Ortaya Karışık Fıkralar 3
101. Hesap
Gayet şık giyinmiş adam çok pahalı bir restorana gelerek, kendisine mükellef bir ziyafet çekmiş. Hesabın çok kabaracağı çok belirginmiş. Yemeğin sonuna doğru şef garsonu çağırmış; “Çok güzel bir yemekti. Geçen sene de buna benzer bir yemek yemiştim. Ancak param olmadığı için beni döverek bir un çuvalı gibi dışarı atmıştınız.” Şef garson üzgün; “Özür dileriz bayım!..” Adam; “Ah, önemli değil. Sizi bu sene de aynı zahmete sokacağım için ben özür dilerim!..”
102. Ebediyen
Yargıç, sanığı sorguya çekiyordu:
- Demek yüzüğü çalmadın, yolda buldun.
- Evet efendim, yolda buldum. İnanmazsanız, yüzüğü düşüren sahibine sorun.
- Peki, sahibinin kim olduğunu biliyorsun da, yüzüğü götürüp niçin ona vermedin?
- Verecektim ama... İçindeki yazıyı görünce vazgeçtim.
- Ne yazıyordu yüzüğün içinde?
- Efendim “ebediyen seninim” yazıyordu!..
103. Tabi kalabilirsin
Adam işyerinde arkadaşı ile sohbet ediyormuş.
- Dün gece ne olduğuna kesinlikle inanmayacaksın.
- Ne oldu, anlat bilelim.
- Dün gece kapı çaldı. Kapıyı açtım, şakır şakır yağmur yağıyor. Baktım ki benim eski kayınvalide kapının eşiğinde duruyor.
- Sonra?
- Bana; “Bir iki gün burada kalabilir miyim?” diye sordu.
- Sen ne dedin?
- “Tabii ki” dedikten sonra kapıyı kapattım.
104. Savaş
İsviçre Çin’e savaş ilan etmiş. Bir şekilde Çin’e kadar gelmişler. Haber Çin başbakanına geç ulaşmış.
- Başbakanım İsviçreliler saldırdı, Pekin’e girdiler!
- İsviçre de ne?
- AIvrupa’da bir ülke!
- Kaç kişi bunlar?
- 5 milyon!
- Hangi otelde kalıyorlar? (Fulya Arıcı)
105. Mucize
Günün birinde üç adam ormanda yürürlerken karşılarına büyük ve vahşi bir nehir çıktı. Ama nehrin karşı kıyısına mutlaka geçmeleri gerekiyordu. Peki bunu nasıl başaracaklardı? Birinci adam, dizlerinin üstüne çöktü ve tanrıya dua etti: “Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ver!” Tanrı ona uzun kollar ve güçlü bacaklar verdi. Böylece nehrin karşı kıyısına geçebildi. Ancak bunun için 2 saat boyunca dalgalarla boğuştu ve 3-4 kez boğulma tehlikesi geçirdi. Ama, başarmıştı! Bunu gören ikinci adam da tanrıya dua etti: “Tanrım lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç ve gerekli aracı ver!” Tanrı ona bir tekne verdi ve o da nehrin karşı kıyısına geçmeyi başardı. Ancak birkaç kez teknenin alabora olma tehlikesiyle karşılaştı. Tüm bu olan bitenleri izleyen üçüncü adam, dizlerinin üstüne çöktü ve tanrıya yalvardı: “Tanrım, lütfen nehrin karşı kıyısına geçebilmem için bana güç, araç ve zekayı ver!” Tanrı adamı bir kadına dönüştürdü... Kadın haritaya baktı.... Nehrin biraz yukarısına doğru yürüdü ve köprüden karşıya geçti. (Şeyda Günaydın)
106. Yaramazın treni
Evin annesi ütü yaparken, evin küçük yaramazı da salonda oyuncak treniyle oynuyormuş. Bir ara çocuk bağırmaya başlamış: “Evet! Son durağa geldik! Duymadınız mı allahın cezaları? Hala ne oturuyorsunuz? Çabuk defolun, inin aşağı!” Bunları duyan anne neye uğradığını şaşırmış, doğru salona koşmuş: “Sen ner’den öğrendin bakayım böyle konuşmayı? Ne kadar ayıp... Şimdi doğru odana gidiyorsun, tam 2 saat cezalısın. Bir daha da ağzından öyle kötü sözler duymayayım!” 2 saat sonra küçük afacan tekrar salona dönmüş, treninin başına oturmuş. Annesi mutfakta yemek yapıyormuş. Derken yine oğlanın konuşmalarını duymuş: “Sayın yolcularımız, işte son durağa geldik. Umarız çok güzel bir yolculuk geçirmişsinizdir. Lütfen eşyalarınızı trende unutmamaya dikkat ediniz. Trene yeni binen yolcularımız, sizin de çok güzel bir yolculuk geçirmenizi diliyoruz. Küçük bagajlarınızı koltuklarınızın altına koyabilirsiniz. Bu arada unutmayın, yolculuk sırasında sigara içmek yasaktır.” Bunları duyan annesi cezanın işe yaradığından memnun gülümserken oğlan konuşmasına devam etmiş: “Ayrıca iki saatlik rötar yüzünden mutfaktaki cadaloz adına hepinizden özür dileriz!..” (Müge Serdar)
107. Dürüstlük
