Ortaya Karışık Fıkralar 4
151. Mektup
Nebraska’da yaşlı bir adam yaşardı. Patates ekmek için bahçeyi bellemesi gerekiyordu, ama bu o yaşta bir adam için çok zor bir işti. Tek oğlu olan David ona yardım edemiyordu; çünkü hapisteydi. Yaşlı adam oğluna bir mektup yazdı ve durumu anlattı; “Sevgili David, patates bahçemi belleyemeyeceğimden dolayı kendimi çok kötü hissediyorum. Bahçeyi kazmak için oldukça yaşlanmış sayılırım. Burada olsan bütün derdim bitecekti. Biliyorum ki sen bahçeyi benim için hallederdin. Sevgiler... Baban...” Birkaç gün sonra oğlundan bir mektup aldı; “Babacığım, sakın ola ki bahçeyi kazma!.. Ben oraya cesetleri gömmüştüm! Sevgiler... David...” Ertesi gün sabaha karşı saat 4'te FBI ve yerel polis çıkageldi ve tüm sahayı kazd. Ancak hiçbir cesede rastlamadılar. Yaşlı adamdan özür dileyerek gittiler. Aynı gün yaşlı adam oğlundan bir mektup daha aldı. “Babacığım, şimdi patatesleri ekebilirsin. Bu şartlarda yapabileceğimin en iyisini yaptım. Sevgiler... David...” (“kelle paca iskembe beyin”/EkşiSözlük)
152. Mağaza
Gariban bir köylü şehre inmişti. Büyük bir mağazada iki kişinin karşılıklı oturup konuştuklarını gördü. İçerde bir masa ve üç dört koltuktan başka bir şey görünmüyordu. Merak etti ve içeri girdi: “Selamünaleyküm ağalar.” Adamlardan biri; “Aleykümselam dayı... Ne istiyorsun?” Köylü; “Merak ettim acaba burada ne satıyorsunuz?” Köylü ile dalga geçmek isteyen emlak komisyoncusu sırıtarak cevap verdi: “Eşek satıyoruz...” Köylü de taşı gediğine yerleştirdi; “Sadece ikiniz misiniz? Yoksa daha var mı?..” (“azeroth”/EkşiSözlük)
153. Işık
Köy ebesi doğum yaptırıyordu. Doğum yapan kadının kocası, elindeki lambayla ebeye yardımcı olmaktaydı. Bir bebek doğdu... İkinci bebek... Derken üçüncü... Koca:”Ebe hanım, lambayı söndürsek olur mu? Işığı gören geliyor da!..” (“azeroth”/EkşiSözlük)
154. Cezaevi
Üç mahkum cezaevi yolundadır. Her birine, hapiste geçirecekleri günler için bir eşya getirilmesine izin verilmiştir. Otobüste, biri diğerine döner ve sorar: Eeee sen ne getirdin?” Diğer mahkum bir boya kutusu çıkarır ve onunla her şeyi boyayabileceğini söyler. İkinci mahkum bir deste iskambil kağıdı çıkarır ve “Bunlarla poker oynayabilir, fal bakabilir veya herhangi bir kağıt oyunu oynayabilirim.” Üçüncü mahkuma merakla sorarlar: “Sen ne getirdin?” Üçüncü mahkum bir kutu çıkarır ve gülerek: “Bu orkidleri getirdim...” der. Diğer iki mahkumun kafası karışmıştır. Merakla sorarlar: “Bunlarla ne yapabilirsin ki?" Adam sırıtır ve elindeki kutuyu göstererek, “Kutuda yazdığına göre, bunlarla ata binebilir, yüzmeye gidebilir, hatta paten kayabilirmişim!..” (“kakay”/EkşiSözlük)
155. Rüstem Ağa
