Güle güle kullanmanız dileğiyle... :)
Şubat 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
26272829
Aylık Arşiv
Ocak 2012
Şubat 2012
Yıllık Arşiv
2007 2008 2009 2010 2011 2012
Ana Sayfa > Üst Çekmece > Ortaya Karışık Fıkralar 1
Ortaya Karışık Fıkralar 1
001. Tabak
Keiko herkesten ve her şeyden uzak sakin bir gün geçirebilmek, biraz olsun kafasını dinleyebilmek için şehrin dışına çıkar. Küçük bir köy yolunda pirinç tarlalarının yanında, tipik Japon evlerinde, sessiz sakin bir hayat geçiren insanlara imrenerek yürürken, eski bir evin önünde duran bir saksı çiçeğinin altındakı antika porselen tabak dikkatini çeker “En az yüzyıllık bir tabak. Fakat kimse değerini bilmemiş. Çok ucuza alabilirim” diye düşünür. Keiko büyük heyecan içinde evin kapısını çalar. Kapıyı açan yaşlı ev sahibine direkt olarak antika tabağı almak istediğini söylese ev sahibinin uyanıp pahalı satmak istemesinden çekinen Keiko, kapıda duran saksı çiçeğiyle ilgilendiğini ve mümkünse satın almak istediğini söyler. Ev sahibi önce biraz nazlanır ama sonunda 15 bin Yen'e (120 dolar) satmaya razı olur. Keiko çiçeği kucağına alıp arabaya doğru götürürken ev sahibine dönerek “Bari çiçekle beraber altındaki şu kötü tabağı da alayım da, saksının suyu arabanın içine akmasın. Sonra atarım” der. Yaşlı köylü kadın Keiko’nun son isteği karşısında olumsuz anlamda başını sallayarak “Kusura bakma kötü-mötü ama çok uğurlu bir tabak. Üzerine ne koyarsam, aynı gün inanılmaz fiyatlarla satılıyor!..” der.

002. Sayı
İrlandalı’ya sormuşlar:
- İrlanda'da düğünle cenaze arasında ne fark vardır?
- Cenazede bir kişi eksiktir!..

003. Günlük
Adam hatıra defterine günlük notları yazıyormuş: “Artık gece hayatım yok, içkim yok, kumarım yok, kadın kız işleriyle ilgim yok... Ne ailemi, ne karımı kızdıracak en küçük bir kötü huyum kalmadı... Sayfanın altına bir parantez açarak içine şu notu düşmüş: (ancak hapisten çıkınca normal hayatıma döneceğim)!..”

004. Su
Babası küçük oğlunu uyuması için yatağına gönderir. Beş dakika sonra çocuk babasına diye seslenir. Babası ne olduğunu sorar. Çocuk susadığını ve ona su getirmesinin ister. Babası ise ışıkların kapandığını ve uyuması gerektiğini söyler. Beş dakika sonra çocuk tekrar su ister. Babası sinirlenir ve bir daha su isterse gelip onu döveceğini söyler. Beş dakika sonra ufaklığın yatak odasından tekrar ses gelir; "Baba beni dövmeye gelirken bir bardak da su getirir misin?"

005. İçki
İrlandalı genç bara girer ve üç tekila ister. Arka taraflarda bir yerlere oturur içkilerini bitirir. Tekrar bara gider ve üç tane daha ister. Barmen, tekilanın sert bir içki olduğunu ve çok çabuk çarpacağını söyler. Bu yüzden daha dikkatli olmasını rica eder. İrlandalı genç barmene, "Benim iki erkek kardeşim var. Biri Amerika'da, biri Avusturalya'da... Biz evden ayrılırken, ne zaman tekila içersek birbirimiz ve geçirdiğimiz o güzel günleri hatırlayacağımıza ve birbirimizin yerinede içeceğimize söz verdik." Barmen durumu anlar ve üç tekila daha verir. Ertesi gün adam tekrar gelir , ertesi gün, daha ertesi gün sürekli üç tekila içer. Günlerden bir gün tekrar gelir ve iki tekila söyler. Barmen telaşlanır, "Herkes iyi mi?" diye sorar. Adam barmene bakar ve gülümser, "Evet herkes iyi... Sadece ben içkiyi bıraktım!.."

006. Robot resim
Picasso gecenin geç bir saatinde evine dönerken kapıda bir hırsızla karşılaşır. Yakalamaya fırsat kalmadan hırsız kaçar. Üstad hemen içeri girerek hırsızın robot resmini yapar ve polise verir. Üç gün sonra polis Picasso’yu arar; “Sayın üstad, yaptığınız resim üzerine hırsız olarak 20 kişi, 2 at, 1 kedi ve 1 konserve kutusu yakalanmıştır!..” (Burak N. Aydın)

007. Lordun odasında yangın çıkınca
Lord kaldığı otelin lobisine bornozuyla iner ve bir bardak su ister. Beş dakika sonra yine su ister, beş dakika sonra yine ister. Görevli “Lordum, çok susamışsınız anlaşılan, isterseniz sürahiyle verelim...” deyince lord “Susamadım... Odamda yangın var, ancak panik çıksın istemiyorum!..”

008. Balık tutmayı seven üşengeç
Balık tutmayı seven üşengece arkadaşı;
- Bari evlen, oğlunla beraber balığa gidersin, o balık tutar, sen de keyfini sürersin.
- İyi hoş da, ner’den bulayım ben hamile kadını?

009. Güvercin pisleyince
Tek bacaklı, tek kollu, tek gözlü korsan bara girer ve bir rom ister. Bardakiler çiftlerin nasıl tek kaldığını sorunca “Bacağımı bir savaşta yitirdim, kolumu ise bir düelloda. Gözümü ise güvercin pislediğinde...” Güvercin pisliğinin nasıl göz çıkardığını sorduklarında “Kolumu yeni kaybetmiştim. Gözümü silmeye çalıştım, ama kanca yeni takılmıştı...” (Fatih Atilla)

010. Tutukluk
Taksiye binen hanım yolcu sigarasını yakmak için çakmak ister. Sürücü aracın çakmağının tutukluk yaptığını söyler. Hanım yolcu ne isterse tutukluk yapmaktadır. Yolcu “Bu aracın tutukluk yapmayan yeri var mı?” sorusuna sürücü “Evet hanımefendi, frenler!..” (Hakan Gülen)

011. İçince
Gökdelenin tepesindeki iki adamdan biri, gökdelenin 20. katında garip bir hava akımı olduğunu, tepeden kendini atan birinin orada yavaşlayarak, aşağıya yavaşça indiğini anlatır ve peşinden atlar. Gerçekten 20. katta durur ve yavaş yavaş aşağıya iner. Diğer adam atlayınca yere çakılır. İlk atlayan aşağıdaki bara girer. Olayları gören barmen; “İçince çok adileşiyorsun Süpermen!..” (Halil R. Güven)

012. Süpermen’e oyun
Süpermen ağzı burnu dağılmış olarak bara girer. Batman ne olduğunu sorar. Süpermen uçarken gökdelenin birinin tepesinde güneşlenen bir afet gördüğünü ve hemen pike yaptığını söyler. Batman’in “Seni o kız mı bu hale getirdi?” sorusuna, “Hayır, kızın hiç bir itirazı olmadı ama görünmez adam bu işe çok bozuldu!..” (Halil R. Güven)

013. Körlük
Steve Wonder’a körlüğün nasıl bir şey olduğunu sormuşlar. “Sorun değil...” demiş Wonder “... ya bir de zenci olsaydım!..”

