş: “Seni maymun yerine koyuyoruz!..”
004. At arabası
Yolda giden at arabası aniden çamurun ortasına saplanır. Çiftçi arabadan iner ve "Haydi çek Nelly..." diye bağırır. At kımıldamaz bile. "Haydi çek Buster..." diye bağırır yine atta tık yok. "Haydi oğlum çek Coco..." At yerinden kımıldamıyor. Oradan motoruyla geçen bir adam çitçiye sorar, “Pardon dikkatimi çekti de, üç defadır ata farklı isimlerle sesleniyorsunuz ve at yerinden kımıldamıyor...” Çiftçi yanıt verir, "Buddy kördür ve tek atın o olduğunu düşünürse arabayı çekmez!.."
005. “Bilmiyo’san söyle”
Ormanlar kralı aslan tavşana diklenir “Bu ormanın kralı kim?..” Korkudan altına kaçıran tavşan; “Tabii ki siz, majesteleri...” Aslan geyiğe diklenir; aynı yanıtı alır. Dolanırken regl dönemindeki file aynı soruyu sorar. Canı burnunda gezen fil, kaptığı gibi aslanı yere çalar. Ağzı burnu yamulmuş durumdaki aslan zevahiri kurtarmak için “İyi de... Bilmiyo’san söyle!...” (Müfit Sakallı)
006. Pavlov
Pavlov’un köpekleri kendi aralarında konuşmaktadır. Biri diğerine;
- Yahu sen bu şartlanma kuramına inanıyor musun?
- Hayır, ama ne zaman zil çalsa, salağın biri bize yemek getiriyor!.. (Haldun Özberrak)
007. Vampir
Çocuk sofrada;
- Anne, niçin bize vampir diyorlar?
- Çok konuşma da çorbanı iç; değilse pıhtılaşacak!.. (Halil R. Güven)
008. Kaplumbağalar piknikte
Kaplumbağalar pikniğe giderler. Bir de bakarlar ki kola yok. En küçüklerini bakkala göndermeye karar verirler. Küçük, “Giderim ama, ben gelene kadar yiyeceklere dokunmayacaksınız...” Söz alır ve gider. Aradan 1 gün geçer, 1 hafta, 1 ay, 1 yıl... 2. yılın ortalarında yavru kaplumbağalardan biri “Ben artık dayanamayacağım...” diyerek elini yiyeceklere uzattığında çalılıktan küçük kaplumbağanın kafası görünür; “Bakın, gitmiş olsaydım yiyecekleri bitirecektiniz!..” (Mehmet Aslan)
009. Kuyuyu bekleyen canavar
Çölde susuzluktan ölmek üzere olan adam sürünerek bir kuyuya yaklaşır. Bakar ki kuyunun yanında bir canavar uyuyor. Su içmezse ölecek. Kılıcını çekip canavarın kafasını uçurur. Kesilen kafanın yerine 2 tane kafa çıkar. Onları da uçurur, 4 tane çıkar. Tam onları kesmek için hamle edecekken canavar “Oğlum içeceksen iç şu suyu, benim değil ki!..” (Muzaffer Kutlu)
010. Gözcü isa
Hırsız, uzun süredir gözetlediği malikhanenin sahipleri tatile gidince içeri girer ve sanatını icra etmeye başlar. Birden karanlığın içinden bir ses duyulur; “Seni gördüm... İsa da seni gördü!..” Şaşıran adam bir köşeye siner ve sesin kaynağını bulmaya çalışır. Sonra bakar ki ses yok, işine devam eder. Aynı ses; “Seni gördüm... İsa da seni gördü!..”Işıklardan birini yakar ve bakar ki ses köşedeki kafesten, papağandan gelmektedir. Dişlerini gıcırdatarak kafese yaklaşır. Papağan “Tamam, ben bir papağan olabilirim, ama İsa bir panter!..” (Tülay Böke)
011.isim
Bir gece bir eve hırsız girer. Tam evin cd-player'ını alıp çantasına atacaktır ki garip bir ses duyar: "İsa seni görüyor..." Adam heyecandan donakalır ve el fenerini söndürür. Başka bir ses duymayınca fenerini yine yakar ve tam evin gümüş takımlarını alırken aynı sesi duyar: "İsa seni görüyor..." İyice tırsan adam, el feneriyle odanın her yerini araştırır, ve sonunda odanın bir köşesinde bir papağan görür.
- Konuşan sen miydin?
- Evet... Sadece seni uyarmaya çalışıyordum...
- Beni uyarmak mı? Sen de kimsin?
- Musa...
- Musa mı? Hangi salak bir papağana ‘Musa’ adını koyar ki?
- Bir dobermana 'İsa' adını koyanla aynı salak!...