Bir köylü dere kenarında elinde baltası ağaç budamaya gidiyormuş. Baltasını dereye düsürmüş. “Ah, eyvah şimdi ben ne yapacağım” derken, tanrı görünmüş aniden. “Ne oldu, ne var, neden sızlanıyorsun?” diye sormuş adama. Adam da: “Aman tanrım, ben şimdi ne yapacağım, baltamı dereye düşürdüm, yeni bir balta alacak param da yok, ağaçları nasıl budayacağım?” Tanrı: “Dur bakalım.” diyerek dereye gitmiş. Elinde bir altın balta ile dönmüş. “Söyle bakalım senin baltan bu mu?” Adam: “Hayır tanrım“ demiş. Tanrı yine dereye. Elinde gümüş bir balta ile dönmüş. Sormuş: “Senin baltan bu mu?” Adam: “Hayır tanrım “ demiş. Tanrı yine dereye gitmiş. Elinde eski bir demir balta ile dönmüş. Sormuş: “Senin baltan bu mu?” Adam sevinçle: “Evet tanrım” demiş. Tanrı: “Oğlum sen çok dürüst bir insansın, bu baltaların her üçünü de sana veriyorum, güle güle kullan.“ demiş. Adam mutlu, tanrı mutlu ayrılmışlar. Aradan bir süre geçmiş. Bizim adam dere kıyısında karısı ile birlikte yürüyorlarmış. Birden nasıl olduysa olmuş, kadın dereye düşmüş, gözden kaybolmuş. Adam yazık feryat, figan. O sırada tanrı gelmiş. Sormuş ne olduğunu adama. Adam: “Ah tanrım, kırk yıllık karım, can yoldaşım derede kayboldu. Ben onsuz ne yapacağım şimdi?” demiş. Tanrı dereye gitmiş. Yanında Deniz Akkaya ile dönmüş. “Senin karın bu mu?” demiş. Adam atılmış. “Evet, evet!” Tanrının kaşları çatılmış. “Sen bana yalan söyledin. Bu senin karın değil!” Adam boynunu bükmüş: “Haklısın tanrım. Ancak, ben fakir bir adamım. Değil desem, sen bu sefer Demet Şener’i getireceksin. Ve sonunda üçünü de bana hediye edeceksin. Ben bu fakir halimle üçüne birden nasıl bakarım!” (Zehra Demircan)
108. Teklif
Yaşlı bir adam emekliye ayrılır ve kendine bir lisenin yanında küçük bir ev alır. Emekliliğinin ilk bir kaç haftasını huzur içinde geçirir ama sonra ders yılı başlar. Okulların açıldığı gün, dersten çıkan öğrenciler yollarının üzerindeki her çöp bidonunu tekmelerler, bağırıp, çağırarak gürültü yaparlar. Bu gürültü günler sürer ve yaşlı adam bir önlem almaya karar verir. Ertesi gün çocuklar gürültüyle evine doğru yaklaşırken, kapısının önüne çıkar, onları durdurur ve ”Çok tatlı çocuklarsınız, çok da eğleniyorsunuz. Bu neşenizi sürdürmenizi istiyorum sizden. Ben de sizlerin yaşındayken aynı şekilde gürültüler çıkarmaktan hoşlanırdım, bana gençliğimi hatırlatıyorsunuz. Eğer her gün buradan geçer ve gürültü yaparsanız size her gün 1 dolar vereceğim.” der. Bu teklif çocukların çok hoşuna gider ve gürültüyü sürdürürler. Birkaç gün sonra yaşlı adam yine çocukların önüne çıkar ve onlara şöyle der, ”Çocuklar enflasyon beni de etkilemeye başladı. Bundan böyle size sadece 50 sent verebilirim.” Çocuklar pek hoşlanmazlar ama yine devam ederler gürültüye. Aradan bir kaç gün daha geçer ve yaşlı adam yine karşılar onları. ”Bakın..” der, ”... henüz maaşımı alamadım, bu yüzden size günde ancak 25 sent verebilirim, tamam mı?” İçlerinden biri ”Olanaksız bayım...” der, ”... günde 25 sent için bu işi yapacağımızı sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Biz işi bırakıyoruz.”
109. Beyaz fıkra
Afrikalı zenci aile, duydukları söylentiye inanıp içinden geçenlerin beyazlaştığı nehrin kıyısına gelirler. Baba karşıya geçer beyazlaşır. Anne karşıya geçer beyazlaşır. Büyük çocuk karşıya geçer beyazlaşır. Karşıda kalan küçük çocuk, bir ayının saldırısına uğrar ve ölür. Anneyi hüngür hüngür ağlarken gören baba şöyle der: “Boşver hanım. Zencinin biriydi zaten!..” (Müge Serdar)
110. Afrikalı yerli
İngiliz lordu gezmek için Afrika’ya gitmiş. Niyeti en otantik, en bakir yerleri gezip dolaşmak, kara kıtayı bir turist gibi değil, bir serüven adamı gibi keşfetmek. Lordu tutup, ilkel kabilelerin yaşadığı medeniyetten uzak bir yere götürmüşler. Adam rehberi ve bir kaç muhafız ile yerli köylerini dolaşmaya başlamış. Saz kulübelerden oluşan bir köye rastlamış. Köyü dolaşmış, insanlara bakmış. Köyün öbür ucunda, açık araziye bakan bir yerde çıplak bir zenciyi kütükten bir tamtamın başında görmüş. Bakmış ki adam elindeki ağaçtan tokmağı biteviye kütüğe vuruyor. Dikilmiş başına, “Neden tamtam çalıyorsun?” diye sormuş. Yerli kütüğe vurmayı kesmeden cevap vermiş, “Köyümüz susuz kaldı. Onun için çalıyorum.” İngiliz elindeki pipoyu ağzına götürüp bir nefes çekerken, bilgiç bilgiç gülümsemiş, “Yani mevsim kurak geçti, nehirler kurudu. Su kalmadı. Sen de tamtam çalıp ruhları yardıma çağırıyorsun. Aklın sıra dua ile yağmur yağdıracaksın öyle mi?” Yerli tamtamını çalmayı sürdürürken, bilgiçlik taslayan İngiliz’e şöyle bir yan bakış fırlatmış, “Hiç alakası yok!” demiş. “Ben yandaki köyden tesisatçıyı çağırıyorum!..”
