Güle güle kullanmanız dileğiyle... :)
Şubat 2012
PzrPztSaÇaPeCuCts
1234
567891011
12131415161718
19202122232425
26272829
Aylık Arşiv
Ocak 2012
Şubat 2012
Yıllık Arşiv
2007 2008 2009 2010 2011 2012
Ana Sayfa > Orta Çekmece > Yurdum > Yurdum İnsanı
Yurdum İnsanı
001. Cennete ne götürürler?
Fransız, Amerikalı, İtalyan ve Türk’e cennete ne götürecekleri sorulur. Fransız “Kadın ve şarap”, Amerikalı “TV, hamburger ve cola”, İtalyan “Makarna”, Türk “6 fotoğraf, ikametgah ilmühaberi, iyi hal kağıdı...”

002. Ülkemin fıkrası
İki fakülte arkadaşı yıllar sonra sokakta karşılaşır, biri diğerini eve yemeğe davet eder.
- Oğlum bu ne ev böyle be, şu salonun büyüklüğüne bak! Nereden buldun bu kadar parayı birader?
- Gel göstereyim, gel şu pencerenin önüne... Şuradaki otoyolu görüyor musun?
- Evet.
- 20 milyon dolar tuttu, 25 milyon dolara fatura ettik, farkı cebe indirdik.
İki yıl sonra iki arkadaş yine karşılaşır...
- Gel bu sefer ben seni davet edeyim, bize gidelim...
- Yuh! Şuraya bak... Vay anam vay! Oğlum sen bizim eve saray diyordun, bu ne böyle? Bizimki bunun yanında kulübe olmaz valla, saray asıl burası.
- Gel nasıl yaptığımı sana göstereyim, geç şu pencerenin önüne, bak şuradaki otoyolu görüyor musun?
- Hayır!
- İşte!..

003. Siyasi mahkum papağan
Bürosu Taksim Meydanı’na bakan holding patronu, çalışanlarının kendi hakkında neler düşündüklerini çok merak eder. Bir arkadaşının önerisiyle papağan alıp toplantı salonuna koyan patron, 1 Mayıs gösterilerinden sonra papağanı konuşturmaya çalışır. Papağan dönemin ünlü sloganlarını tekrarlar; “Kahrolsun faşizm... Yaşasın emekçilerin birliği...” Artık papağanın bir işe yaramayacağını düşünen holding patronu, papağanı çiftlikteki kümese gönderir. Tavuklar yeni gelen hayvanı merakla incelerken, horoz diklenir. Bunun üzerine papağan horoza döner ve “Ben senin gibi zinadan yatmıyorum... Ben siyasi mahkumum!..” der.

004. bademcik ameliyatı
Dünya operatörler zirvesinde her ülkeyi temsil eden operatörler son dönemde yaptıkları en önemli ameliyatları anlatmaktadır kürsüde... Beyin, kalp, sinir ameliyatları... Türk delegesi ise son dönemde yaptiği en önemli ameliyatın bir bademcik ameliyatı olduğunu söyleyince salonun tümünden tepki alır... Bunun üzerine “Bir dakika durun...” der ve ekler; “Ameliyat ettiğim bir gazeteciydi ve son basın yasası yüzünden ağzını açamıyordu. Bademciğe başka bir yerden ulaşmak zorunda kaldım!..”

005. Tahsildarlar ormanda
Tilki büyük bir hızla ormana dalar ve tüm hayvanlara vergi tahsildarlarının ormana girmek üzere olduğunu duyurur. Bunun üzerine kaplumbağa, “Bende ev, hanımda ev, çocuklarda ev...” diyerek elinden geldiğince kaçmaya çalışır. Haberi duyan ayı “Bende kürk, hanımda kark, çocuklarda kürk” diyerek koşmaya başlar. Leylek ise “Bende yazlık, hanımda yazlık, çocuklarda yazlık...” diyerek kanat çırpar. Diğer hayvanların telaşı üzerine kaçmaya başlayan maymun bir anda durur ve “Ben niye kaçıyorum ki?.. Benim kıçım açık, hanımın kıçı açık, çocukların kıçı açık!..”

