Yol, Yolculuk Fıkraları
001. Kör pilot
Yolcular uçağa binmişler, uçuş ekibini beklemeye başlamışlar. Derken ekip görünmüş. Hepsinin bir elinde köpek tasması, öbür elinde beyaz baston. Gözlerinde kara gözlükler.. "Herhalde bir şaka olmalı" demişler, günlerden 1 Nisan olmadığı halde.. Uçağa doluşmuşlar. Hostesler anonslarını yapmışlar. Kemerler bağlanmış. Uçak pistte yavaş yavaş hızlanmaya başlamış. Hızlanmış, hızlanmış... Pistin sonu görünmüş... Kaptanda bir hareket yok... Uçak son hızına ulaşmış. Yolcular dehşet içinde bir hosteslere, bir kaptana, bir de nerdeyse bitti bitecek piste bakıyorlar. Kaptanda hala hareket yok.. Koro halinde bir çığlık yükselmiş, pistin tam bitim noktasında... Kaptan pilot levyeye asılmış... Uçak yükselmeye başlamış. Kaptan pilot derin bir nefes almış... Arkasına yaslanmış ve yardımcı pilota seslenmiş: "Biliyor musun, bir gün kimse çığlık atmayacak ve hep birlikte öleceğiz!.."
002. Gümrük
Amsterdam havaalanına inen bizim gurbetçiye Hollandalı gümrükçü sormuş:
- Yanında içki, esrar, kokain falan var mı?
- Yok!..
Hollandalı gümrükçü söyle sağa sola bakmış:
- Peki ister misin?..
003. Uçakta...
Dört motorlu yolcu uçağı havada ilerlerken aniden bir sarsıntı olmuş... Uçak hafifçe irtifa kaybetmiş. O anda pilotun anonsu duyulmuş: “Sayın yolcular, motorlarımızdan biri arızalanmış bulunuyor. Ancak endişe edecek birşey yoktur. Uçağımız üç motoruyla yola devam etmektedir...” Biraz sonra bir sarsıntı daha... Pilotun anonsu yeniden duyulmuş: “Sayın yolcularımız bir motorumuz daha arızalandı. Ancak endişe edecek birşey yok. Uçağımız iki motoruyla yoluna devam etmektedir...” Bir süre sonra pilot üçüncü motorun da arızalandığını bildirmiş. Yolculara endişe edecek birşey olmadığını bildirmiş. O arada yolcular hostes ve pilotların dolaplardan çıkardıkları paraşütleri sırtlarına taktıklarını farketmişler. Yolculara sukunet tavsiye eden pilotlar da paraşütleri takarken hafif endişeli görünüyorlarmış. Yolculardan biri sormuş:
- Bu sırtınızdaki paraşüt değil mi?
- Evet...
- Peki nereye gidiyorsunuz?
- Yardım getirmeye...
004. Rötar
Amerikalı İstanbul'dan Frankfurt'a uçacak. Havaalanına gelmiş. Bankodaki görevli: “Efendim uçağınız 24 saat rötarlı...” demez mi? Canı sıkılmış Amerikalı’nın. Öfkelenmiş, tam patlayacak; bankodaki görevli gülümseyerek: “Size dünkü uçaktan bir yer vereyim...” demiş, “... o daha kalkmadı!..” (Ian Greig)
005. Korku
- Uçak tehlikeli değil mi kaptan? Siz hiç korkmuyor musunuz?
- Sizin büyük babanız yatakta ölmedi mi?..
- Evet...
- Peki onun babası?
- O da yatakta öldü...
- Peki siz akşam yatağa girerken korkuyor musunuz?..
006. Deve
Adamın biri bir gün Afrika'ya gider. ‘Gitmişken bir de deveye bineyim öyle döneyim’ der. Deve kiralayan bir yer bulur ve sahibine nasıl bineceğini sorar. Devenin sahibi “Oh deyince gider. ‘Ohhhh ohhh’ deyince koştura koştura gitmeye başlar.” Adam sorar: “Eeee nasıl duracağım?” Deve sahibi; “Amin deyince de durur.” Neyse bizim adam biner deveye "Oh" der başlar yavaş yavaş gitmeye. Neyse bir süre sonra sıkılır ve "Ohhhh ohhhh!" der. Bu sefer deve de koşturmaya başlar. Adam çok keyiflidir. Bir yandan koştura koştura giderken bir yandan da çevreyi seyretmektedir. Tam bu sırada bi bakar karşısında bir uçurum. Ne yapacağını şaşırır. Heyecandan ne söyleyeceğini unutur. Neyse der bari bi son dua okuyayım der ve başlar. Duasını bitirince "Amin" der ve deve zınk diye durur uçurumun kenarında. Bizim adam kurtulmanın verdiği rahatlıkla derin bir nefes alır: “Ohhh!..”
