Yurdum ve Politikacısı
001. Doymadın
Amerika’dan döner dönmez, elindeki kocaman bavulla Meclis kürsüsüne çıkan Kemal Derviş;
- Bu bavulun içinde tam 14.3 milyar dolar var... Bu parayı nüfusumuza bölersek, kişi başına kaç dolar düşer?
Milletvekilinin biri, derhal ayağa kalkarak cevap vermiş:
- 26 milyon dolar...
- Ama 14.3 milyarı, 70 milyona böldüğümüzde 26 milyon çıkmaz ki!..
- Ben, 70 milyona bölmedim ki...
- Kaça böldün?..
- 550’ye!..
002. Ne söylüyorlar ve asıl ne söylüyorlar
Önce tamamını, sonra da ilk satırdan başlayıp, birer satır atlayarak okuyun:
Süleyman Demirel
Koltuğumda biraz daha oturmak için
kimseden istekte bulunmam. Demokrasi için
ne gerekirse yaparım, çünkü hırstan
arınmak zorundayız. Çağdaş uygarlık yolunda
coşmuş bir insanım. Bensiz bir Türkiye
de pekala güzel yönetilebilir. Bunun aksini
düşünemiyorum. Kendim için bir şey
istiyorsam namerdim. Tersi olsaydı derdim ki;
istiyorum, evet sürem uzatılsın !
Devlet Bahçeli
Bizim amacımız bu yoksul halkın
şikayetlerini dinlemek ve çözmektir. Asla
şövenizm duygularını kabartmak
davası gütmeyiz. Kardeş kavgasını körüklemek
ve bu yolda kadrolaşmayı sağlamak-
tan kaçınırız. Hedefimiz umut aşılamak-
tır. Bize faşist diyerek saldıranların
haksızlık ettiklerini düşünüyoruz. Onların siyasal
hayatı bitecek.
Bülent Ecevit
Benim solcu bir politikacı olduğuma
kuşku duyulamaz. Yolumdan döndüğüme
hala inananlar varsa, onların akıllarına
hayret ederim. Her kesimden sabit fikirlilere
şaşarım. Aslolan her zaman ve her konuda
halkın isteğidir. Sağcıların kıblesi ise hep
Amerika Birleşik Devletleri'dir. Ben de
halkım için varım ve tüm hizmetlerimle
onların bir memuru olmaktan kıvançlıyım.
Mesut Yılmaz
Benim dürüst parti lideri imajım
herşeyden önemlidir. Ben başka liderler gibi
halkı kandırmak amacıyla tasarlanmış
oyunlara girmem. Bu benim için sakınılacak
bir görünümdür. Ekonomiyle ve borsayla
görevim gerektiği kadar ilgiliyim. Halkımla
içli dışlıyım ve bu ilişkilerim sayesinde
toplumda değerli bir yerim var. Sanılmasın ki
yakın çevremi ihya ederim...
003. Program
Başbakan, gazetecilere açıklıyor:
- Programımızı tamamlamak için dört yıl daha istiyoruz.
- Programınız nedir?
- Dört yıl daha görevde kalmak!
004. Vaat
Yeniyetme politikacıya akıl vermişler: "Vaat et de, ne edersen et!.. Diyelim bir salonda konuşuyorsun, pencereyi açarsın, bakarsın, otomobiller vızır vızır geçiyor... ‘Ey vatandaşlar...’ dersin, ‘gelecek yıl bu otomobillerin sayısını on misli, yüz misli artıracağız!” Politikacı verilen dersi unutmamış, konuşmanın bir yerinde gitmiş, pencereyi açmış, karşısına mezarlık çıkmış... Ne yapsın, söylenenleri tutmuş: "Ey ahali, gelecek yıl bu mezar taşlarının sayısını on misline çıkaracağız!.."
005. Feda
Devir fedakar olma devri. Ama hepsini halktan beklemek olmaz. "Feda"yı halk yapsın, "kar"ı yapacak bulunur nasıl olsa!..
006. Rapor
Politikacı bir film artistiyle evlenecekmiş. Bir detektif tutmuş. Artistin geçmişini araştırıp rapor halinde kendisine bildirmesini istemiş. Bir süre sonra rapor gelmiş. Politikacı şu satırları okumuş: “Genç kadını tanıyanlar mazisinde en ufak bir leke bile bulunmadığını söylüyorlar. Tek falsosu... Son haftalarda pek de sağlam ayakkabı olmayan bir siyasetçi ile görünmeye başlamış!..”
