Güle güle kullanmanız dileğiyle... :)
Mart 2010
PzrPztSaÇaPeCuCts
123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031
Aylık Arşiv
Ocak 2010
Şubat 2010
Mart 2010
Yıllık Arşiv
Ana Sayfa > Üst Çekmece > Temeli Sağlam Fıkralar 2
Temeli Sağlam Fıkralar 2
051. Utandım
Hakim Temel'e çıkıştı:
- Yaptığın işin utanç verici olduğunu bilmiyor musun? Bu işi yaparken hiç utanmadın mı?
- Utanmaz olur miyum hakim amca. Bu işi yaparken çok utandığım için maske takmişumdur!..

052. Makinist
Temel makinist olmak için okula gitmiş. Mezun olacak son sözlü sınav çağırıp sormuşlar. -Temel iki tren birbirine doğru biri saat 30 bir 40 km hızla geliyor. Aralarında 2 km mesafe var. Bir de ortada iki makas var... Ne yaparsın?
- Fadime'yi çağırırım!
- Niye?
- O da seyretsin!..

053. Kurt
Temel mendirekte balık tutuyormuş. Dursun bir süre izledikten sonra dayanamayıp sormuş;
- Senin oltanda kurt yerine kiraz var.
- Aptal, kurt kirazın içinde. Ben kurda el süremem!..

054. Sakat
At yerde yatıyor, Temel başında tüfeği doğrultmuş duruyor. Tetiği çekmek üzere.. Oradan geçen Dursun koşarak gelir;
- Hayrola... Niye vuruyorsun atını? Ayağı mı kırıldı?..
- Ayağı falan kırık değil. Ben yatırdım onu, vurmak için!
- Yahu bu kadar güzel ata kıyılır mı?.. Sakat da değil üstelik!
- Sakat... Kafadan sakat!..
- Nasıl yani?
- Geçen gün atımla ormanda gezmeye çıkmıştım. Bir ara yürümek için indim. Dolaşırken ayağım ıslak çimlerde kaydı. Boylu boyunca düştüm. Bileğim fena halde burkulmuş. Anında şişti. Atım düştüğümü görünce hızla bana doğru koşmaya başladı...
- Ve gelip seni ezdi. Üzerine bastı fena halde..
- Yok canım!.. Sabret dinle... Atım beni kemerimden yakaladı. Havaya kaldırdı. Dört nala eve kadar ağzında taşıdı. Beni bıraktı, aynı hızla doktora haber vermeye gitti...
- Ve sen bu harika atı vuruyorsun öyle mi, gerzek?
- Patlama dedim ya!.. Gerzek olan ben değilim o... Bu salak hayvan, doktor diye baytar çağırmamış mı?

055. Dilek
Temel, bir Fransız ve bir Amerikalı ile ıssız bir adadaymış. Bir gün iyi huylu bir deniz perisi gelip demiş ki: “Uzun zamandır izliyorum sizi. Geminiz battıktan sonra çok acı çektiniz. Dileyin benden, ne dilerseniz.” Fransız; “N'olur beni Fransa'ya gönder!” demiş. Hoop gitmiş Paris'e. Amerikalı; “Beni de Amerika'ya lütfen!” demiş ve o da hoop California'ya. Sıra Temel'e gelmiş. Düşünmüş, düşünmüş; “O Fransız ile Amerikalı uşakları çok özledim. Getur onları geriye!..”

056. Faks
Temel, Almanya'daki Dursun'u arayıp 100 mark alacağını acilen ister. Dursun "En hızlı şekilde nasıl göndereyim?" diye sorar. "Faksla..." der Temel. Dursun parayı fakslar. Temel öfkeden çıldırır: "Bak Fadime göruyor musun Dursun'u... Parayı harcamayayım diye sadece bir tarafını fakslamış!.."

057. Orman
İstanbul'da yaşayan bizim Temel av sporuna merak salar. Av için gerekli malzemeleri alır. Birkaç gün avlanır. Bir gün kahvede otururken Temel başlar maceralarını anlatmaya. Der ki, "Bir gün tüfeğimi aldım Belgrad Ormanı’na gittim. Yarım saat gezdikten sonra bir baktım beyaz bir ayı bana doğru geliyor. Tüfeğimi doğrultmamla ateş etmem bir oldu. Tek kurşunla ayıyı yere serdim!" der. O sırada arkadaşlarından birisi "Ha’di ulan oradan! Belgrad Ormanı’nda ayının ne işi var?" der. Temel bu lafın altında kalır mı. Hemen "Ulan ayı bu ne bilsin oranın Belgrad Ormanı olduğunu?" der.