007. İnekler
Otobüsle kırsal alanda yolculuk eden bir kentli, tarlada sırt üstü yatan inekleri görünce muavini çağırıp nedenini sormuş. Muavin "Haa... Önemli değil... Demiryolları grevde, onlar da THY'nı seyrediyorlar!..”
008. Iska
Lüks Mercedes otostop çeken köylüyü alır. Köylü kaputun önündeki armayı sorunca, sürücü “O benim nişan aletim. Bir arabaya çarpacağımda oradan hedef alır vururum...” diyerek dalga geçer. Duruma içerleyen köylü önde giden arabayı göstererek “Şuna bir vursana...” deyince adam, nişan alır ve gazı kökler. Tam vuracağı zaman sola kırar ama aynı anda bir gümbürtü kopar. Köylü ”Sen ıskalayınca, ben de kapıyı açtım ve ona vurdum!..” (Erdal Uç)
009. Aktarma
Çekmece’nin yerlisi zengin macera yaşamaya karar verip Çin’e gitmek üzere tren istasyonuna gider “Pekin’e bir bilet rica ediyorum.” Memur hayretle bakar ve “Nereye? Nereye?” Adam “Pekin’e...” Memur “Orası nire bey?” Adam sabırlı “Çin’in başkenti...” Memur “Biz en uzak Ankara’ya kadar bilet verebiliyoruz.” Adam çaresiz “Tamam... Verin Ankara biletini... Aktarmalı giderim.” Ankara Garı’nda “Pekin’e bir bilet...” Memur “Biz en uzak Moskova’ya bilet verebiliyoruz.” Adam kabul eder. Moskova Garı’ndaki görevli Yeni Delhi biletini verir. Yeni Delhi’den Pekin’e ulaşmayı başarır adam. Gezer, dolaşır... Sonra özler yurdunu, çoluğunu-çocuğunu... Gider Pekin Garı’na “Çekmece’ye bir bilet rica edebilir miyim?” Çinli memur başını kaldırmadan “Hay hay... Büyük Çekmece’ye mi, Küçük Çekmece’ye mi?..” (Cenk Koray/Rutubet)
010. Dünya turu
Dünya turundan dönen Japon aileye komşuları sormuş:
- Geziniz nasıl geçti?
- Bilmiyoruz... Henüz fotoğrafları bastırmadık!..
011. Yola getirmenin yolu
Gemi batmak üzere... Ancak yapılan tüm anonslara karşın yolcular gemiyi terketmez. Kaptanın yanına bir adam yaklaşır; “Ben yolcuları indiririm” der. 15 dakika sonra tüm gemi boşalmıştır. Kaptan şaşkınlık içinde; “Bu işi nasıl yaptın?” diye sorunca adam; “Fransızlar’a denize atlamanın çok sportmence bir olay olduğunu anlattım. Gemide kalmanın hiç de centilmence olmadığını söylemek İngilizler’e yetti. Almanlar’a bunun bir emir olduğunu söyledim...” Kaptan; “Peki ya türkler?” Adam “Türkler’e de burada denize girmenin yasak olduğunu duyurdum!..” (Ahmet Aydın)
012. Minik bir kaza
Kürt ağası yeni aldığı kamyonu getirmesi için İstanbul’a en güvendiği adamını yollar. Ağa camın önünde kamyon beklerken telefon acı acı çalar. Telefondaki şöfördür:
- Ağam, Ankara yakınlarında ufak bir kaza yapmışem!
- N’oldi la, ne istirsen?
- Ağam bi kaç parçaya ihtiyaç vardır. Sipariş ediyem, yazasın: bir şase, bir kase, bir kollektör, bir konjektör, altı teker, bir motor...