111. Önemli olan
Bir bilgeye kadında önemli olanın ne olduğu sorulur. Bilgenin yanıtı şöyledir: “Kadında önemli olan ruh güzelliğidir. İyi bir ruhun sahip olması gereken vücut ölçüleri ise 90-60-90 olmalıdır!..” (Mehdi Koca)
112. Tek
Şehre yeni gelmiş bir turist arka sokaklarda gezinirken, ayaklarında bir tek ayakkabı bulunan gariban bir çocuk görmüş. Hemen yanına giderek konuşmaya başlamış; “Ne oldu, ayakkabının tekini kaybetmişsin galiba, gidip beraber arayalım istersen.” Çocuk; “Hayır, ayakkabımın tekini kaybetmedim. Sadece tek bir ayakkabı buldum.”
113. Vasiyet
Ölen zengin birinin vasiyetnamesine varisleri itiraz eder. Çünkü kendilerine az pay bırakmıştır. İddia ederler ki, rahmetli vasiyetnameyi düzenlerken, ruhsal yeteneklerine sahip değildi. Merhumun avukatı karşı koyar: “Tamamıyla sahipti. Çünkü mirasçılarına, ‘Ey leş kargaları‘ diye hitap ediyordu!..”
114. Çöpçatan servisi
Kadının biri bir çöpçatanlık bürosuna başvurmuş. Görevliye “Ben bir eş arıyorum” demiş. Görevli sormuş: “Aradığınız özellikler nedir?” Kadın; “İyi görünümlü, eğlenceli, sportif, bilgili, müzik ve dansa ilgi duyan, beni gün boyu eğlendirebilecek, ihtiyacım olduğunda bana değişik hikayeler anlatabilecek ve biraz sessizlik huzur istediğimde sessiz olabilecek biri.” Görevli “Anlaşıldı, kayıtlarımızda size uygun biri var. Bu akşam saat tam 20’de kapınızda olacak.” Kadın hayatından memnun evine dönmüş. Randevusu için süslenmiş, püslenmiş ve saat tam 20’de kapı çalmış. Kadın yüzünde kocaman bir gülümsemeyle kapıyı açmış... Ve karşısında... Tam aradığı özelliklere uygun... Bir televizyon!..
115. Kredi
Çok şık giyimli adamın biri New York’un en iyi bankalarından birine girer. Sırasını bekledikten sonra, müşteri temsilcisinin önündeki koltuğa oturur ve utangaç bir eda ile “Çok acele 5,000 dolara 3 haftalığına ihtiyacım var, bunu sizden hemen temin edebilir miyim?” diye sorar. Müşteri temsilcisi adamın giyiminden ve konuşmasından çok etkilenmesine rağmen, kendi bankaları ile daha önce hiç çalışıp çalışmadığı veya herhangi bir referansı olup olmadığı gibi beylik sorularını, ezberletildiği şekilde sorar. Adam, bunun üzerine kibarca ve ezilerek bunların aslında hepsini kendisine temin edebileceğini, fakat çok acelesinin olduğunu ve müşteri temsilcisinin temkinli yaklaşımını da gayet anlayışla karşıladığını anlatır ve sorar: “Benim aklıma bir çözüm yolu geliyor; kapınızın önünde 200.000 dolar değerinde Rolls Royce arabam var, bunu size teminat olarak bırakayım, 3 hafta sonra 5.000 doları ve faizini ödedikten sonra arabamı geri alırım, böyle bir çözüm sizce uygun mu?” Müşteri temsilcisi bunu hemen sevinçle kabul eder, adamın Rolls Royce’u bankanın garajına park edilir ve adam arzu ettiği 5.000 doları alıp gider. Adam 3 hafta sonra yine aynı müşteri temsilcisinin önüne gelir, borç aldığı 5.000 doları ve 3 haftalık süre için tahakkuk eden 15 dolar 42 cent faizi öder. Müşteri tam Rolls Royce’u ile bankanın önünden ayrılırken, müşteri temsilcisi biraz utanarak: “Kusura bakmayın ama, sizin gibi bir beyefendi nasıl olur da, kredi kartı ile çekebileceği 5.000 dolar için 200.000 dolar değerindeki Rolls Royce arabasını rehin bırakıp 5.000 dolar kredi alır?” diye sorar. Bunun üzerine müşteri: “Peki siz New York’da Rolls Royce’umun başına bir şey gelmeyeceğinden bu kadar emin olduğunuz ve 3 haftalık park ücretinin 15 dolar 42 cent tuttuğu başka bir park yeri biliyor musunuz?” (Eda Deneç)
116. Yöntem yanlış
Adam; “Bu sabah kalktığımda kendimi o kadar kötü hissediyordum ki, 100 tane aspirin yutup, intihar etmeye karar verdim.” Arkadaşı; “Ne diyorsun? Sonra ne yaptın? Anlaşıldığı kadarı ile vazgeçmişsin!” Adam; “Hayır, vazgeçmedim ama ikinci aspirinden sonra kendimi daha iyi hissettim!..”
117. Korku
Büyükannenin çiftliğine tatile giden minik yavruya büyükanne kuyudan bir kovaya su doldurma görevi vermiş. Küçük çocuk kovayı alıp, kuyunun başına gitmiş. Tam kovayı kuyuya indirmiş ki, kuyudan yukarı doğru bakan iki iri göz görmüş. Bir anda kovayı yere atarak, eve kaçmış. Büyükanne çocuğu kovasız görünce sormuş;
- Ne oldu, kova nerede?
- O kuyudan ben su dolduramam, büyükanne. Kuyuda büyük, yaşlı bir timsah var!
- Aman yavrum, niye korkuyorsun. O timsah uzun senelerdir orada yaşar, çok uysaldır, kimseye zararı dokunmadı. Sen öyle korkunca, o senden daha fazla korkmuştur muhakkak. Hadi, git de su doldur gel.
- Eğer o da benim kadar korktuysa, o kuyudaki suyu bir daha hiç kullanamayacağız demektir!..
