Güle güle kullanmanız dileğiyle... :)
Şubat 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
26272829
Aylık Arşiv
Ocak 2012
Şubat 2012
Yıllık Arşiv
2007 2008 2009 2010 2011 2012
Ana Sayfa > Üst Çekmece > Temeli Sağlam Fıkralar 3
Temeli Sağlam Fıkralar 3
101. Pilot
Temel ile Dursun 6 yıllık bir kurstan sonra pilot olmuşlar. Kısa piste uçağı indirince Temel basar küfürü; ”A..na koduklarım!.. Şu pistin boyuna bak 150 metre...” Dursun da küfreder ve ekler; “Bir de enine bak!.. En az 10 kilometre!..” (Halil R. Güven)

102. Devekuşu avında
Temel ile Dursun Afrika’ya devekuşu avına gitmişler. Devekuşları avcıları görünce başlarını kuma sokmuşlar. Dursun; “Haçan, nereyedur bunlar?..” (Halil R. Güven)

103. Paraşütçü
Temel arızalı paraşütle atlamayı reddedince komutanı, “Teknoloji gelişti, bir arıza olursa paraşüt tamircileri hemen havada tamir ediyor...” diyerek ikna etmiş. Temel atlamış ve paraşütü açılmamış. Tam o sırada üzerinde tulumu, elinde ingiliz anahtarıyla birinin roket gibi yanına geldiğini görmüş ve bağırmış; ”Paraşüt tamircisi misin?” Adam yanından hızla geçerken; ”Hayır!.. Doğalgazcıyım!..” (Halil R. Güven)

104. Hasta
Temel doktora parmağıyla dokunarak vücudunun ağrıyan yerlerini sıralar. Doktor ağrıyan yerlerin bunca çokluğu karşısında heyeti toplar, konsültasyon yapılır ve teşhis konur; ”Temel’in sağ işaret parmağı kırık!..” (Halil R. Güven)

105. Direk
Temel’in firması direk dikme ihalesine girmiş. Diğer firmalar günde 60 ile 90 direk dikerken Temel’in firması 4 direk dikmiş. Temel 4 direk dikmeyi böbürlenerek anlatmış ve; ”Diğerlerinin diktiği direkleri bir görseniz, hepsinin en az % 90’ı toprağın üstünde!..” (Halil R. Güven)

106. Sınav
Temel ile Dursun sınava girerler. Sınavdan çıkan Temel; ”Çok kolay sordular ula, ayakkabıyı sordular!..” der. Dursun unutmamak için ayaklarını yere vurarak sınav salonuna girer. Sınav komisyonu; ”Damda gezer, ‘miyav miyav’ der!” Dursun heyecanla sorar;”Bağcıkları var mı?” Komisyon üyeleri olmadığını söyleyince Dursun ”O zaman makosen!..”

107. Önlem
Temel’e işkencenin her türünü uyguluyorlar, çözülmüyor. En sonunda damardan AIDS virüsü veriyorlar bir yandan da bunu ısrarla vurguluyorlar. Temel kıkır kıkır gülüyor. Nedenini sorduklarında; ”İstediğiniz kadar verin, ben prezervatif taktım!..” (Erdal Uç)

108. Temel’in dileği
2 enfes hatunla ıssız adaya düşen Temel Alaaddin’in sihirli lambasını bulur. Cin üçlüye dileklerini sorunca İngiliz hatun Londra’yı ve evini çok özlediğini söyler ve yok olur. Fransız köyünü ve şaraplarını çok özlediğini söyler ve kaybolur. Güzelleri yitiren Temel; ”Böyle yalnız olmuyor... Arkadaşlarla iyiydik. Geri gelsinler!..” (Erdal Uç)