014. Bellek
Avustralya’ya tatile giden adama arkadaşları; “Avustralyalılar’ın belleğine şaşacaksın” demişler. Adam gittiğin otelin barmenine “15 ekim 1955’te sabah kahvaltısında ne yediniz?” diye sormuş. Barmen hiç düşünmeden “Yumurta, efendim...” Adam hayran olmuş. Yurduna döndüğünde olup biteni anlatmış. Arkadaşları; “Adamın o kahvaltıda yumurta yediği ne malum? Seni keklemiş.” Diye dalga geçince duruma çok içerleyen adam, atladığı gibi uçağa yeniden Avustralya’ya gitmiş, barmenin karşısına dikilmiş. Adeta kükreyerek; “Nasıl yaptın bunu?..” Barmen kafasını kaldırmış ve “Rafadan efendim, rafadan!..” (Erendiz Kasnak/3000 Fıkra)

015. Yeşil fare
New York’u fareler istila etmiş. Bir türlü önü alınamamış. Ulusal çapta yayın yapan, TV istasyonlarında, bu sorunu çözebilecek olana 5 milyon $ verileceği duyurulmuş. Pek çok kişi ya da kurum becerememiş. Bir sabah elinde bir bond çanta taşıyan orta boylu bir adam, bu sorunu çözebileceğini, ama 10 milyon $ istediğini söylemiş. Vali kabul etmiş. Adam çantasını açmış, içinden çıkardığı yeşil fareyi sokağa bırakmış. Yeşil fare sokakları dolaşarak, tüm fareleri peşine takmış ve denize yönelmiş; atlamış. Fareler de peşinden. Yeşil fare yüzerek biraz ileriden kıyıya çıkmış, onu takip eden tek bir fare yokmuş. Manzarayı gören vali, adamın çekini yazarken “Pardon...” demiş, “... sizde yeşil bir zenci de bulunur mu?..” (Ahmet Aydın)

016. Soğuk kış
Bir beyaz kızılderili kampının karşısına ev yapar ve kış için odun kesmeye başlar. Sonra da gidip reise kışın nasıl geçeceğini sorar. Reis “Soğuk geçecek!” Adam biraz daha odun keser, sonra reise sorar. Reis; “Çok soğuk geçecek!” Adam iyice abartır. Reis “Son 50 yılın en soğuk kışı olacak!” Beyaz nasıl anladığını sorunca reis; “Çünkü beyaz adam çok odun kesti!..” (İlker Gök)

017. Hesap
Çoban ağanın 10 kuzudan oluşan sürüsünü otlatırken kaval çalmaya dalmış. Hırsızın biri kuzuların 7’sini çalmış, 2 tanesini de kurt kapmış. Çoban da kalan kuzuyu kesip afiyetle yemiş. Akşam olunca kuzunun pöstekisini vurup sırtına köye dönmüş. Ağa kuzuları sorunca çoban “Hırsızla gitti yedisi, kurdun hakkı ikisi, geriye kaldı birisi, bu da onun derisi...” deyince ağa çobana bir temiz dayak atar. Ağlayarak giden çobanı görenler “Ne oldu, niçin ağlıyorsun?” diye sorarlar. “Ağam dövdü de onun için” cevabını verir çoban. “Niçin dövdü?” diye sorduklarında “Hesap bilmediği için!..” (H. Sutay)

018. Felaket
Adam ağacın dalına oturmuş, oturduğu dalın dibine testereyi dayamış, kesmeye başlamış. Olayı gören komşusu aşağıdan bağırmış “Yapma... Düşeceksin!..” Adam aldırmayıp devam etmiş. Sonuç belli; dal kopmuş. Adam düşmüş. Sonra belini tutarak doğrulmuş ve komşusuna bağırmış “Şom ağızlı... Şeamet tellalı... Ağzını açtın mı, bak neler oluyor!..” (Altan Öymen)

019. Tehdit
Kovboy barda içkisini bitirmiş ve dışarıya çıkmış bir de bakmış ki atı ortalarda yok. Tekrar bara girmiş ve bağırmış "Atımı kim çaldıysa getirsin yoksa ben yapacağımı bilirim!" demiş hiddetle. Bara tekrar girmiş bir bira daha içmiş ve dışarı tekrar çıkmış. "Atımı çalan çabuk geri getirsin yoksa Texas'da yaptığımı yaparım!" demiş. Bara girip bir bira daha içmiş. Bu arada kasaba sakinleri telaşlanmış ve alel acele adamın atı bulunmuş. Adam dışarı çıkmış atını görünce memnun olmuş, atına binerek uzaklaşmaya başlamış. Kasabalılardan biri arkasından bağırmış."Peki atın bulunmasaydı ne yapacaktın?" demiş. "Hiç..." diye bağırmış adam, "... Texas'da yaptığım gibi yola yürüyerek devam edecektim!.."