118. Sorumlu Eleman
İşe adam almak üzere görüşme yapan patron müracaat eden adaya dönerek; “Biz bu iş için sorumluluk sahibi birisini arıyoruz.” Aday hemen yanıtladı; “Aradığınız kişi benim o halde. Eski iş yerinde ters giden bütün işlerde sorumlu kişinin ben olduğumu söylerlerdi.”
119. Sadık Uşak
Lord, uşağını çağırarak sordu:
- İçki içtiğini söylüyorlar, doğru mu?
- Evet, sör!..
- Dün gece meyhanedeymişsin?
- Doğru, sör!
- Bir sürü de rezalet çıkarmışsın, öyle mi?
- Evet, sör!
- El arabasıyla bir şeyler taşımışsın?
- Evet, Lord hazretleri!
- Peki, neydi taşıdığın gecenin o saatinde?
- Sizi meyhaneden eve götürüyordum, sör!..
120. Domates
Tiyatroda bir seyirci yanındakine sorar: “Deminden beri sahneye devamlı domates atıyordunuz. Şimdi de perde kapanınca alkışlamaya başladınız. Perdenin tekrar mı açılmasını istiyorsunuz?” Adam “Evet, atamadığım iki domatesim daha kaldı da!..”
121. Kaynana
Bilge Kral Solomon sarayında sessiz sakin bir gün geçirirken birden bir gürültü kopmuş. Kral ne olduğunu anlayamadan nöbetçiler kendisinin huzuruna saçsaça başbaşa vaziyette 2 kadın getirmişler. Yanlarında da üstü başı paramparça genç bir adam. Kral sormuş: “Nedir sizin derdiniz? Bu adam size ne yaptı?” Kadınlardan biri hemen atlamış: “Yüce Kralım, bu adam benim kızımla evleniecek. Söz verdi!” Öteki kadın da atlamış: “Hayır Yüce Efendimiz, esas benim kızımla evlenecek. Çünkü bize söz verdi!” Böylece 2 kadın yine birbirlerine girmişler. Sarayda bir uğultu, bir gürültü derken kral herkesi susturmuş ve “Bunu halletmek çok kolay” diyerek yardımcılarına emretmiş: “Derhal bu adamı kılıçla tam ortadan ikiye ayırın. Yarısını şu kadına, yarısını da öbür kadına verin.” Birinci kadın bunun üzerine “Tamam işte bu gayet adil!” demiş. İkinci kadın “Aman efendimiz yapmayın” demiş, “Elbet bir şekilde anlaşacağız. N’olur yok yere genç bir insanın kanı dökülmesin!” Bunun üzerine kral hiç tereddütsüz kararını açıklamış: “Bu adam birinci kadının kızıyla evlenmelidir.” İkinci kadın şaşırmış: “Ama neden? O kadın gencecik adamın testereyle parçalanmasına gayet memnun bir şekilde razı oldu!” Kral cevap vermiş: “Evet, bu da onun gerçek kaynana olduğunu gösterdi!..”
122. Kavga
İki araba birbirlerine yaklaşıyolardı. Birinin içinde bir adam, diğerinde bir kadın. Tam yanyana geldiklerinde adam camı açıp kadına: “Domuz!” diye bağırdı. Ve konusmaşına devam edecekken kadın çok sinirlendi ve o da camı açıp adama: “Hayvan!” diye cevap verdi. Ve arabalar yollarına devam ettiler. Kadın tam virajı dönmüştü ki yolun ortasında duran kocaman bir domuza çarptı. Bu hikayeden çıkarılacak sonuç: “Kadınlar dinlemeyi, erkekler de konuşmayı bir öğrenebilseler!..”
123. David Jones
Adamın biri üzerinde çok hoş bir gömlekle bardan içeri girmiş. Barmen “Oooo... Gömleğiniz çok güzel, ner’den aldınız?” Adam cevap vermiş: “David Jones’tan...” Derken bir adam daha bara gelmiş, onun da pantalonu çok şık görünüyormuş. Barmen sormuş: “Pantalonunuz çok şık, ner’den aldınız?” Adam; “David Jones’tan...” Derken üçüncü bir adam bara gelmiş, üzerinde de çok havalı bir ceket. Barmen ona da sormuş: “Ceketiniz ne kadar güzel... Ner’den aldınız?” Adam; “David Jones’tan aldım.” Biraz sonra bara bir adam girmiş, hem de çırılçıplak vaziyette. Barmen adamı durdurmuş: “Hey, bir dakika ahbap, bu kılıkta nereye gidiyorsun sen? Sen kim olduğunu sanıyorsun!” Adam fısıldamış; “David Jones!..”
124. Dua
Küçük Johnny, anne ve babasıyla birlikte akşam yemeği için büyükannesinin evine gitmiş. Herkes sofraya oturmuş, yemekler tabaklara konar konmaz bizim afacan hemen yemeye başlamış. Bunu gören annesi “Johnny, beklesene...” demiş, “...daha duamızı etmedik!” Ama küçük yaramaz hiç oralı olmamış: “Duaya gerek yok ki!..” Annesi iyice sinirlenmiş: “Ne demek gerek yok? Kendi evimizde her akşam yemeğe başlamadan önce dua etmiyor muyuz?” Bunun üzerine Johnny cevap vermiş: “Ama burası büyükannemin evi ve o yemek yapmasını biliyor!..”
125. İşitme cihazı
İki yaşlı arkadaş konuşuyorlar:
- Yeni bi işitme cihazı aldım... 4.000 $ para verdim ama inan ki değdi.. Kesinlikle işimi görüyor.
- Ciddi misin? Markası ne?
- 4’ü çeyrek geçiyor!