006. Çalışma disiplini deneyi
Ulusların çalışma disiplinini ölçmek adına yapılan deneyde, bir kadın, çamaşır dolu bir sepet, bir ütü masası ve ütü vardır odada. Önce Fransız denek girer... Hakemler bir süre sonra odaya girdiklerinde çamaşırların olduğu gibi durduğunu görürler. Bu sırada Fransız kadınla birlikte yataktadır. Fransız, “Bizde aşk her şeyden önce gelir...” der. Şimdi odaya girme sırası Japon denektedir. Hakemler bir süre sonra odaya girdiklerinde, kadın bir köşede sigara içmekte, Japon ise ütü yapmaktadır. Japon, “Bizde iş her şeyden önce gelir...” der. Sıra Türk deneğe gelmiştir. Hakemler odaya girdiklerinde şöyle bir manzarayla karşılaşırlar; Kadın ütü yapmakta, adam kadının arkasında malum pozisyondadır... Adam “Eeee, bizde çalışanı düzerler!..” der.

007. Şaşkınlık
Temel İsviçre’de dolaşırken “Deniz Bakanlığı” yazısını görür bir binanın üstünde. Binaya girer ve “Sizde deniz bakanlığı var, ama deniz yok” der. Bunun üzerine bakanlığın danışma görevlisi, “Eee, sizde de adalet bakanlığı var!..” diye yanıt verir.

008. Gazetecilik hikayesi
Ülkede Şubat krizi gerçekleşmiş, iki “Young Turk” atmışlar kendilerini yurtdışına. Bir iki hafta barlarda zaman geçirip, hayatın tadını çıkartmışlar. Sonra iş aramak için kapıları çalmaya başlamışlar. Bir gün, iki gün, bir hafta, iki derken, ümitleri iyice kırılmaya başlamış. O sırada bir ilanı görünce gözleri parlamış. “Çiftlikte çalışacak işçi aranıyor” Koşarak gitmişler. Çiftlik sahibi, tepeden tırnağa süzmüş bizimkileri,sonra ellerine birer kürek tutuşturmuş, büyükçe bir ahırın kapısına götürmüş. Günde üç öğün yemek, saati 5 Euro karşılığında, ahırdaki gübreyi, 50 metre ilerideki kuyuya taşımalarını istemiş. Yatacak yer de vermiş. Umutsuzluktan umuda ulaşan bizim “Genç Türkler” bir haftalık işi iki günde bitirivermişler. Ahır pırıl pırıl olmuş. Çiftlik sahibi ağzı kulaklarında, bizimkilerin çalışmalarından son derece memnun, çiftlikte sürekli iş önermiş. Bizimkiler, bir daha sokaklara düşmemek için kabul etmişler. Adam, bu sefer onları tavuk çiftliğine götürmüş. Makinenin başına gelmişler, anlatmış olayı. “Düğmeye basın, yürüyen bant çalışmaya başlar. Önünüzde iki kutu var, irileri sağ taraftakine, küçükleri sol taraftakine koyup, kutuları bantlayıp, ait oldukları kolilere yerleştireceksiniz.” İş bu kadar basit, anlatmış ve gitmiş. Geçmişler bizimkiler birer tarafa basmışlar düğmeye, bant hareket etmiş, önlerine bir yumurta gelmiş,almışlar ellerine, bakmışlar, bakmışlar, “İyi mi, kötü mü, büyük mü, küçük mü” tartışmaya başlamışlar. Bu arada bant akmaya devam etmiş ve yumurtalar, bantın ucundan çöp tenekesine düşmeye başlamış. Çiftlik sahibi tesadüfen gelmiş yanlarına bakmış, onlarca yumurta boşa gidiyor, bizimkiler hala ellerinde bir yumurta tartışıyor. Durdurmuş bantı, “Ne yapıyorsunuz?” demiş kızgınlıkla. Gençler şaşkın bakınca, “Siz Türkiye’de ne iş yapıyordunuz?” diye sormuş. “Gazeteciydik!” “Belli” demiş adam, “Bok atmayı çok iyi beceriyorsunuz ama, iyiyle kötüyü ayırt etmeyi bir türlü beceremiyorsunuz!..”