020. Misafirlik
Ayşe, Fatma ve Zeynep yetmiş yaşını aşmış 3 eski arkadaştır. Her gün birinin evinde toplanır, yarenlik ederler. Bir gün Ayşe’nin evine gelirler. Ayşe kahve yapar, içilir... Titiz bir kadın olan Ayşe fincanları hemen yıkar kaldırır... Derken yarım saat sonra “Hay allah!.. Ben size kahve yapacaktım, unuttum...” gider yapar... Yeniden bulaşıklar yıkanır... Bu muhabbet 5-6 kez yinelendikten sonra misafirler kalkar... Dışarıda Fatma “Yaa... Bu Ayşe çok cimri... Bize bir kahve bile ikram etmedi...” Zeynep “Ayşe mi... Biz Ayşe’ye ne zaman oturmaya gittik?..” (Itır Gökgücü)

021. Sahte peygamber
“Ben peygamberim!” diye ortaya çıkan adamı derdest edip götürmüşler. “Eğer peygambersen birkaç mucize gerçekleştirmen gerek!” demişler. Adam bir salonda insanların toplanmasını istemiş. Sahte peygamber toplanan kalabalıktan iki kişi seçmiş. Tekerlekli iskemlede bir kadın ve çarpık çeneli olduğu için düzgün konuşamayan bir adam. Onları bir paravanın arkasına yerleştirmiş. İki kolunu yukarı kaldırıp bağırmış “Beeeenn peygamberim. Şimdi sen, tekerlekli iskemledeki kadın... Ayağa kalk ve yürü...” Paravanın arkasında hiçbir hareket yok. Yeniden bağırmış “Ayağa kalk ve yürü...” Yine hareket yok. Bir kez daha bağırmış: “Ayağa kalk ve yürü...” Minik bir gürültü duyulmuş. Biraz bozulmakla birlikte, bu kez adama seslenmiş “Sen çarpık çeneli adam... Düzgün bir şekilde konuş...” Paravanın arkasından adamın sesi gelmiş: “Kadın... Düttü!..” (Gökhan Uyal)

022. Kibarlık
Son derece kaba, küfürbaz iki aile birbirlerine dünür olurlar, çocuklarını evlendirirler... Gelin kısa sürede hamile kalır. Küfürbazlıktan çok çeken 2 aile doğacak çocuğun kendilerine benzemesini istemez ve bir hocaya giderler. Hoca tüm aile bireylerine okunmuş birer tesbih verir ve günde 3 kez bir duayı okumalarını ister; böylece doğacak çocuk küfürden uzak, son derece kibar olacaktır. Aileler günde 3 duanın yetmeyeceğini düşünerek, akşamdan sabaha, sabahtan akşama tesbih çekip dua okurlar. 9. ay gelir, bebek yok... 10. ay... 1 yıl... Bebek yok... Gitmedikleri doktor, hacı-hoca kalmaz... Bebek yok... Kadın karnı burnunda dolaşıyor... Aradan 40 yıl geçer... Kadın ölür... Doktorlar bu acaip durumu anlamak için otopsi yaparlar... Bir de ne görsünler... Sakalları göbeklerine inmiş, kır saçlı iki adam... Birbirlerine “Lütfen önce siz buy’run... Kesinlikle olmaz!.. Önce siz!..” (Itır Gökgücü)

023. Saçına aklar düşmüş
Küçük kız mutfakta bulaşıkları yıkayan annesini izliyordu. Derken annesinin saçının arasındaki beyaz telleri farketti ve sordu:
- Anneciğim, saçının bazı kısımları neden beyaz?
- Küçük kızlar annelerini her üzdüklerinde ya da ağlattıklarında, annelerin saçından 1 tel beyazlaşır!
- Anneciğim, büyükannemin saçı neden bembeyaz şimdi anladım!..” (Müge Serdar)

024. Hava-su
Bir gezgin kuş uçmaz, kervan geçmez bir dağ köyüne ulaşmış. Muhtarla konuşurken;
- Nasıl... Köyün havası, suyu iyi mi?
Muhtar dert yanmış;
- Ne demezsin beyim... Mezarlığın açılışını yapmak için köyün en yaşlısını öldürmek zorunda kaldık!.. (Bülent Habora)

025. Buffalo
4 Temmuz kurtuluş günü törenlerine katılan kızılderili reisi, bir köşede konser veren grubun önünde durur ve gözlerini, buffalo postuna bürünmüş gitariste diker. Reisin uzun uzun kendisine baktığını gören gitarist bir fırsatını bulur ve yanına gider; ”Ne bakıyorsun be adam?..” Reis gitaristi yakından inceler ve; ”Yıllar önce buffalolarla muhabbetim olmuştu. Ancak postun dışında bize benzeyen hiçbir şeyin yok!..” (500 Temelsiz Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)

026. Dünyanın en aptal çocuğu
İşadamı traş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir. Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler. Berber, işadamının kulağına fısıldar, “Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi...” Berber çocuğa seslenir: “Ali, buraya gel!..” Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar. Berber işadamının kulağına sessizce, “Bak şimdi...” diye fısıldar ve bir elinde beşyüzbin, diğer elinde beşmilyonluk bir banknot olduğu halde çocuğa sorar, “Hangisini istiyorsan alabilirsin?” Çocuk dalgın dalgın bir beşyüzbine bir de beşmilyona bakar ve sonunda beşyüzbinlik banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alır. Berber işadamına döner ve gülerek, “Gördün mü? Sana söylemiştim.” der. Traş bitince işadamı sokağa çıkar ve az ilerde kendi kendine oynayan Ali’yi görür. Yanına giderek neden beşmilyonluk değil de, beşyüzbinlik banknotu aldığını sorar. Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir: “Eğer beşmilyonluğu alırsam oyun biter!..” (Kanat Gezgen)

027. Kız mı, oğlan mı?
Doğumevinin bebek salonunda yeni doğmuş bir oğlan, yanındaki bebeğe;
- Sen kız mısın, oğlan mı?
- Bilmiyorum, yeni doğdum.
- Kaldır bakayım bacaklarını... Hımm, sen kızsın!
- Nereden anladın?
- Pembe patiklerinden!.. (500 Temelsiz Fıkra/İlhan Durusoy & Ahmet Turhan Altıner)

028. Feminist
Azgın feministin biri, yolda yürümektedir. Parkın birinde küçük çocuğu kendi kendine oynarken görür: "N’apıyorsun sen evladım?" diye sorar. Küçük çocuk: "Feminist yapıyorum teyze..." der. Feminist, doğal olarak çamurla nasıl feminist yapılabildiğini merak eder. Küçük çocuk anlatır: "İşte, şu çomakları şu çamurdan bedene yapıştırıyorum, otlardan saç yapıyorum, gazoz kapağından şapka, sonra üzerine kakamı yapınca feminist oluyor!" Feminist çok sinirlenir ve çocuğa bir şaplak patlatır. Ertesi gün küçük çocuğu yine görür ve akıllanmıştır umuduyla yine sorar: "N’apıyorsun evladım?" Çocuk; "Feminist yapıyorum teyze!.." Nasıl yapıldığı konusunda da yine aynı cevabı alınca, bu sefer adamakıllı döver. Bu, bir hafta boyunca böyle gider. Feminist inatla çocuğa eğitim amaçlı dayaklar atmaktadır. Nihayet bir gün, küçük çocuk farklı bir cevap verir; "Erkek yapıyorum!.." Feminist, büyük bir zevkle "N’asıl yapıyorsun evladım?" diye sorar. Çocuk anlatır: "İşte, şu çomakları şu çamurdan bedene yapıştırıyorum, otlardan saç yapıyorum, gazoz kapağından da şapka yapınca erkek oluyor!" Feminist, merak içerisinde sorar: "Eeee, üzerine kakanı yapmayacak mısın?" Küçük çocuk sırıtır: "Yok teyze, o zaman feminist olur!.." (Hasan Çeliktaş)