126. Seni uyanık seni
Adamın biri uzun ve yorucu bir iş gününün ardından bi kadeh içip rahatlamak istemiş. Yakınlardaki barın kapısına geldiğinde bir bakmış, kapının önünde bir rahibe oturuyor, elinde de bir teneke kutu. Adam kutuya birkaç bozuk para atmış, tam bara girecekken, rahibe ona içkinin zararlarından bahsetmeye başlamış; ‘içkinin dünyadaki bütün kötülüklerin tek sorumlusu olduğunu, şeytanın ta kendisi olduğunu’ söylemiş. Adam bunun üzerine sinirlenmiş: “İyi ama ben bütün gün stres altında deli gibi çalışıyorum. Mesai bittikten sonra bir kadeh birşey içmek beni kötü biri yapmaz ki? Evliyim, karıma ve çocuklarıma tapıyorum, çevremdeki herkesle iyi geçiniyorum, bazı yardım kuruluşlarında gönüllü çalışıyorum, her pazar kiliseye mutlaka gidiyorum. Şimdi ben 1 kadeh Scotch içeceğim diye şeytan mı oldum?” Rahibe ısrarla “Seni anlıyorum oğlum, bunları seni kızdırmak icin söylemedim...” demiş, “... ama içki öyle sinsi bir şeytandır ki onu içen herkes büyülenir, lanetlenir.” Adam; “İyi de, sen nasıl bu kadar emin konuşuyorsun? Hayatında bir yudum alkol aldın mı?” Rahibe; “Hayır, asla! Alkol denen şeytan benim dudaklarıma asla dokunmadı.” Adam; “Peki sence bir yudum içki senin gibi inançlı bir rahibeyi lanetli bir şeytana çevirebilir mi?” Rahibe; “Eee, bilmiyorum.” Adam “Bak ne diyeceğim. Şimdi birlikte bara girelim. Sana bir içki ısmarlıyacağım. Sadece 1 kadeh ve ondan sonra göreceksin ki, şeytan bardağın değil, insanın içindedir.” demiş. Bunu duyan rahibe “Ben bu şeytan yuvasına asla girmem!..” demiş, “... ama şeytanın bardakta değil, içimizde olduğunu söylemen ilgimi çekti. İtiraf etmeliyim ki meraklandım!” Adam; “Tamam o halde, gel benimle içeri.” Rahibe; “Hayır oğlum ben oraya giremem. Ama bak aklıma bir fikir geldi, sen benim şu teneke kutumu al, içeri gir ve o Scotch dediğin şeyi buna doldur, sonra da bana getir.” Adam “Tamam...” demiş, içeri girmiş. Barmene yaklaşmış: “Selam, 2 scotch istiyorum. Yalnız birini şu teneke kutuya doldurur musun?” Barmen adama ters ters bakmış: “O Allahın cezası şimdi de bizim kapıda mı duruyor?..” (Müge Serdar)
127. Madonna
Bir gün Madonna bir yarışma düzenlemiş. Kim ona yetişirse, ona sahip olacak. Büyük kalabalığın arasından Madonna Ferrari’siyle otobana çıkmış. Gazladığı an kalabalık peşinden gelmeye başlamış. Giderek kalabalık azalıyormuş. Ferrari’nin hızı 250km/saatte yaklaşınca peşinden tek bir kişi geliyormuş; o da tek ayaklıymış. Madonna hayret etmiş ve arabasını durdurmuş. Arabasından çıkmış ve;
- Artık bana sahip olabilirsin...
- Yooo... Önce beni bu arabaya bağlayana sahip olacağım!..
128. En büyük
Çocuklar bir köpeği çekiştiriyor ve bağırışıyorlardı. Yoldan geçen yaşlı bir adam yanlarına yaklaştı:
- Ne diye çekiştiriyorsunuz hayvanı?
- Köpek, içimizde en büyük yalanı söyleyenin olacak.
- Utanmıyor musunuz siz? Ben sizin kadarken yalan söylemeyi aklımdan bile geçirmezdim!
Çocuklar, bir ağızdan bağrıştılar:
- Bravooo!.. Köpeği siz kazandınız!..
129. Kekeme
Birisi kekeme olan iki dağcı bir dağa çıkıp zirvede kamp kurmaya karar vermişler. Daha yolun yarısında kekeme olan diğerini dürtmü; “Bi... bi... bi... bi...” Diğeri; “Ya dur, yorgunum zaten, sonra söylersin!” demiş. Kekeme ısrarla; “Bi... bi... bi... bi... bi... bişe... ssss... ssss... söyliycem...” demiş. Diğeri yine susturmuş.. Biraz sonra kekeme yine dürtmüş adamı “Çç... ççç... çççaaaa...” Diğeri “Ya, bi sus, geldik zaten, az kaldı...” demiş. Neyse dağın tepesine çıkmışlar “Ne söyliycen? Söyle şimdi.” demiş adam. Kekeme “Çç... ççç... çççaaaa... çadırı unuttum!..” demiş. Adam çok sinirlenmiş; “Nasıl unutursun ya?!” filan diye bağırmış. Ama çaresiz geri dönmek zorunda kalmışlar. Başlamışlar tekrar inmeye. İnerken yolda dürtmüş kekeme yine adamı; “Bi... bi... bi... bi...” Diğeri “Ya, dur, sinirliyim zaten. İnince söylersin.” demiş. Kekeme ısrarla “Bi... bi... bi... bi.. bi.. bişey ssss.... ssss.... söyliycem...” demiş. Diğeri yine susturmuş. Kekeme yine dürtmüş; “Şşş... şşş... şşşş...” diye zorlamış. Adam sinirli sinirli; “Ya, bi sus ya, aşağıda söylersin, bi sus ya!..” demiş, susturmuş. Böyle aşağı inmişler. İner inmez adamın siniri geçmiş, sormuş; “Ne söyleyeceksin?” Kekeme “Şşş... şşş... şşşşaaa... şaka yaptım!..”
130. Çığlık
Modern bir hapishaneyi gezen gazeteci çığlıkların geldiği bir odanın önünde durdu:
- Bu çığlık da ne?
- Burası elektirikli sandalye odası. Bir zenciyi idam ediyoruz.
- Peki niye çığlık atıyor?
- Elektrikler kesildi de, mumla idare ediyoruz!..