- *#∆«»≈‡!.. Almışem sana yeni bir kamyon! (Ahmet Aydın)
013. El sallayanlar
Kalkıştan 15 dakika sonra 50 kişilik fokker 50 tipi uçağın hoparlörlerinden kaptan pilotun sesi duyulur: “Uçağımıza hoşgeldiniz... Şu anda Atlantik Okyanusu’nun üzerinde 15.000 feet yükseklikte bulunmaktayız. Sağ tarafınıza bakarsanız uçağımızın bir motorunun yanmakta olduğunu göreceksiniz... Sol tarafa bakarsanız uçağımızın kanadının kopmuş olduğunu göreceksiniz... Aşağıya bakarsanız bir sarı bot içinde üç kişinin size el salladığını göreceksiniz... Bu kişiler ben kaptan pilotunuz, yardımcı pilotum ve uçağın hostesi... Dinlemekte olduğunuz ses bir bant kaydıdır...” (Kanat Gezgen)
014. Minibüsle yolculuk
Adamın birisi şehirlerarası yolcu taşımacılığında kullanmak üzere Ford minibüs satın alır. İlk sefere çıkacağı gün çok heyecanlıdır. Yolcuları tepelemeye doldurur ve yola çıkar. Fakat minibüsü çok hızlı kullanmaktadır. Minibüsün arka koltuğunda oturan 60 yaşlarında bir ihtiyar amca şoföre: “Yavrum biraz yavaş gitsene, kaza yapacaksın.” deyince şoför heyecanla, “Beybaba sen Ford minibüsü bilir misin” der. İhtiyar adam “Hayır bilmiyorum” deyince şoför “O zaman otur yerine bir daha işime karışma!” der. Neyse seyahat bu şekilde devam eder. İleride keskin bir virajdan 120 km hızla dönünce uçuruma yuvarlanmaktan son anda kurtulurlar. Bu arada minibüsteki yolculardan orta sıralarda oturmakta olan orta yaşlı bir kadın “Şoför bey rica ederim yavaş git, evde çoluk çocuğumuz bekliyor...” deyince şoför kadına “Abla sen Ford minibüsü bilir misin?” der. Kadın “Hayır, nereden bileyim ayol” deyince şoför, “O zaman sus, bana müdahale etme!..” der. Yola devam ederler. Artık minibüs öyle süratli gitmektedir ki herkesin yüreği ağzında şoförün insafa gelmesini bekler. Şoförün sağında oturan adam dayanamayıp: “Şoför bey, yavaş gitsene canına mı susadın” deyince şoför: “Abi sen Ford minibüsü bilir misin?” Adam “Evet ulan biliyorum, ne olacak!” der. Bunun üzerine şoför heyecan içerisinde “İyi o zaman... Çabuk söyle, bunun freni nerede? (Serdar Usman)
015. İyi haber
Okyanusta büyük bir gemi hızla ilerlerken, kaptan herkesi güverteye çağırmış. Herkes güvertede toplanınca:
- Size bir kötü bir de iyi haberim var. Hangisi ile başlayayım?
- İyi olanla...”
- 11 dalda oscar kazanacağız!..
016. Pantolon
Uçak dünyanın en kalabalık hava meydanlarından biri olan Londra Heathrow’a yaklaşırken hoparlörlerden pilotun sesi duyuldu "Sayın yolcular, biraz sonra Londra’ya inmiş olacağız. Londra’da hava hafif yağmurlu ve sıcaklık...." Tam o sırada pilottan "Aman tanrım!" diye korkunç bir feryat duyuldu ve yolculara bir asırmış gibi gelen üç beş saniye boyunca hiçbir ses çıkmadı. Biraz sonra pilot tekrar konuşmaya basladı "Sayın yolcular demin sizleri çok korkuttuğum için özür dilemek istiyorum. Ama hostes yanlışlıkla üstüme koca bir fincan sıcak kahve döktü. Canım çok yandı. Hele pantolonumun önünü bir görseniz..." Bu sırada arkadan bir yolcu bağırdı: "Hele sen bizim pantolonların arkasını bir görsen!.."
017. Seçenek
Uçakta yemek servisi zamanı gelmiş. Görevli bayan önde oturan adama yaklaşıp
- Yemek istiyor musunuz efendim?
- Seçenekler neler?
- Evet ya da hayır!.. (Müge Serdar)
018. Oran
Adam bir havacılık şovunda gösteri yapan uçağa binme fırsatını buldu. Bir pilot, bir de o. Havada akrobasi yapıyorlar. Pilot birden derin bir pikeye daldı. Yeryüzü hızla uçağa yaklaşırken pilot adama döndü ve güldü;
- İddiaya girerim, aşağıdakilerin yüzde ellisi şimdi uçağın düşeceğini sanıyordur?..
- Doğru... Ben de iddiaya girerim ki, buradakilerin yüzde ellisi de öyle düşünüyor.