029. Dilek
Fırtına apansız bastırınca koca gemi bir anda denizin dibini boyladı. Adam ıssız bir adanın ıssız sahilinde gözlerini açtı. Ne gelen vardı ne giden... Ne araç vardı ne gereç... İstersen muz ve hindistan cevizi, istemezsen muz ve hindistan cevizi... Hayatı boyunca evi dışında beş yıldızlı otellerden başka yere adımını atmadığından bir süre ne yapacağını bilemedi... Sonra dört ay boyunca muz yiyip hindistan cevizi suyu içti, geçmişte kalan o güzel günleri düşünerek gözlerini denize dikip kendisini kurtaracak gemiyi beklemeye koyuldu. Bir gün sahilde uzanmış yatarken, gözünün ucunda bir hareket hissetti. O da ne? Bir sandal ve kürekte o güne dek gördüğü en müthiş kadın... Son sürat geliyor... İnanamadı... Haykırdı;
- Nereden geliyorsun? Buraya nasıl geldin?
- Adanın öteki tarafından... Gemi batınca oraya çıktım...
- Ne şans! Benden başka kimsenin kurtulduğunu sanmıyordum. Kaç kişisiniz?
- Başka kimse yok... Sadece benim... Sandal da gemiden değil. Gemiden çöp yok...
- O halde sandalı nereden buldun?
- Adada bulduğum malzemeyle yaptım... Kürekler sakız ağacı... Zemini palmiye dallarından ördüm, yanlar okaliptus...
- Ama, ama bu imkansız.. Aletlerin yok... Nasıl becerdin?”
- Pek de sorun olmadı. Öteki tarafta sıradışı bir alüvyon kaya oluşumu var. Fırında belli dereceye ısıtılınca işlenebilir yumuşaklıkta demir elde ediliyor. Alet yapmak için kolayca kullandım... Boşver bunları. Hadi göster, nerede yaşıyorsun?
Bön bir ifadeyle orada yaşadığını itiraf etti adam... Aylardır oracıkta sahilde yatıp kalktığını...
- Öyleyse bana gel... Benim yerime...
Kadın küreklere asıldı. Birkaç dakika sonra küçücük bir iskeleye yanaştılar... Adam sahile göz atınca az daha sandaldan düşüyordu. Mavi beyaz boyalı kulübeyle iskele arasına taş döşeli bir yürüme yolu bile yapılmıştı. Eve girerlerken kadın omuzlarını silkti;
- Pek rahat sayılmaz ama ben yine de ev diyorum işte... Otur lütfen... Bir şey içer misin?
- Hayır, hayır teşekkürler... Daha fazla hindistancevizi suyu içemeyeceğim artık... Tahammülüm kalmadı...
- Hindistancevizi suyu değil ki... İmbiğim var... Pina Colado’ya ne dersin?
Adam hayretini gizlemeye çalışarak ikrami kabul etti. Kanapeye oturarak sohbete daldılar... İkisi de birbirlerinin hayat hikayesini dinledikten sonra kadın;
- Üzerime rahat bir şey giyeceğim... Duş yapıp traş olmak ister misin? Üst kattaki banyo dolabında jilet var...
Artık sorgulamaktan vazgeçmişti... Banyoya girdi... Dolapta kemik bir sapın içine sıkıştırılmış oynak mekanizmalı iki deniz kabuğundan yapılma ustura onu bekliyordu... Dönüşünde kadın onu gardenya kokuları içinde, stratejik bölgeleri üzüm yapraklarıyla örtülü olarak karşıladı... Sadece üzüm yaprakları ve yanına oturmasını istedi... Sonra yavaşca sokularak fısıldadı...
- Söyle bana... İkimiz de uzun süredir bu adadayız... Çok yalnız olmalısın... Eminim şu anda yapmak için kıvrandığın bir şey var... Hani burada tek başına geçirdiğin aylar boyunca en çok yapmak istediğin... Anlıyorsun değil mi?
Gözlerinin içine bakıyordu.. Adam duyduklarına inanamadı...
- Yani... Buradan e-mail’imi kontrol edebilir miyim?.. (Hasan Çeliktaş)

030. Beyaz’ın sırrı
Beyaz, 95 yaşına gelmiş. Rahatsız. Hissediyor ölüm döşeğinde olduğunu. "Çağığın bütün ailemi... Oğullağımı, kızlağımı, toğunlağımı... Onlağa bir siğ veğeceğim... Benim için çok önemli biğ siğ... Bu siğla mezağa gitmek istemem!.." Bütün aile, çoluk, çocuk, torun toplanıyorlar yatağın etrafına. Hepsi Beyaz'a doğru eğiliyor. İhtiyar adamın artık fısıltı haline gelen konuşmasını duyabilmek için. "Unutmayın... Bu çok gizli bir siğ!" diyor beyaz. Tüm nefesler kesiliyor odada. Sinek uçsa duyulacak. "Çok güzel çocuklağ..." diyor beyaz, "... işte benim hayat boyu sakladığım siğğim..." Son bir nefes daha alıyor, dudakları kıpırdıyor: "rrrrrrrrrrrrrrrrrr!.." (Cüneyt Evliyaoğlu)

031. Komşunun tavşanı
Bir öğleleyin bahçemde çalışırken köpeğimin çitin altından bir şeyi kaptığını farkettim. Dikkatli bakınca kaptığı şeyin komşumun minik kızının çok sevdiği tavşanı olduğunu anladım. Yıllardır minik kızın okuldan eve döner dönmez nasıl kafesin yanına koşup küçük tavşanı ile oynadığını seyrederdim. Bir hamleyle köpeğimin üzerine atılıp tavşanın ölü bedenini köpeğin dişlerinden kurtardım. Hızlı düşünmeliydim. Zavallı tavşanın ölü bedenini banyoya götürüp önce bir güzel yıkadım sonra da tüylerini saç fırçasıyla iyice kabarttım. Temizleyip tüylerini kabarttığım tavşanı çitin öte tarafına geçip yeniden kafesinin içerisine koydum. Umudum ölümün doğal nedenlerden olduğunun sanılmasıydı. Tam kendi bahçeme geçmiştim ki komşunun arabası göründü. Araba park yerine girince evin minik kızı bahçeye girdi. Kafesin yanına gelince de avazı çıktığı kadar bağırdı; “Babaaaaaaaaaaa!..” Babası panik içinde kızın yanına koştu. Kafese baktı ve bağırmaya başladı; "Nasıl bir sapık ölü bir tavşanı mezarından çıkarıp, yıkayıp yeniden kafesine koyar?."