131. Bebek
Huzurevinin bahçesinde iki tonton yaşlı adam bir banka oturmuş laflıyorlar:
- Aaah ah... Yaş oldu 73... Elim ayağım tutmuyor, her tarafım ağrıyor. Benle aynı yaşta değil misin ya sen? Kendini nasıl hissediyorsun?
- Yeni doğmuş bir bebek gibi...
- Aaa? nasıl yani?
- Kafada saç yok, ağızda diş yok, galiba az önce de altıma yaptım!..
132. Sen karışma
Mehmet bey köpeğinin tasmasından tutmuş yolda giderken, hoşlanmadığı bir komşusuyla karşılaştı. Komşu sordu:
- Bu eşekle nereye gidiyorsun?
- Yahu bu köpek be!.. Köpekle eşeği birbirinden ayıramıyor musun?
- Ben köpekle konuşuyorum. Sen ne diye söze karışıyorsun?
133. Yaşlı-Genç
Yaşlı bir adam, genç bir kıza iltifat ediyormuş;
- Ah dünya güzeli, ah rüyalarımın kadını, ah uğruna herşeyimi feda edebileceğim yaratık, hayatım boyunca neredeydiniz?
- İlk yarısında zaten yoktum efendim...
134. Neler oluyor hayatta
İngiltere’de bir pub’ın işletmecileri, bozuk para atınca prezervatif veren makinelerden alıp bir köşeye koymuşlar. Makinenin kapağında da şöyle yazıyormuş; “Tamamen İngiliz standartlarına uygun olarak üretilmiştir.” Makine daha oraya konalı bir gün olmuş, ertesi sabah bir bakmışlar o yazının altında birinin el yazısı: “Titanik de öyleydi!..”
135. Saf uşak
Vaktiyle efendinin biri, bir hayli saf olan uşağı ile eğlenmek için, "Git bana 'hiç' al..." demiş, "... Sakın unutma, 'hiç' alacaksın." Uşak unutmamak için "Hiç, hiç..." diye tekrarlayarak çıkmış yola. Deniz kıyısında bir balıkçıya rastlamış. Mırıldana mırıldana dikilmiş başına. "Hiç, hiç..." demiş. Balıkçı bir tokat patlatmış uşağın suratına. "Ulan ne diye tepemde ‘hiç, hiç, hiç’ diye söylenip duruyorsun, uğursuz kerata." Uşak sormuş, "Peki ne diyeyim?" "Kısmetin bol olsun, tuttuğun büyük olsun de" demiş. Uşak bu kez "Kısmetin bol olsun, tuttuğun büyük olsun..." diye diye yola koyulmuş. Bu kez bir gelin alayına rastlamış ve takılmış gelinin peşine. "Kısmetin bol olsun, tuttuğun büyük olsun..." deyince kızın babası da bir tokat patlatmış uşağa. "Ulan sersem, ne biçim laf o öyle, tuttuğun büyük olsun!" Uşak sormuş "Ya ne diyeyim?" Baba, "Ah ne güzel, oh ne güzel diyeceksin!" Uşak tekrar düşmüş yola "Ah ne güzel, oh ne güzel..." diye diye. Bu kez de bir cenaze törenine rastlamış. "Ah ne güzel, oh ne güzel..." demiş ve bir şamar inmiş ensesine. "Salak herif, ah ne güzel, oh ne güzel denir mi hiç!" "Ya ne diyeyim öyleyse?" "Allah rahmet eylesin de, budala." Uşak yolda bir köpek cesedine rastlamış. Dikilmiş başına ve "Allah rahmet eylesin..." diye tekrarlamaya baslamış. Bir şamar daha inmiş suratına. "Köpek leşine Allah'tan rahmet dilenir mi?" "Ya ne diyeyim?" "Of ne fena kokuyor, pöf ne fena kokuyor, de bari..." Bu kez de aynı sözleri taze ekmek çıkaran bir fırının önünde söyleyince bir odun inmiş kafasına. "Ulan taze ekmeklere bakarak öyle söylenir mi hiç?" Uşak yine sormuş "Ya ne diyeyim?" Fırıncı "Hiç" demiş. Uşak hemen hatırlamış aslında "hiç" almak için yola çıktığını. "Hiç, hiç" diye dolandıktan sonra eve dönmüş yeniden.