009. Tavla
Fıkra bu ya, tanrı tavlaya oturmuşken, bir melek gelir ve dünyada durumun cok gergin olduğunu ve bir savaş çıkmak üzere olduğunu söyler. Ancak, tavla partisi çok heyecanlı gitmektedir. Tanrı bir bakar: “Türkiye'ye bir şey oldu mu?” diye sorar. Melek; “Hayır henüz Türkiye'ye bir şey olmadı.” Tavla partisi devam eder. Biraz sonra melek tekrar gelir: “Tanrım durum giderek gerginleşiyor, lütfen müdahale edin!” der. Tanrı bakar, “Türkiye'ye bir şey oldu mu?” diye sorar. “Henüz değil ama savaş çıktı çıkacak” diye yanıtlar. Tavla partisi devam eder. Biraz sonra melek tekrar gelir, “Tanrım savaş çıktı, Rusya-Amerika birbirine girdi, füzeler uçuçuyor” der. Tanrı “Tamam hemen geliyorum, bir dakika, Türkiye savaşa girdi mi?” der. Melek, “Henüz girmedi ama girdi girecek” diye yanıtlar. Tanrı yeniden oturur ve oyuna devam eder. Melek tekrar gelir, “Tanrım lütfen gelin, milyonlarca insan ölüyor, hem zaten Türkiye de savaşa girdi” diye yakınır. Tanrı bitmek üzere olan oyuna aldırmaz, tavlayı kapatır ve ayaklanır. Melek sorar; “Kusura bakmayın ama, onca ülke savaşa girdi aldırmadınız da, neden Türkiye için ayaklandınız?” Tanrı başını iki yana sallayarak yanıt verir; “Sorma... Diğerleri bir yana, bu Türkler her şeylerini bana emanet etmişler de ondan!..”

010. İşkolu
Dört tane sendika işçisi köpeklerinin ne kadar zeki olduğu konusunda tartışıyorlarmış. Birincisi bir otomotiv işçisiymiş ve köpeğinin matematik işlemleri yapabildiğini söylüyormuş. Köpeğinin adı T Cetveli'ymiş. Adam ona tahtaya gidip bir kare, bir daire ve bir üçgen çizmesini söylemiş ve köpek de hiç ter dökmeden bunları yapabilmiş. Kamyon şoförü ise kendi köpeğinin daha iyi olduğunu düşünüyormuş. Adı "Sürgülü Hesap Cetveli" olan köpeğe bir düzine kurabiye satın almasını ve geri getirmesini, sonra da üçer tanelik dört yığın yapmasını söylemiş. Köpek bunları hiçbir zorluk çekmeden yapmış. Akaryakıt, kimyasal madde ve atomik çalışanları üyesi olan kişi de bunların iyi şeyler olduğunu ama kendi köpeğinin daha iyi olduğunu düşündüğünü söylemiş. Köpeğinin adı "Ölçek"miş. Ona bir litre süt getirmesini ve her biri 125 gramlık olan 8 bardağa boşatmasını istemiş. Diğerleri bunun çok iyi olduğu konusunda anlaşmışlar ve bütün köpeklerin de iyi olduğuna karar vermişler. Ardından hep beraber devlet memurlarına dönüp "Sizin köpeğiniz ne yapabilir?" demişler. Devlet memurlarının köpeğinin adı "Kahve Molası"ymış. Köpeğe "Haydi bakalım, beylere ne yapabileceğini göster!" demişler. Kahve Molası hızla gidip kurabiyeleri yemiş, sütü içmiş ve diğer üç köpeğe de caka satmış. Ardından sırtının ağrıdığını söyleyerek çalışanların tazminatından talep etmiş ve evine gitmiş.

011. Semerci
Kasabanın semercisi ölmüş. Yeni gelen semerci işin acemisiymiş. Yaptığı kötü semerler yüzünden bütün eşeklerin sırtı yara olmuş. Eşekler başlamış semercinin ölmesi için dua etmeye. Sonunda dualar kabul olmuş ve semerci ölmüş. Ne var ki yerine gelen daha da acemiymiş. Eşekler yeniden duaya başlarken biri demiş ki: “Yahu arkadaşlar, anlaşıldı ki semercinin iyisi gelmeyecek. Semerci ölsün diye dua etmenin anlamı yok...” Diğer eşekler; “Peki ne yapalım?” Akıllı eşek; “Tanrıdan bizi eşeklikten kurtarmasını dileyelim.” demiş.