019. Ada
Yolcu gemisi okyanusta ıssız bir adanın yanından geçerken yolcular uzun sakallı üstü başı yırtık sıska bir adamı farketmişler. Adamcağız sahilde oradan oraya koşuyor, çılgın gibi ellerini sallıyor, zıplıyor, bağırıp çağırıyomuş. Yolculardan biri “Kim bu kaptan?” diye sormuş.. “Bilmem... Her sene buradan geçeriz, her seferinde de bu manyak böyle kafayı üşütür!..” (Beril Odabaş)
020. İstatistik
Bir istatistikçi uçakla seyahat edecekmiş ve bombalı sabotaj yapılmasından korkmaktaymış. Bir hesap yapmış ve bineceği uçakta bomba olma ihtimalini 1/20.000 olarak hesaplamış. Seyahat vakti gelince bu istatistikçi çantasında bir bombayla yakalanmış ve karakola götürülmüs. Savunmasında “Uçakta bomba olması olasılığı 1/20.000, uçakta aynı anda 2 bomba bulunması olasılığı ise 1/400.000.000’dür. Bu yüzden uçağa bombayla binip bombalı sabotaj ihtimalini azalttım” demiş. (Kanat Gezgen)
021. Pasaport
Altı yamyam, bir de beyaz gümrüğe gelirler. Memur pasaportlarını ister. Altı pasaport uzatılır. Memur sorar:
- Pasaportun biri nerede?
- Ne pasaportu?
- Beyazın pasaportu?
- Tuhaf sey? Yanımızda getirdiğimiz yiyecek için pasaport olur mu?” (Fatma Demirdöven)
022. Ne yaptığını anlayamamış
Titanik’te salonlardan birinde her akşam bir sihirbaz gösteri yapıyormuş. Adam gerçekten çok ustaymış ama bir sorunu varmış. Bir papağan, tam ne sihirdir ne keramet noktasına gelindiğinde sihirbazın hilelerini açıklıyormuş. “Kartı gömleğinin yeninden içeri attı!” diyormuş örneğin. Ya da: “O şapkanın içinde tavşan var,” diye haykırıyormuş çirkin sesiyle. Sihirbaz fena halde kızıyormuş bu papağana. Ama papağan kaptanın papağanı olduğundan bir şey yapamıyormuş. Derken Titanik buzdağına çarpıp batmış, sihirbaz gemiden kopan bir kapının üzerine çıkarak kurtulmuş. Ertesi sabah bir de ne görsün: papağan da aynı kapının üzerinde sessizce durmuyor mu! Üç gün üç gece o kapının üzerinde öylece bakışmışlar. Ne sihirbaz bir şey söylemiş ne de papağan. Ama en sonunda papağan olmuş konuşan: “Tamam, pes, gemiye ne yaptığını anlayamadım!” (Kanat Gezgen)
023. Bagaj
Genç iş adamı uçağa binmek üzere havaalanına gelir ve bilet kontrolü yapılan masaya giderek, elindeki valizleri teslim eder. Görevli; “Biletinizi alabilir miyim?” adam biletini verir ve ekler; “Biletimden göreceğiniz gibi New York’a gidiyorum. Ancak, verdiğim yeşil valizin Londra’ya, mavi olanın da Paris’e gitmesini istiyorum...” Görevli kız şaşkınlıkla; “Özür dilerim, ancak bunu yapmam mümkün değil.” Bunun üzerine genç adam; “Bunu duyduğuma çok sevindim. Geçen sene yapmıştınız da!..” (Kanat Gezgen)
024. Hata
Atlantik’i geçmekte olan bir uçağın hoparlöründen nazik bir ses duyuldu; “Bayanlar, baylar; koltuklarınıza oturun, yaslanın, rahatlayın. Bu tamamen otomatik bir uçuştur. Otomatik kumandalıdır, yemek ve içki servisleri otomatiktir, iniş otomatiktir. Hiçbir hata olmaz... Hiçbir hata olmaz... Hiçbir hata olmaz... Hiçbir hata olmaz...” (Fatma Demirdöven)
025. Çocuk işte...
Kadınla 4 yaşındaki oğlu otobüsteler... Derken çocuk birden otobüsün ortasında bağırmış: “Anneee... Şu karşımızdaki adamın burnuna bak. Patatese benziyor!” Bunu duyan adamla birlikte herkes donup onlara bakmış. Kadın tabi çok utanmış. Oğlanın kulağına eğilip “Bak canım... Böyle kalabalık yerlerde başkaları hakkında bağıra bağıra konuşulmaz. Ne söyleyeceksen eve gidene kadar beklemen lazım, tamam mı?” demiş. Minik oğlan başını sallamış, otobüs yoluna devam etmiş. Derken birkaç dakika sonra çocuk yine bağırmış: “Anneee... Eve gidince, sana şur’daki koca göbekli kadın hakkında bir şey söyleyeceğim!..” (Müge Serdar)
026. Sakınca var
Denizciler çapkın olur. Her limanda bir sevgiliye sahip oldukları anlatılır. Geminin birinde, pek zampara bir süvari görevde. Her limana girmeden önce, iyice hazırlıklar yapıp, şık giyinip, gemi yanaşır yanaşmaz karaya fırlıyor. Ancak, limanın birine yanaştıklarında, dışarı çıkma şöyle dursun, kamarasından çıkmadığı gibi, kapısını da içeriden kilitliyor. Nedenini merak edip telefonla soran ikinci kaptana açıklıyor: “Bu limanda, karım oturur!..”