109. Sigorta parasıyla geziye çıkınca
Fabrikalarını bir yangında yitiren Temel, sigortadan aldığı parayla gemi yolculuğuna çıkar. Güvertede güneşlenirken yanındaki Amerikalı’yla söyleşiye girer, olayı anlatır. Amerikalı’nın da fabrikalarını bir kasırga sırasında kaybettiğini ve sigorta parasıyla yolculuğa çıktığını öğrenince; ”Ya’u kasırgayı nasıl çıkardın?..” (Erdal Uç)

110. Bellek
MİT ajanı olmaya çalışan Temel’e işkenceye dayanıklılık testinde adını sorarlar. İşkencenin her türü karşısında adını söylemez. Bir odaya kapatıp gözlemeye başlarlar. Temel kafasını duvara vurup vurup; ”Hatırla ulan... Hatırla ulan!..”

111. Yolculuk
Temel Amerika’ya gitmeyi kafasına koymuştur. Sonunda Dursun’u da ikna eder ve Amerika’ya doğru yüzmeye başlarlar. Yüzerler... Yüzerler... Derken, uzaktan Özgürlük Anıtı görünür... Temel nefes nefes Dursun’a döner ve; ”Ben kesuldum, döneyirum!..”

112. Küs
Temel karısıyla küs. Her şeyi yazışarak anlatırlar birbirlerine. Temel yazar; ”Sabah çok önemli bir işim var, beni saat 8’de kaldır...” Ertesi gün saat 11’de uyanır. Yastığında bir not; ”Temel, saat 8, kalk!..” (Ümit İnanç)

113. Tören
Karadeniz ilçelerinden birine yeni atanan öğretmen, kırda gezerken, bir uçurumun kenarında 20-30 kişinin dizildiğini, birinin de onları uçuruma atığını görür. Koşar, müdahale eder. Cevap; ”Temel atma törenimiz var da!..” (Muzaffer Kutlu)

114. Yolculuk
Temel ile Dursun uçakta ayrı yerlerde yolculuk ediyorlar. Bir ara Temel’in yanıdaki adam kalkıp, tuvalete gidiyor. O sırada Dursun Temel’in yanına gelip koyu bir muhabbete giriyor. Adam gelip; ”Beyefendi yerimden kalkar mısınız?” deyince; ”Kusura bakma, ben seni indi sandım!..” (Hakan Gülen)

115. Uzay yolculuğu
Astronotların yanlarına 10’ar kilo kişisel yük alma hakkı vardır. Temel 10 kilo sigara alır. Uzay aracı 8 ay süren görevinden döndüğünde, Temel elleri titreyerek aşağı iner ve haykırır; ”Ateşi olan var mı?..”

116. Modern memleket
Temel ile Dursun Nil nehrinin kıyısındaki otelde kalmaktadırlar. Sıkılırlar, Temel kıyıda bir ‘taka’ gördüğünü, onunla gezinebileceklerini söyler. Nil’e açılırlar. Temel pinamitleri görünce; ”Ne kadar modern bir memleket, camileri üçgen...”, Dursun; ”Ne kadar modern memleket, heykelleri kocaman...” filan derken, kayık alabora olur. Zar-zor ters dönen kayığın üstüne çıkarlar. O sırada kendilerine yaklaşmakta olan timsah sürüsünü görünce Temel; ”Ne kadar modern memleket, bak cankurtanlarının hepsi Lacoste!..” (Serim Soylu)

117. Vejeteryan Temel
Vejeteryan Temel kurban bayramında tutmuş ağaç kesmiş.

118. Cola otomatı
Temel Londra’da adamın birinin makineye 25 pens atıp kutu kola aldığını görmüş. Gitmiş, 100 pound’un tümünü 25’lik olarak bozdurmuş. Makineye her 25’lik atışında bir kutu düşüyormuş. Arkadaşları gelip, bunca kolayı ne yapacağını sorduklarında; ”Elleşmeyun bağaa, bugün şansım çok eyi!...” (Mehmet Arslan)

