Güle güle kullanmanız dileğiyle... :)
Şubat 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
26272829
Aylık Arşiv
Ocak 2012
Şubat 2012
Yıllık Arşiv
2007 2008 2009 2010 2011 2012
Ana Sayfa > Üst Çekmece > Temeli Sağlam Fıkralar 4
Temeli Sağlam Fıkralar 4
151. Tecrübe
Bir araba yaşlı Temel'e çarpar. Arabanın şoförü bağırır, “Suç sende! Ben 20 yıllık şoförüm!..” Temel karşılık verir, “Pen de 40 yıldır yüriyeyrum!”

152. Kitap
Temel kütüphaneye gitmiş. Shakespeare'in bir kitabını istemiş... Kütüphane memuru sormuş, “Hangisini?” Bir süre sessizlik olduktan sonra Temel, “Wilyum!..”

153. Anlamış
Temel barda arkadaşıyla içiyormuş. Temel dertli dertli, “Karım nihayet peni anladu...” Arkadaşı, “Be adam bunun için içilir mi?” Temel “Ama anlar anlamaz peni terç etti!..”

154. İnanç
Garsonluk yapmaya başlayan Temel'e şefi, “Dolu tabakları sağdan verip, boş tabakları soldan alacaksın!” der. Temel, “Neden, bağtul itikatunuz mu vardur?”

155. Görüş
Temel'in kızı evlilik hazırlığı içindedir. Babasından evlilik hakkında görüş alır. Temel, “Cit kizum anana sor, o penden daha iyi pir evlilik yaptu!..”

156. Kusurlu
Temel papağan aldıktan bir hafta sonra dükkan sahibine bir mektup yazmış. "Kusursuz diyerek sattığınız papağan kusurlu çıktı!" Dükkan sahibi mektubu okuyunca meraklanıp telefonla Temel'i aramış “Papağanın ne kusuru var? Temel, “Ke... ke.... ke... kekeleyur!..”

157. Kimse yok
Temel sevgilisi Fadime’ye “Fadime bu akşam bize gel, evde kimse olmayacak.” demiş. Fadime akşam olunca gitmiş, kapıyı çalmış, çalmış... Kimse yok!..

158. Bebek
Temel sinirli bir şekilde doktorunu arar ve:
- Ula doktor bu verdiğin bebek yüzünden bir senedir ağız tadıynan sigara içemiyyrum. - Hayrola Temel ne oldu?
- Ula verdiğin bu tüp bebek zırt pırt gaz kaçiriyy!..

159. Suda kalma yarışması
Temel, Dursun, Cemal suyun altında en çok kalma yarışması yapıyorlarmış. Dursun 15 dakika, Cemal 10 dakika durmuş çıkmışlar. 10 saat olmuş 20 saat olmuş. Temel’in cesedi karaya vurmuş. Daha sonra Fadime’ye baş sağlığı dilemişler. ”Üzülme”diye teselli etmek istemişler. Fadime: ”Önemli değil, yarışı kazandı ya!..” demiş. (Ozan Onat)

160. Paraşüt
Temel ile Dursun paraşüt kursuna yazılırlar. Aradan aylar geçer ve eğitim tamamlanır. Yapılacak bir gösteri için prova yapmaktadırlar. Uçaktan atlarlar lakin Dursun’un paraşütü açılmaz. Temel sorar ;
- Dursun, paraşütün açılmadı, n’olcak şimdi?
- Önemli değil ya... Gerçek değil ki, prova yapıyoruz!.. (Ozan Onat)

161. Mazeret
Temel askerliğini yapıyormuş. Bölükte kırk ere izin vermişler. Geç kalırlarsa disko cezası var, ancak iyi bir mazeretleri olursa affedilecekler. Kırk kişiden otuzdokuzu da geç kalmış, hep aynı mazeret: “Atla istasyona celeydum. At çatladi, tren kaçtı, geç kaldum.” derken kırkıncı da tamamlanmış, Temel’e sıra gelmiş. “Senin de mi atın çatladı?” diye sormuşlar. “Hayır...” demiş, “... yoldaki otuz dokuz at leşini geçemedum.” (Ozan Onat)