Köyün birinde Rüstem ağa diye biri varmış. Çok gezmiş, çok görmüş biriymiş. Bir gün kahvede otururlarken açık olan televizyonda, haberlerde spiker George W. Bush'un İstanbul'a geleceğini söylemiş. Rüstem ağa köpürmüş, “Ulan Corç, ulan Corç... Madem gelecen, ne haber vermiyon Rüstem ağana!..” demiş. Köylü birbirine bakmış, sırıtmış; “Ne yani Rüstem ağa?.. Sen tanıyon mu yani Corç Buş'u?..” diye sormuşlar. “He ya!..” demiş Rüstem ağa, “... az mı içtik, s.çtık bununla!.. Sonra denyus içkiyi miçkiyi bıraktı, daha da görüşmedik bununla!” Gaza gelen köylüler iddiaya tutuşmuş Rüstemağa'yla, yüz davarına. Otobüs tutup İstanbul'a gitmişler. Çırağan'ın önünde otobüsten inmişler. Rüstem ağa bağırmış “Lan Corç! Ner’desin? Gel ulan!..” George W. Bush odasının penceresini açmış “Aaa... Rüstem ağa... Hoşgeldin ağam!” demiş. Köylüler yüz davardan olmuşlar... Kahvede yine haberler açıkken spiker ‘Vladimir Putin Antalya'ya geliyor’ diye bir haberi sunmuş. Rüstem ağa dellenmiş yine, ”Ulan Vladimir, ibine Vladimir...” demiş, ”... az mı içip s.çıp adam dövdük seninle! Unuttun tabii ağanı!” demiş. Köylüler “Yok artık daha neler...” deyip bir kez daha iddiaya tutuşmuş yüz davarına... Otobüse atlayıp Antalya'nın yolunu tutmuşlar... Otobüsten inince Rüstem ağa bağırmış “Laaan Vladimir, çık dışarı ner’deysen!..” diye. Vladimir Putin koşa koşa gelmiş, “Rüstem ağam, ver elini öpem...” demiş. Öpüşüp kucaklaşmışlar... Köylüler yüz davar daha kaybetmiş... Yine bir gün haberlerde Papa İkinci Jean Paul'ün Ankara'ya geleceği, büyük bir hristiyan kafilesinin ve turistin ona eşlik edeceği söylenmiş... Rüstem ağa kendinden geçmiş, “Lan Can Pol... Lan Can Pol... Az mı ettik seninle muhabbetini bu alemin be... Papa oldun ya şimdi, takmazsın ağanı!..” demiş. Köylüler, “Yuh artık, bu kadarı da imkansız..” demişler ve bin davarına iddiaya girmişler bu kez. Otobüse doluşup Ankara'ya gitmişler... Lakin kalabalık... Papa Atakule'ye çıkmış halkı selamlıyor... Rüstem ağa bağırmışsa da ses gitmiyor yukarıya... Rüstem ağa yarmış kalabalığı, geçmiş güvenliği, çıkmış tepeye... Papa'nın yanında o da başlamış el sallamaya ahaliye... Köylüler kıllanmış... Ucunda bin davar var... Çekmişler turistin birini köşeye, sormuşlar; “Bu yukarıdakileri tanıyor musun?” diye. Turist yanıtlamış: “Valla şu Rüstem ağa... Ama yanındaki beyazlıyı bir türlü çıkaramadım!..” (“foko melik”/EkşiSözlük)
156. Taze
Galata’da bir balıkçı bağırıyor:
- Canlı balık... Canlı balık...
Ermeni bir teyze yaklaşıyor ve soruyor:
- Evladim, balıklar tazedir?
Balıkçı istifini bozmuyor...
- Canlı balık... Canlı balık...
- Evladim balıklar tazedir?
- Teyze, ‘canlı’ diyoruz ya işte!..