012. Paylaşım
Aslan, kurt ve tilki bir koyunu paylaşıyorlarmış. Aslan kurda dönüp “Haydi pay et bakalım şunu...” demiş. Kurt “Butları sizin, ön ayakları benim, sırtı da tilkinin...” Aslan çok sinirlenmiş ve bir pençeyle kurdu cansız yere sermiş. Tilkiye dönüp “Haydi sen bölüştür şimdi bakalım...” Tilki “Butları, ön ayakları, sırtı sizin... Hepsi sizin... Eğer izniniz olursa bir tek lokma da ben alırım. Ama hiç önemli değil, almasam da olur!..” Aslan bu bölüşümden hoşnut olup, tilkinin sırtını sıvazlamış. “Aferin, nerden öğrendin bu adil bölüşüm düzenini?..” Tilki boynunu bükmüş “Şu yerde yatan kardeşimden!..” (Zülfü Livaneli)
013. Ayı
Ayının biri köyden bir kadın kaçırmış. Bir süre sonra ayıyı vurup kadını kurtarmışlar. Ama kadın bunalıma girmiş, her akşam bir odaya çekelir, inler dururmuş “Ayıydı, mayıydı, ama kocam idi... İniydi, miniydi, ama evim idi!..” (Bülent Habora)
014. Kurbağalar
Göl kurbağa kaynamakta, her türlü tehlikeden uzak kurbağalar gün boyu “vrak, vrak” ederek yaşayıp gitmektedirler. Derken günün birinde göle bir kartal dadanır. Her gün yüzlerce kurbağayı kapar. Kurbağalar bakar ki, böyle giderse soyları tükenecek; bir köşede sessiz sedasız yaşayan bilge kurbağaya danışma kararı alırlar. Bilge kurbağa kartalı görür görmez tüm kurbağaların elele tutuşmalarını önerir. Kurbağalar da kartalı görür görmez öyle yaparlar. Kartal en uçtaki kurbağayı kapar ve tüm zinciri gökyüzüne doğra çekmeye başlar. En arkadaki kurbağa bilge kurbağaya “N’oluyoruz” gibisinden bakar. Bilge kurbağa “A.ına koduğumun kurbağaları... Yıllardır vrak vrak beynimi s.kmiştiniz!.. Sektirin gidin!..” (Bülent Çaplı)
015. İkinci lisan
Fare bir peynir kokusu duyup, kafasını dışarı uzatmış. Fakat bunun kedinin bir tuzağı olabileceğini düşünüp dışarı çıkmamış. Beklemiş ve biraz sonra “Miyav” diye bir ses duymuş. Ertesi gün de peynir kokusunu almış ve “Miyav” sesini duymuş, yerinden çıkmamış. Sonraki gün “Hav hav” diye bir ses duymuş ve kedinin ortalarda olmadığını anlayarak dışarı çıkmış. Çıkmasıyla pençe yemesi bir olmuş. Kedinin tuzağına düşmüş. Kedi yerde baygın yatan fareyi yanındaki yavrusuna gostererek “Bak yavrum, sana dememiş miydim, ‘ikinci lisan gibisi yok’ diye!..” (Mehdi Koca)
016. Maymun
Maymun kurmuş çilingir sofrasını ormanın orta yerine, külhanbeyliği yapıyor. O sırada zürafa ordan geçiyormuş, sormuş: “Vay maymun kardeş, nasılsın?” Maymun, “İyiyim be anam babam, içiyorum içiyorum, aslanı dövüyorum...” Zürafa tırsmış ve uzaklaşmış. Derken zebra geçmiş, o da sormuş: “Selam maymun abi, ne var ne yok?” Maymun, “N’olsun be gülüm hep aynı; içiyorum içiyorum, aslanı marizliyorum...” Zebra da uzaklaşmış or’dan. Bu kez köstebek, geçerken sormuş: “Maymun ya, n’aber?” Maymun, “İyilik koçum... İçiyorum içiyorum, allah ne verdiyse girişiyorum aslana!..” Köstebek de sıvışmış. Ancak böyle böyle derken, olanlar aslanın kulağına gitmiş ve aslan o tarafa doğru yola koyulmuş. Çıkmış maymunun karşısına: “Eee anlat bakalım maymun efendi, ne var ne yok?” Maymun hemen kendine çekidüzen vererek yanıtlamış: “N’olsun be abi?.. İçiyorum içiyorum, abuk sabuk konuşuyorum!..” (Sefa Şahin)
017. Kolkola dolaşıyoruz
Hayvanat bahçesinde iki ahtapot kollarını birbirine sarmış, dolaşıyorlardı. Erkek ahtopot eğildi, hafif sesle dişi ahtapotun kulağına fısıldadı: “Ne güzel bir gece, değil mi sevgilim?.. Mehtap, yıldızlar, sen, ben... Ve bu güzel gecede seninle ikimiz böyle kolkola kolkola kolkola kolkola kolkola kolkola kolkola dolaşıyoruz!..” (Kanat Gezgen)
018. Kolay balık
Adamın biri evine balık almak istemiş. Gitmiş akvaryumcuya demiş: “Ben bir balık istiyorum. Ama bunun bakımı kolay olacak!” Akvaryumcu düşünmüş, taşınmış: “O zaman size bir ahtopot verelim” demiş; “Ayda bir yem verirsiniz, iki ayda bir suyunu değiştirirsiniz.” Adam bu öneriyi beğenmiş. Ahtopotu almış. Bir ay sonra yemini vermiş. Satıcıya dua ediyormuş, çünkü gerçekten de bakımı çok kolaymış. İkinci ay gelmiş, sıra akvaryumun suyunu değiştirmekteymiş. Adam ahtopotu almış, masaya koymuş. Suyunu değiştirmiş. Sonra ahtopotu suya koymak için ellerini uzatmış ama ellerini uzatmasıyla kalmış çünkü ahtopot masaya yapışmış. Zorlamış, zorlamış ama hiç bir yararı yok. Gaza gelen adam satıcıyı aramış ve olanları anlatmış. Satıcı: “Çok özür dilerim, size küreğini vermeyi unutmuşum. Lütfen gelip alın.” demiş. Adam gitmiş, küreği satın alıp geri dönmüş. Küreği kullanarak ahtopotu masadan çıkarmaya çalışmış, fakat sadece yorulmakla kalmış. Ahtopot resmen yapışmış masaya. Satıcıyı arayıp bağırmış, çağırmış. Satıcı eve gelip yardım etmeyi kabul etmiş. Eve geldiğinde almış küreği eline, gitmiş ahtopotun yanına. “Ulan senin a.ına korum” deyip, küreği havaya kaldırmış. Satıcı tam kürekle ahtopota vurmak üzereyken ahtopot kollarını masadan kaldırıp korunmak istercesine başının üzerine koymuş. Satıcı da onu alıp akvaryuma geri koymuş. (Bekir Çil)
019. İntikam
Bir fil devamlı olarak karıncaların yuvasını bozmaktadır. Bu duruma çok kızan karıncalar durumu kral karıncaya söylerler. Kral karınca “Eğer fil gene yuvaları bozarsa hep birlikte filin üzerine saldıracağız” der. Fil gene karıncaların yuvalarını bozmak için gelir etrafına bakar, ‘kih kih kih’ gülerek bir yuvayı bozar. Kral karınca “Saldırınnnnnnnnn” der ve binlerce karınca filin üzerine saldırır. Fil bir silkelenir karıncalar filin üzerinden düşer. Yalnız bir tanesi filin boynunda kalır. Aşağıdan bütün karıncalar bağırır “Boğ onu, boğ onu, boğ onu!..” (Gülsen Karadeniz)
020. Ördek
Ördeğin biri bir gün bara gider ve sorar:
- Ekmek var mı?