162. Fark
Temel’e sormuşlar;
- Evli kadın ile dul kadın arasında ne fark vardur?
- Tul kadın kocasının nerede olduğuni piliy, evli kadın pilmiy!.. (Ozan Onat)

163. Bekaret
Temel mahkemede Fadime’den boşanmak istediğini söyler. Neden Fadime’nin bakire olmamasıdır. Hakim üç aylık evli olduklarını öğrenince;
- Bu kadar zamandır ner’desin?
- İlk gece kız idi hacim pey, laçin şimti teğil!.. (Ozan Onat)

164. Laz ve muz
Lazın biri hayatında ilk defa memleketinden çıkmış güneye, Adana’ya gitmiş. Adana’da buna bir hevenk muz ikram etmişler “Memleketinde yersin” diye. Aradan birkaç ay geçtikten sonra Adanalılar Trabzon’a geri dönen laza mektup yazıp sormuşlar “Nasıl, muzları beğendin mi?” diye. Laz cevaben gönderdiği mektupta “Beğendim ama çekirdekleri çok büyüktü!” demiş. (Ozan Onat)

165. Temel’in gazetesi
Temel bir dağ başında oturuyormuş ve en büyük zevki günlük gazete okumakmış. Fakat tembelmiş ve gazete alabileceği tek yer oturduğu dağın eteğindeki bakkalmış. Bu iş için hep Fadime’yi gönderirmiş. Fadime birgün bu işten sıkılmış ve pazartesi günü 7 tane o günün gazetesinden almış ve bir gazeteyi verip diğerlerini saklamış. Ertesi gün de Temel gazete isteyince bir gün önce aldığı gazetelerden birini “Ben çıkıyorum” deyip işlerini hallettikten sonra çıkarıp vermiş. Çarşamba günü yine Temel gazete istemiş. Fadime yine işlerini halledip Temel’e gazeteyi vermiş. Perşembe günü yine Temel gazete istemiş Fadime yine vermiş. Akşama doğru Temel Fadime’yi çağırıp; “Fadime...” demiş, “... dünyada ne salak insanlar var; dört gündür aynı adam aynı yerdeki ağaca arabasını çarpıyor!..” (Kanat Gezgen)

166. Tehlikeli
Temel İngiltere'ye gidecekmiş. Arkadaşı Cemal İngiltere'de trafiğin soldan olduğunu ve bunun Temel için oldukça tehlikeli olacağını söyleyip, dikkatli sürmesini öğütlemiş. Temel: “Merak etmeyesun... Geçen gün Rize'den Samsun'a kadar soldan gittum, punun ne kadar tehlikelu olduğunu pileyrum!..”

167. Görmek
Fadime ile Temel ormanda yürüken Fadime duygulanmış ve Temel’e;
- Uy... Temel şu romantizmi cöreyi musun daaa?
- Ağaçlardan cöremiyrum daa!..

168. Lazerli top
Bir Türk askeri heyeti Amerika'ya davet edilmiş, kendilerine oradaki askeri tesisler ve modern silahlar tanıtılmış. Son gittikleri askeri üste Amerikalı yetkililer bizim subaylara lazerli silahları anlatmış: “Bu gördüğünüz lazer dürbünüdür. Bu ise lazerlerle hedefini bulan son model füze sistemimiz. Şu ise önümüzdeki yıl silah piyasasına girecek olan lazerli top...” Heyette yer alan Karadeniz kökenli bir subay müdahale etmiş: “Lazerli top bizde de var...” Amerikalı yetkili, “Nasıl olur? Bu top henüz bizim ordumuzda bile hizmete girmedi. Sizde nasıl olur?” Vardı yoktu derken bizimkiler lazerli topu görmeleri için Amerikalıları Türkiye'ye davet etmiş. Kısa süre sonra bir Amerikan heyeti Ankara'ya gelmiş. Türkiye'de lazerli top bulunduğunu iddia eden subayımız, Amerikalıları almış topçu okuluna götürmüş. Başında bir nöbetçinin beklediği Birinci Dünya Savaşı'ndan kalma topu göstermiş. “İşte lazerli top...” Amerikalılar gülmüş... “Topu gördük de, lazer nerede?” “Hemen yanında... Topun yanında nöbet tutan er, lazdır!..” (Senem Keskinarslan)