007. Hamili kart
Politikacının biri, iş için, aş için, ev için velhasıl ne olursa olsun kendisine başvuran, torpil isteyen kimseyi geri çevirmez, iki satır pusula yazıp, ilgili kişiye, valiye, genel müdüre, bakana gönderirmiş... Torpil isteyenlerden biri, Ankara'ya giderken, aklına takılmış, "Şuna bir bakayım" demiş, zarfı dikkatle açıp, pusulayı okumuş: "Bu zarfı size getiren herif tanıdığım biri değildir, kendisiyle ilk defa tanıştım. Ne yaptığını, ne ettiğini bilmem; hırsız mı, uğursuz mu onu da bilemem. Bana da hiçbir iyiliği olmamıştır. Başımdaki bu belayı savmak için bu pusulayı yazdım. İstediğini yerine getirseniz bile sevinmem, herifi kovarsanız da üzülmem!" Adam yazılanları okuyunca, ilk durakta otobüsten inmiş ve geri dönüp, politikacının yanına varmış. "Be adam, bunları yazacağına hiç yazmasaydın, ben sana torpil yapamam deseydin!" Politikacı bu, pişkin, hiç laf altında kalır mı, hemen durumu idare etmeye kalkmış: "Ben mahsus böyle yazdım, bu huyumu herkes bilir, dostlarım, tanıdıklarım bunu okuyunca onlara gönderdiğim adamın işini yaparlar!" Adam bunları işitince "Yaaa!" demiş: "Allah senin belanı versin! Tuuu sana!" Politikacı neye uğradığını şaşırmış: "Ne yapıyorsun yahu?" Adam "Bu da benim huyumdur, birisine teşekkür edeceğim zaman, ‘allah belanı versin’ der ve suratına tükürürüm; bütün dostlarım bilir!.."
008. Bilet kontrolü
Kondüktör seslenmiş “Biletleriniz!..” Pencerenin önünde oturan göbekle adam, bir kart uzatmış “Milletvekili!..” Karşısında oturan adam da “Senatör!..” Kompartmanın dibinde varlığı ile yokluğu belli olmayan biri yaka cebinden biletini çıkartıp, uzatmış “Millet!..”
009. Ustalık
7 kilometrelik yoldaki çamuru 7 saat içinde kenara atıp, yolu temizlemek için başvuran adam, işi 3 saate bitirir. Gündeliğini ikramiyeli olarak alır ve gider. Ertesi günkü iş 7 çuval patatesin 7 saat içinde soyulmasıdır. Adam işe koyulur, ama 7 saatte 3 tane bile patates soyamaz. Nedenini sorduklarında “Ben... Bir dönem politikayla uğraştım. O nedenle çamur atmasını iyi bilirim. Ama patates soymakla hiç ilgim olmamıştı!..”
010. Baş ağrısı
Adamın birinin dehşetli başı ağrıyormuş. Doktor, bakmış etmiş ve beyninin çok eskidiğini, beynin yerinden alınıp 15 gün süreyle bakım görmesi gerektiğini söylemiş. Adam “Peki ben 15 gün beyinsiz n’pacağım?” dese de, doktor, tek çarenin bu olduğunu söylemiş. Ameliyatla beyni almışlar, adam 15 gün sonra gelmek üzere gitmiş... Gidiş, o gidiş... Aylar sonra doktor, hastasını bir kürsüden veryansın ederken görmüş. Yanına yaklaşmış “Niçin beyninizi almaya gelmediniz?” diye sormuş. Adam “Ona ihtiyacım kalmadı” demiş. Doktor “Niye ki?” diye sorunca, adam “Eee, politikacı oldum!..”
011. Yardımsever politikacı
Adam, yolda giderken düşmüş. Arkadan gelen birisi de kalkmasına yardım etmiş. Düşen adam teşekkür etmiş “Sizin bu iyiliğinize, nasıl karşılık verebilirim?” Üyesi olduğu partinin adını söyleyen adam “İlk seçimlerde oyunuzu bizim partimize vererek...” demiş. Düşen adam bozulmuş “Beyefendi yanılıyorsunuz... Ben kıçımın üstüne düştüm, başımın değil!..”
012. Akıllı eşek
Bakanlardan birinin yolu, bir bostana düşer. Bostan dolabını çeviren eşeğin boynundaki çıngırağın ne işe yaradığını merak eden bakan, bostancıya durumu sorar. Bostancı “Eşek dolabı çevirirken çıngırağın sesi duyulur... Ses kesilince, eşeğin durduğunu anlarım ve gelip yeniden dehlerim.” Bakan “Yaa?.. Peki, eşek yerinde durur ve başını sallarsa?” Bostancı “İyi de ağam” demiş, “sizin gibi akıllı eşeği ner’den bulalım?..”
013. Yemek
Meclisteki sağ sosyal demokratlarla sol sosyal demokratlar hep birlikte meclis restoranında buluşmuşlar. Garsonlar ne yiyeceklerini sorduklarında “Hiçbir şey...” yanıtını vermişler, “Biz birbirimizi yiyeceğiz!..”
014. Hangisi
İki kişi konuşuyormuş, “Şu çiftlik bizim ......... bakanının doğduğu yer değil mi?” Arkadaşı itiraz etmiş “Bakan burada doğmadı. Bizimki bakan olduktan sonra bu çiftlik doğdu!..”
015. Kimliği unutunca
Bankadan para çekmek isteyen ünlü spikere “Kimliğiniz yanınızda yoksa, spiker olduğunuzu kanıtlayın” dediler. O da kalktı, haber bülteni okumaya başladı kafadan... Ses tonundan, tavrından anladılar, “Tamam, inandık” dediler. Birkaç gün sonra bu kez ünlü bir şarkıcı kimliğini getirmemişti. Spikere uyguladıkları yöntemi anlattılar. O da kalktı, tanınmış şarkılarından birini söyledi, “Tamam...” dediler, “Sizin o ünlü şarkıcı olduğunuza inandık.” Aradan bir hafta geçmişti ki, bu kez ünlü bir politikacı geldi aynı bankaya... O da kimliğini unutmuştu. Yöntemi anlattılar. “O ünlü politikacı olduğunuzu kanıtlayacak bir şey yapın!” dediler. Politikacı boynunu büktü, “Valla bilmem ki... Ne yapayım? Hiçbir şey yapamam ben... Hiçbir şey gelmez ki elimden...” der demez, bankadaki memurlar bir ağızdan bağırdılar: “Tamam tamam... Sizin sahiden o ünlü politikacı olduğunuza inandık!..”