- Yok
- Ekmek var mı?
- Yok
- Ekmek var mı?
- Yok... Bir daha ‘ekmek var mı’ diye soracak olursan seni gagandan duvara çivilerim!
- Çivi var mı?
- Yok!..
- Ekmek var mı?..
021. Papağan
Adamın biri evine gelir ve posta kutusunda telefon faturasını görür. Bir bakar ki 3 milyar lira. Beyninden vurulmuşa döner. Hemen ayrıntılı fatura ister. Fatura gelir. Aranan bütün numaralar adamın arkadaşlarına aittir. Adam “Bu nasıl olur? Nasıl ödeyeceğiz” diye dolanırken gözü papağanına takılır. Papağanı gözlemeye karar verir. Gece papağan kafesinden çıkar ve telefonun başına gidip rehberi açar ve adamın arkadaşlarını tek tek arayıp saatlerce konuşmaya başlar. Adam papağanı yakalar ve kanatlarından duvara çiviler. Papağan çarmıha gerilmiş bir vaziyette duvarda asılı kalmıştır. Adam sinirle papağanı azarlar. “Bir hafta burada asılı kal da aklın başına gelsin. Çek bakalım cezanı...” Adam gider. Papağan bir bakar, karşı duvarda çarmıha gerilmiş isa durmakta. Hemen muhabbete başlar.”Birader sen ne kadardır buradasın?” İsa, “2000 yıldır” deyince papağan hayretler içinde, “Nereyi aradın böyle? Ohaaa!..” (Orhan Kozan)
022. Köpek
Bir şirketin kapısına bir ilan asılmış: “Dakikada 70 kelime yazabilen, bilgisayar bilen, yabancı dili olan eleman aranıyor...” Bir köpek oradan geçerken bu ilanı görüyor. Bir süre bakıyor, ağzıyla kağıdı yerinden söküp ofise giriyor, doğru müdürün odasına ve müdürün karşısına geçip ağzında kağıtla ona öylece bakıyor... Adam bunu görünce kahkahayı basıyor. “Hahahaha... Ama ben bir köpeği işe alamam ki!” Ama köpek ısrarla kağıdı adama uzatıyor. Müdür sonunda diyor ki “Peki o zaman sana bir mektup vereceğim, bunu yaz bakalım...” Köpek kağıdı alıyor, bilgisayarın başına geçiyor, gayet güzel tıkır tıkır mektubu yazıp bitiriyor... Müdür şok oluyor, ama bozuntuya vermeden bu sefer diyor ki: “Bak şöyle şöyle bir uygulamaya ihtiyacımız var, buna bir program yaz, çalıştır bakalım...” 15 dakika sonra köpek bilgisayarda o problemi çözecek süper hızlı bir program yazıyor, adam inceliyor ve dumur oluyor. Artık söyleyeceği tek şey kalıyor: “Sen inanılmaz bir şeysin! Ama yine de seni işe alamam... Senin herşeyin mükemmel, ama ne yazık ki yabancı dilin yok!” Köpek cevabı yapıştırıyor: “Miaaooooowwwwww” (Hasan Çeliktaş)
023. Kurt
Adamın birinin bağırsaklarında bir dolu kurt varmış. Doktora gitmeye karar vermiş. Doktor kısa bir muayene sonrası: "Yazdığım ilacı kullanın bütün kurtlarınız dökülür" demiş. Adam eczaneye gidip almış ilacı ama kurtlar da bütün olanları duymuşlar. Hemen toplantı düzenlemişler adamın bağırsaklarında. Toplantıda 1 kurdu nöbetçi seçmişler ve mideye yollamışlar. Ne zaman yemek gelse nöbetçi kurt aşağıya "Yemek geldi!" diye bağırıyormuş, kurtlar da saklandıkları yerlerden çıkıp karınlarını doyuruyorlarmış. Adam ilaç içince ise nöbetçi aşağıya "İlaç geliyor, kaçın" diye bağırıyormuş ve kurtlar ilaç geçip gidene kadar saklanıyorlarmış. Yine bir gün nöbetçi kurt "İlaç geldii kaçııın!.." diye bağırmış ama bir bakmış yaşlı bir kurt elde valizleri ortada duruyor. Bir daha bağırmış yaşlı kurttan tepki yok. Hemen yanına koşmuş: "Amca ‘ilaç geliyor’ diye bağırıyorum niye kaçmıyorsun?" Yaşlı kurt bezgin bir tavırla: "Evlat ben artık bıktım. İlaç geldi kaç, yemek geldi çık. Karar verdim, 9:15 bokuyla gidiyorum buralardan!” (Alpay Kocabuga)
024. Su ve sabun
Uzun flört günlerinin ardından adam sevdiği kızı bekar evine, yemeğe davet eder. Kız eve gelip sofraya oturduğunda tabakların inanılmaz derecede kirli ve yağlı göründüklerini fark eder ve adama sorar: “Bu tabaklar hiç temizlenmedi mi?” adam yanıtlar: “İnan bana su ve sabunun temizleyebildiği kadar temizdirler.” Kız, biraz tedirgin olmakla birlikte yemeğini bir güzel yer. Üstelik yemek lezzetli olduğu için de sevgilisine sık sık iltifatlar eder. Derken yemek biter. Adam, masadaki artıkları doldurduğu tabakları alır ve kapının önüne çıkar: “Suuuu, gel kızım babana. Sabuunn, gel oğlum sen de hadi kuçu kuçu, yemeğiniz geldi!” (Kanat Gezgen)
025. Talimat
Kadının evinde tamirat yapılacakmış, ancak o gün çok önemli bir telefon gelmiş ve kadının şehirden ayrılması gerekmiş. Böyle olunca kadın ustabaşını aramış ve “Benim yarın şehir dışında olmam gerekiyor...” demiş, “... siz boruları tamir ettikten sonra faturayı mutfak masasının üstüne bırakın, ben size çeki gönderirim. Anahtar paspasın altında. Bir rottweiler’ım var, adı Brütüs. İri yarı görünür ama size sorun çıkarmaz. Yalnız ne yaparsanız yapın sakın papağanımla konuşmayın...” Ertesi gün tamirciler gelmişler, anahtarı bulup içeri girmişler, işe koyulmuşlar. Derken ustabaşı bir bakmış kadının roottweiler’ı gerçekten bugüne kadar gördüğü en iri yarı, en ürkütücü köpek, ama hiçbir şey yapmadan halının üzerinde öylece uyukluyor. Adam onu dert etmeden işini yapıyormuş ama, diğer yandan evin papağanının çenesi hiç durmamış, avaz avaz bağırarak bütün gün ustaları çileden çıkarmış. Ustabaşı kadının sözlerini hatırlamış ve papağana tek kelime etmemek için kendini tutmuş. Ama adamın dayanacak hali kalmamış ve bağırmış: “Bana bak yeter be!.. Sabahtan beri kafam şişti. Kapa çeneni!” Bunun üzerine papağan bakmış ve “Parçala şunu brütüs!..”