- A evladim... Ben de canlıyim, fakat tazeyimdir? (“cadman”/EkşiSözlük)
157. Çirkin
Küçük yaramaz Billy’nin teyzesi hafta sonunda onlarda kalıyormuş... Akşam hep birlikte otururlarken Billy teyzesinin yanına gitmiş, “Edna Teyze...” demiş, “... sen niye bu kadar çirkinsin?” Edna Teyze bunu duyunca kıpkırmızı olmuş. Bu arada annesi hemen koşup Billy’yi mutfağa çekmiş ve azarlamış: “Sen teyzenle ne biçim konuşuyorsun? Hiç öyle şey söylenir mi? Çabuk şimdi git, ne kadar üzüldüğünü söyle, teyzenin gönlünü al!” Bunun üzerine Billy koşa koşa teyzesinin yanına gitmiş, “Edna Teyze...” demiş, “... bu kadar çirkin olmana çok üzüldüm!..”
158. El arabası
İnşaat sahasındaki güçlü genç bir adam, herkesi yenebileceğini söyleyip böbürleniyordu. Yaşlı işçilerden biriyle durmadan dalga geçiyordu. İhtiyarın canına tak etti ve “Pekala seninle haftalık maaşıma iddiaya giriyorum. Şu karşıdaki ek binaya el arabasıyla öyle bir şey götüreceğim ki sen onu el arabasıyla geri getiremeyeceksin. Var mısın?’ dedi. “Tamam ihtiyar...” dedi yükseklerde gezen genç, “... bakalım n’apacaksın?” Yaşlı adam biraz sonra el arabasını getirdi ve eliyle işaret ederek “Tamam, ha’di bin arabaya!..”
159. Haber
Gardiyan kürek mahkumlarına bağırır; “Size bir iyi bir de kötü haberim var... Önce iyi haber; 15 dakika dinlenin, kürek çekmeyin. Şimdi de kötü haber; 15 dakika sonra kaptan su kayağı yapmak istiyor!..
160. Eşek
Genç adam gördüğü yaşlı ama sevimli eşeği köy yerinde sahibinden 500 milyon liraya satın almak istedi. Köylü amca eşeği sattı ve parayı alırken “Yarın eşeği kasabaya getirip sana teslim ederim” dedi. Ertesi gün genç adam, amcayı kasaba meydanında buldu ve eşeği sordu. Amca “Çok üzgünüm, ama eşek sizlere ömür.” dedi. Genç adam “Peki, o zaman paramı iade edin.” dedi. Amca parayı alır almaz harcadığını ve iade edemeyeceğini söyledi. Genç adam biraz düşündü ve “O zaman bana eşeğin ölüsünü ver” dedi. Amca ölü eşeği ne yapacağını sorunca, “Görürsün...” dedi. Amca, genç adamı bir ay sonra şehirde gördü ve “Nasıl eşeğin ölüsü işine yaradı mı, bari?” diye sordu... Genç gülerek “Evet, büyük ödülün eşek olduğu piyangoda ikişer milyon liradan 500 bilet sattım. Toplam 498 milyon lira kar ettim” dedi. Amca “Peki ölü eşeğe kimse itiraz etmedi mi” diye sorunca genç adam gene güldü... “Bir tek piyangoyu kazanan itiraz etti; ona da iki milyonunu iade ettim.” Genç adam büyüdü ve bankanın genel müdürü oldu..
161. Kıl
Kurum yemekhanesinde bir memur tabldotun köşesine bir adet kılla ahçıya geldi ve “Bak yemeğimden kıl çıktı!” dedi. Ahçı on parmağını memura göstererek, “Bak bu parmaklarım yüzük doluydu. Hepsi kayboldu. Hiç getiren olmadı! Bir kıl buldunuz hemen getiriyorsunuz!..”
162. Bir Tecavüzün Anatomisi...
Belgrad Ormanları’ında bir akşam üstü....
- Nihahahah... Boşuna kıpraşma yavrum. Elimden kurtulamazsın. Bağırmak da fayda etmez. Bu ormanda seni kimseler duyamaz. Sen iyisi mi meşhur sözü hatırla ve rahatla. Tecavüz kaçınılmazsa uzan keyfine bak...Heheheheh!..