169. Lazer
Askerde komutan emir erine seslenmiş: “Çabuk bana bir lazer yazıcı getirin.” Er gitmiş ve bir başka erle dönmüş. Komutan “Bu ne lan?” asker “Laz er yazıcı komutanım.” Komutan “Nasıl oluyor?” Asker “Temel, hem laz, hem er ve de yazıcılık yapar.” Komutan “Ulan, iyi ki scanner istemedik!..” (Tufan Karaca)

170. Temel eczanede
Temel’in eşi şiddetli soğuk almış doktor Linkosin iğne yazmış. Sabah Temel çıkarken hanımı yataktan seslenmiş; “Ula Temel, akşama dönerken Linkosin’i unutmayasun ha!” Akşam iş dönüşü, Temel her zamanki gibi kahvede Dursun’la tavla oynarken karısının ilacını ve eczanelerin kapanmak üzere olduğunu hatırlamış. Hemen kalkıp en yakındaki eczaneye doğru koşturmaya başlamış. Temel nefes nefese içeri girmiş; ancak ilacın ismi bir türlü aklına gelmiyor. Kapıda durup hatırlamaya çalışırken beceremeyince seslenmiş “Ula, say pakayum şu ilaçlarunu pana!..” (Ahmet Turan Öner)

171. Ayna
Bir gün Temel köyden çarşıya gidecek. Giderken karısına “Pi’ şey isteyi musun Fadime?” der. Fadime, “Gelurken bağa bi tarak getür. Sen unutkansun gelürken unutursun, akluna getürmen içun da bi akıl diyeyim sağa! Gökyüzüne bak, ayı görür alacağuni hatirlarsun!” Temel “Peki!” der, yola çıkar. Pazarda dolaşır, kendi işlerinin hepsini halleder tam dönecek, “Fadime de pi’ şey istemişti.” Ama ne istediğini bir türlü hatırlayamıyor. Kafayı o yana bu yana sallarken birden gökyüzüne bakar ve dolunayı görür. “Ula bu aynaya benzeyi, herhalde Fadime ayna istedi!” der ve bir ayna alır. Eve döner dönmez Fadime’ye aynayı uzatır. Ömründe hiç ayna görmeyen Fadime aynayı alır, şaşkın şaşkın aynanın karşısına geçer. Bakar bakmaz çığlığı basar. Ağlayarak annesinin evine gider. Temel şaşkın, ne olduğunu anlamaz. O da peşinden gider... Fadime’nin anası, “Kizum ne oldi? Temel mi furdi sağa?” Fadime, “Hiç, vursa daha eyi... Sorma benum başuma geleni! Bak! Temel benden daha güzel birini getirdi. Ben mahvoldum!” Anası aynayı alır karşısına koyar ve bakar. Şöyle der, “Sen ağlama kizum! Korkacak pi şey yok! Baksana kocanın getirdiği kocakarının biri!..” (Saffet Çilingir)

172. Oyun
Temel, bir binanın önünde durmuş, arkadaşları da çatıya çıkmış. Temel aşağıdan arkadaşlarına, “Ula sen iki kolunu da yana aç, öyle atla!” demiş. Birincisi atlamış. İkinciye,”Sen sadece sağ kolunu yana aç, öyle atla!” demiş. İkinci de atlamış. Üçüncüye, “Sen iki kolunu yanına yapıştır, öyle atla!” demiş. O da atlamış. Yoldan geçen bir adamın dikkatini çekmiş, sormuş, “Kardeşim siz ne yapıyorsunuz?” demiş. Temel cevap vermiş, ”Tetris oynayruz!..” (Saffet Çilingir)

173. Azrail
Temel 90 yaşına gelmiş. Ölümden çok korkuyormuş. Bir gün yolda giderken Azrail’le karşılasmış. Temel, “Herhalde benim canımı almaya geldi.” diye düşünmüş. Sonra da içinden “Belki de çocuk taklidi yaparsam, çocuk olduğumu zanneder ve uzaklaşır.” diye geçirmiş. Başlamış “Ingaaaa, ıngaaaaa...“ diye bağırmaya. Azrail, yanına gelmiş ve Temel’in kulağına fısıldamış, “Addaa!..” (Melek Mıdıkoğlu)