119. Sandalye
Temel kahvede sandalyede uyumuş ve düşmüş; ”Uyy, uyumuşum, düşmüşum!” Kalkmış, oturmuş; yine uyumuş ve düşmüş... ”Uyy, uyumuşum, düşmüşum... İyi ki az önce kalkmişum, değilse üzerime düşeceğimişum!...” (Muzaffer Kutlu)

120. İntihar
Laz, Boşnak ve Kürt aynı inşaatta çalışmaktadır. Öğle arasında kürt karısının hazırladığı azığı bir açar ki, ekmek arası ciğer... “Yarın yine ciğer koyarsa kendimi şuradan atacağım!” Boşnak sandviçinde patates, laz ise hamsi bulur. İkisi de aynı şeyleri söylerler. Ertesi gün, önceki günün aynıdır. Üçü de kendilerini aşağı atarlar. Cenaze töreninde eşleri ağlaşmaktadır. Kürt ve Boşnak’ın eşleri, durumu bilmediklerini, bilseler farklı bir şey yapmamazlık etmeyeceklerini içeren ağıtlar yakarken lazın eşi, “İyiydi, hoştu, elimi sıcak sudan soğuk suya sokturmazdı. Hatta hamsili sandviçlerini de kendisi hazırlardı. Niye atladı anlamadım!..” (Halil R. Güven)

121. Temel’in önlemi
Bir düğün için Almanya’dan gelen Temel, üzerindeki oldukça yüklü parayı yanında taşımak istemez ve bir taşın altına saklar. Taşın üzerine de; ”Burada para yoktur!” yazar. Oradan geçmekte olan Cemal yazıyı görür, parayı alır ve aynı yere; ”Ha buradaki parayı Cemal almamıştur!” yazar. (Yakup Erol)

122. Temel’in intiharı
Dursun iki gündür kendisinden haber alınamayan Temel’in kapısını kırıp içeri girmiş. Bir de ne görsün, Temel ayağından tavana asılmış, sallanıyor.
- Uyy, Temel, ne ediyisun?
- Fadime beni terkettu, ben de kendimi intihar ettim!
- İyi de, intihar edenler boyunlarından asıliyılar.
- Yok be uşağum... Bi’ seferinde öyle ettum, az daha boğuliyidum!.. (Yakup Erol)

123. Nafaka
Temel ile Fadime’yi boşayan yargıç;
- Sizi boşuyorum, karına da 50 milyon TL nafaka bağlıyorum!
Temel etekleri zil çalarak;
- Allah razı olsun hakimim, 3-5 milyon da ben veririm; gül gibi geçinir gider!..” (Halil R. Güven)

124. Karşıdan karşıya geçerken
Temel karşıya geçmek üzere kaldırımın kenarına gelmiş. Bakmış trafik akacak. Eliyle durdurmuş araçları, burnunu yana çevirmiş ve işaret etmiş; ”Ha şimdi geçun!..”

125. Bilet
İstanbul’a yeni göçen Temel karısı alır, AKM’ye gider. İnsanlar; ”Romeo ve Juliet’e 2 bilet...” “Kerem ile Aslı’ya 2 bilet...” deyince, Temel; ”Temel ile Fadime’ye 2 bilet!..” (Mehmet Aslan)

126. Kekeme
Kekeme Temel, yolda bir adamın önünü çevirir ve;
- Bu... bu... bura... Lar... lar... Da... Bi... bi... Ke... ke... ke... Me okulu var... Var... Mış. Ne... ne... Re... De?”
- Lan oğlum, n’apcan okulu; fıstık gibi kekeliyon işte!..” (Fatih Atilla)

127. İkiz
Fadime’nin ikizi olmuş. Dursun baba Temel’i kutlamaya gitmiş. Temel’in suratı bir karış; “Diğer herifi bir bulursam!..” (Semra Dinçer)