032. Hızlı tavuk
Adamın biri spor bir araba almış. Arabasına atlayıp şehir dışına gitmiş. Başlamış hız yapmaya?.. 150 ile giderken yan tarafa bir bakmış, bir tavuk koşuyor... Daha dikkatli bakınca tavuğun 3 ayaklı olduğunu görmüş. Tavuk hızlanmış ve arabayı geçmiş. Adam 180 km'ye çıkmış ve tavuğun yanına tekrar gelmiş ve bakmış. Gerçekten de 3 ayaklı ve saatte 180 km hız yapıyor... Tavuk gıdaklayarak uzaklaşmış ve gözden kaybolmuş. Adam toz duman icinde durmuş. Yol kenarında tarlada çalışan bi köylü:
- Hemşerim n’oldu?”
- Ya söylesem inanmazsın. 180 km ile gitmeme rağmen 3 ayaklı bir tavuk beni koşarak geçti!..
- Normaldir?. Onları biz üretiyoruz!..
- Nasıl yani?...
- Bizim evde ben, annem ve babam yaşar. Bizler tavuğun bacağını çok severiz. Her tavuk pişirdiğimizde evde kavga çıkar!..
- Nasıl yani, o tavuk sentetik mi?
- Evet!..
- Peki tadı nasıl?
- Bilmem... Hiç yakalayamadık ki!.. (Hasan Çeliktaş)

033. Derviş
Köylü eşeğinin iki yanına iki çuval asmış gidiyormuş. Bir ağacın altında mola vermiş. Uzaklardan saçı sakalı birbirine karışmış bir derviş görünmüş. Gelmiş köylünün yanına çökmüş; sormuş;
- Eşekteki çuvallarda ne var?
- Birinde buğday, diğerinde kum.
- Neden öyle? Kumu ne yapacaksın?
- Be adam... Buğday çuvalını dengelesin diye, öbür tarafa da kum astım... Anlamadın mı?
- Sen akıllı bir adam olsaydın, buğday çuvalının yarısını öbür çuvala boşaltır, dengeyi sağlardın; hem de boşu boşuna kum taşımaz, eşeğini de yormazdın.
Köylü hayret etmiş, “Bu akıllı adam da neyin nesi? Haline bakıp aldanmamalı, kıyafet değiştirmiş bir padişah ya da alim olmalı.” Sormuş köylü. Yoo... Adam ne sultandır, ne de alim; sıradan bir derviştir. Köylü bu kez adamın zenginliğinden kuşkuya düşer;
- Kim bilir kaç evin, kaç sürün vardır?
- Yoo... Gördüğün gibiyim. Ne malım var, ne mülküm.
- O halde çok paran vardır!
- Ne parası?.. Meteliğim yok. Ben bir garip dervişim. Dünyayı dolaşır, doğruyu yanlışı görür, işine yaramasa bile, cebime bir kuruş girmese bile, öğrendiklerimi halka anlatmaya çalışırım.
- Var git, nereye gideceksen git!.. Aklın var ama, şu haline bak! Benim gibi cahilin evi de var, tarlası da, sürüsü de... Senin aklın ne işe yarar, kendine bir faydan olmadıktan sonra?.. (Hasan Pulur)

034. Dilek
Cin 10 zenciye sormuş: “Dileyin benden ne dilerseniz. Birer dilek dileme hakkınız var.” 1. zenci “Beyaz olmak istiyorum!” demiş, olmuş. 10. zenci tebessüm etmeye başlamış. 2. zenci de beyaz olmak istediğini söylemiş, olmuş. 10. zenci sırıtmaya başlamış. 3. zenci de beyaz olmuş dileğiyle... 10. zenci kıkırdamaya başlamış. 4. zencinin de isteği aynı... 10. zenci gülmeye devam... 5, 6, 7, 8 derkeeen 9. zenci de beyaz olma yönünde isteğini kullanmış. Sıra 10. zenciye gelmiş ama adam yerlerde... Gülmekten geberiyor. Cin isteğini sormuş... Adam nefes almaya fırsat bulduğu bir ara isteğini garip bir böğürtü ile belirtmiş: “Hepsini zenci yap!..”

035. Dilek
Adamın biri California'da sahil kıyısında yürürken bir şişe bulur. Şişenin mantarını açar açmaz içinden bir cin çıkar. Cin adama der ki, “Beni şişe içinde hapsolmaktan kurtardın, şimdi benden bir şey dile. Yalnız iyi düşün çünkü bir tek dilekte bulunabilirsin." Adam düşünür taşınır, "Ben..." der, "... hayatım boyunca Hawaii'ye gitmek istedim ama beni deniz tuttuğu için gemiye binemiyorum, uçaktan da çok korkarım. Hawaii'ye gidebilmem için bana buradan oraya bir yol yap." Cin düşünür, "Bak, bu gerçekten muazzam bir iş!"der. "Okyanusun içine o yolu taşımak için yerleştirilmesi gereken yüzbinlerce kolonu, o kolonların deniz dibine çakılmasını, daha sonra da yolun kaplanması için gereken milyonlarca ton malzemeyi düşün. Gerçekten çok zor bir olay. Normalde ben böyle bir şey söylemem ama gel sen vazgeç bu dileğinden başka bir dilekte bulun." Adam tekrar düşünür. "Peki..." der, "... Hawaii'ye yol dileğimden vazgeçiyorum. Bana kadınları nasıl anlayacağımı öğret. Onları neler mutlu eder neler mutsuz? Kadınları gerçekten etkileyip harekete geçiren şeyler nelerdir? Değişik ruh durumlarını nasıl anlarım?" Cin sorar: "Yolu iki şeritli mi istiyorsun, dört mü?" (Merter Ortaç)