027. Tren gelince
20. yüzyılın başı... Bohemya’nın sapa bir vadisinden demiryolu geçiriliyor. İlk tren vadiye geliyor. Tören yapılıyor. Civar köy ve kasabalardan gelen halk, şaşkınlıkla süslü treni seyrediyor. Lokomotifin makinisti, ağzı açık treni seyreden bir köylüyle, dalga geçmeye yelteniyor: “Yaa! Atlar çekmeden, bu makinenin nasıl gittiğine şaşarsın değil mi?” Oysa köylü, hiç şaşmıyor: “Bu kadar kızgın kömürü sana soksalar, sen daha hızlı gidersin!..”
028. Ya motorlar durursa
Dört motorlu bir uçakla seyahat ediyorlardı. Sinirli uçak yolcularından biri hostese sordu:
- Şimdi motorlardan biri dursa ne yaparız?
- Geri döner, havaalanı ile temasa geçeriz.
- Peki, ya iki motor birden durursa?
- Yine, geri döner, havaalanı ile temasa geçeriz.
- Ya motorların dördü birden durursa? diye ısrar etti yolcu. Hostesin canına tak etmişti:
- Hiç meraklanmayın, o zaman vakit kaybetmeden dosdoğru yerle temasa geçiveririz. (Fatma Demirdöven)
029. Kule
Şakacı pilot iniş yaparken, kuleye her seferinde “Bilin bakalım ben kimim?” der. Kuledekiler çok sinir olur. Bir gece pilot yine “Bilin bakalım ben kimim?” der. Kuledekiler de pistin ışıkları söndürür, “Bil bakalım pist ner’de?”
030. Nükleer enerji
Uçağın havalanmasını beklerken adamın yanında oturan diğer yolcu, adama dönmüş ve
- Biliyor musunuz, bir yerde okumuştum eğer yolculuk esnasında yanınızdaki ile sohbet ederseniz, seyahat süresi daha kısa geliyormuş insana. Kucağındaki kitabı okumak üzere yeni açmış adam, kitabı yavaşça kapatmış ve adama;
- Hangi konuda sohbet etmek istersiniz?
- Bilmem ki, nükleer enerji konusunda konuşmak ister misiniz?
- Olabilir... Bu ilginç bir konu olabilir ancak nükleer enerji konusuna girmeden önce size başka bir soru sorayım. Bir at, bir inek ve bir keçi, üçü de ot yiyerek beslenmelerine rağmen, keçi misket şeklinde, inek sıvı şeklinde, at ise kurutulmuş ot şeklinde dışkılar. Sizce neden?
Sohbet etmek isteyen adam, hayretle bakmış;
- Hiçbir şey aklıma gelmiyor, bilmiyorum.
Kitabını okumak isteyen adam;
- Hiç bir bok hakkında bilginiz yoksa ne demeye nükleer enerji konusunda sohbet etmek istediniz?
031. Alamet
Dünyanın en büyük uçağının ilk seferi. Hostes yolcuların yapabileceği şeyleri kapsamlı biçimde anons eder; “Sayın yolcularımız... Uçağımıza hoşgeldiniz. Uçaktaki 4 restoranda yemek yiyebilir. Alışveriş merkezimizde alışveriş yapabilir, spor salonlarımızda, kumarhanemizde zaman geçirebilirsiniz. İsteyen yolcularımız için 3 Türk hamamı, 4 sauna ve 2 yüzme havuzu da hazır bekliyor. Siz bunları yaparken, biz de pilotlarla birlikte bu alameti nasıl kaldıracağımızı çözmeye çalışalım!..”
032. Repeat
4 motorlu uçak Arap ülkesinin üzerinde seyretmektedir. Derken motorlardan birini kaybeder. Kuleden yardım ister;
- Kule motorlarımızdan birini kaybettik!
- İngiliz teknolojisi iyidir. 3 motorla da gidersiniz... Continue please...
- Kule ikinci motorumuzu da kaybettik!
- İngiliz teknolojisi iyidir. 2 motorla da gidersiniz... Continue please...
- Kule üçüncü motorumuzu da kaybettik!
- İngiliz teknolojisi iyidir. Tek motorla da gidersiniz... Continue please...
- Kule son motorumuzu da kaybettik!