174. AIDS
Bizim Temel akciğer kanseriymiş. Doktorlar “İki aydan daha fazla yaşaman mucize olur!” demişler ve ümitsiz olduğu için tedaviye son vermişler. Öleceğini anlayan Temel, bütün eşiyle dostuyla helalleşmeye karar vermiş. Fakat bizim Temel gördüğü herkese kendisinin aids hastalığına yakalandığını ve iki ay içinde öleceğini anlatıyor ve helallik istiyormuş. Tabii bunu duyanlar Temel’e helallik veriyorlarmış, ama bir yandan da elini bile son bir defa sıkıp, kucaklaşmaktan kaçınıyorlarmış. Temel’in en iyi arkadası Dursun Temel’in bu yaptığını duyunca hemen onun yanına giderek; “Yahu Temel, anladık sen kanser oldun ölecen, neden millete ‘aids oldum’ diyon? Bak herkesi bir korku sardı!” demiş. Temel de “Tursun, öyle de öleceeez böyle de ölecez; bari karıyı sağlama alayım dedim!..”

175. Tanker
Bir gün Temel sahilde gezerken denizde bir tanker görür. Yanındakine dönüp şöyle der; “Ulan hayvan herifler... Koskoca tankerin üstüne ‘danger’ diye yazmışlar!..” (Hasan Çeliktaş)

176. Gece yatısı
Temel, Cemal’e konukluğa gitmiştir. Gece sağanak yağış başlayınca, Cemal konukseverlik gösterir: “Ula Temel, çok yağmur yağıyor, eve gitme , burada kal.” Temel bunu kabul eder ama biraz sonra ortadan kaybolur. Aradan epeyce zaman geçtikten sonra, kapı çalar, bakarlar sırılsıklam bir biçimde Temel... Cemal çıkışır: “Ula neredesun? Merak ettuk seni!” Temel: “Eve kadar gittim, pijamamı aldum da!..”

177. Şantiye şefi
Temel karayollarında şantiye şefi olmuş. Kar-kış demeden dağlarda koşturuyor. Bir gece arabasıyla şehre inmeye niyetlenmiş ama yolunu kaybetmiş. Bakmış yakında bir ışık var, gidip kapıyı çalmış. Güzel bir hanım çıkmış karşısına. Temel, “Çok özür dilerim hanımefendi, ben karayolları şantiyesinde şefim. Dağda yolumu kaybettim. Bir sakıncası yoksa beni bu gece misafir edebilir misiniz?” demiş. “Tabii...” demiş kadın, ”... buy’run içeri.” Önce Temel’in önüne güzel bir yemek koymuş. Derken sohbet açılmış. Temel dağdaki yalnızlıktan yakınırken, kadın eşi Almanya’da çalıştığı için kendisinin de çok uzun zamandır yalnız olduğunu anlatmış. Sohbet ilerledikçe, üzerine daha rahat bir kıyafet giyen kadın sık sık soruyormuş Temel’e, “Bakın Temel bey, bir kadın ve bir erkek bu evde yalnızız. İstediğiniz bir şey varsa çekinmeyin söyleyin.” Ama Temel’de kadının mesajını anladığını gösterir en ufak bir hareket yok. Kah su istiyormuş, kah çay. Saat gece yarısını geçip Temel artık uyumak istediğini söylediğinde kadın onun yatağını hazırlayıp üzerine yalnızca iç çamaşırıyla dikilmiş karşısına: “Benden istediğiniz bir şey var mı?” Temel, teşekkür edip iyi geceler diledikten sonra vurmuş kafayı uyumuş. Sabah kalktığında kahvaltısı hazır. Ev sahibi hanım da kapının önünde hayvanları yemliyor. Temel bakmış 1 tavuk, 5 tane horoz var. Sormuş: “5 tane horoz 1 tavuğa çok değil mi?” Kadın cevaplamış, ”Siz onların öyle horoz gibi göründüğüne bakmayın. Onların biri gerçek horoz, diğerleri karayollarında şantiye şefidir!..” (Bora Çıracı)