036. Banu Alkan
Florida, Miami modası var ya sanatçılarımızda... Banu Alkan da atlamış gitmiş Miami'ye. Türkiye'deyken demişler ki, "Florida timsah cennetidir. Timsah derisinden ayakkabı or’da çok ucuzdur." Hemen bir timsah ayakkabı almak için dalmış ilk dükkana banu. Seçmiş... Fiyat?.. Ateş pahası... Öbür dükkan... Ateş pahası... Tepesi atmış Banu'nun.. Tezgahtara bağırmış; "Şimdi gider, kendime bir timsah avlarım. O zaman daha uygun bir fiyatla timsah ayakkabım olur!" Tezgahtar, "Hemen gidin... Büyük bir tane yakalayın ama!.." Banu dalmış, Florida'nın uçsuz bucaksız bataklıklarına... Akşam tezgahtar evine dönerken bir bakmış Banu... Elinde bir tüfek... Sulara dalmış... 5 metre boyunda bir timsah da ona doğru yüzüyor.. Kıyıda 10, 12 timsah ölüsü, sırtüstü çevrilmiş yan yana yatıyor. Çekmiş tetiği Banu, tam açık ağzından vurmuş hayvanı... Sürükleyerek kıyıya çekmiş. Bin güçlükle sırtüstü çevirmiş ve öfkeyle bağırmış: "Hay allah kahretsin!.. Bunun da ayakkabısı yok!.." (Berrin Yanıkkaya)

037. Communication
En hızlı 3 medya:
1. Tele-phone
2. Tele-vision
3. Tell-a-woman (Erol Mutlu)

038. Tedbir
Adam kızını hayatın tehlikelerinden korumak istiyormuş. Zaman geldiğinde ve kızının güzelliği tam bir olgunluğa eriştiğinde, onu karşısına oturtarak dünyanın alçaklık ve kötülüklerini anlatmış. Şöyle söylemiş: “Sevgili kızım, sana söyleyeceklerimi unutma. Bütün erkekler tek şey ister. Erkekler çok kurnazdır. Her an kapan kurmaya çalışırlar. Onların arzularının batağına gittikce nasıl daha çok battığını anlamazsın bile. Sana mutsuzluğa giden yolu göstereceğim. Erkek önce senin en güzel özelliklerine bayılır ve sana hayran olur. Daha sonra seni dışarı bir yere davet eder. Sonra evinin önünden geçerken ceketini almak istediğini söyler. Kendisiyle içeri gelmeni ve oturmanı ister. Sana çay ikram eder. Beraber müzik dinlersiniz ve uygun zaman gelince de birden kendini senin üstüne atar. Bu şekilde kirletilmiş olursun, tabii bizler de kirletilmiş oluruz. Ailemiz kirletilmiş olur ve temiz ismimize kara leke sürülür.” Kızı babasının sözlerini kafasına yerleştirmiş. Bir süre sonra babasına gelmiş, gururla gülümseyerek şöyle demiş: “Baba sen müneccim misin? Nasıl tüm olacakları önceden bildin. Tam söylediğin gibiydi. Önce benim güzelliğime hayran oldu. Daha sonra çıkma teklif etti. Sonra sanki rastlantıymış gibi onun evinin yanından geçtik. Oradan geçerken, zavallı adam ceketini unuttuğunu fark etti. Ve orada yalnız bekleyemeceğimden, beni evine davet etti. Kibar davranış örneği olarak bana çay ikram etti ve hoşça vakit geçirmek için müzik çaldı. Tam bu noktada, bana söylediklerini düşündüm. Olacakları tamamen biliyordum. Fakat gördüğün gibi sana layık bir evladım. Zamanın geldiğini hissettiğimde, kendimi onun üzerine attım ve ben onu, onun annesini, babasını, ailesini ve itibarını lekeledim!..”

039. İş
Uzun zamandan beri görüşmüyorlardı. Yolda karşılaştılar;
- Hayrola? Epeydir görüşmedik... Neler yapıyorsun?
- İyiyim... Yeni bir iş kurdum. Kadınlarla uğraşıyorum.
- O nasıl iş öyle?
- Onları esirler gibi çalıştırıyorum. Yemek yemelerine izin vermiyorum, bağırıp, çağırıyorum, paralarını alıyorum. Sonra da işleri bitince kovuyorum...
- Ne biçim şey bu böyle?
- Valla “güzellik enstitüsü” diyor onlar!..

040. Rüya
Adamın birine her gece rüyasında bir kamyon veriyorlarmış. Adam da kamyonu Adana’ya götürüyormuş. Her gece aynı rüyayı görmekten ve sabaha kadar direksiyon sallamaktan bıkan adama bir psikiyatrist tavsiye etmişler. Ertesi gün adam tavsiye edilen psikiyatriste gitmiş. Psikiyatrist adamı dinledikten sonra “kolay” demiş;
- Adana’ya giderken ankara’dan geçiyor musun?
- Evet...
- Peki Ankara’da Gençlik Parkı’nı biliyor musun?
- Evet...
- Tamam... Sen kamyonu Gençlik Parkı’nın önüne getir, gerisi kolay.
Adam denileni yapmış, Gençlik Parkı’nın önüne gelince bakmış ki psikiyatrist orada. Kamyonu ona vermiş ve sabaha kadar rahat etmiş. Aradan zaman geçmiş yolda bir arkadaşına rastlamış. Gözleri mosmor, uykusuzluktan bitap halde.
- Hayrola?
- Ya’u sorma, her gece bana üç kadın veriyorlar sabaha kadar hepsiyle beraber oluyorum. Öldüm bittim valla.
- Ya’u, benim de böyle bi derdim vardı. Şu psikiyatriste gittim, hemen çözdü.
Ertesi gün arkadaşının tarif ettiği psikiyatriste gitmiş derdini anlatmış;
- Kolay... Ankara’yı biliyor musun?
- Evet...
- Peki Gençlik Parkı’nı biliyor musun?
- Evet... Biliyom.
- Hah tamam... Sen birincisiyle beraber olduktan sonra al ikisini bana getir...
Adam söyleneni yapmış. Aradan zaman geçmiş; arkadaşıyla yine karşılaşmış. Arkadaşı sormuş;
- N’oldu derdine çare buldun mu?
- Yok ya’u!.. Daha berbat oldum.
- N’ooldu, psikiyatriste gitmedin mi?
- Gittim... Zaten onun yüzünden böyle oldu... Bana ‘birinci kadınla beraber olduktan sonra ikisini Gençlik Parkı’nın önüne getir’ dedi. Ben de dediğini yaptım.
- Eee?
- İki kadını benden aldı, bir kamyon verdi. Her gece sabaha kadar Adana’ya götürüyom!.. (Erol Mutlu)