026. Vekil tavşan
Ormanlar kralı aslan senelik izne çıkacaktı. Yerine bir vekil arıyordu. Sonunda hızlı ve çevik olduğu için tavşanı seçti. Tavşanı çağırdı “Ben senelik izne çıkıyorum, yokluğumda krallığa sen vekalet edeceksin...” dedi. Orman sakinlerine bunu duyurmak için bir toplantı yaparak izne ayrıldı. Ertesi gün tavşan havalı havalı ormanı teftişe çıktı. Biraz ileride tilkiyi eğilmiş dereden su içerken gördü. Sessizce yaklaşıp tilkinin poposuna bir tekme attı. Tilki öfke ile dönüp küfür edecekti ki tavşanı görüp sustu. Tavşan yoluna devam etti. Bir süre sonra sırtlanı bir leşi yemeye hazırlanırken gördü. Arkasından sessizce yaklaşarak onun da poposuna bir tekme attı. Sırtlan; “Hay ben senin...” diyerek döndü, tavşanı görünce sustu. Tavşan yoluna devam etti. Biraz ileride dişisi ile çiftleşmeye hazırlanan fili gördü. Usulca yaklaştı, zıpladı ve filin de poposuna bir tekme attı. Fil; “Ağzına sıç...” diyerek döndü, tam bu densizi ezmek üzere iken tavşanı gördü ve vazgeçti. Tavşan yoluna devam etti. Az ileride ayıyı ağaçtaki armutlara uzanırken gördü. Sessizce yaklaştı ayıya da bir tekme attı. Ayı; “Ben şimdi senin...” diyerek geriye döndü tavşanı önce bir güzel becerdi sonra da ağzını burnunu kırdı. Tavşan perişan bir halde oradan uzaklaşırken söylendi: “Ağzına s..tığımın ayısı, hiçbir toplantıya katılmaz ki zaten!..” (Müge Serdar)
027. Test
Günlerden bir gün hava son derece soğukmuş. Minik bir serçe kendi kendine "Burada kalmalıyım... Güneye göç etmemeliyim..." demiş. Ama serçe bu soğuk havalara fazla dayanamamış ve birgün uçarken kanatları donmuş ve yere düşmüş. O sıralarda oralarda otlamakta olan bir inek serçenin yanından geçerken üzerine pislemiş. Serçe tam öleceğini düşünürken taze gübrenin etkisiyle ısınmış ve donarak ölmekten kurtulmuş. Serçe bu işe öyle sevinmiş ki şarkı söylemeye başlamış. Ama oralarda gezinen bir kedi serçenin sesini duyunca yavaşça gelmiş, gübreyi eşelemiş ve serçeyi bulup midesine indirmiş. Bu öyküden çıkacak ders:
1. Tepene sıçan herkes düşmanın olmak zorunda değil.
2. Seni bokun içersinden çıkaran herkes de dostun değil.
3. Eğer bokun içinde rahat ve mutluysan, sakın sesini çıkarma.
028. Kutup ayısı
Yavru kutup ayısı annesine gider;
- Anneciğim biz kutup ayısı mıyız?
- Evet yavrum.
- Emin misin?
- Eminim yavrum.
Sonra babasına gider;
- Babacığım biz kutup ayısı mıyız?
- Evet yavrum.
- Valla mı?
- Valla!
- Allalllaaa...
Sonra dedesine gider;
- Dedeciğim biz kutup ayısı mıyız?
- Evet torunum.
- Cidden mi?
- Evet evladım.
- Yemin et bak!..
- N’oldu ki? Niye bu şüphe?