012. Neresinden
Kore’de Türk Tugayı’ndan iki Anadolulu asker biraz gezmek için firar ederler. Şehirde bir aşağı bir yukarı dolaşırken inzibat subayı bunları yakalar ve sorar: “Hani sizin izin kağıtlarınız?..” Erler subayı atlatırız umuduyla: “Biz Amerikalı’yız.” diye cevap verirler. Subay durumu anlar, ama hiç bozuntuya vermez: “Amerika’nın neresindensiniz?” diye sorunca: “İçindenik kumandanım!” diye yanıt verirler.

013. Komünist
70’li yıllarda polis, bir öğrenci evine baskın yapmış ve evde kitap aramaya başlamış. Bu sırada polislerden biri, duvarda asılı büyük boy Marx resmini görmüş ve ''Bu resimdeki kim?'' diye bağırmış. Tırsan öğrencilerden biri o korkuyla, “O benim dedem'' deyivermiş. Polis bir resme, bir öğrenciye bakmış; öğrencinin ensesine bir tokat atmış ve demiş ki: “Ulannnn! Madem böyle saçlı sakallı, nur yüzlü bir deden var, niye komünistlik yapıyorsun!..'' (“nurbanu sultan”/Ek$iSözlük)

014. Dönme yolu
Bir Laz, Bir Kayserili, bir de Diyarbakırlı ölür, öbür dünyaya gider. Bir hafta geçmeden laz mezarlıktan çıkar, köyüne döner. Herkes merakla, “Sen nasıl geri döndün?” diye sorar. Laz, “Diğer tarafta pazarlık yaptım. 5 bin dolar istediler. Verip, geldim!..” der. Bunun üzerine kalabalık, Kayserili ve Diyarbakırlı’yı sorar. Laz cevap verir: “Ben gelirken Kayserili ‘3 bin 500 dolar olsun’ diye bastırıyordu. Diyarbakırlı da, ‘devlet versin’ diye!” (“lifeis”/Ek$iSözlük)

015. Ampul
Olayın kahramanlari, iki üniversite öğrencisi. Koyu geyik muhabbetinin düğümlendiği durumlardan birinde, bu iki kafadar bir iddiaya girer. Delikanlılardan biri, odanın tavanında asılı olan ampulu ağzına tamamen sığdırabileceğini iddia eder. Evet yanlış okumadınız, bildiğiniz 100 mumluk ampulu... Ve sığdırır da. Ancak bir sorun vardır. Ampulu ağzından çıkaramamaktadır. Arkadaşı şaşırır bu duruma. O da evdeki başka bir ampulu ağzına sokar. Tabii ki o da çıkaramaz. Bunun üzerine iki kafadar hastanenin yolunu tutmak zorunda kalırlar. Bir taksiye atlarlar. Konuşma zorluğu çekerek taksiciye dertlerini anlatırlar. Taksici bir taraftan gülme krizi geçirirken bir taraftan da "Nasıl olur arkadaş ya... Uğraşsanız çıkar, bir asılın şuna... Şaka mı yapıyonuz?" diye söylenmektedir. Neyse akşamın bir yarısında acile gelirler. Taksici ayrılır. Doktorlar gençleri beklemeleri icin bir odaya alır. Aradan 15 dakika geçmeden taksici kapıda görünür; tabii ağzında bir ampulle... Şoför amca gençlere inanmamış, açık olan bir marketten ampul almış ve denemiştir...

Ambleminde ampul olan partinin Türkiye'de neden iktidara geldiği anlaşılmıyor mu? Sakın siz de denemeye kalkmayin! Ampul girdi mi kesinlikle çıkmaz. Geçmiş olsun Türkiye, haydi hastaneye! (“cehennem yuzbasi”/Ek$iSözlük)

016. Yakıt
Hükümet Erzurum’a bir yazı göndermiş; “Kışın soğuk geçeceği anlaşılmaktadır. Kullandığınız yakıtın cinsini, kod numarasını ve stok durumunu acele bildiriniz.” Erzurumlu bir köy muhtarı da hemen Ankara’ya cevap yazmış; “Yakıtımız pohtir... Kod numarası yohtir... Stokumuz ise çohtir...”