041. Ayna
Pamuk Prenses, Herkül ve Notre Dame'ın Kamburu aynı sirkte sahneye çıkıyorlarmış. Bir gün otururken Pamuk Prenses demiş ki: “Benim çadırımda sihirli ayna var; girip sorayım, hala en güzel ben miyim?” Çadıra girip çıktıktan sonra: “Aynaya sordum, hala en güzel benmişim.” Bunun üzerine Herkül: “Bir de ben sorayım; hala en kuvvetli ben miyim?” demiş ve çadıra girmiş. Çadırdan çıkınca; “Hala en kuvvetli benmişim.” demiş. Sıra Notre Dame'ın Kamburu’na gelmiş. O da “En çirkin hala ben miyim sorayım?” diye çadıra girmiş. Çadırdan on karış suratla çıkan norte dame'ın kamburu sinirli bir şekilde; “Kim lan bu ......................?(fıkrayı anlattığınız kişinin ismi)” (Ozan Yeniçeri)

042. Nasıl
"Bakın bana!" diye övünür çakı gibi bir yaşlı adam, dümdüz ve sımsıkı midesini yumruklayarak ve bir grup gencin önünde yüz kere şınav çektikten sonra... "Yay gibiyim yay! Sebebini bilmek ister misiniz? Sigara içmem, içki içmem, gece erken yatarım, kadınlardan uzak dururum." Gençlere gülümseyerek bakar sonra, bembeyaz dişleriyle ve parıldayan gözleriyle:
- Ve yarın, 95. yaşgünümü kutlayacağım.
- Ah sahiden mi?.. Peki ama nasıl kutlayacaksınız? (Erol Mutlu)

043. Karpuz
Bir karpuz tarlası olan çiftçi, tarlasına çocukların dadandığını ve her akşam birkaç karpuzun eksildiğini farketti. Epey düşündükten sonra, tarlaya bir uyarı levhası koymaya karar verdi; “Dikkat! Karpuzlardan birine siyanür enjekte edildi!“ Ertesi akşam karpuz yiyemeden kaçan cocukları keyifle izledi. Bir hafta sonra, çiftçi tarlasında geziyordu. Karpuzlarını kontrol ederek eksik olmadığını düşünürken gözü kendi levhasının yanına konan bir levhaya ilişti: “Şimdi o karpuzlardan iki tane var!“ (Bora Çıracı)

044. Direnç
Bizim köylü Ahmet eşeğini satmaya karar vermiş. Kıymeti taş çatlasa 50 milyon lira eden eşek için pazarlık payını da ekleyerek 100 milyon lira fiyat koymuş. Komşu köyden acilen eşeğe ihtiyacı olan Mehmet 100 milyon ödeyip almaya razı olmuş. Köylü Ahmet eşeğini satmış ama akşam da uykusu kaçmış. Düşünüp durmuş, “Mehmet 50 milyon liralık eşeğe niye 100 milyon lira verdi?” diye. İçi rahat etmeyince ertesi gün eşeğini geri almaya karar vermiş. Pazara gittiğinde Mehmet’in eşeği 200 milyon liradan satışa çıkardığını görmüş. Sonunda 200 milyon liraya almak zorunda kalmış. Aynı olay bu kez Mehmet’in başına gelmiş. O da ertesi gün eşeği geri almaya karar vermiş. Bu alışveriş her gün fiyat arta arta devam etmiş. Birkaç gün sonra pazara bir başka köyden Hüseyin gelmiş. Hüseyin pazardaki kalabalığın arasına dalınca bir de ne görsün: “Al, sat... Al, sat” bağrışmaları arasında bir yaşlı eşek ve eşeğin 1 milyar liralık satış fiyatı!.. Yanındakine sormuş “Hemşerim, bu yaşlı eşek 1 milyar lira eder mi yahu?” Adam hemen yanıtlamış; “Valla grafikler ortada. Bu eşeğin fiyatı 50 milyon liradan başladı, 950 milyon liraya geldi. Şöyle bir tekniğine bakarsan görürsün... Eşeğin fiyatı 1 milyardaki direncini kırarsa, 1,5 milyara kadar yolu var!..

045. Kulak yok!
Adam, korkunç bir kazada kulaklarının ikisini birden kaybetmiştir. Bu alışılmadık durum onu oldukca hassas ve alıngan bir kişi yapmıştır. Kaza sonucu sigorta şirketinden aldığı rekor tazminat, acısını oldukça hafifletmiş ve ona her zaman hayalini kurduğu işini kurma olanağı vermiştir. Gider ve gelişen, küçük bir bilgisayar şirketini satın alır. Ancak hiç yöneticilik deneyimi olmadığını görür ve birilerini işe almaya karar verir. Üç tane aday seçer ve her biriyle tek tek görüşür. İlk aday oldukça iyidir ve adam onu sevmeye başlar. Derken adaya sorar, “Bende alışılmadık bir şey görüyor musun?“ Adam yanıtlar, “Eğer onu kastediyorsanız, kulaklarınız yok.“ Adam üzülmüştür, derhal adayı odadan kovar. İkinci aday, birinciden de iyidir. Konuşmanın devamında adam aynı soruyu ona da sorar, “Bende alışılmadık bir durum görüyor musun?“ Aday, “Evet...” der, “... kulaklarınız yok!“ Adam üzgün ve kızgın, onu da dışarı atar. Derken sıra üçüncü adaya gelir. Üçüncü, tümünden de iyidir. Tüm sorulara mükemmel yanıtlar verir. Adam heyecanla sorar, “Bende, alışılmadık bir durum görüyor musun?“ Aday, “Evet, kontakt lens kullanıyorsunuz.“ der. Adam iyice heyecanlanmıştır, “Çok iyi! Bu senin zeki biri olduğunu gösterir, nasıl anladın?“ Aday, “Basit...“ der, “... kulakların yoksa gözlük takamazsın!“ (Kanat Gezgen)