- Sen şimdi bana tecavüz mü edeceksin?
- Yok nasihat edicem. Tabii ki tecavüz edicem.
- Eminsin yani.
- Tabii eminim, artık tecavüz etmek suç bile değil güzelim. Tecavüzü ediyorsun, sonra tecavüze uğrayan kız çaresiz seninle evlenmek zorunda kalıyor, sen yırtıyorsun.
- Demek yırtıyorsun? O zaman gel yırt bakalım. Hatta sen zahmet etme, ben yırtıyım üstümü başımı. Nasıl olsa yenisini sen alacaksın.
- Ne diyon sen bacım?
- Bu ayakkabıları da parçalayabilir miyim? Bıktım kaç senedir giymekten.
- Ohoooo. Amma konuştun ya!..
- Evet ben biraz fazla konuşurum. Şimdiden alışan iyi olur. Malum bir ömür aynı evi paylaşıcaz. Haa bi’ de unutmadan söyliyim, ben uyurken dişlerimi gıcırdatırım, sonra söylemedin deme.
- Anlaşıldı, sen beni lafa tutup kaçmayı planlıyon ama yemezler.
- Kim kaçacak? Ben mi? Bence birazdan sen kaçıcan, müstakbel kocacığım. Önce şunu söyliyim, bizde nişanı da, düğünü de erkek tarafı yapar bilesin. Nişanda 3 burma bilezik, bir altın saat, 5 metrede altın kordon...
- Ohaaaaa!..
- Bence oha joker hakkını hemen kullanma. Çünkü daha düğünde isteyeceklerimi sıralamadım.
- Ne düğünü ya?
- Aaaa... Düğünsüz hayatta evlenmem. Özel gelinlik isterim, ayrıca ablamların o gece giyeceği tuvaletler de bizzat ellerinden öper...
-Ablanlar mı?
- Evet bizde adetler böyle. Sen sormadan söyliyim, benim 4 ablam var. Sonra düğün salonda olacak. Havayi fişek gösterisi isterim. 5 bilezik isterim, tek taş pırlanta yüzük isterim, yurt dışında balayı isterim, kirada oturmam ev isterim, İtalyan mobilya isterim.
- Yeteeeeerrrrrrr!.. Bacım ne yaptın ya? Ben mi sana tecavüz ediyom, sen mi bana tecavüz ediyon karıştırdım ha!.. Ne bu be?..
- Valla canın isterse kocacığım.
- Ne kocası be?
- Tecavüz edicen ya o bakımdan..
- Tövbe!.. Vazgeçtim. Ben aklımı peynir ekmekle yemedim. Tecavüzün cezası kalkmamış aksine artmış. Bundan ala ceza mı olur? Şu dakikadan itibaren dünya ahiret bacımsın. Kalk yürü eve bırakayım seni. Ulan bi tecavüz etme zevkimiz vardı, onun da içine ettiler, iyi mi?..
163. Şurup
Eczacı, yandaki bakkalın çırağını çağırıp "5 dakika dükkana göz kulak ol, hemen döneceğim..." der ve çıkar. 5 dakika sonra döndüğünde, "Gelen giden oldu mu?" diye sorar. Çırak, "Bir adam geldi ve öksürük ilacı istedi, ben de şu kırmızı kutulardan verdim." deyince eczacı telaş eder "Büyük kırmızı kutular müshil, küçük kırmızı kutular öksürük şurubu... Hangisinden verdin?" der. Çocuk hatırlamayınca, eczacı adamın ne tarafa gittiğini sorar ve dükkandan fırlar. Az ileride bir ağaca sarılmış, tarife uygun bir adam görünce yaklaşıp sorar.
- Beyefendi, az önce eczaneden öksürük ilacı aldınız mı?
- Evet...
- Peki öksürüğünüz devam ediyor mu?
- Cesaretimi toplayabilsem öksüreceğim ama... (Faik Dönmez)
Gelen Fıkralar
Toplam -3 fıkra,