- Repeat after me: Eşhedü enla!..” (Ümit İnanç)
033. Guş
Konyalı uçakla yolculuk etmektedir. Tam bir kuş sürüsünün üstünden geçerken; “Anaa, guşa bak!..” Yanında oturan İstanbullu Türkçe öğretmeni bayan düzeltir; “Guş değil, kuş!” Konyalı “Allah allah, ne kadar da guşa benziyorlar oysa...” (Haldun Özberrak)
034. Speed limit
Adam araba kullanırken "Speed Limit 80" tabelasını görmüş. Hızını 80'e ayarlamış. Bir süre sonra yeni bir tabela; "Speed Limit 60." adam hızını 60'a ayarlamış. "Speed Limit 40" Adam 40'a düşmüş. "Speed Limit 20" Adam hızını 20'ye getirmiş. Bu arada da iyice sinirlenmiş. Daha sonra bir tabela daha görmüş; "Welcome to Speed Limit..."
035. Vosvos
Adamın biri yeni bir araba almış. 70-80 km civarı bir hızla yolda seyrederken yanından jet gibi bi Vosvos geçmiş. Geçerken de şoför adamımıza bağırmış; “Heyyy koçum sen Vosvos’u biliyor musun?” Adamımız sinirlenmiş bu sözler üzerine ve basmış gaza 100 km ile gidiyor. İleride Vosvos’u görmüş ve gazlayıp geçmiş... 5 dk sonra yine Vosvos jet gibi adamımızın yanından geçmiş, adam yine aynı şekilde.. “Oğlum sen Vosvos'u tanıyor musun?” Adamımız iyice kızmış. Kendi kendine "Lan ne biçim araba almışım!.. Vosvos bile geçiyor be!.." diyerek basmış gaza... 150 km civarında giderken dikiz aynasına bakmış yine aynı Vosvos arkadan hızla geliyor... Yine aynı olaylar olmuş. Vosvos’un şoförü; “Sen biliyor musun Vosvos’u ha?..” Adamımız yine sinirlenmiş. Aradan yarım saat filan geçmiş adamımız ileride Vosvos’un bir ağaca bindirdiğini görmüş.. Hemen durmuş ve Vosvos’un şoförünün yanına gitmiş ve demiş ki; “Bak görüyorsun di’ mi o kadar hızlı gitmenin sonucunu... Bana öyle ‘Vosvos’u biliyor musun’ diye laf atacağına önüne baksaydın ya!..” Adam “Abi yanlış anlama... Ben eğer biliyorsan frenin nerede olduğunu soracaktım!..” (Hasan Çeliktaş)
036. Karagümrüklü
Güzel bir bahar gününün sabahında İETT şoförü garaja gider, otobüsünü çalıştırır ve yola çıkar. Sorunsuz bir şekilde bir duraktan diğerine ilerler yolcularını alır, indirir. Derken; durağın birinde iriyarı, güçlü kuvvetli ve oldukça tehlikeli görünüşe sahip bir adam otobüse biner. Şoföre sert bir bakış fırlatır ve "Karagümrüklü bilet atmaz." diyerek arkadaki bir koltuğa geçer ve oturur. Ertesi gün, ondan sonraki gün ve her gün aynı şey tekrar olur. Karagümrüklü, aynı sözlerle ve aynı sert bakışlarla bilet atmadan koltuğa geçip oturur. Bu durum otobüs şöföründe kompleks yaratmaya başlar. Hat değiştirme dilekçesi de red edilince son çare olarak bir spor kursuna yazılır. Her akşam devam ettiği kursta; judo, karate, aikido ve benzeri tüm dövüş teknikleri konusunda ihtisas yapar. Yazın sonlarına doğru, kendine güveni olan iyi bir dövüş ustası haline gelmiştir. Kursları bitirdiğinin ertesi günü tekrar otobüsüyle yola çıkar. Uzaktan, Karagümrüklü'nün durakta beklediğini görür. Sinirini gizlemeye çalışırken, dişlerini gıcırdatarak otobüsün kapısını açar. Karagümrüklü otobüse biner, şoföre sert bir bakış fırlatır ve, "Karagümrüklü bilet atmaz." diyerek ilerleyecekken tam o sırada, sıkı bir kavgaya hazır olan şoför birden koluna yapışır, "Neden atmıyor muşsun!??" Şoföre şaşkınlıkla bakan adam şöyle der; "Karagümrüklü'nün mavi kartı var!.."