- Götüm donuyor ya’u!.. (Halil R. Güven)
029. Akıllı köpek
Büyükçe bir köpek ağzında bir torbayla kasap dükkanına girer. Ağzındaki torbayı yere bırakır, kasabın karşısına oturup bekler. “Bu da nesi?” der kasap, diğer muüşterilerine bakarak. “Herhalde et alacak” der birisi. Köpek de tasdik eder: “Hav!” Kasap, “Nasıl et istiyorsun bakalım, kıyma, kuşbaşı, biftek?” “Hav” diye keser köpek kasabın sözünü. “Peki ne kadar? Bir kilo, iki kilo?” Tekrar “Hav” sesi duyulur. Şaşıran kasap siparişi sarar ve torbaya yerleştirirken, etin parasının torbada olduğunu görür. Köpek dükkanı terk ederken kasap meraktan çatlayacağına köpeği takibe karar verir, dükkanı da yardımcısına emanet eder. Köpek bir kaç sokak ötede bir apartmana girer, üçüncü kata çıkar ve bir kapının önünde durarak pençesiyle kapıya vurmaya başlar. Kapıyı kızgın bir adam açar ve başlar köpeğe bağırmaya... İzlemede olan kasap ortaya çıkar ve adama; “Dur bir dakika!.. Ne yapıyorsun? Gördüğüm en akıllı köpek, ona niye bağırıyorsun?” Adam “Akıllı mı?..” der, ”... bu hafta üç oldu, anahtarını yanına almayı unutuyor.” (Berkant Kaynar)
030. Maymun hikayesi
Şapka satarak geçinen bir adamın yolu bir gün bir ormana düşmüş. Bir süre yürüdükten sonra sıcaktan ve yorgunluktan bunalmış. Bir ağacın altına oturmuş, şapkalarla dolu sepetini de yere koymuş ve uykuya dalmış. Birkaç saat sonra tuhaf sesler duyarak uyanmış. Bakmış ki yanındaki sepet bomboş, şapkalar gitmiş! Kafasını kaldırıp ağaca bakmış ki, bir sürü maymun, her birinin kafasında adamın şapkaları. Adam düşünceli bir şekilde kafasını kaşırken bir bakmış, maymunlar da adamın taklidini yapıyor, kafalarını kaşıyor. Adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da aynısını yapmışlar. Derken adam başındaki şapkayı çıkartıp yere atmış, tabi maymunlar da kafalarındaki şapkaları hemen yere atmışlar. Adam böylece bütün şapkaları toplayıp sepetine koymuş. Aradan 50 yıl geçmiş... Artık adamın bir torunu varmış, o da dedesi gibi şapka satıcısı olmuş. Günlerden bir gün onun da yolu aynı ormana düşmüş. Hava yine çok sıcakmış ve genç adam bir ağacın altında uykuya dalmış. Bir saat sonra uyanmış, bir de bakmış sepetteki şapkalar yok! Derken kafasını kaldırmış ki ağacın üstünde bi sürü maymun, hepsinin kafasında birer şapka. Adam “Dedem yıllar önce bana bir hikaye anlatmıştı. Ne yapacağımı çok iyi biliyorum.” demiş ve kafasını kaşımaya başlamış. Maymunlar da aynısını yapmışlar. Adam ellerini havaya kaldırmış, maymunlar da ellerini kaldırmış. Adam gülümseyerek başındaki şapkayı çıkartıp yere fırlatmış. O anda maymunlardan biri ağaçtan inmiş, adamın şapkasını kapmış, adama da bir tokat atmış ve şöyle demiş: “Sadece senin mi deden var?..” (Müge Serdar)
031. Maymun
Maymunun birisi hayvanat bahçesinden kaçmış. Görevliler her yeri aramışlar, hiçbir yerde bulamamışlar. Bunun üzerine televizyonlara, gazetelere, radyolara duyurular yapılmış, etrafa el ilanları asılmış. Nihayet bir telefon gelmiş, maymunun şehir kütüphanesinde görüldüğünü söylemişler. Ekipler kütüphaneye varmışlar, bakmışlar ki, maymun bir masaya oturmuş, önünde iki tane kitap, büyük bir konsantrasyonla okuyor.
Kitapların birisi dini bir kitap, diğeri de Darwin teorileri. Bunu görünce şaşırmışlar ve sormuşlar;
- Ne yapıyorsun sen burada? Niye kaçtın? Bu kitaplar ne, ne arıyorsun?
- Ben, bakıcının akrabası mıyım? Yoksa akrabama mı göz kulak oluyorum? Bunun yanıtını arıyorum. (Müge Serdar)
032. Goril
Kasabaya sirk gelmişti. Büyük çadırın dışında sirk hayvanlarından bir mini hayvanat bahçesi kurulmustu. Adamın biri kafeslerin önünde dolaşırken, gorilin kendisini dikkatle izlediğini fark etti. Doğru goril kafesinin önüne geldi. Adam ne yaparsa, goril aynısını yapıyordu. Adam zıpladı. Goril zıpladı. Adam karnına vurdu, goril karnına vurdu. Adam kafasını kaşıdı, goril kafasını kaşıdı. Bu sırada bir ani rüzgar yerdeki tozları kaldırdı. Bir toz parçası adamın gözüne kaçtı. Adam tozu çıkarmak için işaret parmağı ile gözünü ovmaya başlayınca goril birden çıldırdı. Adam kafese çok yakın duruyordu. Goril öyle bir pençe attı ki, neredeyse adamın gözü çıkacaktı. Adam derhal sirk müdürüne koşup, olanları anlattı. Sirk müdürü “Kusura bakmayın, bir yanlış anlama olmuş. O dünyanın en iyi gorilidir. Ama siz onu kızdırmışsınız.” Adam “Nasıl yani?” deyince, müdür; “Goril dilinde işaret parmağını gözün üzerine koymak, biz erkeklerin baş parmağını yumruğun iki parmağı arasına sokmakla eşanlamlıdır.” Adam açıklamayı kabullendi ama bir gorilden dayak yemeyi kabullenemedi. İntikamını alacaktı. Bütün gece düşündü ve sonunda intikam yolunu buldu. Ertesi sabah markete uğradı. İki şapka, iki düdük, bir uzun sosis, iki de kasap bıçağı alıp gorilin kafesinin önüne gitti. Bıçak, şapka ve düdüklerden birer tanesini kafesin içine attı. Goril her yaptığını yapacaktı ya.. Şapkayı giydi, goril de yerden şapkayı alıp giydi. Düdüğü çaldı, goril de yerden düdüğü alıp çaldı. Bıçağı eline aldı, goril de bıçağı eline aldı. Bıçağı kafasının üzerine kaldırdı, goril de kaldırdı. Fermuarını açıp içinde sakladığı sosisin ucunu dışarı çıkardı ve bıçağı sosisin tam ortasına indirip, ikiye böldü. Goril, uzun tüylerinin arasından bir yukarı baktı... Bıçağa... Bir aşağı baktı... Bacaklarının arasına.. Ve işaret parmağını gözünün altına koydu!..
033. Tavşan derisi
Berlin’de pazarcı kadın, müşteriye sattığı tavşan derilerini gösteriyor. Müşteri karşı koyuyor: “İstemem. Bunlarda çok saçma yarası var.” Pazarcı kadın tezgahın altından bir deri çıkarıp uzatıyor: “Bunu alınız. Bunda hiç saçma yarası yok. Bileğini keserek intihar etmişti.”