016. Başkan
Eşek, inek ve köpek, çiftlik hayatından sıkılıp, dünyaya açılmaya karar verirler. Bir gece kaçarlar. Bir yol ayrımında, 5 yıl sonra aynı yerde buluşmaya karar vererek ayrılırlar. 5 yıl sonra köpek ve inek geldiği halde eşek ortalıkta yoktur. Ararlar-tararlar. Sonunda eşeği bulurlar ve ne olduğunu sorarlar. Eşek “Sizden ayrıldıktan sonra, bu kasabaya geldim. Baktım bir kalabalık. Aralarına girip uzun uzun anırdım. Beni belediye başkanı yaptılar.” Köpek “Peki eşek olduğunu anlamadılar mı?” diye sorunca eşek “Anladılar da, anlamaları 5 yıl sürdü!..”
017. Doktor
Köklü üniversitelerimizden birinin tıp fakültesinden bir profesör başbakanın özel doktorluğuna atanmış. Profesör bu haberi amfilerden birinin tahtasına yazdığı şu mesajla duyurmuş öğrencilerine “Hocanız, sevgili öğrencilerine, başbakanımızın özel doktorluğuna atandığını bildirmekten gurur duyar.” Öğrencilerden biri alta şu notu ekler “Tanrı başbakanımızı korusun” bir başka öğrenci de şu notu ekler “Tanrı tek bir kişiyi kurtarmak gibi basit işlerle uğraşmaz. O bu ülkenin tüm insanlarını kurtarmak için bu atama işini ayarlamıştır!..”
018. Karış
Bir kokteylde görmemiş politikacının biri ünlü bir şaire yaklaşmış “Yahu... Seninle bir eşek arasında ne fark var?” Şair hemen politikacıyla arasındaki mesafeyi karışla ölçmüş ve “Tam 2 karış!..” demiş.
019. Ruh
Başbakan yardımcısı hızla girdi başbakanın odasına “Efendim... Din işlerinden sorumlu daire başkanımız az önce ruhunu tanrıya teslim etti!..” Başbakan hiç de üzüntülü olmayan bir sesle “Sanmam... O ruhu tanrı kabul etmiş olsun!..”
020. Ölü
“Politikacılarla kadınların öldüğü nasıl anlaşılır?” diye sorar adam arkadaşına. Arkadaşı omuzlarını kaldırınca yanıtı da kendisi verir “Ağızlarına bakarsın... Kapalıysa ölmüşler demektir...”
021. Rüşvet
Kürsüde coşkuyla konuşuyordu politikacı, “İstedikleri gibi iftira etsinler bana... Ben kimseden tek bir kuruş bile rüşvet almadım!..” İzleyicilerin gülümsediklerini gören politikacı hemen ceplerini tersyüz etti ve “Allah çarpsın ki, şu ceplere tek kuruş bile haram girmedi!..” Kalabalıktan biri seslendi “Giysinizi buraya gelirken aldınız herhalde!..”
022. Borsa
Büyük bir banker başbakan tarafından kabul edilir. Başbakan “Önemli bir mesleğiniz var... Ülkemizin her zaman sizin gibi kişilere gereksinimi var. Size bir sır vereyim mi? Eğer iktidarda olmasaydım, borsayla ilgilenirdim...” Banker gülümser “Eğer siz iktidarda olmasaydınız... İnanın... Ben de öyle yapardım!..”
023. Meslek
“Ya’u... Şu senin büyük oğlan ne oldu?” Adam “Bir süre ticaret yapmayı denedi, becemedi... Sonra da avukatlık... O da olmadı!..” Arkadaşı “Desene durum kötü...” Adam “Yok canım, üzülme... Şimdi milletvekili oldu!..”
024. Yağdanlık
Yüce ve ulu bir büyüğümüz bir gün kendisine armağan edilen çok değerli zümrüt yüzüğü göstermiş çevresindekilere, “Bakın... Bundan daha değerli bir şey olabilir mi?..” Çevresinde “yağdanlık” takma isimli bir köşe yazarı “Vardır efendim...” Bozum olan yüce büyüğümüz “Nedir?..” diye sorunca, yağdanlık “O yüzüğün takıldığı parmak!..”
025. İyimser-kötümser
Türk psikolog Fransız meslektaşına sorar “Fransa’da iyimserlerle kötümserler ne durumda?” Fransız “İyimserler çalışıyor, kötümserler grev yapıyor. Ya Türkiye’de durum nasıl?” Bizimki “İyimserler seçim gününü bekliyor, kötümserler Arapça öğreniyor!..”
026. Alkış
Yüklü bir zam fırtınasından sonra devlet başkanı ve başbakan akıl hastanesini ziyarete gitmiş. Hastaneye girer girmez korkunç bir alkış patlamış. Bütün deliler çılgınca büyüklerini alkışlıyormuş. Yalnızca bir tanesi, hiç kımıldamadan durup onları izliyormuş. Devlet başkanı adamın önünden geçerken durmuş “Dikkat ettim... Bir tek sen bizi alkışlamadın. Niçin?” Adam “Efendim... Ben deli değil, hastabakıcıyım!..”