037. VW
Bir Volkswagen tosbağa otoyolda orta hızla seyreden BMW’nin yanına gelir. VW’in sürücüsü camı biraz aralayarak, BMW sürücüsüne, “Sen Vosvos’u biliyor musun?” diye sorar. BMW’nin sürücüsü bunun bir meydan okuma olduğunu sanarak gaza yüklenir, BMW fırlar gider. Kısa bir süre sonra VW yine yanaşır BMW’nin yanına. Soru yine aynıdır; “Sen Vosvos’u biliyor musun?” BMW sürücüsü gazı iyice kökler... Artık 300 km/saat hızla gidiyordur BMW... Derken VW yine görünür, her yanından dumanlar çıkararasürücüsü, “Biliyorum a..ına koyayım!.. Nedir derdir?” VW sürücüsü; ”Peki o zaman söyler misin... Ner’de bunun 2. vitesi?..” (Halil Ustaoğlu)
038. Selektör
Bir Fiat 126 BİS’in benzini bitmiş, yolda kalmıştır. Durumu gören bir Mercedes sürücüsü BİS’in yanına yanaşır ve yakındaki benzin istasyonuna kadar çekmeyi önerir. BİS’i Mercedes’e bağlar, yola çıkarlar. Derken çakal bir BMW sürücüsü Mercedes’in yanına yaklaşır, sürücüyü taciz eder. İki araba yarışmaya başlar. Bu sırada BİS’in sürücüsü “N’apıyorsunuz?” anlamına gelecek şekilde selektör yapmaktadır. Arabalar hızla benzin istasyonunu geçip giderken, pompacı yanındaki adama döner ve; ”250 km hızla giden Mercedes’i sollamaya çalışan bir BMW vardı. Onun da arkasında bir 126 BIS selektör yaparak yol istiyordu!..” (Erdal Uç)
039. Japon malı
Japon’un biri iş gezisi için New York’a gelmiş. Havaalanından taksiye binmiş. Yolda giderken yanlarından bir araba basıp geçmiş. Japon bakmış: “Ooo... Honda... Japon malı, çoook hızlı!” demiş. Amerikalı şoför kıl olmuş. Biraz sonra başka bir araba geçmiş. “Ooo... Suzuki... Japon malı, çook hızlı!” demiş. Şoför iyice sinirlenmiş. Neyse varmışlar gidecekleri yer. Şoför dönmüş;
- 600 $ bayım!..
- Neee, 600 dolar mı?... Ooo... Taksimetre Japon malı, çoook hızlı!..
040. Kahtalı
3 Kahtalı Haydarpaşa’ya gelirler ve Doğu Ekspresi’nin saatini sorarlar. Gar memuru “3 saat sonra” der. “Ooo... Babam 3 saat beklemekle geçmez. Kadıköy’e gidek de 2 tek atak...” Hemen yola koyulurlar, durmadan içerler. Saate bakarlar ki 3 saat olmuş. Gara gelirler, tren kaçmış. Gar memurunun yanına giderler “Gardaş öteki tren saat kaçta?” Memur “8 saat sonra...” der. Kahtalılar “Ooooo... 8 saat beklenir mi burda? En iyisi yine Kadıköy’e gidek.” Rakı şişelerinin biri gider ötekisi gelir. Tam 7 saat aralıksız içerler. Saate bi bakarlarki tam 1 saat var. “Ha’di gardaşlar, hadin deyip” zor da olsa Haydarpaşa’yı bulurlar. Gara geldiklerinde bir düdük sesi duyarlar. Tren yavaş yavaş hızlanırken bunlar da arkadan koşarlar. Tren gider, bunlar koşar. Sonunda biri atlar trene, hemen ardından öteki. Ama 3. biraz kilodur, nefesi kesilip durur. Az sonra gülmeye başlar geride kalan Kahtalı. Hareket memuru adamın yanına gelir; “Birader neden gülüyorsun?” Kahtalı; “Yaa... Ben gülmeyeyim de kim gülsün? Ben Kahta’ya gidecektim, burada kaldım. Bu adamlar beni yolcu etmeye gelmişti ama gel gör ki şimdi Kahta’ya gidiyorlar!..”
041. Bagaj
Yaşları 3’le 12 arasında değişen 5 çocuklu bir aile uzun ve yorucu bir uçak yolculuğunun ardından, nihayet alana inmişler ve bagaj kontrolü için sıraya girmişler. Sıra onlara geldiği zaman kapıdaki görevli, ailenin babasına sormuş: “Beyefendi, bu çocuklar ve bütün bu valizler size mi ait?” Adam; “Evet efendim.” Görevli “Peki...” demiş, “... bu valizlerde silah, uyuşturucu, içki varsa bildirmeniz gerekiyor.” Adam bir görevliye bakmış, bir yanında homurdanıp duran karısına, bir de orasından burasından çekiştiren huysuz çocuklarına. Sonra derin bir iç çekerek cevap vermiş: “Eğer olsaydı zaten şu ana kadar kullanmış olurdum!..”