058. Sabıka
Hakim Temel'e sorar:
- Sabıkan var mı?
- Hayır efendum. Allah'tan başka kimsem yoktur.

059. Arayol
Lokantada karşılıklı oturmuş, Oflu kabak, Arnavut pırasa yiyordu. Arnavut pırasayı methederken, cennet yemeği deyince, Oflu “Asıl cennet yemeği kabaktır!” dedi. Kabaktır, pırasadır diye atışırlarken çektiler tabancayı, ahçıyada çağırıp ona sordular: "Doğru söyle bakalım, cennetten önce kabak mı çıktı, pırasa mı?” Zavallı ahçı bakmış ki durum fena, işi şöyle tatlıya bağlamış: "Adem babamız cennetten çıkarken kabağı eline almış, pırasayı da kılıç gibi beline kuşanmış da öyle çıkmış!.."

060. Işık
Gece yarısı kendini fena hisseden Temel Fadime'yi dürtmüş;
- Işığı yak, galiba ölüyorum!
- Kes sesini! Olacaksa karanlıkta da olur!..

061. Borç
Pansiyonda geceleyen Cemal sabah ayrılırken sorar:
- Borcumu ödeyebilir miyim?
Pansiyoncu Temel:
- İnşallah!..

062. Tarla
Temel'in tarlasını su başmış. Meraklılar toplanmış. Aralarından biri sormuş;
- Suyun üzerinde hareket eden bir kasket var, ne olabilir?
- Biz Karadenizliler her koşulda tarlamızı süreriz.

063. Limon kalmadı
Karadenizlinin birisi bara girmiş;
- Barmen bey... Bana bir limonsuz tekila...
- Beyefendi limonumuz kalmadı, kusura bakmayın. Portakalsız versek olur mu?

064. Hükümsüz
Temelin eşi evden kaçar. Temel çok kızar ve gider kendine yeni bir eş bulur. Daha sonra gazeteye ilan verir; “Yeni eş aldığımdan eskisi hükümsüzdür!..”

065. Neden
Temel her balığa gittiğinde ıslak dönüyormuş babasının dikkatini çekmiş ve sormuş;
- Ula Temel sen paluktan hep ıslak döneyursun. Nedendur daa?
- Pabacuğum ben paluğa çıkınca sigara içeyürüm.
- Eee, oğlum bunun ıslaklıkla ne ilçusu var?
- Pabacuğum sigara bitunce denize atayirum sönsün diye de üstüne basayürüm. Onun için ıslanayürüm.

066. Atalar
Temel bilim adamı iken bir arkeoloji araştırmaları konferansına davet edilir. Amerikalılar anlatmaya başlar; “Biz ülkemizde yaptığımız kazılarda 25 metre aşağı indik ve telefon kabloları bulduk. Öyleyse bizim atalarımız asırlar önce telefon kullanmışlardır.” Sıra Türkiye'ye gelir ve Temel başlar anlatmaya: “Biz ülkemizde yaptığımız kazılarda 50 metre aşağı indik ama bir şey bulamadık. Öyleyse atalarımız telsiz telefon kullanmışlardır!..”

067. Teknoloji harikası
Bizim Karadenizli, İngiltere gezisi dönüşünde Heatrow Havaalanı'na gelmiş. Kolunda saat yok... Elinde iki ağır bavulla ve kolunda hayli fiyakalı bir saatle terminalin kapısından girmekte olan İngiliz delikanlıyı gözüne kestirmiş. İngilizce sormuş:
- Hemşerim saat kaç?
- Hangi ülkedeki saati soruyorsun?
- Hangi ülkelerdeki saati gösteriyor seninki?
- Bütün dünya ülkelerini...
- Ciddi mi?
- Tabii.. Aynı zamanda hesap makinası ve telefon olarak da kullanabilirsin. Faks çekebilirsin. Bütün ülkelerdeki televizyon programlarını izleyebilirsin... Bu saat bir teknoloji harikasıdır.
- Müthiş... Peki yahu hemşerim şu saati bana satar mısın?
- Neden olmasın, 900 dolar verirsen satarım...
Karadenizli derhal cüzdanını çıkarmış. 900 doları saymış. İngiliz delikanlı da kolundaki saati çıkarmış, Karadenizli'ye vermiş. Bizimki sevinçle uzaklaşacakken delikanlı seslenmiş:
- Bavulları almayacak mısın? Bunlar da senin...
- Aaa... Onların içinde ne var?..
- Saatin bataryası...