128. Av
Köyün gençleri Temel'e gelip: “Temel amca, sen eski avcılardansın bize avlanmayı öğretir misin?” demişler. Temel de onları kıramamış ve hep birlikte ava çıkmışlar. Ormanda gezerken küçük bir delik görmüşler. Temel: “Çocuklar ha bu gördüğünüz tavşan deliğidir. Silahı doğrultup bekleyeceksin. Tavşan çıktı mı, vurdun vurdun... Vuramadın gitti!” demiş. Biraz beklemiş ve tavşan çıktığı anda Temel onu halletmiş. Biraz daha gitmişler, bu sefer ilk delikten daha büyük bir delik görmüşler. Temel: “Aha bu da tilki deliğidir. Silahı doğrultup bekleyeceksin tilki çıktı mı, vurdun vurdun... Vuramadın gitti!” demiş ve tilki çıkınca onu da vurmuş. Biraz daha gitmişler bu sefer bir insan boyunda delik görmüşler. Temel: “Bu gördüğünüz de ayı inidir. Silahı doğrultup bekleyeceksin, ayı çıktı mı, vurdun vurdun, vuramadın gitti!” demiş ve daha öncekilerde olduğu gibi ayıyı da vurmuş. Biraz daha gittiklerinde, neredeyse 5 insan boyunda bir delikle karşılaşmışlar. Temel biraz çekinmiş: “Ula uşaklar... Bu kadar yeter, ha’di geri dönelim!” demiş. Gençler dönmek istememiş; “İllaki buraya da bakalım!” demişler. Temel ısrarlara dayanamamış. “Pekala herkes tüfeğini hazırlasın. Hep birlikte içeri girelim...” demiş. Hep birlikte dev gibi ine girmişler. Biraz sonra içerden silah sesleri gelmiş. Ertesi gün gazetelerde manşet: "Teröristler, Trabzon-Rize seferini yapan trene saldırdı!.."

129. Helikopter
Temel ile Dursun helikopter pilotu olmuş. Binmişler helikoptere yükselmeye başlamışlar. Dursun aşağıya bakmış ve “Uyy... Ne kadar güzel... Evler kibrit gutusu gibi da... Haçan biraz daha yükselelum...” Yükselmişler. “Uyy... Uyy... Yollara bak... Yılan gibi kıvrılayi... Biraz daha yükselelum...” Yükselmişler. Hava soğumaya başlamış. Temel “Uyy... Çok serinledi ortalık... Haçan şu tapedeku vantilatörü kapatalum mu!..” (Cenk Koray/Rutubet)

130. İdam
Temel idama mahkum olmuş.. İnsancıl idam modası var ya, “Nasıl istersin?” demişler. “Kafamı kesin... Ama en acısız kafa kesen bir celladı isterim!” Öyle bir cellat varmış Çin’de.. Çang Çung Çong... Dünyanın parasını verip Çang’ı getirmişler.. Temel kellesini kütüğe koymuş. Çang kılıcı kaldırmış... Dakikalar geçiyor... Temel daha fazla dayanamamış; “Hadi yahu...” demiş, “... keseceksen kes!” Çang; “Benim işim bitti evlat...” demiş, “... ama, sen sakın hapşırayım deme!” (Hasan Çeliktaş)

131. Dilek
Temel yolda önüne geleni tekmeleyerek yürüyor. Konserve kutuları, taşlar, çürük meyveler... Derken eski bir çaydanlığa çakıyor tekmeyi. Çaydanlığın çevresini bir duman bulutu sarıyor ve bir cin çıkar ve Temel’e;
- Dile benden ne dilersen!
- Ö... Özür... Özür dilerim!..” (Tuncay Arığ)

132. Uçak
Temel ile İdris uçakla Trabzon’a gidiyorlar. Derken bir gürültü ve peşinden bir anons “Motorlarımızdan biri patladı, Trabzon’a inişimiz 1 saat kadar gecikebilir.” Bir süre sonra bir gürültü ve bir anons daha “Motorlarımızdan ikincisi de patladı. Trabzon’a inişimiz 2 saat kadar gecikebilir.” derken üçüncü ve dördüncü... Dördüncü anonstan sonra Temel İdris’e döner “Bak gör... Bu gidişle Trabzon’a hiç inemeyeceğiz!..”