136. Kulak
Adam büyük bir heyecanla yeni doğmuş bebeğini görmek ister. Hemşire, az sonra karşılaşacağı manzara karşısında adamın sakin olması gerektiğini belirterek bebeği gösterir; bebek kulak biçimindedir. Adam, dudaklarını ısırır ve fısıltıyla; “Ahhh... Yavrum!..” Hemşire, “Biraz bağırın, ağır işitiyor!..” (İsmet Filizfidanoğlu)
137. Domuza omuz vermek
Zamanın birinde ufacık tarlası olan bir köylü varmış. Ne yazık ki bu köylünün, tarlasından başka hiçbir şeyi yokmuş. Mısır ekermiş. Gübreyi, ilacı hep borçla aldığı için başı dertten, sıkıntıdan hiç kurtulmazmış. Tek umudu, ürün mevsimiymiş. Mısırını toplayacak, satacak ve borçlarını ödeyecekmiş. Derken o günler gelip çatmış. Köylüde bir sevinç bir sevinç. Borçlarından kurtulacak ya, sevinçten uykuları bile kaçıyormuş. Ama gelin görün ki, mısırına bir domuz dadanmış. Domuz bu, halden anlamıyor ki. Köylü telaşlanmış ve köyün ihtiyarlarına danışmış. “Ne yapıp etmeli de bu domuzdan kurtulmalı?” diye fikir sormuş. Köyün ileri gelenleri çeşitli akıllar vermişler köylüye. O da kesesine en uygun olanı yapmaya karar vermiş. Tarlasının ortasına kocaman bir çukur açmış, üstünü de mısır saplarıyla kapatmış. Güya domuz gecenin bir vakti gelecek ve bu çukura düşecek! Köylü de domuz belasından kurtulmuş olacak. Zavallı köylü yorgun argın evine gitmiş çukuru kazdıktan sonra. Ve o yorgunlukla uyuyakalmış. Rüyasına girmiş çukur. Gecenin bir yarısı yatağından fırlamış. "Gidip şu çukura bakayım. Acaba domuz içine düştü mü?" diyerek evinden çıkmış. Etraf zifiri karanlık. Dalgınlık bu ya. Çukuru ararken kendini, çukurun içinde bulmuş. Çok geçmeden aynı hatayı domuz da işlemiş ve o da çukura düşmüş. Köylü ve domuz karşı karşıya geldiklerinde sinirle birbirlerine bakmışlar. Lakin domuzun geri geri gelip hızla saldırması gerekiyormuş. Çukurda o kadar yer olmadığı için kaçmayı, çukurdan çıkmayı denemeye başlamış. Bir zıplamış çukurdan çıkamamış, iki sıçramış çıkamamış. Köylü de öyle korkmuş ki düşünmeye başlamış. Şimdi demiş kendi kendine. Bu domuz çukurdan çıkamazsa bana saldırır, canıma okur. İyisi mi domuza yardım edeyim, çıkıp gitsin ve eğilip, domuza omuz vermiş. Domuz da köylünün sırtına binip iki hamlede çukurdan fırlayıp gitmiş. Köylü çukurda kalınca söylenmeye başlamış. "Ah ulan ahhhhhh. Ben de bilirim domuza omuz verilmeyeceğini. Kadere bak ki aynı çukura düştük!.."
138. Bunu ilk defa duyuyoruz
Bir grup arkadaş oturmuşlar birbirlerine bildikleri güzel fıkraları anlatıyorlarmış. Bu böylece uzun bir süre devam etmiş. Ama sonunda bakmışlarki bu çok uzun süre sürüyor ve hep bildikleri fıkraları birbirlerine anlatıyorlar. İçlerinden birisi, “Bundan sonra bildiğimiz fıkralara numara verelim. Anlatmak isteyince bu numarayı söyler, hep beraber güleriz. Böylece anlatma zahmetinden kurtulmuş oluruz.” demiş. Hep beraber bunu uygulamaya başlamışlar. Gerçekten de çok eğlenceli geçiyormuş. Günün birinde ortama dışarıdan bir arkadaşları gelmiş. Hemen atlamışlar, “Bir numara söyle de hepimiz gülelim.” diye. Durumdan haberdar olmayan arkadaşları isteklerini kırmayıp “138” demiş. Bir anda ortalık kopmuş, bütün arkadaşları delicesine kahkahalar atarak yerlerde yuvarlanmaya başlamışlar. Uzun süren bir bir gülme krizinden sonra kendine gelen birisi, hayretle ne olduğunu anlamaya çalışan arkadaşına dönerek. “Allah senin iyiliğini versin! Bu fıkrayı ilk kez duyuyoruz. Ner’den bulursun böyle fıkraları?..”
139. Alman fıkrası
İki komşu bahçelerinde konuşuyorlarmış.
- Jürgen yeni aldığın elektrikli araba hakkaten süper ama 250.000 euro biraz fazla değil mi?
- Değil Andreas... Aslında arabanın değeri 15.000 euro, gerisi kablo parası!..
140. Dağıstanlılar
Dağıstanlılar kavga etmeyi çok severlermiş. Bir gün Rus’un biri Dağıstanlı’nın arabasına çarpar. İçinden 3 Dağıstanlı çıkar ve adama:
- Kavga edeceğiz!
- Abi affet özür diliyorum!
- Yok biz kavga edeceğiz!
- Abi polis çağıralım... Hata kiminse ödesin!
- Yok biz illaki de kavga edeceğiz!
- Tamam abi ben sizin hasarı ödeyeyim, kavga etmeyelim!
- Yok baba, kaçarı yok, biz kavga edeceğiz!
- Abi ben sizin hasarı ödeyeyim, alın araba da sizin olsun!
- Mümkünatsız... Biz kavga edeceğiz!!!
- Abi tamam ama böyle kavga olur mu? 3’e 1 olmaz valla!
Dağıstanlı lideri yanındaki arkadaşına döner ve:
-Geç lan sen karşıya, kavga edeceğiz..
141. Kürdan
Diyarbakır’da et lokantasında yemek yiyen vatandaş masada kürdan göremeyince hesap öderken patrona sitem eder;
- Kardeşim burası et lokantası neden masalarda kürdan bırakmıyorsunuz?
- Vallahi bırakıyoruz ama dişini temizleyen atıyor, kimse yerine bırakmıyor ki!
142. Kaset
Adamın birinin parası yokmuş. Bir gün yeni açılan bir lokantanın önünden geçerken şu yazıyı okumuş. “Hangi yemeği yerseniz yiyin, çorba bedava...” İçeri girmiş sadece çorba istemiş. Bizimki yanında ekmek bile yemeden çorbayı içip kalkmış. Garson para isteyince de tabelayı göstermiş. Garson da ‘nasıl olsa bir keresine gelmiştir, bir daha gelmez’ diyerek para almamış. Ama adam alışmış artık. Bir gün iki gün derken artık garson dayanamamış ve durumu patrona bildirmiş. Patron ”Bir daha o adam geldiği zaman bana haber ver!” demiş. Ertesi gün adam yine gelmiş. Garson hemen patrona haber vermiş. Adam ise oturmuş ve çorba istemiş. Her zamanki gibi ekmeksiz sadece çorbayı içmiş. Biraz sonra midesi bulanmış. Patron çorbaya müshil atmış çünkü. Hemen tuvalete doğru koşmuş ama nafile, tuvalet kapalı. Patron kilitlemiş çünkü. Dışarı çıkmış ama dayanacak hali yok. “Nereye yapayım?” diye etrafına bakmış ama hiç tuvalet yok. Yolun karşısında bir eczane görmüş. Hemen içeri dalmış. Artık hiç tutacak hali kalmamış. Eczacıya “Sizde Zeki Müren’in kaseti var mı?” demiş. Eczacı da haliyle “Yok!” deyince adam “Ben Zeki Müren kaseti olmayan dükkanın içine s.çarım!..” deyip işini görmüş.