068. Hesaplaşma
Temel tutmuş yahudiye tokat atmış. Yahudi;
- Neden vurdun bana?
- Siz İsa peygamberi çarmıha çermişsiniz.
- İkibin yıl önce olmuş bir şey bu.
- Valla pen yeni tuydum.

069. Müdür
Temel sinemanın birinde müdür olmuş. Bir seyirci gelmiş,
- Sigara içebilir miyum?
- Hayır!
- Ama herkes içiyor.
- Onlar sormatilerci.

070. Piyango bileti
Cemal iki tane piyango bileti almış. Temel karşı çıkmış, “Manyak Cemal, niye içi tane altun? Puyük ikramiye pi tane!..”

071. Öğretmenin yaşı
Öğretmen derste öğrencilere sormuş:
- Kuzeyim Karadeniz, güneyim Akdeniz, batım Ege... Bilin bakalım ben kaç yaşındayım? Sınıfta herkes suskun. Arkadan bir öğrenci parmak kaldırmış:
- 44 öğretmenim...
- Nereden bildin?
- Hocam benim "yarı manyak" bir ağabeyim var. Tam 22 yaşında. İkiyle çarptım sizin yaşınızı buldum.

072. Nabız
Dursun tıp fakültesini bitirmiş... Bir hastanede işe başlamış. Ilk sabah vizitesinde hocası: “Şu hastanın nabzını bir say bakalım” demiş... Dursun, bir türlü bırakmıyor... “Ne oldu Dursun?” Dursun gözlerini kırpıştırmış: “Ya bu hasta iyi... Ya da benim saatim durmuş.”

073. Kazanın sebebi
Rize-Trabzon karayolunda trafik kazası olmuş... Olay yerine gelen trafik polisi bakmış ortada garip bir durum var: İki araçta da en ufak bir sıyrık- çizik olmamasına rağmen, araç sürücülerinin kafaları kan revan içinde... Polis, “Hayrola hemşerim, nasıl oldu kaza?” diye sorunca yüzü gözü sargılar içindeki Temel, güçlükle anlatmaya başlamış: “Hava çok sıcak idü. Ben otomobilun içinde sıcaktan bunalmış idüm. Arabadan kafamı dışarı çıkarmış, cüzel cüzel cidiyor idüm...” Lafın burasında derin bir nefes almış Temel; kafası sargılı öteki sürücüyü işaret ederek devam etmiş: “... anladuğum kadarıyle, ha bu da bunalmış. Kafa kafaya çarpışmışuz!..”

074. Yaz saati
Temel'e, saatlerin bir saat ileri alınması konusunda ne düşündüğünü sormuşlar: “İyi oldu... demiş, “... çünkü artık çiçekler de gün ışığından bir saat daha fazla yararlanabilecekler!..”

075. Mahkeme
Temel banka soymak suçundan yargılanıyormuş. Son celsede yargıç kararı okumuş; Temel'in suçsuz olduğunun anlaşıldığını, tahliyesine karar verildiğini açıklamış.. Temel sevinçle ayağa fırlamış: “Uyy çözünü sevdiğumun haçim beyi, yani şimdu bu paralar benim oldu değil mu?..”

076. Mühlet
Yargıç Temele sormuş:
- Davacıya borcunu bir türlü ödemiyorsun. Neden?
- Vereceğum vermesine de, ‘bana üç ay mühlet ver’ diyorum, vermiyor. Üç yıldır beni oyalıyor.