133. Fadime
Fadime, feministler toplantısına katılır. Toplantı arasında kadınlar sohbet ediyorlarmış. Amerikalı bir kadın, “Ben kocama ‘bundan sonra bulaşıkları sen yıkayacaksın’ dedim... Birinci gün bir şey görmedim, ikinci gün birşey görmedim, üçüncü gün kocamın bulaşıkları yıkadığını gördüm!” demiş. Fransız kadın “Ben de kocama ‘bundan sonra çamaşırları sen yıkayacaksın’ dedim... Birinci gün bir şey görmedim, ikinci gün bir şey görmedim, üçüncü gün kocamın çamaşırları yıkadığını gördüm!” demiş. Fadime de “Ben de kocama ‘bundan sonra alışverişi sen yapacaksın’ dedim... Birinci gün görmedim, ikinci gün görmedim, üçüncü gün azıcık azıcık görmeye başladım!..” demiş. (Kasım Karakütük)

134. Oda
Otelci Temel'in kapısını bir gece bir İspanyol asilzedesi çalmış:
- Odanız var mı?
- Kimsunuz?
- Jose de Santana de Monte Cristo de Santa Cruzo.
- Haa... Pu katar uşağu alacak yerum yok!..

135. Sahte para
Marketin birine bir turist gelmiş bir şeyler almış, sonra dolar uzatmış kasadaki adama. Adam para sahte mi değil mi diye kuşkuya düşmüş. Paranın orasına burasına bakmış. Evirmiş çevirmiş anlayamamış sahte olup olmadığını. Bakmış böyle olmayacak parayı sırada bekleyen Temel'e uzatmış, “Bir de sen bak hele...” demiş. Temel paranın bir altına bir üstüne bakmış, sonra masanın üstüne atmış ve “Bu para sahte!” demiş. Herkes şaşırmış, “Nasıl anladın bu kadar çabuk?” demişler. Temel: “Bunun üstünde Atatürk resmi yok!..” demiş.

136. Derinlik
Temel dere kenarında oturuyormuş. Oradan Jeep’le geçmekte olan bir adam suyun derin olup olmadığını sormuş. Temel: “Derin değildir, geçebilirsin!” demiş. Adam da Temel'e güvenerek suya Jeep’iyle girmiş. Jeep bir anda sulara gömülmüş. Kan ter içinde sudan çıkan adam Temel'in yakasına yapışmış: "Hani derin değildi ulan." Temel: “Abi vallahi benim suçum yok, demin bir ördek geçiyordu, su beline geliyordu!..” (Şükrü Koç)

137. Dalma
Temel ile Dursun iddialaşıyorlarmış. Temel: “Ben denize 25 metreden dalabilirim!” demiş. Dursun hemen müdahale edip: “Yok; yapamazsın!” demiş. Neyse Temel çıkmış, atlamış ve dalıp çıkmış. Bu sefer Dursun iddiayı daha ileri götürerek: “Ulan ben de 30 metreden dalarım!” demiş. Tabii bu sefer de Temel itiraz etmiş: “Yok; yapamazsın!” Neyse Dursun da çıkıp dalışını başarıyla tamamlamış. Bu sefer Temel: “Ulan ben de 20 cm suya 3.5 metreden dalmazsam...” demiş. Dursun'dan yine itirazlar, “Yok yapamazsın!” Neyse Temel çıkıp dalışı bi güzel becermiş. Bu sefer Dursun kıllanmış: “Lan ben de 20 cm suya 4 metreden dalarım!” Tabii Temel'den hemen muhalefet. Amma velakin Dursun dalışı başarı ile tamamlıyor. İyice fitil olan Temel: “Ulan ıslak havluya 2.5 metreden dalayım da gör!” diyor. Tabii Dursun itiraz ediyor. Sonunda Temel: “Getirin pagayum ıslak havluyu!” diyor. Adamlar getiriyor. Temel çıkıyor 2.5 metre yüksekliğe ve atlıyor... Çakılıyor aynen. Sersemlemiş bi şekilde doğruluyor ve: “Lan kim sıktı bu havlunun suyunu?..”