034. At Şakası
Üç yarış atı, ahırda kendilerini överek, sohbet ediyorlardı. Birinci at, “Elli dokuz yarışa katıldım, otuz beşinde birinci geldim” dedi. İkinci at, daha baskın çıktı: “O da bir şey mi?” dedi. “Ben doksan yedi yarışa girdim, yetmiş sekizinde birinci geldim.” Üçüncü at ise, ikisinden de ileri gitti: “Ben yüzkırk yarışa girdim ve yüzkırkında da birinci geldim.” Ahırın öteki köşesinden bir ses duyuldu: “Ben hepinizi geride bırakırım!” Tüm atlar kafalarını birden, sesin geldiği yana çevirdiler ve bir tazıyla göz göze geldiler. Tazı, atların meraklı bakışlarına aldırmadan sürdürdü konuşmasını: “İkiyüzden fazla yarışa katıldım ve hiç kaybetmedim” dedi. Atlar, bu kez hayrete dönüşen yüz ifadeleriyle tazıya bakarlarken içlerinden biri, bu hayretini açık açık dile getirdi: “İnanılmaz bir olay bu...” dedi, “... yaşamımda ilk kez duyuyorum bir köpeğin konuştuğunu!..”
035. Ona ne şüphe!
Adamın biri papağan almak için bir dükkana gider. Dükkan sahibine çok iyi papağan almak istediğini söyler. Dükkan sahibi:
- Elimde çok süper bir papağan var ama, biraz pahalı!
- Özelliği nedir?
- Türkçe haricinde, üç dil bilir. İngilizce, Almanca ve Fransızca.
- Görebilir miyim?
Dükkan sahibi papağanı gösterir. Adam sorar:
- Fransızca konuşabilir misin?
- Ona ne şüphe!
- İngilizce konuşabilir misin?
- Ona ne şüphe!
- Peki Almanca?
- Ona ne şüphe!
Adamın gayetle hoşuna gider. Papağanın epeyce pahalı fiyatını ödeyip eve getirir. Evin güzel bir köşesine yerleştirir. Yeni papağanıyla bir gösteri yapmak için arkadaşlarını çağırır. Herkes toplanınca, adam papağına döner ve;
- Haydi Almanca konuş bakalım!
- Ona ne şüphe!
- İngilizce konuşsana!
- Ona ne şüphe!
- Fransızca!
- Ona ne şüphe!
Adam mosmor bir vaziyette arkadaşlarına döner;
- Tüh Allah kahretsin. Bu papağan ‘ona ne şüpheden’ başka bir şey bilmiyor. Adi adam beni kazıkladı.
- Ona ne şüphe!..
036. Sinek
Taze bir manda dışkısı... Dışkının üstünde bir anne sinek ile bir yavru sinek... Yavru sinek: “Anneciğim, yellenmek istiyorum.” Anne sinek: “Hişt ayıp, sofrada böyle şeyler söylenmez!..”
037. Motorcu ve serçe
Serçenin bir tanesi bahar günü dalgın dalgın uçuyormuş. Bir anda farketmiş ki, bir yolun üstünde uçuyor ve karşıdan da motorsikletli bir adam geliyor. Her ikisi de çarpışmayı engellemek için ellerinden geleni yapmışlar ama nafile; serçe “çotaaank” diye kaska çarpıp düşmüş. Motorcu arkadaşımız, sıkı bi hayvansever. Koşmuş serçenin yanına. Serçe baygın yatıyor. Kıyamamış, bırakamamış yolda, almış getirmiş eve. Eskiden kalma bir de kafesi var evde, koymuş az biraz su, az biraz da ekmek, serçeyi de koyup kafesin içine vurmuş kafayı yatmış. Bizim serçe bir müddet sonra ayılmaya başlamış. Daha tam seçemiyor ortalığı, hafif bulanıklık var. Bir bakmış parmaklık, ekmek, su falan var bulunduğu yerde, birden “Hastiirr!.. Motorcuyu öldürmüşüz be!..”
038. Sağlık koşusu
Bir tavşan ormanda koşarken, esrar saran bir zürafa görür. Ona: ”Dostum Zürafa, içme bunu, sağlığına zararlı, koşalım form tutalım...” der ve başlar bunlar koşmaya. Biraz sonra kokain çekmeye hazırlanan bir fil görürler ve: ”Fil arkadaşım, kokaini bırak, gel bizimle koş, form tutalım...” diyerek ikna eder. Biraz koştuktan sonra kendine eroin enjekte etmeye hazırlanan aslanı görürler. ”Sevgili aslan kardeş, batırma kendine bunu, gel bizimle koş, sana da iyi gelir...” der. Aslan yaklaşır tavşana ve yumruğunu indirir tavşanın suratına. Diğerleri şaşkın ”Niye yaptın bunu, iyiliğimizi istiyordu.” Aslan; ”Bu salak her extacy aldığında deli gibi koşturuyor bizi!..”
039. Meraklı Civciv
Meraklı civciv annesine sorar;
- Anne babam niye yumurtlamıyor?
- Anatomisi izin vermiyor...
- Bu anatomi de kim ki? Neden izin vermiyor babama?
040. Taklit
Çin'in Hunnan eyaletinde, avcılar sansar avına çıkmış. Sansar taklidi yapıp, gelen sansarları toplamışlar. Sansar sesini duyunca iştahları açılan tilkiler sökün etmiş. Avcılar kurt taklidi yapıp tilkileri kovmuşlar. Kurt sesini duyunca bu defa kurtlar sökün etmiş... Avcılar kurtları başlarından savmak için ayı taklidi yapmışlar... Ayı sesi duyunca bu defa kurtlar kaçmış ama ayılar gelmiş. Ayılardan kurtulmanın çaresi, kaplan taklidi yapıp onları kaçırmak. Avcılar kaplan taklidi yapmış... Ayılar kaçmış, kaplanlar gelmiş... Amma... Onları kaçıracak bir hayvan yok ki taklidini yapsınlar. Kaplanlar da avcıları yemiş.