077. Maç
İki karadeniz takımı, Rizespor’la Sinopspor maç yapıyorlarmış. O esnada stadın yanından bir tren geçiyormuş. Sinoplular trenin düdüğünü hakemin bitiş düdüğü zannetmişler ve sahayı terketmişler. Kalan 85 dakikada Rizespor gol atamayınca maç 0-0 berabere bitmiş.

078. Bar
Temel Londra'da otelin birinin odasında kara kara düşünüyor. "Ben aşağıdan içki isterken laz olduğum anlaşılır mı acaba?” Geçiyor aynanın karşısına ve prova yapıyor: "Bana bir visku... Yok böyle anlarlar... Bana bir raku... Böyle de anlarlar... Bana bir bira... Tamam!" diyor, "... böyle iyi anlamazlar!" Aşağıya iniyor, tezgaha dirseklerini dayıyor ve sesleniyor; "Barmen bana bir bira..." Barmen Temel’i biraz süzdükten sonra soruyor: “Birader sen laz mısın?" Temel: "Uuuy nasıl anladın?" "Burası resepsiyon... Bar karşıda!.."

079. Fıkra
Temel kahvenin bir köşesinde kendi kendine söyleniyor. Arada bir gülüyor. Arada bir de hatırladığı bir şeyi boşvermek istermiş gibi elini yukarıya doğru kaldırıp indiriyormuş. Arkadaşları merak etmişler:
- Yahu Temel sen sabahtan beri konuşarak gülüyorsun. Niye?
- Kendi kendime fıkra anlatıyorum.
- Peki, niçin ara sıra elini yukarı kaldırıp indiriyorsun?
- Yahu bildiğim fıkra aklıma gelirse onu geçiyorum!..

080. Papağan
Temel şehre inmiş. Bakmış pencere kenarında bir papağan. İçinden: "Allah allah... Kuşa bak yav." Tabii bu arada papağan da Temel'in kendisine baktığını görüp: "Ne bakıyorsun hemşerim?" Temel biraz şaşkınlık biraz da saflıkla: "Afedersun hemşerum. Ben seni kuş sandıydum!.."

081. Orman
Temel'le Dursun ormanda yürüyorlar. Bir ara Temel Dursun'a sesleniyor:
- Dursun ormanın güzelliğine bak.
- Ağaçlardan göremiyorum ki.

082. Deney
Karadenizli bir bilim adamı pirelerle deney yapıyor. Pireye "Sıçra" diyor, pire sıçrıyor. "Zıpla" diyor, pire zıplıyor. Pirenin kanatlarını koparıyor ve "Zıpla" diyor. Pire zıplıyor. "Rapor 1: Pire kanatları koparılmış olarak zıpladı." Bu kez ayaklarını koparıyor ve "Zıpla" diyor, hareket yok. Bir daha "Zıpla" diyor yine hareket yok. Ve adam yazıyor; "Rapor 2: Pirelerin ayakları kopunca kulakları duymuyor!..”

083. Uçak
Karadenizde iki işçi tarlada çalışırlerken üzerlerinden bir uçak geçiyor. Biri yukarıya bakarak:
- Bak Temel uçak geçiyor.
- Ula Dursun, elleme geçsin.

084. Oruç
Temel Dursun'a soruyor: "Ula Dursun sen oruçlu oruçlu kaç hamsi yersun?" Dursun: "Vallaa 100 tane yerim." Temel: "Olur mu ulan! İlk hamsiyi yediğinde oruç bozulur diğer 99 sayılmaz." Neyse Dursun bunu kafaya takıyor. O da yolda gördüğu İdris'e soruyor: “Ula İdris sen oruçlu olarak kaç hamsi yersun?" İdris: “Valla 50 tane falan." Temel: "Ula 100 tane deseydun sana birşey anlatacaktum."