138. Nişan
Yıllardır yatalak hasta olan Cemal ölümün yaklaştığını hisseder ve karısına vasiyetini bildirir:
- Ben ölünce bizim Temel’le evlen; gözüm arkada kalmaz.
- Mesele değil... Biz zaten nişanlı sayılırız.

139. Maç
Rizeli imamlarla Trabzonlu imamlar turnuva düzenleyip ayda bir maç yaparlarmış. Ama maçı hep Rizeli imamlar kazanırlarmış. Trabzonlular bir gün "Bu böyle gitmez, buna bir çare bulalım, hep yeniliyoruz!” demişler. Takım kaptanı olan Temel hoca şöyle bir teklifte bulunmuş. "Ula bizim Trabzonsporlu Hami'ye sarı cübbeyi giydirelim. ‘Bu da bizim Hami hoca, Merkez Cami’nin imamı, yeni tayin oldu’ diye kandırırız!” demiş. Bu teklifi kabul edilmiş ve ilk maçta Hami’yi de alıp Rize'ye maça gitmişler. Ama maçı yine 2-1 kaybetmişler. Dönüşte takım kaptanı Temel hocaya komşusu sormuş:
- Temel ne oldu maçın sonucu, kazanabildiniz mi?
- Yok ya, Rizeliler bizi 2-1 yendiler.
- Yapma ya!.. Kim attı golleri?
- Bizim golü Hami hoca attı. Onların gollerini de Del Pierro hoca ile, Roberto Carlos hoca attı! (Alper Şahin)

140. Posta
Karadenizli yorgun argın Paris'e inmiş. Çok lüks bir otele yerleşmiş. Yorucu günün gecesinde uyumaya çalışıyor. Uyuyamıyor. Çünkü yan odadan muazzam gürültüler geliyor. Duvarı yumrukluyor:
- Kim var orada?
- Jean Claude van Damme!
- Bana bak, gelirsem oraya dördünüzün de canına okurum!.. (Alper Şahin)

141. Vali
Temel kurumuş dere yatağının üzerindeki köprünün altından eşeğini geçirmeye çalışır ama eşeğin kulakları köprüye değir. Temel alır eline kazmasını köprünün altını yıkmaya başlar. Tam bu sırada vali arabasıyla köprünün üstünden geçmektedir. Durumu öğrenmeye çalışır ve Temel’e bir yöntem önerir: “Köprüyü yıkacağına yeri kazsana!” Temel bakar, bakar ve “Valiye bak... Biz kulakları deyiruk, o ayaklari anlayi...” (Özgür Hacıbektaşoğlu)

142. Mars
NASA Mars'a adam gönderecekmiş. Sadece bir kişi gidebilecek, giden de geri dönemeyecekmiş. İlk aday olan mühendise bu iş için ne kadar isteyeceğini sormuşlar: "1 milyon dolar..." demiş ve eklemiş, "... Kızılhaç’a bağışlayacağım." İkinci aday olan doktora da aynı soruyu sormuşlar. Doktor: "2 milyon dolar..." demiş, "... bir milyonunu aileme, bir milyonunu da tıbbi araştırmalara bağışlayacağım." Üçüncü aday olan Temel aynı soruya "3 milyon dolar!" diye cevap verince yetkililer diğerleri bu kadar az isterken kendisinin neden 3 milyon istediğini sormuşlar. Temel yetkililere doğru eğilmiş, kısık bir sesle: "1 milyonunu ben alırım, 1 milyonunu size veririm, mühendisi de Mars'a göndeririz." (Neslihan Topuz)