041. Sinek
Bir sinek, suyun 15 santim üzerinde uçuyor. Suyun hemen altında bir somon, onu iştahla süzüyor. "Bu sinek 15 santim alçalırsa, fırlar onu yutarım." Suyun kenarında ağaçlar, ağaçların arasında saklanmış bir ayı somonu kolluyor. "Bu sinek 15 santim inerse, somon onu yutmak için fırlar, fırladığı anda da, ben burdan ok gibi fırlar, somonu yakalarım." Ayının iki arkasındaki ağacın arkasında saklanmış bir avcı. Onun niyeti de başka. "Bu sinek 15 santim inerse, somon onu yutmak için fırlar. Somon fırlayınca, ayı somonu yakalamak için suya koşar. O suya koşarken, ben de peşinden fırlar, onu vururum." Avcının arkasındaki ağacın dibinde de bir kedi var.. Onun da niyeti bozuk tabii.. "Bu sinek 15 santim inerse, somon onu yutmak için fırlar. Somon fırlayınca, ayı onu tutmak için suya koşar. Ayı koşunca avcı onu vurmak için peşinden gider. Ben de bu fırsattan istifade, avcının piknik sepetine dalar, karısının hazırladığı kuru köfteleri afiyetle yerim..." Tam bu sırada, sinek 15 santim aşağı iniyor. Somon onu yutmak için fırlıyor, ayı somonu tutmak için suya koşuyor, avcı ayıyı vurmak için peşinden seğirtiyor. Kedi yerinden ok gibi fırlayıp sepete uçuyor. Uçuyor ama, mesafeyi ya da hızını iyi ayarlayamadığından sepeti ıskalayıp, cumbadanak suya düşüyor. "Hikaye bu kadar..." dedi, yabancı. "Şimdi bu hikayeden çıkarılacak ders ne?.." ve bekletmeden cevabı kendi verdi: "If fly goes down 6 inches, pussy gets wet!.."
042. Kırkayak
Bekar adam gündelik işlerden bıkmıştır ve ona yardım edecek birilerini aramaktadır. Bu yüzden pet shopa gider. Satıcı ona bir köpek almasını önerir. Adam köpeğin bulaşık yıkayamadığını söyleyince de kedi almasını ısrar eder. Adam kedinin de çamaşır yıkayamayacağını belirtir. Bunun üzerine satıcı adama kırkayak almasını önerir. Bekar adam ikna olur ve kırkayağı alarak eve döner. Kırkayak ütüleri yapar, bulaşıkları, çamaşırları yıkar, herşey yolundadır. Bir sabah adam kırkayağa kapının önündeki gazeteyi getirmesini söyler. On dakika, onbeş dakika, yarım saat kırkayak ortalarda yok. Adam meraklanır ve kapıya doğru ilerler. Bir de ne görsün kırkayak kapının önünde duruyor, daha dışarı çıkmamış bile. Adam sinirlenmiş, "Ne yapıyorsun sen hala burada?" Kırkayak mahzun cevap vermiş, "Ama daha 30. botumu giyiyorum!.."
043. Yarış
3 yarasa en çok kan içme yarışına girerler. İlk yarasa gider ve ağzı kan içinde döner. Arkadaşlarına, “Şuradaki ağılı görüyor musunuz? Oraya kadar uçtum ve bir kuzunun kanını içip geldim.” İkinci yarasa gider. Döndüğünde ağzı daha çok kan içindedir. “Şuradaki ahırı görüyor musunuz? Oraya uçtum ve bir dananın kanını içip döndüm.” Üçüncü yarasa gider, ağzı burnu kana bulanmış olarak döner. “Şuradaki elektrik direğini görüyor musunuz?” der ve ekler “... ben göremedim de!..” (Begüm Gencel)
044. Kokteyl
Karides denizin altında oturmuş ağlamaktadır. Yengeç niçin ağladığını sorar. Karides “Annemle babam kokteyle gitti ve dönmedi” (Reyya Advan)
045. Toplantı
Aslan kralın toplantı yapmaya karar verir ve tilkiyi hayvanlara haber vermesi için yollar. Tilki gördüğü her hayvana durumu duyurur. Serçeye de... Serçe, “Seni de... Toplantınızı da...” diyerek küfürleri sıralar. Tilki aslan krala durumu anlatır. Aslan gülümser ve “Sen git, özellikle benim çağırdığımı söyle...” der. Tilki serçeye gidip durumu aktarır. Serçe “Senin de... kralının da... toplantısının da...” diye başlayan küfürlerinin üzerine döner yine kralının yanına. Durumu aktarır. Aslan çenesini sıvazlar ve “Bunları söylerken yanında dişisi var mıydı?” diye sorar. Tilkinin onaylaması üzerine, “Eee, o zaman normaldir!..”