085. İdam
Naziler İngiliz, Fransız ve lazı esir almışlar ve ölüm cezasına çarptırmışlar. Askerler sormuş: "Giyotinle mi ölmek istersiniz? Asılarak mı? Kurşuna dizilerek mi?" İlk yanıt Fransız'dan gelmiş: "Benim atalarım hep giyotinle öldüler. Ben de giyotinle ölmek isterim!" Onu almışlar kafasını yerleştirmişler giyotine. Bırakmışlar bıçağı, tam kafasına 2 santim kalınca giyotin durmuş. Giyotinin bozulmasına Almanlar sinirlenmiş; çünkü bu durumda Fransız kurtulmuş. İngiliz: "Asılarak ölmek çok kötü. Beni de giyotinle öldürün." Almanlar giyotini tamir etmişler. Ancak, giyotin yine tutukluk yapmış. Sonuçta İngiliz de kurtulmuş. Sıra bizim laza gelmiş. Temel; "Asılarak ölmek gerçekten çok kötü. Eee, zaten giyotin de çalışmıyor. En iyisi beni kurşuna dizin!.."

086. Tavan
Temel çok zengin... Bir gün otelin birinin kral dairesinde ummadık bir şey oluyor. Temel altına kaçırıyor. En çok da çorap batıyor. Komiyi çağırsa rezil olacak. “En iyisi pencereden aşağı atayım." diyor. Çorabı pencereden sallarken elinden kaçıyor ve tavana çarpıp yere düşüyor. Tavan iyice kirleniyor. Çaresiz komiyi çağırıyor Temel;
- Şu tavandakini temizle sana bir maaşın kadar bahşiş vereyim.
- Sen onu oraya nasıl yaptığını söyle ben sana iki maaşımı vereyim.

087. Yanlış numara
Temel saat 02.30'da arkadaşı Dursun'u arıyor.
- Buy’run.
- Alo orası 11, 11 mi?
- Hayır, burası: 1, 1, 1, 1.
- Kusura bakma, yanlış numara.

088. Roman
Temel kitapçıya girmiş. Bilgiç bilgiç:
- Bana bir roman lazım.
- Efendim ağır mı olsun hafif mi?
- Farketmez canım. Nasıl olsa arabam dışarıda.

089. İş
Dursun Amerika'ya gidiyor. 5-6 ay sonra arkadaşı Temel'i arıyor:
- Ula Temel haçan çabuk buraya gel.
- Niye la Dursun?
- Ha burada çabuk zengin olayisun.
- Ne iş yapacağum?
- Ula sırf yere düşen paraları topla yeter. Başka iş yapma.
Temel Amerika'ya gidiyor. Uçaktan iniyor. Taksi garajına giderken bakıyor yerde 100 $. Temel kendi kendine: "Ula ilk günden mi işe başlayacağuz." diyor ve yerdeki parayı almadan yoluna devam ediyor.

090. Kamyon
Temel'le Dursun kamyona 6 metre yüksekliğinde eşya yüklemişler. İstanbul'a götürüyorlar. Giderken 100 metre ileride bir köprü gözlerine çarpmış. Köprünün yüksekliği 4.50 metre. Temel kamyonu köprüye 15 metre kala durdurmuş. Dursun aşağı inip etrafa bakmış ve Temel'e: "Gazla... Etrafta polis falan yok!.."

091. Hafıza
Rus Gizli Haberalma Örgütü KGB Ruslar hakkında çok gizli sırları ele geçiren üç ajanı; Amerikalı, İngiliz ve Türk ajanları yakalamıştı. Bu ajanlar bilgiyi güvenlik açısından üçe bölmüş ve her birinin diğer iki sırdan haberi yokmuşcasına herşeyi ayarlamışlardı. Neyse KGB bunları konuşturmak için işkencelere başladı. Amerikalı kendisine ait bilgiyi 17. gün ağzından kaçırdı. Sıra İngiliz'e gelmişti. O da 9. gün çözüldü. Lazı da konuşturabilirlerse her şey tamamlanacak. Ama laz bir türlü konuşmuyor. Artık 36. gün işkenceden getirip hücresine kapatıyorlar. Laz kafasını duvara vurarak: "Hatırla eşşoğleşşek hatırla!.. "

092. İngilizce
Temel İngiltere'ye gidecekti. Onun için bir arkadaşından İngilizce hakkında bilgi istemişti. Arkadaşı Türkçe kelimelerin son hecesinin uzatılması halinde İngilizce olacağını söyledi. Temel uçağa bindi. On dakika sonra hostesi çağırmak için: "Hosteeees." O da ne hostes gelmişti. Temel İngilizce'yi sökmeye başladığını düşünüyordu. Havaalanından çıktı: "Taksiiiii." Vay be, taksi de durmuştu. Temel ağır ağır kendini kaptırdı: "Hoteeeeeeel." Otele gitti. Odasına çıktı, duş aldıktan sonra bara indi: "Viskiiiii." Daha sonra Londra sokaklarında dolaşmaya başladı. Parkta bir adam gördü:
- Merhabaaaaa, nasılsınıııız?
- İyiyiiiiim, sağoooooool!
- Türk müsünüüüüüz?
- Eveeeeet!..
- Kardeşim Türksün de, neden iki saattir İngilizce konuşuyorsun?