178. Kule
Temel ile Dursun Toronto’ya gelmişler. Temel dünyanın en yüksek kulesi olan CN Tower’ı Dursun’a gösterip; “Burası o kadar yüksek ki, yukarıdan düştüğün zaman aşağıya gelene kadar 3 gün geçer.” Dursun: “Ölür müsün?” diye sorunca, Temel: “Ne zannettin ya! 3 gün yemeden içmeden yaşanır mı?..” (Senem Keskinarslan)

179. Not
Asansör bozulmuş... Kapıcı Temel asansöre not yazmış: “Asansör bozuktur, lütfen yan apartmanınkini kullanınız!..” (Haşim Arıkan)

180. Temel
Temel Dallas’taki Dursun’u görmeye gitmiş. Dursun Temel’i havaalanında karşılamış. Dışarı çıkmışlar. Temel bir bakmış, 10 metre boyunda bir Limuzin! “Uyyy, amma da büyük bu, daa!” Dursun hafifçe gülmüş. “Temel burası Amerika! Burada her şey büyük!” Yola çıkmışlar, Dursun’un çiftliğinin kapısından girmişler. Git git bir türlü eve varamıyorlar. Temel saşkınlık içinde: “Uyy, amma da büyük çiftlik daaa!” Dursun gene hafifçe gülmüş. “Temel burası Amerika! Burada her şey büyük!” Neyse, akşam olmuş, yemek salonuna geçmişler. Salonun ortasında kocaman bir masa. Bir ucunda Temel, bir ucunda Dursun. Temel Dursun’u taa uzaktan zor seçiyor. “Uyy!..” diye bağırmış, “... amma büyük masa, da!” Dursun’un sesi gelmiş “Temel burası Amerika! Burada her şey büyük!” Yemekten sonra Temel’in tuvalete gitmesi gerekmiş. Dursun: “Temel, alt kata in, soldan üçüncü kapı...” diye tarif etmiş. Temel alt kata inmiş ama sol yerine sağdan üçüncü kapıya girmiş. Orası evin havuzunun olduğu yermiş. Her yer karanlık olduğu için Temel elektrik düğmesini ararken havuza düşmüş. Can havliyle bağırmaya başlamış: “Sifonu çekmeyiiin!.. Sifonu çekmeyiiin!..” (Hasan Çeliktaş)

181. Tek far
Temel motorsiklet eğitimi almak için kursa gitmiş. Kursta ‘gece karşıdan tek farlı bir araç geliyorsa bu motosiklettir’ diye öğretmişler.Temel iyi öğrenci. Hemen işi kapmış ve ilk girişte ehliyetini almış. Ancak ilk gece yoluna çıktıktan sonra dönüşü ambulansla olmuş. Hastanede yara bere içindeyken sormuşlar ‘nasıl oldu?’ diye. Temel, “Karşıdan iki tek far geliyordu. Ben de ‘şu iki motorsikletin arasından geçeyim’ dedim!..” (Kanat Gezgen)

182. Temel top atarsa
Temel’i kasabaya imam yapmışlar. Ramazanın ilk günü, akşama doğru herkesin gözü-kulağı top sesinde. Temel de akşam ezanı okumadan önce topçu ile koordinasyon sağlamak için kasabanın top atılan tepesine çıkmış. Görevli “Her şeyi hazırladım.” demiş. Ama bizim Temel sağlamcı. İlla da bizzat kontrol edecek. “Burası nedir? Çalişayi mi, şurasi nedir? Çalişayi mi?” derken top kazara ateş almış. Temel koştura koştura yarım saatte ancak camiye ulaşmış. Son bir güçle şerefeye çıkmış ve sesinin çıktığı kadar bağırmış. ”Ula uşaklar, haçan yarım saat önce patlayan top denemeydu. Sakın olaki orucu bozmayasuz. Taha beş dakika vardır!..” (Sefa Şahin)