017. Layıglık
Musa Ağacık’ın Ağrı’da konuştuğu 75 yaşındaki Hacı Sıddık Bilgin diyor ki:
- Musa Bey, biz Atatürk’ü çok seviyoruz...
- Zorunuz nedir, neden Atatürk’ü seviyorsunuz baba?
- Çünkü Atatürk layıglığı getirmiştir!..
- Layıglık nedir Sıddık Baba?
- Camiye giden camiye layıgtır, kerhaneye giden, kerhaneye layıgtır... (Musa Ağacık)

018. Dolar
Türk’e sormuşlar: “Yarın dünyaya dev bir meteor çarpacak. Okyanuslar taşacak, dünya nüfusunun yarısı o anda ölecek. Havaya yükselen tozlar dünyayı karanlığa gömecek. Buzul çağı başlayacak. Kalanlar da bu çağda ortadan kalkacaklar. İnsanlığın sonu gelecek. Böyle bir felaketi önceden haber alsan ne yaparsın?” Türk hiç düşünmeden yanıtlamış: “Bütün paramla dolar alırım!..”

019. Koruma
Bülent Ersoy, jüri üyeliği yaptığı Pop Star Alaturka'nın son çekiminde, sivil resmi, kalabalık bir polis ekibiyle korunmuş. Bülent Ersoy'un "Ben koruma talep etmedim" dediği gazeteciler, korumadan sorumlu polislerin şefini bulmuşlar. Şef, demiş ki; "Doğrudur, o talep etmedi. Biz kendiliğimizden harekete geçtik. Rahip Santoro vuruldu. Hepimiz Hıristiyan olduk. Hrant Dink vuruldu. Hepimiz Ermeni olduk. Şimdi Bülent Ersoy'u çok iyi korumak zorundayız. Allah ona uzun ömürler versin." (Vedat Semiz)

020. Dua
Erzurumspor yenilirse küme düşecek, berabere kalır ya da yenerse ligde kalacaktır. Hocadan dua etmesini isterler: “Hocam bi dua et de takım yensin, heç değilse berabere galsın.” Hoca dua eder. Maçın 90 dakikası berabere biter ama Erzurumspor uzatmalarda bir gol yer ve küme düşer. Taraftarlar: “Ne biçim dua ettin!.." diye hocaya çıkışırlar. Hoca: “Ula uşah ben 90 dekke için dua ettim. Ne bülim gavat uzadacah!..” (Figen ....)

021. Zahmet
Vali Erzurum’un köylerini ziyarete gidiyor. Bir köyde kendisine bolca yumurta kayganası ikram ediliyor. Vali çok memnun oluyor ve nezaket icabı şöyle diyor: “Muhtar ne zahmet etmişsin, bu kayganaya gerek yoktu, ayran yeterdi...” Muhtar: “Ne zehmeti vali beg... İçine tükürim, iki pohli yumurta... Ne gıymeti, afiyet olsun...” (Figen ....)

022. Teyo Kore’de
Teyo Kore Harbi’ndedir. Kurşunlar havada vızır vızır ederken: "Hele bahim nevolir?" der ve başını siperden çıkarır. Çıkarır çıkarmaz da bir kurşun kulağının dibinden "vız" diye geçer. Teyo sinirlenir: “İtoğlitler! Vola demiller ‘atar herifin gözüni kor ederih’!..” (Figen ....)

023. İt balıkları
Ağa Emerika’ya Kılay’nan güleşmiye çağırdılar. Haman Keveng”in gölüne bir dumdum Ağdenizden çıhdım. İki gulaçda Cebelitarığı geşdim. Ohyanusda yüzirem bir bahdım arhamdan "hav hav" sesleri.... Bir de ne dönim ağa, it balıhlari! (Figen ....)