046. Marlboro
Çinliler günlük beş milyon karton Marlboro sigarası almak için ABD’den istekte bulunmuşlar. Sigara imalatçısı firmalar Amerika’da yaşadıkları sıkıntıların üzerine bu teklife can simidiymiş gibi sarılmışlar. Ama Çinliler’in bir şartı varmış: “Fabrikalarınızı göreceğiz!” Marlboro yetkilileri bu isteği kabul etmişler. Önce Çinli yetkililere fabrikada bir brifing vermişler. Gezi planını açıklamışlar. Fabrikayı gezerken, Çin ekibinin başkanının gözüne bir yazı ilişmiş: “Yasak bölge. Yetkililerden başka kimse giremez!” Çinli yetkili bu bölgeyi görmek istediğini söylediğinde, Marlboro yetkilileri bunun mümkün olmadığını söylemişler. Çinliler kızmış. “Ya bize bu bölgeyi gösterirsiniz ya da anlaşmayı iptal ederiz!” Bakmışlar Çinliler kararlı, yasak bölgeyi ziyarete açmışlar. Yasak bölgede çok büyük bir depo varmış. Biri iki parmak kalınlığında, diğeri beş metre kalınlığında iki boru bu depoya ulaşıyor, beş metre iki parmaklık bir boru ise depodan çıkış yapıyormuş. Çinliler bu boruların işlevlerini merak etmişler. Marlboro yetkilileri bu konunun “Çok gizli” olduğunu, açıklayamayacaklarını belirtmişler. Çinliler diretmiş: “Bu boruların işlevlerini belirtmezseniz, anlaşmayı iptal ederiz. Eğer açıklarsanız, anlaşma miktarını iki kat artırırız.” ABD’liler çaresiz, tek tek açıklamaya başlamışlar: “Bu iki parmak genişliğindeki boru depoya tütün, beş metrelik boru ise bok pompalar. Bokun cinsi önemli değildir. Ne bulursak pompalarız. Depodan çıkış yapan 5 metre iki parmaklık borudan ise bunların karışımını alır, bildiğiniz meşhur sigaramızı yaparız.” Çin ekibinin başı bu açıklamalar üzerine ayağa kalmış. Sigaracılar “Eyvah, gittik, öldük!” diye düşünürken, Çinli heyecanla anlaşma miktarını on katına çıkarmak istediklerini açıklamış. ABD’liler şaşkınlıktan küçük dillerini yutacaklarmış. Birisi cesaret edip bu kararlarının gerekçesini sormuş. Çinli yetkili gülerek: “Vallahi biz sigaranızı tümüyle boktan yaptığınızı düşünüyorduk. Burada gerçekleri gördük. Tütün de kullandığınızı anladık!..”

047. Enayi
Arabasını park edip lokantaya giren adam, çıktığında arabasını akordeona dönmüş bir halde bulur. Cam sileceğinin altında bir kağıt vardır. Kağıdı açtığında, şu satırlarla karşılaşır: “Ön vitesle geri vitesi karıştırıp arabanıza sert bir şekilde çarptım. Arabanızda gördüğünüz gibi çok büyük hasar var. Olayı gören kimseler de şu an, ben bu satırları yazarken çevremde toplanmış bulunuyorlar ve bu kağıda adımı ve adresimi yazdığımı sanıyorlar. Ne halin varsa gör, o kadar enayi değilim!..” (Ozan Onat)

048. Ajda Pekkan
Hikaye bu ya, gecenin geç bir vakti, Ajda Pekkan İbni Sina Hastahanesi’nin acil servisine hızla girer. İşaret parmağının ucunda bir kurşun deliği görülmekte, bu delikten de şakır şukur kan akmaktadır... Kendisi Ajda Pekkan olduğu için acil servis tarafından kabul edilmekte herhangi bir sıkıntı çekmez... Acil servis doktoru sorar: “Süperstarımız Ajda hanımefendi, nasıl oldu bu, anlatır mısınız?” Ajda, “Şey...” der, “... eski bakan Yıldırım Aktuna’yla aramız bozulduktan sonra intihar etmeye karar verdim. Önce silahı göğsüme dayadım, sonra düşündüm: ‘yahu bu silikonlar, ameliyat falan için binlerce dolar harcadım, yazık değil mi.’ Bu düşüncem sonucunda kendimi göğsümden vurmaktan vaz geçtim. Sonra silahı ağzıma dayadım ve yine düşündüm: ‘yahu bu dişlere porselen, düzeltme, ameliyat şu bu için binlerce dolar harcadım, dudaklara harcadıklarım da cabası.’ Bunun üzerine, ‘evet,’ dedim kendi kendime, ‘ağzımdan da vuramam kendimi!” Süperstarımızın bu fevkalade rasyonel düşünce zincirini büyük bir hayranlıkla takip eden doktorumuz, hayranlıktan ağzı bir karış açık bir şekilde sorar: “Eeee, sonra ne oldu Ajda hanım?” Ajda, “Bunun üzerine silahı kulağıma dayadım ve düşündüm: bu silahın sesi de şimdi çok gürültü çıkarır, bunu önlemem lazım. Böylece işaret parmağımla diğer kulağımı tıkadım ve tetiği çektim.” (Erol Mutlu)

049. Yapmış mı
Adamcağız her gece yatağını ıslatır hale gelmiş. Yatmadan evvel çişini yapıyor, ama gece yine yatağı ıslatıyor. Canına tak edince soluğu psikologta alıyor. Doktor hastasını önce telkin ediyor, uzanıp rahat etmesini sağlıyor ve terapisine başlıyor;
- Eveettt... Şimdi anlatın bakalım. Her gece yatağınıza nasıl işiyorsunuz?
- Valla doktorcum, önce çişimi yapıyorum ve yatağa yatıp uyuyorum.
- Ee? Gayet güzel, devam edin.
- Uyuduktan bir süre sonra rüya görmeye başlıyorum.
- Peki nasıl bir rüya görüyorsunuz?
- Rüyamda yeşil, küçücük bir adam geliyor ve bana “Çişini yaptın mı?” diye soruyor. Ben de “Hayır, yapmadım” deyince; ”Ha’di bakalım öyleyse şimdi yap!” diyor, ben de yapıyorum.
- Hımm... Tamam, anlaşıldı. Şimdi eve gidince bu gece yine çişinizi yapıp yatın. O yeşil küçük adam gelip de size “Çişini yaptın mı?” diye sorarsa siz de “Evet! Yaptım!” diye yanıtlayın.
Bu reçeteyi alan hastamız eve gider. Yatma vakti gelince çişini yapar ve yatağa yatar. Aradan az bir süre geçer. Rüya görmeye başlar ve yeşil küçük adam gelir, bizimkine sorar;
- Çişini yaptın mı?
- Evet! Yaptım!
- Ya büyüğünü?
- I-ıh, yapmadım.
- Ha’di bakalım, öyleyse şimdi yap!.. (Beril Odabaş)

050. İsim
Kızılderinin biri nüfus memuruna gitmiş:
- Memur bey, adımı değiştirmek istiyorum.
- Adın ne?
- Bulutların arasından süzülürken aniden yere çakılan muhteşem kartal...
- Peki adını ne olarak değiştirmek istiyorsun?
- Pat!.. (Hakan Pişkintaş)

(devam edecek)
Gelen Fıkralar
Bu dökümana henüz fıkra eklenmemiş, aşağıdaki formdan fıkranızı ekleyebilirsiniz.
Fıkra Ekleyin
Fıkra
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir fıkra eklendiğinde haber verin.

Ara
Fıkra Masası Fıkra Masası, ticari amaç taşımayan bir paylaşım sitesidir. Elde edilebilecek reklam ve/veya yayın gelirleri Ankara İletişimliler Vakfı (Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunları Vakfı) Burs Fonu'na bırakılmıştır.