183. Asansör
Temel’le oğlu hiç görmedikleri İstanbul’a bir iş için giderler. Küçük köylerinden sonra gördükleri her şeye şaşırır ve hayretler içinde kalırlar. Taksim’de gezerlerken bir otelin içine girerler, bir bakarlar ki demirden duvarlar ve bu duvarlar otomatik olarak açılıp kapanabiliyor. Tabi ki ikisi de şaşırır. Temel’in oğlu fındık babasına sorar: “Buba bu ne ya?” Temel hayatında hiç asansör görmediği için “Oğlum ben böyle bir şeyi hayatımda görmedim, ne olduğunu bilmiyorum!” der. İkisi de büyük bir saşkınlıkla bu duvarlara bakarken 150 kiloluk şişman bir bayan açılan duvarlardan küçük bir odanın içine girer. Duvarlar yine kapanır ve numaralar birer birer yükselmeye başlar. Daha sonra numaralar küçülmeye başlar. Birazdan duvarlar yine açılır ve dışarıya 20 yaşlarında çok güzel ve seksi, sarışın bir bayan çıkar. Temel gözünü bu bayandan ayırmadan oğluna sessizce “Git ananı buraya getur!..” (Veysel Özdemir)

184. Temel takside
Taksinin yokuşta frenleri patlar ve hızla aşağı inmeye başlar. Temel bağırır, “Durdur şu arabayı!” Şoför panik içinde haykırır, “Durduramıyorum!..” Temel: “Hiç değilse taksimetreyi durdur!..” (Müge Serdar)

185. Renk
Temel oğlunun 7. yaş günü için bir tane "pembe panter" almaya karar vermiş. Oyuncakçıya gitmiş ve “Acaba elinizde pembe panter var mı?” demiş. Görevli pembe panteri getirmiş, Temel’e uzatmış. Temel pembe panteri evirmiş, çevirmiş ve: “Bunun başka rengi yok mu?..”

186. Babanın sonu
- Babam öldü!
- Neden öldü?
- Apartmanın sekizinci katının balkonundan düştü.
- Eyvah parçalandı mı?
- Yok!.. Girişteki bakkalın tentesine düşünce oradan havalanıp karşı apartmana yöneldi.
- Apartmana mı çarptı? Nasıl öldü?
- Yok!.. Karşı apartmanın balkonundaki çamaşır ipine vurup, fabrikanın bahçesine düştü.
- Orada mı öldü?
- Yok!.. Fabrika çelik yay fabrikası, bahçedeki yayların üzerine düşüp havalandı yeniden...
- Peki sonra?
- Sonrası ne? Baktık ki yere inmiyor, biz de vurduk onu!..

187. Dördüncü motor
Temel’le Dursun, dört motorlu bir uçakla Trabzon’dan İstanbul’a uçuyorlardı. Birden pilotun anonsu duyuldu: “Sayın yolcular, bir motorumuz arıza yaptı. Ama paniğe gerek yok. Kalan motorlar bizi götürür. Tabii hızımız biraz azalacak. Dolayısıyla yolculuk da biraz uzayacak.” Az sonra bir motor daha durdu. Pilot yine aynı anonsu yaptı: “Yolculuk biraz daha uzayacak...” Sonra bir motor daha... Aynı anons... Temel huzursuzlandı: “Ula bir motor daha durursa, bütün gece burdayız demektur!..” (Kanat Gezgen)

188. Dilbilgisi
Rize Lisesi’nde, dilbilgisi dersindeyiz. Konu: fiil çekimleri ve zamanlar... Orta yaşlı, babacan öğretmen soruyor: “Evleneceğim...” dersem, bu hangi zaman olur?” En arkadan cevap gelir: “Punun zamani geçmiştur öğretmenum!..” (Kanat Gezgen)

189. Temel ile Cemal
Temel ile Cemal bir gün lüks bir otelin lobisinde harika bir hatun görürler. Temel der ki, “Ula Cemal, gidip bi’ bakayım, bu kadından iş çıkar mı?” Temel yaklaşır kadına, sorar:
- Benimle bi’ yemek yer misiniz?
- Bahse girerim şu kapıdaki Mercedes sizin değil.
- Değildir.
- Şöyle iyi durumda bir banka hesabınız da yoktur sanırım.
- Yoktur.
- Karadeniz kıyılarında şöyle iki katlı bir çiftlik eviniz de yoktur herhalde?
- Yoktur.
- Ha’di o zaman çek arabanı!
Temel boynu bükük döner Cemal’ın yanına.
- Ula Cemal, benim Limuzin’i sana versem Mersedes’ini bana verir misin?
- Veririm Temel’im.
- Bi’ telefon etsem kendi bankamda bana hesap açarlar mı?
- Açarlar Temel’im.
- Tamam da, herhalde bizim peder üçüncü katı yıkmama izin vermez!.. (Sökem Gül Şen)