143. Yangın
Bir Amerikalı, bir Rus ile Temel otelde kalırken gece yarısında yangın çıkar. Panik içinde üçü de yukarı katlara koşar, ama kurtuluş yok! Çaresizlik içinde Amerikalı, odada duran bir şemsiye bulur, “Başka şansım yok!” diyerek şemsiyeyi açıp atlar. Şemsiye sağlam çıkar. Onu paraşüt gibi kullanarak sağ salim yere iner. Bunu gören Rus, yandaki odada başka bir şemsiye bulup paraşüt gibi kullanarak o da kurtulur. İkisi de yukarıya bakarak merak icinde Temel’i beklerken yakınlarına hızla bir cisim düşer. Gidip bakarlar, Temel! Hayatta ama kan revan içinde ve her tarafı kırık... Hemen sorarlar, “Ne oldu?” Temel, “Şemsiye bulamadım. Ama dolapta yağmurluk vardı...” (Sürhan Türegün)

144. Fotoğraf
Temel bir iş için bir fabrikaya başvurmuş. Fabrika da 12 tane vesikalık fotoğraf istemiş. Temel kara kara düşünmeye başlamış, ‘vesikalık fotoğrafı nasıl çektirecem ben şimdi’ diye. Durumu İdris’e açıklamış. O da demiş ki: “Geniş bir arazide bi çukur kazarız, sen sadece vesikalık kısmın gözükecek şekilde çukura girersin. Ben de senin resmini çekerim.” demiş. Temel kabul etmiş, yer ve zamanı ayarlamışlar. Buluşma vaktinden önce Temel buluşma yerine gidip 12 tane kuyu kazmış. İdris gelince saşırmış: “Ya’u Temel, niye 12 kuyu kazdın ki?” demiş, “... ben zaten 12 tane fotoğraf makinesi getirmiştim. Hiç gerek yoktu kazmana!..” (Gülsen Karadeniz)

145. Kazı
Günlerden bir gün turistin birisinin yolu Karadeniz’e düşmüş. Adam Trabzon’da çok güzel denize nazır bir otel odasında iki gün tatil yapacakmış. Neyse sabah kalkmış, güzelce kahvaltısını odasına getirtmiş, balkonda kahvaltı yapacak, birden dikkatini karşı kaldırımdaki iki adam çekmiş. Adamların birisi harıl harıl çukur kazıyor, diğeri de arkasından harıl harıl kazılan çukuru dolduruyormuş, bir saat geçmiş, iki saat geçmiş, öğlen olmuş, akşam üzeri olmuş, bu bizim iki adam bütün sahil kenarını kaz-kapat şeklinde dolaşıp duruyorlar... Turist en sonunda dayanamamış inmiş aşağıya, adamların yanına gitmiş; ”Yahu kardeşim sabahtan beri sizi seyrediyorum, biriniz çukur, kazıyorsunuz, öbürünüz de ardından kapatıyorsunuz, allahaşkına siz ne yapıyorsunuz?” demiş. Bizim karadenizlilerden fırlama olanı cevap vermiş; “Uşağum aslında biz üç kişu belediye için çalişiyruk. Ha ben Temel çukuru kazıyrım, Tursun çukura dikilecek fidanı koyar, şu karşına olan Hasan da çukuru kapatır. İki gündür Tursun hasta, ama biz işimuzi harfiylen yapıyrık da!..” (Gülsen Karadeniz)

146. Temel ve Dursun
Temel ve Dursun bir inşaatta bekçilik yapmaktadırlar. Yaz sıcağından ve sineklerden bunalan Temel, Dursun’a; “Ula Tursun, gir şu yorganun altuna da şu sineklerden kurtulalum!” der ve yorganın altına girerler, orada uyur kalırlar. Gece olunca ve sinekler gider, yerlerine ateş böcekleri gelir. O sırada uyanan Temel yorganın altından bakar ve ateş böceklerini görür. Kafasını hemen yorganın altına sokar. Dursun, Temel’e sorar “Ula Temel, ne oldi?” Temel cevap verir: “Sorma Tursun, duşarda sinekler ellerine el feneri almuş pizu ariyler daaa!..” (Meltem Ersoy)