027. Kim?
Milletvekili üzgün bir biçimde meclis koridorunda dolaşırken arkadaşıyla karşılaşmış, “Yahu... Nedir derdin?” Milletvekili “Sorma... Bugün bizim oğlanın okuluna gittim. Tarih öğretmeniyle müdür çağırmış beni... Bizim oğlandan şikayetçilermiş... Dün tarih öğretmeni tahtaya kaldırıp ‘Söyle bakalım, Kartaca Savaşı’nı kim yaptı?’ diye sormuş. Bizimki ‘Vallahi ben yapmadım öğretmenim’ demiş. İşte bunun için çağırmışlar okula.” Arkadaşı “Peki... Öğrendin mi? Kim yapmış?” Milletvekili “Öğretmen gittikten sonra müdüre sordum. ‘Boşverin efendim... Bu keratalar böyledir... Hem yaparlar, hem yapmadım derler’ dedi bana. Oradan çıkıp hemen il milli eğitim müdürlüğüne gittim. Müdür ‘Üzülmeyin... Bakanlığa yazı yazar öğreniriz kimin yaptığını’ dedi bana...” Arkadaşı “Peki sonra ne oldu?” Milletvetili “N’olacak... Geldim meclise. Şimdi milli eğitim bakanına kendim soracağım.” Rastlantı bu ya... milli eğitim bakanı görünmüş koridorda... Milletvekili hemen yolunu kesmiş “Sayın bakanım... Bugün bizim oğlanın okuluna gittim de... Bir Kartaca Savaşı sorunu var...” Bakan milletvekilinin sözünü kesmiş ve “Yok kardeşim!... Yok!... Bu yıl ödenek olmadığı için Kartaca Savaşı’na para ayıramayacağız!..”
028. Eskort
İki deli sokakta yürürken biri “Bak... Cumhurbaşkanının uçağı geçiyor.” Diğeri “Hadi lan... Bu onun uçağı değil!..” İlk deli “Nereden çıkartın bunu?” Diğeri “Ulan hıyar... Hani önünde, arkasında motorsikletler nerede?..”
029. Sökül paraları
Bir gece milletvekilinin biri ıssız bir sokakta bir soyguncunun saldırısına uğrar.. Soyguncu silahını adama doğrultur: “Bütün paranı istiyorum!” Milletvekili hiç oralı olmaz, adamı iter: “Bunu yapamazsın.. Ben bir milletvekiliyim.” Soyguncu bunu duyunca silahını adamın şakağına dayar: “O halde... Bütün paramı istiyorum!..”
030. Fark
Bakan olan görgüsüz birisi şoförüne sorar. “Şoför söyle bakalım eşekle soför arasında ne fark vardır?“ Şoför bir süre düşündükten sonra mahçup bir şekilde; “Bilemedim bakanım” der. Bakan cevap olarak: “Eşeğe ‘çüş’ deyince, şoföre ise ‘dur’ deyince durur” der. Bunun üzerine şoför çok sinirlenir ama karşıdaki bakan olduğu için bir sey söyleyemez. Belirli bir süre sonra bu defa şoför bakana: “Bir soru sorabilir miyim bakanım” der. Bakan da: “Sor bakalım” der. Şoför: “Eşekle bakan arasında ne fark vardır?” Bakan bir süre sonra: “Bulamadım şoför, sen söyle bakalım” der. Bunun üzerine şoför de: “Vallahi bakanım ben de bulamadım!“
031. Vergi
Bizim Temel uluslararası ekonomi toplantısına katılır. Devletin topladığı vergi dağılımını tartışırlar. Konusmacılardan biri Amerikalı, biri Avrupalı, biri de Temel. Ortaya bir fikir atılır. Halktan toplanan vergiler nasıl dağıtılacak? Amerikan vatandaşı söz alır: ”Bizim Amerika’da önce yere bir çizgi çizeriz ve sonra topladığımız vergileri havaya atarız. Çizginin soluna düşen paraları halka hizmet olarak geri veririz, sağ tarafta kalan devlete kalır, yatırım yaparız...” Derken Avrupalı söz alır ve: ”Bizim Avrupa’da başka ama ona benzer bir uygulama yaparız. Önce yere bir daire çizeriz. Halktan toplanan vergileri havaya atarız. Dairenin dışında kalan halka hizmet olarak geri döner, dairenin içine düşenleri devlet harcamalarında kullanırız.“ Sıra bizim Temel’e gelir ve başlar anlatmaya: ”Ula uşaklar ne güzel anlattunuz. Keşke biz da sizun çirkefluklerunuzi değil da habu çalişkanluğunuzi alsak. Bizum öyle bir uygulamamiz yok. Bizde daha kısa oluyi. Bi kere öyle yere çizgi çizmezuk. Bizde hükümet halktan toplar vergileri. Atar havaya. Yere düşenleri kendilerine harcama yaparlar. Havaya kalanlar halka hizmet olarak geri döner...”