042. Akıllı Avukat
Bir uçağın pilotu personelini çağırır ve şöyle der: “Motorda bir bozukluk var. Acil iniş yapmak zorundayız. Gidip yolculara bunu açıklayın ve kemerlerini bağlamalarını, yerlerini terk etmemelerini söyleyin.” Bir süre sonra personel tekrar pilotun yanına gelir. Pilot sorar: ”Evet, her şey yolunda mı?” Personel; “Evet, herkes kemerlerini bağladı. Sadece bir avukat olan bir yolcu içeride herkese kartvizitini dağıtmakla meşgul!..”
043. Araba
Bir adam, karanlık ve fırtınalı bir gecede otostop çekmektedir. Fırtına o kadar şiddetlidir ki, bir metre ilerisini zor görür. Birden yaklaşan bir otomobil farkeder. Otomobil bizimkinin önünde durur. Eleman kendini arabaya atar ve hemen kapıyı kapatır. Sürücüye döndüğü anda irkilir; direksiyonda kimse yoktur! Araba yavaşça hareket etmeye başlar. Adam şoktadır. Yola bakar ve ileride bir viraj görür. Dua etmeye başlar. Viraja girmek üzereyken, direksiyonda bir elin belirdiğini ve arabanın viraji döndüğünü görür. Kafayı sıyırmak üzeredir. Sonraki birkaç virajda da aynı el arabayı yönlendirir! Adam donup kalmıştır. Cesaretini toplamaya çalışır ve kendini arabadan dışarı atıp, en yakın kasabaya doğru koşmaya başlar. Kasabaya girdiğinde hala şoktadır. Bir bara dalar ve iki kadeh tekila isteyip, ağlayarak olanları oradakilere anlatır. Ortalığı bir sessizlik kaplar. Bir saat kadar sonra, aynı bara iki kişi girer. Girenlerden biri bizim elemanı görür görmez yanındakine döner ve şöyle der: “Bak Pepe, biz arabayı iterken binen herif buydu işte!..”
044. Türk pazarı
Amerikan taşımacılık devi Türkiye pazarını merak ederek bir elemanını inceleme yapmak üzere gönderir. Bir hafta sonra elemandan bir mesaj alırlar; “Patron burada hiç şansımız yok. Ülkedeki tüm taşımacılık işleri ‘Maşallah’ ve ‘Allah Korusun’ adlı iki şirketin elinde!..” (Serim Soylu)
045. Hele bir bakın
Erzurumlu bir amca otobüsle bir yere gitmektedir. Mola yerine gelinir. Amcam sıkışmış, iner tuvalete gider. Bir döner ki, bütün otobüsler birbirine benziyor. Hangisi kendisinin ki? Okuma yazma da yok... Gözüne kestirdiği bir otobüse girer. Omuzlarını kabartır göğsünü gere gere; “Hele bene bakın... Ben bu otobüsün yolcusu muyam?.. (“sine qua non”/Ek$iSözlük)
046. Ferrari
Adamın biri son model Ferrari'sini yeni alır, arabasına atladığı gibi kendini yollara bırakıverir. Biraz gezdikten sonra kırmızı ışıkta durur ve ani bir gürültü ile sarsılır. Aceleyle arabadan inip bir de bakar ki bir adet kamyon güzelim arabasına arkadan çarpmıştır. Daha ‘ne oluyor’ demeye kalmadan kamyonun sürücüsü aşağı atlayıp: “Abi, vallahi istemeden oldu... Abi bakmam gereken 4 çocuk var... Abiii ben bunu ödeyemem... Abii allah rızası için yardım etttt... Abiii senin gücün vardır, sen yaptırırsın...” diye yalvarınca dayanamaz ve "Tamam, tamam... Neyse o kadar çok değil. Cana geleceğine mala gelsin..." der ve arabasına binip yoluna devam eder. Biraz gezdikten sonra gene bir kırmızı ışıkta durur ve fıkra bu ya gene bir gürültü ile sarsılır. Bir de bakar ki, biraz önce arabasına çarpan kamyon gene çarpmıştır. Sinirle arabadan iner ve söylenmeye başlar. Fakat kamyon sürücüsü son derece rahat bir tavırla kafasını camdan çıkarır ve samimi bir şekilde; “Abii, benim, ben!.." (“buck rogers”/EkşiSözlük)
047. Patron
Uçakta hostes, papaza sormuş:
- Viski, cin, şarap… Ne emredersiniz?
- Hangi yükseklikte uçuyoruz kızım?
- Onbin metredeyiz peder!
- O halde sen bana su getir kızım… Patrona çok yakınız, ayıp olur!..
Gelen Fıkralar
Bu dökümana henüz fıkra eklenmemiş, aşağıdaki formdan fıkranızı ekleyebilirsiniz.