024. Ayı
Teyo Pehlüvan kahvehanede oturmuş, Zafer Pehlüvanın de kahvede olduğundan habersiz böbürlenerek anlatmaktadır; “Ola gardaş birgün dağda gezirem, tam da böyük bir kayanın dibinde garşıma bir ayi çıhmasın! Ayi benim kibi üç var, ama heç isdifimi bozmadım. Ola Teyo dedim gendi gendime bir ayıdan mi gorhacağsan. Başladık ayiyinan güleşmiye...... O beni alir yere vurir, sonra ben oni yerden yere vuriram, ne ayi pes edir, ne de ben pes diyirem. Aradan iki gün geçti, hele daha birbirimizin sırtını yere deydirmiş deyilih.” Herkes işin sonunu merakla beklerken Zafer Pehlivan sert bir şekilde çıkışır; “Ola Teyo, sora ne oldi?..” Zafer’i gören Teyo lafı dolaştırır, ne dediğini, nerede kaldığını unutur ve noktayı koyar: “Nevolacah ayi beni yedi!..” (Figen ....)

025. Herkes
Şark hizmetini yapmak üzere Erzurum’a atanmış bir memur, ikindi vakti Dere Mahallesi’nde yüksekçe bir yere çıkmış, otlaktan dönen, evlere dağılan inek sürüsünü seyrediyordu. Yanında da mahalleden yaşlıca bir adam vardı. O sırada birkaç kadın mayışları toplayıp yoğurmaya, yassıltıp duvara yapıştırmaya başladılar. Bunu merakla izleyen memur yanındaki ihtiyara Erzurum’da her tarafta tezek gördüğünü bunların gübre olarak niye kullanılmadığını sorunca, yaşlı adam:
- Beğ, sen o tezegi ele çoh ağzan alma, oni biz gışin yahirih.
- Peki şu kadınlarla nasıl yatıyorsunuz? Hepsi b.k kokar onların!..
- Asil merifet onnarnan yatmahda... Sizin garilarnan herkes yatar. (Figen ....)

026. Gudik
Omuzları tilki kürklü bir hınımefendi Cumhuriyet Caddesi’nde yürürken dadaş yanına gelip şöyle diyor: “Baci, baci dalınıza gudik dırmanir...” Hanım kızgın kızgın; “Git işine kardeşim!.. Ne dalı, ne gudiği?” diye dadaşı tersliyor. Dadaş cevap veriyor: “Eee bene ne!.. Kıtlarsa seni kıtlar!..” (Figen ....)

027. İsim
Bir gün adamın biri yolda yürürken çok sevimli bir çocuk görür... Gidip çocuğu sever ve “Adın ne senin bakayım?..” der. Ama daha çocuk cevap vermeden: “Yok, yok... Söyleme... Sen sadece baş harfini söyle, ben adını tahmin edeyim.” der... Çocuk cevap verir; “Y...” Adam Y harfiyle başlayan bütün isimleri saymaya başlar; “Yasin?” Çocuk “hayır” anlamında başını sallar... “Yalçın?” Çocuk başını sallar... “Yusuf?” Çocuk başını sallar... “Yılmaz?” Çocuk başını sallar... “Yavuz?” Çocuk başını sallar... Adam sinirlenir ve artık kız isimlerini da saymaya başlar... Çocuk her seferinde “hayır” anlamında başını sallar... Adam çok kızmıştır; “Yeter ulan... Bilemedim işte... Sen söyle nedir senin ismin?..” Çocuk tatlı tatlı gülümseyerek cevap verir: “Yamazan!..” (Figen ....)
Gelen Fıkralar
Bu dökümana henüz fıkra eklenmemiş, aşağıdaki formdan fıkranızı ekleyebilirsiniz.
Fıkra Ekleyin
Fıkra
Ad Soyadınınız
Mail
Web Sitesi
Beni hatirla
Yeni bir fıkra eklendiğinde haber verin.

Ara
Fıkra Masası Fıkra Masası, ticari amaç taşımayan bir paylaşım sitesidir. Elde edilebilecek reklam ve/veya yayın gelirleri Ankara İletişimliler Vakfı (Ankara Üniversitesi İletişim Fakültesi Mezunları Vakfı) Burs Fonu'na bırakılmıştır.