032. Dünyanın sahibi
Dünyanın gelişmiş ülkeleri bir araya gelmişler ve bir gün dünyanın sahibinin kim olacağını öğrenmek için yüksek teknolojilerle üretilmiş çok özel bir bilgisayara bütün ülkelerle ilgili verileri yüklemişler. Basmışlar tuşa ve beklemeye başlamışlar. Bilgisayarın ekranında “Türkiye” yazısı belirivermiş. Gelişmiş ülke temsilcileri işlemi tekrar tekrar denedikten sonra saşkınlıkla bilgisayarın aynı sonucu verdiğini görmüşler. En sonunda içlerinden biri, “Niye?’” diye sormuş bilgisayara. Bilgisayar çok düşünmemiş, “Çünkü...” demiş “... bütün uluslar bir gün uzaya çıkacak ve dünya Türkler’e kalacak.”
033. Trajikomik bir IMF fıkrası
Fıkra bu ya: Bir IMF heyeti Türkiye’ye gelmiş. Sabahtan akşama kadar al takke ver külah pazarlıklar anlaşmalar yapıldıktan sonra yeni kredi diliminin açılmasına karar vermişler. Bizimkiler IMF heyetini akşam yemeği için güzel bir lokantaya götürmüş. İnce bardaklarda buzlu “raki”ler içildikten, “shish kebab”lar yendikten sonra genç bir IMF’ci “Sizde daha başka bir eğlence yok mu?” diye sormuş.“Ne gibi?” demişler. “İşte!..” demiş “Eğlence... Şöyle kızlar falan!” Bizimkiler bıyık altından gülüp birbirlerine hinoğluhin bakışlar atmışlar ve genç IMF’ciyi istediği biçimde eğlendirmenin milli menfaatlere hizmet edeceği sonucuna vararak (ulusal güvenliği de tehdit etmeyeceği nokta-i nazarından hareketle) hemen harekete geçmişler.Çok şık bir randevu evi bulunmuş.IMF’ci oraya götürülüp bırakılmış.“Bundan sonrası sana ait” demişler. “Yani bi-lateral görüşme söz konusu artık.” “Peki” demiş adam ve yalnız kaldığında etrafa şöyle bir göz gezdirmiş. Mumlarla aydınlatılmış loş bir mekan, güzel bir müzik çalıyor ve etrafta birbirinden güzel kızlar salınmakta. Yöneticiye “Kaç lira bu kızlar?” diye sormuş IMF’ci. Kadın “Hayret!” demiş “Ne kadar da safsınız. Türk ekonomisinden hiç haberiniz yok. Bizde Türk parası geçmediğini bilmiyor musunuz? Bir kere dolarla konuşacaksınız. Bizim devlet bile yurt dışına çıkacaklara koyduğu vergiyi Amerikan dolarıyla ifade eder.”Sonra da “Tanrım ne cahil turistler var bu dünyada” diye kendi kendine söylenmiş. Birinci dersini almış ve halkın nabzını tutmuş olan IMF’ci “Peki kaç dolar?” diye sormuş ve aldığı cevap karşısında gözleri fal taşı gibi açılmış. “Beş yüz dolar!” “Aman!” demiş “ne yapıyorsunuz? 500 dolar çok büyük bir para!” “Olsun” demiş mama çaça dayılanarak! “Burası Türkiye, yok öyle!” IMF memuru bir kızların güzelliğine bakmış, bir de cüzdanını düşünmüş, sonunda istenen parayı ödemeye karar vermiş. Seçtiği kızla yukarıya, odaya çıkmışlar. Üç beş kelime samimi sohbetten sonra IMF’ci demiş ki: “Bak 500 dolar gibi muazzam bir para veriyorum ama benim bazı huylarım vardır. Onlara katlanmak zorundasın!” “Nedir bu huyların?” diye sormuş kız. “Ben biraz döverim” diye yanıtlamış IMF’ci. Kızcağız önce ürkmüş, “Bizim magandaların üstüne bir de elin gavurundan dayak yemek varmış kaderde!” diye düşünmüş. Sonra kendi kendine demiş ki: “Nasıl olsa işler kesat! Zaten felek vurmuş bize, birkaç tokat da bu adam vursa ne değişir” Sonra adama “Peki ama..” demiş “Ne kadar döversin?” IMF’ci ellerini kaldırmış ve “Öyle ne kadar falan diye sormak yok” demiş. “Tabii ki parayı geri alana kadar.” Kızcağız önce anlamamış, ağzında cak cak eden sakızı bile çiğnemeyi unutarak bu tuhaf müşteriye “Nasıl yani?” diye sormuş. “Gayet basit!” demiş IMF uzmanı. “Beş yüz doları geri alana kadar döverim! Bu kadar parayı sana hibe ettiğimi düşünmüyorsun değil mi!”
034. Kayıp
Afganistan dağlarında Mehmetçik’le karşılaşan Rambo sorar; “Ben, Usame Bin Laden’i arıyorum.Ya sen?” Mehmetçik cevap verir; “Kore’de kaybettiğim aklımı.”