190. Bozma
Kalpazanlar yanlışlıkla 18 milyon liralık banknotlar basmışlar. Bu banknotları nasıl elden çıkaracaklarını düşünürlerken akıllarına bizim Temel gelmiş. Temel’e bir 18 milyonluk banknot uzatıp, bozmasını istemişler. Temel almış parayı, şöyle bir bakmış, “İki dokuzluk mu olsun, yoksa üç altılık mı?..” demiş. (Kanat Gezgen)

191. Zorro
Bir gün Temel’i kaçırmışlar. Zorro da onu kurtarmaya gelmiş. Kaçıran herifi bir iki hareketle devirdikten sonra, Zorro adamın giysilerine kılıçla “Z” harfi çizmis. Temel birkaç dakika hayranlık içinde baktıktan sonra söyle demiş: “Sağol Züpermen!..” (Atila Yetgin)

192. Aptal çinli
Bir çinli, bir zenci ve Temel, ceplerindeki son paraları ile aldıkları şarabı sırayla içerek Kansas caddelerinde ilerlerken bir tabelaya rastlarlar: “Eleman aranıyor.” Zenci, tabelayı görünce heyecanlanır ve işe talip olmak üzere derhal dükkana girer. Dükkandaki adam, kendisine iş soran zenciye aşağılayıcı bir bakış fırlatır ve onu dükkandan çıkartırken: “Biz burada zencileri istemiyoruz!” diye bağırır. Zenci dostunun başarısız olması üzerine bu kez Çinli şansını denemeye karar verir. Ancak sonuç hemen hemen aynıdır: “Sarı derililere iş yok, defol!” Son olarak bizim Temel girer dükkana. Dükkan sahibi Temel’i görünce gülümser ve: “Tamam dostum, yarın saat yedide gel ve işe başla.” diyerek Temel’in omzunu sıvazlar. Üç arkadaş, sevinç içinde evlerine dönerler. Temel, sabah uyanmakta güçlük çekeceği için Çinli’den kendisini uyandırmasını rica eder ve heyecanla uykuya dalar. Zenci ve çinli, ırkçı dükkan sahibine bir oyun oynamaya karar verirler ve Temel uyurken, yüzünü kömürle simsiyah yaparlar. Ertesi sabah çinli, Temel’i tam zamanında uyandırır ve işe yollar. Dükkan sahibi karşısındaki siyah suratlı adamı görünce öfkeyle bağırır: “Defol bur’dan! Sana daha dün söyledim zencilere iş yok diye!” üzüntüyle dükkandan ayrılan Temel, rastladığı bir aynada kendini görünce şaşırır ve şöyle der: “Uyyyy! Aptal Çinliii!.. Yanluş adamı uyandırmuş daaa!..” (Müge Nalbantoğlu)

193. İddia
Temel ile Dursun hararetli bir şekilde iddialaşırlar. Temel: “Ula Dursun ha pen pu pinanun catusundan pi pardak suya paluklama dalarum daa.” Dursun: “Nah dalarsun ula! İmkanu yoktur!” Vardır yoktur bir milyarına iddiaya girer kafadarlar. Temel gider bir bardak su getirir ve kaldırıma koyar. ”İyi izle ula...” der, “... nasul dalacam hamsi cibi!” Dursun ise hala Temel’i umursamamakta, dalgasını geçmektedir. Temel çatıya çıkar, Dursun’a seslenir: ”Ula Dursun iyi izleyesun ha celeyrum!” Kendini boşluğa bırakır. Yere üç beş metre kala Dursun yerdeki bardağa bir tekme sallar: “Geber ula ipne Temel!..” (Kanat Gezgen)

194. Hasta Temel
Temel doktorun yanından çıkınca arkadaşı yanına gelip ne teşhis konulduğunu sorar. Temel, “Sus” işareti yaparak arkadaşının kulağına eğilir ve “Gizli şeker!” der. Arkadaşı; “Tamam da niye kulağıma eğilip söylüyorsun?” deyince, Temel: “Anlamayi misun? Gizli şeker!..” diye cevap verir.