093. Savaş
Karadenizliler doğuda Ruslar'la sıcak savaştalar. Her biri belinden el bombalarını çekip Rus askerlerinin olduğu tarafa atıyorlarmış. Ruslar da bombaların pimini çekip tekrar bu tarafa atıyorlarmış.

094. Neden
Temel efkarlı, oturmuş içiyormuş. Cemal müdahale etmiş:
- Temel içkiden boğulacaksın.
- Kendimi değil, dertlerimi alkolde boğmaya çalışıyorum... Onlar da yüzme bilirmişcesine bana geri geliyor.

095. Soru
Bir gün Dursun Temel'in yanına gelmiş ve "Temel cebimdeki bilyelerin sayısını bilirsen ikisini de sana vereceğim" demiş. Temel: "Üç!" demiş.

096. Trabzon’da
Temel omuzunda papağanla eczaneye girer. Papağan -”Aspirin istiyorum!” der. Sonra fiyatını sorar, Temel’e 500 bin lira vermesini söyler, Temel parayı verdikten sonra dönüp gidecekken, “Paranın üstünü al!” der, para üstünü sayar, “Tamam gidelim...” der. Eczacı manzaradan çok etkilenmiştir. “Beyefendi...” diye bağırır, “...ner’den buldunuz bu kuşu?” Papağan yanıt verir; “Bunlardan Trabzon’da çok var!..” (Halil R. Güven)

097. Şarküteri
Temel ile Dursun şarküteri açmaya karar verirler. Her şeyi hazırlarlar. Açılıştan bir gün önce prova yaparlar. Dursun dışarı çıkar, müşteri gibi içeri girer; “İyi akşamlar... Sizde Pepsi var mı?” Temel kızar köpürür; “Burası şarküteri... Burada et, süt, yumurta, peynir var... Çık yeniden gir!..” der. Dursun tekrar çıkar, girer; “İyi akşamlar... Sizde Pepsi, Coca Cola, Fanta var mı?” Temel iyice kızar ve müşteri rolünü o oynamaya karar verir. İçeri girer; ”İyi akşamlar... Sizde pastırma, sucuk, et var mı?” Dursun; ”Var... Boşları getirdin mi?..” (Eser Köker)

098. Ses
Hopa Orman İşletmesi’ne elektrikli testere gelince üretim artacağına düşer. Durumdan üretici firma haberdar edilir. Firma en iyi 2 oduncuya Amerika’da eğitim vermeyi önerir. Temel ile Dursun eğitime giderler. İlk gün hoca testereyi çalıştırınca Temel; ”N’oliy? Bu ses de ne?” (Halil R. Güven)

099. Uçurum
Temel ucu bucağı görünmeyen uçuruma düşünce Dursun arkasından bağırır:
- Temel nereyesun, iyi misun?
- İyiyum!..
- Neredesun seni almaya geleyrum?
- Hala düşeyrum!.. (Halil R. Güven)

100. Helikopter
Trabzon’da mezarlığa helikopter düşmüş. 300 ceset çıkarmışlar, kurtarma çalışmaları devam ediyormuş. (Halil R. Güven)
Gelen Fıkralar
Bu dökümana henüz fıkra eklenmemiş, aşağıdaki formdan fıkranızı ekleyebilirsiniz.
Fıkra Ekleyin
Fıkra
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir fıkra eklendiğinde haber verin.

Ara
Fıkra Masası Fıkra Masası, ticari amaç taşımayan bir paylaşım sitesidir. Elde edilebilecek reklam ve/veya yayın gelirleri Ankara İletişimliler Vakfı (Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunları Vakfı) Burs Fonu'na bırakılmıştır.