035. Avrupa Birliği fıkrası...
İki Türk Fransa’ya geyik avına gitmiş. Av da av yani... Deniz uçağıyla bir krater gölüne inecekler, dağlarda avlanacaklar sonra dönecekler... Pilot: “Beyler göle indik, size iyi avlar. Bir hafta sonra tekrar bu göle sizi almak üzere iniyorum. Ancak şunu peşin peşin söyleyeyim, adam başı bir geyik taşıma hakkınız var. Deniz uçağı daha fazlasını kaldırmıyor.” Bizimkiler: “Tamam, biz zaten seri avı düşünüyor değiliz, asıl kafamız dağılsın diye buradayız.” Pilot: “Harika, iyi avlar. Rastgele!” Bir hafta sonra deniz uçağı göle iner... Pilot bir bakar ki... Bizimkilerin yanında, adam başı iki geyik! Pilot: “Bravo da, adam başı tek geyik demiştik. Bu uçak, bu ağırlığı taşımaz.” Bizimkiler: “Taşır taşır.” Pilot: “Taşımaz.” Bizimkiler: “Taşır taşır.” Pilot: “Beyler bakın! Burası Avrupa Birliği, her şeyin bir kuralı var. Nizam var intizam var! Dört geyikle binerseniz bu uçak havalanamaz.” Bizimkiler: “Havalanır havalanır.” Pilot: “Olmaz!” Bizimkiler: “Geçen yılki pilot havalandı ama.” Pilot: “Havalandı mı? Dört geyikle mi? Buradan mı?” Bizimkiler: “Evet tastamam öyle. Geçen yılki pilot, dört geyikle havalandı!” Pilot: “Madem o pilot yaptı, ben de yaparım. Hayatımda ilk defa böyle bir şey yapıyor olacağım ama kanıma girdiniz. Hadi yükleyin geyikleri, binin, bağlayın kemerlerinizi, kalkalım.” Pilot gazı verir... Deniz uçağı göl üzerinde süratlenir... Süratlenir... Kızaklar sudan kesilir ama uçak bir türlü ağırlığı kaldırıp yükselemez.... Ve sonuçta burun üstü ormanın içine çakılır, bin parçaya ayrılır. Şans eseri kimsenin burnu kanamadan herkes kurtulur. Ormanda, yarı baygın, paramparça olmuş uçağın yanında, bizim avcılardan biri kendine gelir, kafayı kaldırır... Arkadaşı da gözlerini açmıştır... Gözlerini açan sorar: “Len Ahmet, neredeyiz biz?” Bizimki şöyle bir etrafa bakar... “Hemen hemen.... Geçen yıl düştüğümüz yerin 200 metre kadar gerisinde!”
036. Küfür
Temel, Başbakan’a küfretmekten yakalanır ve mahkemeye çıkarılır. 200 milyon ağır para cezasını çarptırılır ve hemen ödemesi söylenir. Temel parayı ödedikten sonra hakim Temel’e sorar; “Söylemek istediğin başka bir şey var mı?” Temel; “Teyeceğum haçim Pey, ama param pittu.”
037. Tarih
Cennet kapısında 3 kişi varmış. Bunlardan biri Amerikan, biri Fransız, biri de Türk'müş. Amerikalı’ya sormuşlar "Niçin cennete girmek istiyorsun?" diye. “Oraya bir operasyon düzenleyeceğiz!” Fransız’a da sormuşlar, cevaplamış: “Oranın şarabının methini duydum, bir deneyeyim mösyö...” Türk de aynı soruyu cevaplamış: “Biliyorum beni cennete almayacaksınız, ama hiç olmazsa bir müzakere tarihi falan verin!..”
038. Siyaset
İki emekli parkta güvercinlere yem atıyorlardı. Birincisi "Şu güvercinlere ne zaman yem atsam siyaset adamlarımızı hatırlıyorum" dedi. Diğeri; "Neden?" diye sorunca; "Yerde dolaşırlarken elimizden yiyorlar. Havalanınca kafamıza ediyorlar..."
039. Temsil
Seçim öncesi listeler düzenleniyordu. Parti merkezinde genel başkan bir öneride bulundu “Aday listesine Bülent Bey’i kesinlikle alın.” Partinin ağır toplarından biri itiraz edecek oldu “Aman sayın başkanım, Bülent Bey aptalın tekidir.” Başbaşkan “Ülkemizde hatırı sayılır oranda aptal var. Onların da mecliste temsil edilme hakkı vardır!..”
040. İzin
Bir işadamı rüşvet almakla ünlü bir bakana giderek “Bakan bey, şu kadar parayı buyrun... İşim görülsün ve lütfen bu alışverişten kimsenin haberi olmasın.” Bakanın gözleri parlamış “Siz bana o kadar daha para verin, verdiğinizi de herkese anlatın... Benden size izin!..”
041. Delik
Ünlü bir politikacı kendisine bir rüya diyarında muhteşem bir villa yaptırmıştı. Bu villada yok yoktu... Akla gelebilecek her şeyin en iyisi bulunuyordu... Açılış kokteylinde konukların yorumu “Harika... Muhteşem... Şahane... Bundan daha güzeli olamaz...” Derken bir küfürbaz şair “Her şey iyi de... Ah bi’ de şu delik olmayaydı!..” Politikacı bozum olmuş “Hangi delik?” Şair “Hangisi olacak? Azrail’in gireceği delik!..”