143. Soygun
Büyük bir bankayı boşaltan üç soyguncu geceyarısından bir hayli sonra, öteki kentteki saklanacakları eve vardılar. Hepsi yorgun ve bitkindi. İçlerinden biri teklif etti... "Haydi paraları sayalım... Kaç milyar götürdüğümüzü merak ediyorum." İkincisi gözleri kapanırken itiraz ettti... "Yorgunluktan öldük yahu! Şimdi o kadar parayı saymakla ne diye uğraşalım. Parayı kasaya koyup yatalım. Yarın gazetelerde okur, kaç milyar kazandığımızı öğreniriz." Üçüncüsü öfkeyle yerinden fırladı... "Deli misin be! Yarın her gazete ayrı rakam verir, biz de birbirimize gireriz!.." (Murat Yap)
144. Büyülü göl
Bir adam ormanda yürüyormuş. Birden uzaktan gelen garip sesler işitmiş: “Çan Lin Wang, Wung Çon Li...” Sesin geldiği yöne doğru yürümeye başlamış. Birkaç saniye sonra sesler yine duyulmuş: “Po Mang Fu, Wong Ton Çi...” Bu arada adam açık bir alana gelmiş, bir de bakmış ki mistik görünümlü bir göl var. Az ötede de bir Çinli duruyor. Hemen yanına gitmiş ve bu tuhaf seslerin ne olduğunu sormuş. “Haaa...” demiş çinli, “... bu göl büyülü. Eğer bir taş sektirirsen sana atalarının isimlerini söylüyor. Bak şimdi...” Bir taş sektirmiş. Büyülü ses yine duyulmuş: “Wu Lang Çing, Hung Wong Lu...” Çinli adama, “Haydi sen de dene...” demiş. Adam bir taş almış, sektirmiş, ses duyulmuş: “Şem Pan Ze!..”
145. Diplomasi
Adamın birisi Afrika’da safariye çıkarken yanına minik köpeğini de almış. Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmiş. Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor. “Şimdi başım dertte” diye düşünmüş minik köpek. Etrafına bakmış yerde bir grup kemik görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yere dönerek kemikleri kemirmeye başlamış, bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş. Leopar tam saldıracakken minik köpek kendi kendine konusmuş; ”Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?” Bunu duyan leopar bir anda durmuş ve en yakındaki ağaca tırmanmış. “Tam zamanında kurtardım yoksa bu köpeğe yem olacaktım!” diye düşünmüş. Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak bundan sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş. Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış. Leopar çok sinirlenmiş ve maymuna “Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım!” demiş. Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş. “Şimdi ne yapacağım?” diye düşünürken, kaçmaya teşebbüs etmemiş. Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine konusmuş; ”Bu aptal maymun nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim, hala haber yok!..” Diplomasi böyle bir şey işte!.. (Can Aksoy)
146. Koyun
Adamın kuzularına kurt dadanmış, gidip köyün akıllı adamına sormuş. Akıllı adam, ağılın bulunduğu bahçeyi, tel örgü ile çevirmesini söylemiş. Öyle yapmış ama, kurtlar tel örgüyü aşıp, koyunları yemişler... Köylü yine koşmuş, ne yapayım, diye: "Bahçeyi duvarla çevir!" Köylü, akıllı adamın dediğini yapmış, ama kurtlar duvarı filan dinlemeden yine girip koyunları parçalamışlar... Garip köylü akıllı adama koşmuş: "Tel örgü dedin çevirdik, duvar dedin yaptık, bunun başka çaresi yok mu?" Akıllı adam başını kaşımış: "Var, var ama, sende koyun kalmadı!"
147. Filli ödev
Ödev vermişler her milletten öğrencilere.. "filler üzerine yazın" diye.. Bakın kimler neler yazmış?..
Fransızlar: Fillerde cinsel yaşam.
Çinliler: Fil pişirmenin bin yolu.
Etyopyalılar: Bir fille bin kişi nasıl doyar?
İngilizler: Safaride fil avlama teknikleri.
Almanlar: Filler ve fillerin Alman dil ve kültürüne etkileri.
İranlılar: Filler çarşafa nasıl sokulur?
Amerikalılar: Daha büyük ve daha görkemli fil nasıl yetiştirilir?
Japonlar: Daha küçük ve daha ucuz fil nasıl yetiştirilir?
Yahudiler: Filler en pahalı, en karlı nasıl satılır?
Brezilyalılar: Fillerle karnavalda samba yapma metodları.
Türkler: Ne olacak bu fillerin hali?
148. Kamuflaj
Kamuflaj tatbikatında çuvala giren adamdan hiç ses çıkmaz. Çuvalı tekmelerler, duvara çarparlar. En sonunda çuvaldan bir fısıltı gelir; “Patatesss... Patatesssss!..” (Mehmet Düztaş)
149. Tarihteki ilk tezahürat
2. Ramses’in piramidinin yapımında çalışan işçiler ayaklanır, saraya doğru yürüyüşe geçerler; ”Piramitttt... Firavunaaaa... Mezar olacakkkkk!..”
150. Test
Adamın birinin elindeki koltuk yayı, keman yayı, amortisor yayı gibi yayları sırayla ısırıyormuş. Bunu gören arkadaşı meraklanıp ne yaptığını sormuş. Adam: “Yayla lezzet testi!..” diye yanıtlamış.
Gelen Fıkralar
Bu dökümana henüz fıkra eklenmemiş, aşağıdaki formdan fıkranızı ekleyebilirsiniz.