147. Üç laz
Üç laz denize açılır. Karadan iyice uzaklaştıkları sırada korkunç bir fırtına kopar. Yaşamaktan umutlarını kesen lazlar dua etmeye başlar. Birinci laz der ki, “Allahım bizi bu fırtınadan kurtar, 40 fakiri, 40 gün doyuracağım.” İkinci laz; “allahım bizi bu kurtar 40 tane kurban kesip dağıtacağım.” üçüncü laz; “Allahım bizi bu fırtınadan kurtar, 40 gün oruç tutacağım.” Bizimkiler tam dualarını bitirirler ki, fırtına bıçakla kesilmiş gibi diner. Birinci laz der ki, “Allahım biz lazuk.” İkinci laz; “Ee, biraz da oyunbozanuk.” Üçüncü laz; “Attık sağa bir kazuuuuk!..”

148. Vatan sevgisi
Temel bir gün bir Fransız ve İngiliz’le aynı uçakta yolculuk yaparken, Fransa üstüne gelmişler. Fransız: ”Ben ülkemi çok seviyorum ve bu yüzden elmamı atacağım.” diyerek elindeki elmayı atmış. İngiltere üstündeyken İngiliz; “Ben de ülkemi çok seviyorum.” demiş ve birasını atmış. Türkiye üstündeyken bu sefer Temel; “Ula ben bu ülkeyi sevmeyrum her pok burda!” demiş ve bir bomba atmış. Fransız uçaktan indikten sonra yolda ağlayan bir çocukla karşılaşmış. “Niçin ağlıyorsun?” diye sormuş. Çocuk; “Orospu çocuğunun biri kafama elma attı.” İngiliz de ağlayan bir çocukla karşılaşmış. İngiliz sormuş; “Niye ağlıyorsun?” Çocuk; “Piçin biri kafama bira şisesi attı.” Temel uçaktan indikten sonra yolda devamlı gülen bir çocukla karşılaşmış. Sormuş; “Ula uşağum niye güleyisun?” Çocuk “Dün akşam yemekte iki tabak kuru fasulye yedim. Bir osurdum, karşıdaki ev yıkıldı.” (Bekir Çil)

149. Hemen
Temel lüks bir lokantaya gitmiş ve en pahalısından bir şarap ısmarlamış... Garson, “Hangi yılı tercih edersiniz?” diye sorunca Temel, “Pi mahsuru yoksa hemen isteyrum!..”

150. Eczacı Temel
Temel bir gün eczanenin önünden geçerken içeri girip sordu: “Soğan var midur?” Eczacı sinirli bir şekilde “Hayır yok!” dedi. Bu olay bu şekilde günlerce sürdü. Eczacı git gide sinirleniyordu. En sonunda camına “Satılık eczane” levhası astı. Bunu gören Temel eczaneyi satın almak istedi. Eczacı büyük bir zevkle eczaneyi Temel’e sattı. Ertesi gün de ellerini oğuşturarak beyaz önlüğünü giymiş olan Temel’in karşısına dikildi: “Soğan var mı soğan?” “Vardur hemşerum vardur da, sizun reçetenuz var midur?..”

(devam edecek)
Gelen Fıkralar
Bu dökümana henüz fıkra eklenmemiş, aşağıdaki formdan fıkranızı ekleyebilirsiniz.
Fıkra Ekleyin
Fıkra
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir fıkra eklendiğinde haber verin.

Ara
Fıkra Masası Fıkra Masası, ticari amaç taşımayan bir paylaşım sitesidir. Elde edilebilecek reklam ve/veya yayın gelirleri Ankara İletişimliler Vakfı (Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunları Vakfı) Burs Fonu'na bırakılmıştır.