042. Personel
Yeni bakan, koltuğuna oturur oturmaz, hemen bakanlığı dolaşmaya, personeli denetlemeye başlar. Odalardan birine girer. Bir yığın memurla karşılaşınca şaşırır “Bu da ne?.. Ne çok insan var burada? Bu serviste bu kadar çok memura ihtiyaç var mı?” Bir memurun yanına yaklaşır “Söyleyin... Siz ne iş yapıyorsunuz burada?” Memur hazırola geçer ve “Bendeniz dosyaları tutarım efendim... Bazen işler çok yoğun olduğu için eve bile dosya götürürüm” İkinci memurun yanına gider bakan “Ya siz?” O memur da hazırola geçer ve “Ben de arkadaşımın tuttuğu dosyalara girecek olan evrakların ilk taslaklarını hazırlarım.” Bir diğer memura “Ya siz?” Memur “Ben de arkadaşımın hazırladığı ilk taslakları temize çekerim.” Bir diğeri “Ben de yazılan evrakları numaralarım. İşim öylesine çoktur ki, sabah ilk otobüsle gelirim, son otobüsle evime giderim. Hatta öğlen yemekleri için bile dışarıya çıkmam, burada yerim.” Bakan bezmiş bir ifadeyle bir diğer memura sormuş “Ya siz?” Memur “Sayın bakanım...Ben de dosyalarda yapılan yanlışları düzeltirim. İşim öylesine çoktur ki, burada sabahladığım olur.” Tam o sırada bakanın gözü arkalarda oturan birbirinden güzel iki kıza takılır. Onların yanına gider ve “Ya siz? Siz ne yapıyorsunuz burada?” Kızlardan biri kikirder “Rica ederim sayın bakanım... Arkadaşımızın düzelttiği o yanlışları kimler yapıyor sanıyorsunuz?..”
043. Demokrasi
Çocuk eve geldiğinde babasına “Babacığım, hayat bilgisi dersinde demokrasiyi işliyoruz. Bana demokrasiyi anlatır mısın?” demiş. Baba “Bak oğlum, bazı şeyleri iyice öğren, yarın sana demokrasiyi anlatırım...” demiş ve eklemiş “Bak şimdi benim fabrikam var ve eve para getiriyorum. Ben ‘kapitalist’im. Annen evdeki para işlerini düzenliyor; o ‘hükümet’. İkimiz de senin için çalışıyoruz. Sen ‘halk’sın. Beşikteki küçük kardeşin ise ‘gelecek’. Evdeki hizmetçi kız ise ‘işçi sınıfı’. Sen bunları düşün, yarın sabah görüşürüz.” Çocuk vurmuş kafayı yatmış. Gece kardeşinin ağlamasıyla uyanmış. Bakmış ki kardeşi altını bir güzel doldurmuş, ondan ağlıyor. Annesinin odasına koşmuş. Anne horul horul uyuyor. Uyandırmaya çalışmış, boşuna. Baba odada yok. Aranmış, bakmış ki baba hizmetçi kızın üstünde iş bitiriyor. Çaresiz dönüp yatmış. Kahvaltıda baba “Gel oğlum, şimdi sana demokrasiyi anlatayım” deyince çocuk “Gerek yok baba... Ben artık biliyorum” demiş. Baba şaşkın “Anlat o zaman...” Çocuk anlatmış “Kapitalist işçi sınıfını düzerken hükümet uyuyor. Halk çaresiz, gelecek ise bok içinde!..”
044. Orantı
- Refah Partisi ile kadınların giysileri arasında nasıl bir orantı var?
- Ters orantı... Refah açılınca kadınlar kapanıyor; Refah kapanınca kadınlar açılıyor.
045. Test odası
Dönemin başbakanı Manisa’yı gezerken akıl hastanesine yolu düşer. Hastane içinde yetkililerle dolaşırken “Test odası” diye bir levha gözüne ilişir. “Ne işe yarıyor?” diye sorar. Doktorlar odayı açar, gezerken bir yandan anlatırlar; “Efen’im burası bizim ilk test odamızdır... Gördüğünüz gibi burada ağzına kadar su dolu bir küvetimiz var. Şüpheliyi bu odaya sokar ve sonra kendisine bir çay kaşığı, irice bir kepçe ve bir de kova veririz. Sonra da kendisinden suyu taşmadan boşaltmasını isteriz...” Başbakan; “Haaaaa!.. Anladım... Akıllı olan kovayı seçiyor muhakkak!..” Doktorlar; “Hayır efen’im... Akıllı olanlar tıpayı çekiyor!..” (“scuba”/Ek$iSözlük)
046. Komünist
Milletvekili Selçuk Erverdi 1969 seçim kampanyası esnasında atayurdu Umudum’dadır. İzzet ikramdan sonra sohbet meclisi kurulur, söz siyasete gelince Selçuk bey siteme başlar:
- Partideki muhaliflerim “Selçuk bey’e köylüsü bile rey vermir” diyirler dayanamiram! Bakın siz rey vermesez de seçilirem. Heç olmazsa köyümden oy alim ki, başımı tik dutim, canım!
- Bey ey diyirsen, ey diyirsen de sizin partiye de “gominist” diyiler.
- İnandız mı? Hem goministlik ne bilir misiz?
- Bileceğimiz, irz, mal, namus, para, mülk, iş , her şey ortak!
- Bu yüzden Halk Partisi’nden gorhirsiz ele mi?
- He beg... Allah’ın bildiğini kuldan ne sahliyah!..
- Peki ola cevap verin bahim, bu köyde tarla, çayır, mal mülk en çok kimde var?