195. Tut şunun ucunu...
Temel çımacı olmuş, ilk kez yurt dışına gitmişti. Gemi, Liverpool Limanı’na yanaşırken, Temel iskeledeki İngiliz’e bağırdı: “tut şu halatı...” İngiliz, bir şey anlamadı tabii. Temel, bir daha seslendi: “Ula tut şu halatı...” İngiliz’de yine bir hareket yok. Sonunda Temel, ortaokuldaki İngilizcesini denedi: “Do you speak English?” İngiliz “Yes... Yes...” deyince, Temel bu kez öfkeyle bağırdı: “O zaman tut şu halatun ucuni da!..”

196. Temel’in hasreti
Temel reis, bir deniz kazasından sonra ıssız ve terkedilmiş bir adaya çıkar. Aradan uzun yıllar geçer. Bir gün adanın yakınlarında bir deniz kazası daha olur. Kazadan kurtulan genç ve güzel bir kız yüzerek Temel’in bulunduğu adaya çıkar. Temel koşar ve kıza yardım eder. Genç kız kendisine yardım eden Temel’e anlamlı anlamlı bakar ve güler: “Herhalde yıllardır hasret kaldığınız bir şeye kavuşacaksınız şimdi!..” Temel birden heyecanlanır ve sorar: “Uyy! Yoksa yanunda misir uni mi var?..”

197. Büyük yazar
Küçük Temel, ders çalışırken babasına sordu: “Baba, Orhan Kemal çimdur?” Babası, iç çekerek yanıtladı: “Buyük yazar idi, öldi...” Temel, gözlerini kırpıştırarak söylendi: “Üzüldum... Keşkem biraz ufak yazaydi...”

198. Temel’in rekoru
İki karadenizli sohbet ediyorlar: “Bizum Temel, yüz metreyi 10 saniyenin altında koşayi...” Diğeri hemen itiraz etmiş: “Olmaz oyle şey! Ancak dünya rekortmeni bu kadar hızlı koşabilir!..” “Belki ama, bizum Temel kestirme bi yol biliy...”

199. Temel ve balık
Temel yurt dışında bir göl kenarında oturuyordu. Gölde avlanmak için, ruhsat gerek. Bir gün elinde olta, yem torbasıyla sahile doğru yürürken, bekçi yaklaşıp sordu: “Ruhsatınız var mı?” Temel yanıtladı: ”Paluk tutmayrum çi...” Görevli “Ama tutacaksınız?” Temel’den bir yanıt daha: “Pelçi tutarum, pelçim tutmam daa!..” Temel göle ulaştı. Kıyıya oturdu, oltaya yem taktı ve suya attı. Cebinden ruhsatı çıkardı: ”Şimdi tutayrum!..” (Fatma Demirdöven)

200. Aynen öyle oldu
Dursun, bir poker oyunu sırasında fazla heyecana dayanamamış ve kalp krizi geçirip ölmüştü. Karısına haber verme işini, yakın arkadaşı Temel’e yüklediler. Temel kapıyı çaldı, karşısına çıkan taze dul Fadime’ye:
- Ben kahveden, Dursun’un yanından celiyrum...
- Yoksa gene mi kumar oynayi?...
- Hee, oynaydi...
- Gene paralari verdi kumara değil mi?
- He, gene verdi...
- Gebersun oyleyse!
- He, o da oyle etti...

(devam edecek)
Gelen Fıkralar
Toplam -3 fıkra,
Fıkra Ekleyin
Fıkra
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir fıkra eklendiğinde haber verin.

Ara
Fıkra Masası Fıkra Masası, ticari amaç taşımayan bir paylaşım sitesidir. Elde edilebilecek reklam ve/veya yayın gelirleri Ankara İletişimliler Vakfı (Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunları Vakfı) Burs Fonu'na bırakılmıştır.