046. Kumarbaz papağan
Bir İngiliz lordu papağan almaya gitmiş. Satıcı 50-100 poundluk bir sürü papağan göstermiş ama lordun gözü 1000 poundluk çirkin bir papağana takılmış. “Bu niye bu kadar pahalı?” deyince satıcı “Bu papağan bütün Londra telefon rehberini ezbere bilir, inanmazsanız kendiniz sorun...” diye cevap verir. Lord rastgele bir sayfa açıp birkaç kişinin telefonunu sorar, numara bir saniyede hazırdır. Birkaç telefon numarası sorar hemen kime ait olduğunu söyleyen papağanı satın alıp doğru Lordlar Kamarası’na gider. Diğer lordların çirkin papağana alaylı alaylı bakarken bizimki papağanın yeteneğini anlatınca hepten gülmeye başlarlar. Bizimki “İnanmıyorsanız koyarsınız biner sterlin, ben de topladığınız kadar koyarım, sonra alırsınız rehberi istediğinizi sorarsınız. Papağanım bilemezse paralar sizin, bilirse benim olur!” diye bir iddia başlatır. Sonunda 15000 sterlin toplanır, bizimki de 15000 koyar ve lordlardan biri sorar cevap yok, bir daha sorar yine yok, alırlar paraları. Bizimki papağanı alıp eve gider tam kafasını kesecekken papağan avaz avaz bağırır, “Dur lordum dur, yarın daha büyük oynayacağız. Onun için cevaplamadım soruları!..” (Şerife Erkut)
047. Horoz
Çiftçi tavukları için hiç yorulmayan bir horoz almak için pazara gider. Pazarcı: “İstediğiniz her şeyi bu horoz yapar...” diye azgın mı azgın bir horoz satar bizim çiftçiye. Adam çiftliğe döner ve horozu kümese koyar koymaz tüyler uçusur, gıdaklama sesleri, feryat figan... Çiftçi çok memnundur. Ama horoz çok azgındır, sadece kümesi değil, çiflikteki diğer hayvanları, atları, koyunları, inekleri de tadar. Adam memnundur ama bir yandan da endişelenir, “Horoz iki günde ölecek!..” diye. Horozu tutmaya çalışır ama nafile. Ertesi gün bir bakar ki, horoz ayaklar havada, dili dışarıda kümesin önünde pestil vaziyette yatıyor ve hatta tepesinde bir akbaba uçuyor. Çiftçi kendi kendine: “Ehh işte sana dedim geberecen diye!.. söylenirken, horoz, bir gözünü hafif açarak çiftçiye kısık sesle seslenir; “Hışşt!.. Akbabayı kaçıracaksın, sus!..” (“azeroth”/EkşiSözlük)
048. Yeni ev
Genelevin birinde çok geveze olan papağana artık dayanamazlar ve satmaya karar verirler. Genelev patroniçesi papağanı bir petshopa satar. O gün petshopa gelen bir müşteri papağanı o kadar beğenir ki, hiç düşünmeden alır. Papağanı eve götürürler ve kafesini salonun baş köşesine koyarlar. Papağan konuşmaya başlar; "Yeni ev, yeni mama... Yeni ev, yeni mama..." Evin hanımı durumu anlamaz. Aradan bir süre geçer, evin genç kızları okuldan dönerler. Salonda papağanı görüp sevmek için yaklaşırlar. Papağan yine konuşmaya başlar; "Yeni ev, yeni mama, yeni sermayeler... Yeni ev, yeni mama, yeni sermayeler..." İnceden kıllanmaya başlayan ev halkı papağanın söylediklerinden anlam çıkarmaya çalışırken işten gelen evin reisi salondaki papağanı görür ve yaklaşır ona doğru. Yüzünde inanılmaz bir şaşkınlık ifadesi vardır. Papağan kanatlarını çırparak tekrar konuşmaya başlar; "Yeni ev, yeni mama, yeni sermayeler... Ooo, Selami abi hoşgeldin!.." (“metalman”/EkşiSözlük)
049. Tilki
Tilki ormanda gezmektedir. Bir ağacın dalında asılı bir geyik budu görür. Açtır ama şüphelenir; kontrol etmeye başlar ve bunun bir tuzak olduğunu görür. Geyik budu bir iple bombaya bağlıdır. Epeyce uzağa gider ve başını kollarının üzerine koyarak yatar. Biraz sonra kurt gelir, budu ve yerde yatan tilkiyi görür. Tilkiye sorar:
- N’apıyorsun dostum?
- Hiç... Yatıyorum...
- Burada bir but var...
- Evet var...
- Neden yemedin?
- Bugün orucum...
- Ben yiyeyim o zaman...
- Buyur afiyet olsun...
Kurt buda uzanır uzanmaz bir patlama... Ortalık toz duman... Kurt yaralı, perisan halde yatarken tilki sakince budu yemeye başlar. Bunu gören kurt: ”Lan şerefsiz hani oruçtun?..” Tilki pişkin pişkin: “Biraz önce top patladı, duymadın mı?..”
050. Ağustos böceği ve karınca
Çin versiyonu: Karınca bütün yaz boyunca çalışır ve kış için evini, yiyeceklerini hazır eder. Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın çal oynasın yazı geçirir... Kış gelir... Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde kışı geçirirken, ağustos böceği açlık ve soğuktan iki gün sonra ölür.
Türkiye versiyonu: Karınca bütün yaz boyunca çalışır ve kış için evini, yiyeceklerini hazır eder. Ağustos böceği de yan gelir yatar ve karıncayla alay eder, vur patlasın çal oynasın yazı geçirir... Kış gelir... Karınca sıcacık yuvasında karnı tok bir şekilde kışı geçirirken, ağustos böceği bir basın toplantısı düzenleyerek “Etrafta onca aç ve üşüyen varken karıncalar nasıl bir vurdumduymazlıkla sıcacık yuvalarında karnı tok yaşayabiliyorlar!” diye olayı kamuoyunun vicdanına sunar... Atv, Kanal D ve Star Haber zavallı aç ve açıktaki ağustos böceği ile karnı tok sırtı pek karıncanın fotoğraflarını yanyana yayınlayarak tarafları tartışmaya davet eder... Türkiye olayın şokunu yaşamaktadır. Ner’dedir bu ağustos böcekleri, ner’dedir bu devlet?.. YBKD (Yeşil Böcekleri Koruma Derneği)'den bir temsilci Star'daki Kırmızı Koltuk programına çıkarak otuz yıldır çektikleri sefaletin tek nedeninin sırf yeşil renkli olmalarından kaynaklandığını anlatır. Diğer yandan Kurbağa Kermit de Eti Beyaz Show'a çıkarak ekranlarda ilk defa 'Yeşil olmak zor be arkadaş' adlı şarkısını seslendirir. Konu bakanlar kurulunda tartışmaya alınır ve başbakan Kanal D'ye özel konuşarak “Daha önceki hükümetler tarafından bunca yıldır sorunları gözardı edilen değerli ağustos böceği kardeşlerimizin bundan böyle huzur ve refah içinde yaşamaları için ne gerekiyorsa yapacağız!..” der. Diğer yandan Reha Muhtar karıncayı canlı yayına alarak “Reklamını yapmak için zavallı bir ağustos böceğinin içler acısı durumundan yararlanmaya utanmıyor musun!” diye bir güzel azarlar... Karınca ertesi akşam Teke Tek'de ise “Ağustos böceğinden yürüttüğün para ve yiyecekleri nereye sakladın öt çabuk!” diyen Fatih Altaylı'dan bir güzel sopa yer... Bütün bunlar olurken karınca en sonunda haksız kazanç elde etmiş kötü niyetli herkes gibi kurtuluşu yurtdışına kaçmakta bulur... Ve ağustos böceği onun evine yerleşir, yemeklerin eşyaların üzerine yatar ve refah içinde yaşar gider...
Gelen Fıkralar
Toplam -1 fıkra,