- Allah daha da var etsin, sizde helbet!
- Para pul?
- Tavv! Para atlı biz yayan...
- Peki ola hanginizin karısı, kızı, bacısından bizimkiler aşağı?
- Anamız bacımız olsunlar, eseletlidirler.
- Eleyse deli gavatlar, goministlikten ben gorhmiraaam, siz niye gorhirsiz? (“rq”/Ek$iSözlük)
047. Bakan karısı
Bakanlardan birinin ölmesiyle başka bir milletvekili onun süresini doldurmak üzere seçilmişti. Adam hemen karısına telefon ederek, bu haberi vermek istedi:
-Bir bakan karısı olmak ister miydin?
Karısı biraz düşündü sonra:
-Hangisinin?..
048. Enflasyon
Bir gün başbakan çocuk parkından geçerken çocuğun birinin uçurtmasını indirmeye çalıştığını ama bir türlü indiremediğini görmüş ve yardım etmek istemiş. Çocuğa seslenmiş:
- Ben sana yardım edeyim…
- Sen onu indiremezsin amca! Çünkü üzerinde “enflasyon” yazıyor!..
049. Tamamen duygusal
(Cem Yılmaz’ın oynadığı Telsim reklamından)
- Bülent dede bak memurlara...
- Neyine bakacam be?.. Her şeye çare buldular, şu Başbakanlık’ın basılmasına bir çare bulamadılar... Ayıptır be...
- Açıııızzz...
- Konuşma bee, şuna bak... Yürüyün... Bak para var or’da para... At onu cebine...
- !...
- Bülent Ecevit 1997... Hıııhh... 70 yaşında, gencecik bir delikanlıyım... Herkes perişan... Başbakan yapmak istiyorlar... Beni tercih ettiler... Neden ben dersen, özel bir nedeni yok... Tamamen kaygısal...
- Hop... Hop... Hooop...
- Zıplama kız Mesut gibi... Başım ağrıyo’ zaten... Nasıl yapıyo’ deden?..
- Tamamen kaygısal...
- Necmettin dede bak savcılara...
- Neyine bakacam be... Her şeye çare buldular, şu siyaset yolunu açmaya bir çare bulamadılar... Ayıptır be...
-AİHM...
- Konuşma bee, şuna bak... Yürüyün... Bak para var orda para... At onu cebine...
- !..
- Necmettin Erbakan 1997... Hıııhh... 28 Şubat'tan yeni çıkmışım... Herkes karşımda... Hapse atmak istiyorlar... Altınoluk'u tercih ettim... Neden Altınoluk dersen, özel bir nedeni yok... Tamamen yargısal...
- Hop... Hop... Hooop...
- Zıplama kız gardiyan gibi. Başım ağrıyo’ zaten... Nasıl yapıyo’ deden?...
- Tamamen yargısal...
- Süleyman dede bak gazetecilere...
- Neyine bakacam be... Binanaleyh uzaya bile muhabir gönderdiler, şu sokağa bir canlı yayın aracı koymadılar... Ayıptır be...
- Babaaaa...
- Konuşma bee, şuna bak... Yürüyün... Bak para var orda para... At onu cebine...
- !..
- Süleyman Demirel 2000... Hıııhh... Köşk'ü yeni bırakmışım... Görev süremi uzatmak istiyorlar... Ben Güniz Sokağı tercih ettim... Neden Güniz Sokak dersen, 5 artı 5 nedeniyle... Tamamen rakamsal...
- Hop... Hop... Hooop...
- Zıplama kız Cavit gibi. Başım ağrıyo’ zaten... Nasıl yapıyo’ deden?...
- Tamamen rakamsal...
- Rıza dede bak liderlere...
- Neyine bakacam be... Her şeye çare buldular, şu liderlerin halka ettiğine bir çare bulamadılar... Ayıptır be...
- Gaaaak...
- Konuşma bee, şuna bak... Yürüyün... Bak domates var orda domates... At onu da çantaya...
- !..
- Vatandaş Rıza 2001... Hıııhh... İşten yeni atılmışım... Bir lokma yiyecek yok... Zıvanadan çıkarmak istiyorlar... Ben çöpten yiyecek toplamayı tercih ettim... Neden çöp dersen, özel bir neden yok... Tamamen toplumsal...
- !..
- Zıplama kız döviz gibi. Başım ağrıyo’ zaten... Nasıl yapıyo’ deden?..
- Tamamen toplumsal...
050. Sevimsiz bakan
Bir bakan, kendisini gazetecilere hiç sevdirememişti.Ne yapsa makbule geçmiyor, basın hergün kendisiyle uğraşıyordu.Nihayet, “Öyle bir şey yapayım ki, gazeteciler mat olsun!” diye düşündü ve ilan etti: “Pazar günü saat 10'da denizin üzerinden yürüyerek geçeceğim.” Pazar sabahı saat 10'da tüm basın mensupları toplandılar orada. Bakan geldi ve denizin üzerinde yürümeye başladı. Karşı kıyıya kadar da yürüdü.Herkesin gözleri dehşetle açılmıştı. Ertesi gün tüm gazetelerde şu başlık vardı: “Bakan yüzme de bilmiyor!”
Gelen Fıkralar
Bu dökümana henüz fıkra eklenmemiş, aşağıdaki formdan fıkranızı ekleyebilirsiniz.